Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





Güncelleme: 11.07.2001
Gazeteciler Sendikası medyayı eleştiriyor
Basının sermaye yapısı ve patronların saldırıları

Günümüzde, dincisinden solcusuna, liberalinden milliyetçisine, hangi siyasal çizgide yayın politikası izlerse izlesin, basın-yayın kuruluşlarının hemen hemen tümü sermayenin egemenliği altına girmiştir. Yayın söylemi ne olursa olsun, gazetecilik sektöründeki bir işletmenin çalışma esasları, piyasa koşullarına uygun vahşi kapitalist yöntemlerdir.

Basın-yayın sektöründeki rekabet "tekelci rekabettir" (oligopol piyasa); iki patron (Dinç Bilgin ve Aydın Doğan) üç büyük gazetenin (Sabah ve Hürriyet-Milliyet) ve aynı şirketler grubuna ait televizyonların (ATV ve Kanal-D) sahibidir. Bu iki grup toplumun yüzde 80'inin haber alma hakkını kontrol altında tutarken, sayıları yüzlerle ifade edilen bir boyuta ulaşan diğer gazete ve televizyonların varlığının basın özgürlüğü anlamına geldiğini ileri sürmek son derece yanıltıcı olacaktır.

Böyle bir piyasada, pazar payının çoğunluğunu elde tutan grupların yayınları, haberleri ve yorumları da, gazetecilik mesleğinin de tanımlanmasında belirleyici olmaktadır. Diğerleri arasında doğruyu yapan dahi olsa, gazetecilik, bu tekelci sermayenin sahibi olduğu basın-yayın organlarının yanlışlıkları, yozlaşması, meslek ahlakıyla bağdaşmayan tavırları ile anılmakta, özdeşleştirilmektedir.

Bu arada, oligopol piyasaların bir özelliği olarak, sektörde egemen olan iki grup, bir yandan birbirleriyle kıyasıya rekabet ederken (promosyon ve ansiklopedi savaşları) diğer yandan ortak çıkarları doğrultusunda gizliden ya da açıktan işbirliği yapmaktadırlar.

İki grup arasında, kendilerinden ayrılan bir gazetecinin diğer grubun yayın organlarında istihdam edilmemesine ilişkin gizli anlaşmalar vardır. (Son zamanlarda gazetecilik sektörüne kara paranın akın etmesiyle başlayan hareketliliğin ardından, bu centilmenlik anlaşması, 'bir senden, bir benden' anlayışıyla yine 'centilmenlik' kuralları içinde bir süre rafa kaldırılmış gibi gözükmektedir.) Bu tür patron dayanışmaları, gazetecilerin, yani işgücünün serbestçe dolaşım hakkını engellemekte, ücretleri baskı altında tutmaktadır.

Bu işbirliği, tekelci rekabet özelliğindeki gazetecilik sektörünü "kartelleşmeye" doğru götürmektedir. Halen, Doğan ve Bilgin grupları reklam ve dağıtım alanında iki ayrı kartel oluşturmuş durumdadırlar.

İki grup, reklam pastasından azami yararlanabilmek için kendi aralarında bir kartel kurmuşlardır. BİMAŞ Birleşik Medya Pazarlama A.Ş, reklam yoluyla elde edilecek gelirlerin tek elden paylaşımını amaçlamaktadır.

Yayıncılıktaki tekelci rekabet, gazetelerin dağıtımı alanında yerini tam anlamıyla bir başka kartele bırakmıştır. Doğan grubuna ait YAYSAT ile Bilgin grubuna ait Birleşik Basım Dağıtım şirketleri 1996 yılında BİRYAY adlı bir kartel oluşturdular. Dağıtımını yaptıkları gazetelerin sözleşmelerini iptal edip kendilerine yeni koşullar dayattılar. Birçok yayın organı bu koşulları kabul etmek zorunda kalırken, kimi gazeteler sözleşme şartlarını reddedip kapanmayı göze aldı ya da başka dağıtım yollarını arayarak yaşamını sürdürmeye çalıştı.

Basın-yayın sektöründeki bu tür kartelleşme girişimlerini engelleyecek yasal düzenlemeler mutlaka hayata geçirilmelidir. Medya patronlarının, yayıncılık ve dağıtımda çok sesliliği önleyecek ölçüde yayın ve dağıtım şirketine sahip olması ya da bunlarla ortaklık kurması yasal sınırlamalara tabi tutulmalıdır.

Bunların dışında, gazetecilik işkolunda vahim olan bir başka olgu, patronların, siyasi iktidarlarla ittifak kurmalarıdır. İktidarlar üzerinde ciddi bir baskı oluşturmak amacıyla basın-yayın organlarını ele geçiren sermaye sahipleri, halkın haber alma özgürlüğünün bir aracı olan gazete, radyo ve televizyonları kendi kişisel çıkarları için hiç doymaksızın kullanmaktadırlar.

Medya patronlarının, siyasi iktidarlarla ucuz kredi pazarlığına girmeleri artık herkesin bildiği bir gerçektir. Bunun karşılığı ise o medya patronunun, siyasi iktidara vereceği destektir. Siyasi iktidarlarla medya patronları arasında varılan gizli anlaşmaların sonucu ise; emekçi kesimlerin aleyhine olan siyasi ve ekonomik uygulamaların savunuculuğunu üstlenmektir. Ücretleri gerileten istikrar paketlerinin kamuoyuna kurtuluş reçeteleri gibi sunulması, halkın malı olan devlet kuruluşlarının özelleştirme adı altında sermayeye peşkeş çekilmesi, emekçilere emekliliği mezarda layık gören IMF dayatmalı geç yaşta emeklilik yasaları bunlardan bazılarıdır.

Basın-yayın organlarını, kamu hizmetini yerine getirmekten çok, kâr amacı güden şirketler olarak gören ve kişisel çıkarları doğrultusunda baskı aracı olarak kullanan medya patronları, ait oldukları sermaye grubunun çıkarları uğruna her şeyi rahatlıkla yapabilmektedirler.

Son yıllarda hükümetlerin kurulması ve yıkılmasında medyanın büyük rol oynadığı, kimi zaman partiler arasında arabuluculuk dahi yaptıkları bilinen gerçeklerdir.

Mesut Yılmaz'ın Başbakanlığındaki 55. Hükümetin kurulmasında da etkili olan medya, uzunca bir süre RTÜK yasasının, devlet ihalelerine katılma yasağı getiren maddesinde değişiklik yapılması beklentisine girmiştir. Amaç, medya patronlarına kamu ihalelerine girme hakkının tanınmasıydı. Siyasi iktidar, sözkonusu yasa değişikliğini, başka bazı düzenlemelerin ardına sığınarak gözlerden gizlemeye çalışmış ve ısrarla savunmuştur. TGS Ankara Şubesi tarafından 24 Mayıs 1998 tarihinde yayımlanan RTÜK Raporu'nda ortaya konulan sert tepkinin etkisiyle iktidarın ilk denemesi sonuçsuz kalmıştır. İkinci denemede ise sözkonusu yasa değişikliğinin Meclis'te görüşülmesinin reddedilmesiyle 1 yıl boyunca bu konunun tekrar gündeme getirilmesi olanaksız hale gelmiştir. Söz konusu yasa değişikliğinin, son derece sakıncalı yönleri bulunmaktadır. Bu konudaki görüşlerimiz, ilgili bölümde açıklanmaktadır.

Buna ilave olarak, medya patronlarının gazetecilik mesleği dışında herhangi bir ticari faaliyette bulunması ya da bu tür ticari kuruluşların uzantısı olarak faaliyet göstermesi, yeni yasal düzenlemelerle mutlaka sınırlandırılmalıdır.

Medyanın bu denli sermaye egemenliğine girdiği, vahşi kapitalizmin yeni bir hayat damarı bularak tekrar dirildiği böylesine bir ortamda, basın emekçileri, patronların ücretli kölesi haline getirilmiştir. Sendikasızlaştırma yoluyla basın emekçilerinin her türlü hakkını ellerinden alan medya patronları, binlerce gazeteciyi kadrosuz ve sigortasız, iş güvencesinden yoksun olarak, hiçbir fazla mesai ödemesi yapmaksızın 24 saat hizmet isteyerek sömürmektedirler. Yıl sonları ise gazeteciler için toplu işten atılma dönemleridir.

Gelişmeler, gazetecinin mesleki yetenek ve bilgisini de artık geri plana itmiş; patronların gözünde, ticari arabuluculuk ve iş takibi yapanlar itibarlı konuma yükselmiştir. Emeğinden başka satacak bir şeyi olmayan basın emekçileri ise her an işten atılma korkusuyla, kendisine dayatılan asgari ücrete, kadrosuz, sigortasız ve güvencesiz çalışmaya razı olmak zorunda kalmaktadır. Gazetecilerin var olan yasal haklarından birçoğu ya fiilen uygulanmamakta, ya da medya patronlarının verdikleri uğraşlar sonucunda yargı organlarının yanlış değerlendirmeleriyle ortadan kaldırılmaktadır. Basın emekçilerinin gaspedilen bu hakları itibariyle gazetecilik işkolu, 1961'de çıkarılan 212 sayılı Yasa'dan daha ileri haklar öngören acil bir yasal düzenlemeye muhtaç durumdadır!

Polislerin, yeraltı dünyasının, silahlı çetelerin tehdit ve saldırılarının ötesinde, basın emekçilerine yönelik düşmanlığı ve saldırıları hiç bitmeyen bir kesim işte bu medya patronlarıdır. Siyasi iktidarlar, artık patronların değil emekçilerin haklarını gözeten politikaları tercih etme noktasına gelmelidir. Bu kadar baskının daha ilerisi hiç umulmadık bir anda ortaya çıkacak toplumsal ve fiili çatışmalar olacaktır !

Şimdi, basın sektöründe yaşanan sorunları birkaç başlık altında özetlemeye çalışalım.

Kaçak işçilik
Basın sektöründe faaliyet gösteren bütün gazete, dergi, ajans, televizyon ve radyo kuruluşları, hiçbir istisnası olmaksızın, basın emekçilerini uzun yıllar sigortasız ve sözleşmesiz olarak çalıştırmaktadır. (Bilindiği üzere 212 sayılı Yasaya göre, gazeteci, yazılı hizmet akdiyle çalıştırılmak zorundadır.)

Kaynağını yasadan alan stajyerlik uygulaması, amacını aşan bir biçimde istismar edilmektedir. Yasadaki 3 aylık staj süresi, basın-yayın organları tarafından sömürü aracı olarak değerlendirilmekte ve bu süre basın emekçisinin sabrı ve mecburiyetiyle eş orantılı olarak uzatıldıkça uzatılmakta, kimi zaman 4-5 yıla ulaşmaktadır.

"Stajyer muhabir" adı altında istihdam edilen basın emekçisi, yıllar boyunca sigortasız olarak çalıştırılmakta, en ağır görevlere gönderilmekte, gece mesailerine bırakılmakta, basın kartı olmadığı için kimi zaman toplumsal olaylarda sıkıntılarla karşılaşmakta, gazeteci olduğunu kanıtlayamadığı gerekçesiyle gözaltında tutulmakta, hatta hiçbir yasal güvencesinin bulunmadığı bir ortamda yaşamını yitirmektedir! Halen bu tarzdaki stajyerlik, bütün basın-yayın organlarında (büyük, küçük, liberal, dinci, solcu, milliyetçi, muhafazakar...) uygulanmaktadır.

Bu olgunun bir başka çarpıcı yönüne, özellikle -halen tam anlamıyla yasal statüye kavuşmamış olan- yerel ve ulusal düzeyde yayın yapan radyo ve televizyonlarda rastlamaktayız. Özel radyo ve televizyonlarda çalışanların bulundurması gerekli asgari sarı basın kartlı kadrolara ilişkin yasa hükümlerinin mevcudiyetine rağmen, bu alandaki denetim yetersizliği, kurallara uyulmaması sonucunu doğurmakta, milyarlarca liralık reklam geliri olan bu işletmeler tamamen kaçak işçi istihdam etmektedir. Sendikamıza ulaşan bilgiler, bunların büyük bir çoğunluğunun yasada belirtilen koşullara uygun olmadığı yönündedir.

Burada üzerinde durulacak bir başka konu ise; basın-yayın organlarında gazeteci olarak çalışan kişilerin, 212 sayılı yasaya tabi olmaları gerektiğidir. Bu yasaya göre, gazeteci ile işveren arasında yazılı hizmet akdi imzalanmak zorundadır. Ancak değil böyle bir aktin imzalanması, gazetecilik yapan kişiler, o işyerinde 1475 Sayılı İş Kanunu'na göre istihdam edilmekte, bazı işyerlerinde ise kadroları temizlik işçisi, sekreter, şoför ya da çaycı olarak gösterilmektedir. Kimi basın-yayın organlarında çalışanlar ise patronlarının sahibi olduğu diğer fabrika veya ticarethanelerde kadrolu olarak görünmektedir. Bazı durumlarda ise basın kartlı çalıştırılması zorunlu personel kadrolarının doldurulması amacıyla, gazeteciyle buna uygun yazılı bir sözleşme imzalanmakta ancak bunun bir örneği gazeteciye verilmeyerek işverende tutulmaktadır. Böyle bir sözleşmenin gerektiğinde gazeteci tarafından işleme konulmak istenmesinin güçlüğü aşikardır, varlığı bile tartışmalıdır.

Kölelik belgesi
Bu tür hizmet akitlerinin birinden aldığımız ve basın emekçisine dayatılan hükümlerden bazıları şöyle:

"Madde 1) Fikir işçisinin yapacağı iş, genel olarak ..... dır. Ancak İşveren,
a) Fikir işçisinin, bu sözleşme ile kararlaştırılmış olan işin nevini gazetecilik ve televizyon haberciliği ile ilgili diğer işlerden birisi olmak kaydıyla, geçici veya sürekli olarak değiştirmek hakkına sahiptir.
b) Fikir işçisinin çalıştığı işyerini daimi veya geçici olarak kendisine ait yurtiçindeki veya yurtdışındaki işyerlerinden veya bürolarından herhangi biri olmak kaydıyla her zaman için değiştirebilir. Fikir işçisi bu işyeri değişikliğine itiraz edemez.
c) Fikir işçisini gazetecilik ve televizyon haberciliği ile ilgili olmak kaydıyla, aynı zamanda birden fazla servis ve işte çalıştırabilir. Bu çalışmalar, günlük yasal çalışma süresi içerisinde yapılacağından ayrıca ek bir ödeme yapılmasını gerektirmez.
d) Gazeteciliğin ve televizyon haberciliğinin özelliği itibariyle, fikir işçisinin günlük işe başlaması ve işinin sona ermesi saatlerini tespite, işçiyi gece ve gündüz veya kısmen gece ve kısmen gündüz saatlerinde yahut nöbet vardiya sistemi içerisinde çalıştırmaya yetkilidir. Fikir işçisi, bu iş ve çalışma düzenlemelerine uymak zorundadır.
Madde 2) Fikir işçisi, işverenin lüzum görmesi halinde fazla mesai yapmayı ve genel tatil günlerinde, milli ve dini bayram günlerinde de çalışmayı peşinen kabul ve taahhüt etmiştir.
Madde 3) İşveren, fikir işçisine, bu sözleşmede belirtilen görevi karşılığında, her ay net olarak ..... TL ödeyecektir. Bu ücret, taraflarca müştereken ve serbest iradeleri ile tayin ve tespit edilmiştir. Bu ücret, fikir işçisinin imzalı veya imzasız tüm yazı, röportaj, haber, fıkra, tefrika, karikatür, resim, diğer yazılı basın ve televizyon haberciliği ile ilgili tüm çalışmalarının ve bu sözleşme ile kendisine tevdi edilmiş ve edilecek bütün işlerin karşılığı olup, bu ücrete ayrıca, çalışma günleri, genel tatil günleri, milli ve dini bayram günlerinde yapılan fazla mesailere ilişkin ücreti, ikramiye ve mevzuattan kaynaklanan diğer her türlü mali ve sosyal hakları dahildir. Fikir işçisi, her ne sebeple olursa olsun, kararlaştırılmış olan bu aylık ücretinden başkaca bir ücret talep edemez. Fikir işçisine, bu sözleşme gereğince yapılacak ödemeler, işverenin belirleyeceği yer ve şekilde yapılır. Fikir işçisi, tahakkuk eden nakdi ve yasal haklarını, zamanında almadığı takdirde, işveren ayrıca başka bir tediye şekline başvurmak zorunda değildir ve geç ödemeden dolayı da mütemerrit kabul edilemez ve sorumlu tutulamaz. Fikir işçisinin aylık ücret bordrosunu, yazılı bir itiraz kayıt dermeyan etmeksizin imzalamış olması, imza tarihinden önceki aylara ilişkin bir ücret alacağı bulunmadığının kabulü anlamına gelecektir.
Madde 7) Fikir işçisi, görevinin ifası sırasında, ihmal, dikkatsizlik, tedbirsizlik ve kusurlu hareketlerinden doğacak her türlü zararlardan şahsen sorumludur. Fikir işçisinin, mevzuat veya sözleşme hükümlerini herhangi bir suretle ihlal etmesi, akdin işveren tarafından derhal ve tazminatsız feshi için haklı ve muhik sebep teşkil eder. Bu halde fikir işçisi kıdem tazminatı da talep edemez.
Madde 10) Fikir işçisinin, işverenin işyerindeki kıdem başlangıç tarihi ../../..'dir. Ancak sadece yıllık izin süresinin tespiti bakımından fikir işçisinin basın mesleğine başlangıç tarihi ../../.. olarak belirlenmiştir. Fikir işçisi, daha önceki işyerlerinden kıdem tazminatı almamış olduğu ortaya çıksa dahi, işverenden işe başladığı tarihten önceki diğer işyerlerinde çalıştığı sürelere ait kıdem tazminatı istemeyeceğini ve bu haklarından işverene karşı peşinen feragat ettiğini kabul ve beyan etmiştir."

Bu bir kölelik belgesi değil de nedir? Basın emekçisi, bunun dışında, ayrıca bir de köle ücretine layık görülmektedir. Gazetecilik işkolunda basın emekçilerinin çoğu ucuz işgücü olarak kullanılmaktadır. Astronomik ücret alanların sayısı parmakla sayılacak kadar sınırlıdır. Ayrıca, basın emekçisi, gerçek ücretiyle -eğer alabilirse- bordrosunda gösterilen ücret arasındaki farklılıktan dolayı da uzun vadede çok önemli hak kayıplarına uğratılmaktadır. Medya patronları da, gerek suistimal derecesinde başvurdukları "telif ücreti" uygulamasıyla, gerekse gerçek ücretler ile bordro ücretlerini farklı göstermek suretiyle, vergi kaçakçılığı yapmaktadır.

Devamı


SİVİL TOPLUM













TÜM STK'lar
İÇİN TIKLAYIN


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla