Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





Güncelleme: 21.01.2002

Sergi Soruşturan Demokrasi
Anadolu'nun Solan Rengi: Süryaniler fotoğraf sergisi ve fotoğrafçıları soruşturma altında
Diyarbakır Fotoğraf Grubu
tarafından 1995 yılından beri prospektif belgesel bir çalışma olarak planlanan ve daha öncesinde 1999 yılında İstanbul, Ankara ve 2000 yılında Erzincan'da sergilenen fotoğraf sergisinin 1 Kasım-15 Kasım 2001 tarihleri arasında Bilgi Üniversitesi, Sayın Turgut Alaca'nın katkılarıyla Diyarbakır Devlet Güzel Sanatlar galerisinde Diyarbakır Emniyet Müdürlüğünden izin alınarak sergilenmesini takiben sergide fotoğrafları bulunan fotoğrafçılar hakkında İçişleri Bakanlığı'nın izni ile bakanlıklar düzeyinde bir soruşturma başlatılmıştır. Avrupa Birliği'ne tam üyelik amacıyla uyum yasalarının birbirinin ardı sıra çıkartıldığı bu günlerde bu yasalara imza atan bakanların izni ile bir fotoğraf sergisi ve sergiyi oluşturan fotoğrafçılar hakkında ortaçağ zihniyetinde başlatılan bu soruşturma ne anlama gelmektedir? Yapılan uygulama başta sergi fotoğrafçıları olmak üzere geniş bir çevre tarafından hâlâ anlamlandırılamamıştır. Perhizde mi yoksa lahana turşusunda mı karışıklık olduğu hâlâ olay tarafından taciz edilenler tarafından anlaşılamamıştır. Bu soruşturmanın gerekçesi için soruşturmayı açan bakanlık tarafından ve fotoğraf sanatçısı Sayın Bakan İsmail Cem tarafından bir açıklama beklediğimizi tüm kamuoyuna bildirmek istiyoruz.

Diyarbakır Fotoğraf Grubu (DİFOG)

Mazlumder:
ABD Esirlere insan muamelesi yapmalıdır

Afganistan'da yaşanan olayları insan hakları perspektifinden değerlendirmek ve son dönemde artan endişelerimizi aktarmak istiyoruz. Bildiğiniz gibi 11 Eylül Saldırıları sonrasında ABD güçleri Afgan yönetimine ve el-Kaide örgütüne savaş ilan ederek yoğun bir bombardıman gerçekleştirdi. Saldırıların başladığı günden bu yana uluslararası insan hakları örgütlerini de zaman zaman açıklama yapmaya mecbur bırakan bir dizi hukuksuzluk ve hak ihlalleri gerçekleşti. Bu ihlaller, ABD güçlerinin saldırılarında da yerel güçlerin birbirileriyle olan mücadelelerinde de çok kaba bir şekilde gözler önüne serildi. Uluslararası hukuk açısından zaten kabul edilemez olan saldırılara ek olarak Kabil başta olmak üzere birçok şehirde yaşanan yağma, talan ve linç olayları bunlardan bazılarıydı. Bugün ise insan hakları açısından daha kaygı verici ve insanlık onurunu tamamen ayaklar altına alan bir dizi uygulama yaşanmaktadır. ABD güçleri yakaladıkları Taliban ve el-Kaide mensuplarına hiçbir uluslararası sözleşmeye uymayan muamelelerde bulunmaktadır. 371 esirin bir kısmı Küba yakınlarındaki Guantanamo üssüne götürülmektedir. Bu kişilerin hukuki statüsü kasden belirlenmemekte ve bunlar hiçbir hakkı olmayan insanlar olarak değerlendirilmektedirler. Başlarına çuval geçirilmiş, elleri ayakları zincirlenmiş ve uyuşturulmuş olarak 13 bin kilometrelik bir mesafeye götürülen bu insanların temel haklarının tamamen ortadan kaldırılması ise başta İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi olmak üzere Birleşmiş Milletler bünyesinde deklare edilen bir çok konvansiyona aykırıdır. ABD Savunma Bakanı Rumsfeld'in "hiçbir hakları olmayan yasadışı savaşçılar" olarak adlandırdığı bu kişilerin bir savaş esirinin sahip olması gereken haklara dahi sahip olamaması ABD'nin hukuk zemininde değil, kin ve nefret zemininde hareket ettiği izlenimi vermektedir.

1949 yılında imzalanan Cenevre Sözleşmesi ile savaş sırasında ele geçirilen esirlere haklar tanınmaktadır. Bu hakların başında esirlerin kültürel ve dini inanışlarına uygun beslenmesi, içecek su, temizlik ve sağlık ihtiyaçlarının karşılanması, dış dünya ile iletişim kurması ve yakınlarıyla mektuplaşması yer almaktadır. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 5. maddesine göre hiç kimse işkenceye, zalimane, gayri insani ve haysiyet kırıcı muameleye tabi tutulamaz.

Bir insanın suçlu olması onun tüm haklarının ortadan kaldırılabileceği anlamına gelmemektedir. Suçlu olan insan verilen cezayı çekecektir, ancak bu cezayı insan olarak sahip olduğu diğer hakları ve onuru ortadan kaldırılmadan çekmelidir. 1990 tarihli "Herhangi bir biçimde tutulan veya hapsedilen kişilerin korunması için prensipler Bütünü" olarak deklare edilen Birleşmiş Milletler kararı "Herhangi bir biçimde tutulan veya hapsedilen bir kimse, insaniyetin ve insanın doğuştan sahip olduğu İnsanlık onuruna saygının gerektirdiği bir biçimde muamele görür." demektedir.

Değerli Basın Mensupları, insan haklarını sürdürülebilir bir kavram olarak koruyabilmenin yolu çifte standardı ortadan kaldırabilmekten geçmektedir. Hakların hukuk zemininde tüm dünya insanları için geçerli olabilmesi bu haklara duyulan saygınlığın bir gereğidir. Eğer bu noktada çifte standart, keyfilik ve hukuksuzluk yaşanırsa, bundan dünya barışı büyük yara alır. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Bildirgesi'nin 2. maddesi "İster bağımsız ülke uyruğu olsun, ister vesayet altında ya da kendi kendini yönetmeyen bir ülke olsun, ister başka bir egemenlik sınırlaması altında bulunsun, bir şahıs hakkında uyruğu bulunduğu ülkenin siyasal, hukukî veya uluslararası statüsünden kaynaklanan herhangi bir ayırım yapılamaz."demektedir. Hiçbir kural tanımayan ve insanlık onurunu ayaklar altına alan bu çağdışı görüntülere dünya kamuoyu sessiz kalmamalıdır.

Bu kişilerin hukuki statülerinin belirsizliği kadar önemli olan diğer bir husus da yargılamanın nasıl olacağıdır. Taliban mensuplarının uluslararası bir mahkeme yerine, ABD denetiminde bir askeri mahkemede yargılanmaları diğer bir hukuksuzluk örneği olacaktır. Ayrıca Küba'ya ait olan ancak sözleşmelerle ABD'nin elinde olan Guantanamo Üssü'nde bu yargılamanın gerçekleştirilmesi tutukluların ABD federal kanunlarındaki temyiz hakkını da ortadan kaldırmaktadır. Oysa Evrensel Bildirgenin 10 maddesi Herkesin hakları, yükümlülükleri veya cezai nitelikteki her türlü suçlamalar konusunda davasının tam bir eşitlikle, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından hakkaniyetle ve açık olarak görülmesi hakkına sahip olduğunu söylemektedir. Bu tutuklular her yönden keyfi ve sahipsiz bir ortamda sıkışmış durumdadırlar. Bu kişilerin kimliği, ideolojisi veya görüşü ne olursa olsun bizim için önemli olan temel insan hak ve özgürlüklerin ve hukuk normlarının tüm yerkürede geçerli olması, ayrımsız şekilde tüm dünya insanına uygulanmasıdır. Burada yaşanacak bir zafiyetin veya kuralsızlığın bundan sonra daha büyük ihlallere yol açabileceği, örneklik teşkil edeceği ve yerleşik düzenleri sarsacağı unutulmamalıdır.

ABD'nin tutuklulara uyguladığı kötü muamelenin dünya kamuoyunca görülmemesi için basın ve haberalma/verme hakkını engellemesi de gerçek yüzünü açığa çıkartan bir uygulamadır. Pentagon sözcüsü Amiral Craig Quigley'in bu yasağa gerekçe olarak Cenevre Konvansiyonunun esirlerin aşağılanmasını yasakladığını göstermesi ise özürü kabahatinden büyük bir ayıptır.

Biz MAZLUMDER olarak, dünyanın ortak değeri olan insan haklarının ve hukuk normlarının keyfi ve çifte standartlı uygulamalar ile çiğnenmesini kınıyor, bu utanç tablosunu kaygı verici buluyoruz. Dünya kamuoyunun yaşanan hak ihlalleri ve uygulanan çifte standartlı tavır ile mücadele etmesini insanlık ve evrensel hukuk adına talep ediyoruz.

Greenpeace: Türk hükumeti Aliağa Gemi Söküm Tesisleri'nde tehlikeli atık yasağının çiğnenmesine göz yumuyor
Batı, zehirli gemilerini Türk sahillerinde söktürüyor

Greenpeace bayrak gemisi Rainbow Warrior'dan (Gökkuşağı Savaşçısı) gelen Greenpeace eylemcileri, bugun İzmir-Aliağa Gemi Söküm Tesisleri'nde sökülmekte olan İsviçreli bir şirkete ait "Star of Venice" adlı gemiyi işgal ederek asbest gibi zehirli maddeler içeren gemilerin Türk sahillerinde sökülmesine son verilmesini talep etti. Tırmanıcılar gemiye 60 m2'lik üzerinde "Zehirli Gemiler Giremez" yazan bir pankart astılar. Açılan pankart şiddetli rüzgardan yırtıldı ve polis tarafından çekilerek alındı. Bir grup Greenpeace gönüllüsü "Star of Venice" gemisinin üzerine "Zehirli Gemiler Giremez" ve "Best" adlı başka bir söküm için getirilmiş geminin üzerine de büyük harflerle "No Toxic Ship Trade" (Toksik Gemi Ticaretine Hayır) yazdılar. Greenpeace'in Aliağa'daki gemi söküm tesisleri ile ilgili yaptığı araştırmalar Türkiye'deki gemi sökümu faaliyetlerinin bölgenin -dioksin gibi- zehirli maddelerle kirlenmesine ve işçilerin ve çevrenin tehlikeye atılmasına neden olduğunu kanıtlamaktadır.(1)

Türkiye'deki gemi söküm tesislerine gelen yabancı bayraklı gemilerin çoğu - 20 yaş üstü eski gemiler olduklarından- depolarında, gövdelerinde ve makine ve ekipmanlarının bir parçası olarak toksik (zehirli) maddeler içermektedir. Türkiye kağıt üzerinde bu türdeki tehlikeli atık ticaretine karşı kendini koruyabilmek için yeterli yasal araçlara sahiptir. Buna karşın, var olan "Tehlikeli Atıkların İthalinin Yasaklanması"na ilişkin yasal düzenlemeler Türkiye'ye ithal edilen hurda gemilere uygulanmamaktadır (2). Ayrıca, her beş yılda bir yenilenmesi gereken "gayri sıhhi müessese" izinleri gemi sökümü yapan şirketlere gerekli koşullar yerine getirilmediği halde verilmektedir. Yetkili kurumların gorevlerini ihmal ettiği ve bu yasadışı işleme göz yumdukları açıktır.

Türkiye'de sökülen gemilerin en az %50'si Batı Avrupa'dan gelmektedir. Avrupa Birliği, üyeliğe aday ülkelerden yüksek çevre ve sağlık standartları talep etmektedir. Greenpeace Türkiye gibi ülkelerden bu standartları talep eden Avrupa Birliği'ni(AB) denizcilik endüstrisinin Türkiye'ye yolladığı gemilerin tehlikeli maddelerden arındırılmasını sağlayarak kendi pisliğini temizlemeye çağırmaktadır.

Greenpeace Akdeniz Ofisi Toksik Atık Ticareti Kampanya Sorumlusu Erdem Vardar eylemin yapıldığı alanda basına şunları açıkladı: "Denizcilik endüstrisinin tehlikeli atıklarını Türkiye gibi ülkelere yollayarak, insanları ve çevreyi bilinen en zehirli maddelere maruz bırakmaları cezasız kalamaz. Avrupa Birliği aslında şizofrenik bir konumdadır, çünkü Avrupa Birliği üyeliğine aday ülkeleri yüksek çevre standartları getirmeye zorlarken kendi 'arka bahçesine' zehirli atıkların boşaltılmasına izin vermektedir. Kendi yasalarına rağmen bu zehirli atık ticaretine göz yuman Türk Hükumeti ve ülkeye yasadışı tehlikeli atık ithal eden Gemi söküm şirketleri de en az AB kadar sorumludurlar."

Türkiye'de her yıl yüze yakın gemi sökülmektedir. Greenpeace gemilerin sökülmesine karşı değildir, ancak bu gemilerin tehlikeli atık boşaltımı için bir bahane olarak kullanılamayacağını garanti altına almak istemektedir. Greenpeace zehirli hurda gemi ticaretinin bugünlerde İsviçre'nin Cenevre kentinde tartışılan uluslararası Basel Yasağı'nın kapsamına alınmasını talep etmektedir(3).

Vardar "Aliağa'daki gemi sökümu tesislerinin durumları Hindistan ya da Çin'dekilerden daha iyi değil" dedi. "Hem tesislerde, hem de yakın çevrede oturan köylülerin hurda parçalar topladığı açık atık alanında, asbest içeren malzemeler ve son derece tehlikeli kimyasallar tespit ettik. Bu da insanların sağlığının ve çevrenin büyük risk altında olduğunu göstermektedir."

Greenpeace'in talepleri:
1. Türk Hükumeti zehirli maddeler içeren hurda gemilerin ithalatını derhal durdurmalıdır.
2. Gemi sahipleri, hurdaya çıkan gemilerini Aliağa'ya söküme göndermeden önce, gemilerindeki tüm zehirli maddeleri temizletmelidir.
3. Aliağa Gemi Söküm Tesisleri'ndeki insanlık dışı çalışma koşulları derhal düzeltilmelidir. Bunun için gemi söküm şirketleri derhal gerekli yatırımları yapmaya zorlanmalıdır.

Daha fazla bilgi için: Erdem Vardar, Greenpeace Akdeniz Toksik Atik Ticareti Kampanyası Sorumlusu,
Tel: 0212 292 76 19/20 ya da Cep: 0533 564 28 80;
email: [email protected]

Tolga Temuge, Greenpeace Akdeniz Kampanyalar Yoneticisi, Cep: 0533 214 87 76 Aliağa'daki Gemi Sökümü faaliyetlerinin perde arkasını da içeren video ve fotoğraflar Greenpeace Akdeniz Ofisi'nden temin edilebilir.

Tel: 0212 292 76 19-20 Faks: 0212 292 76 22
(1) Aliağa Gemi Söküm Tesisleri'ndeki Çevre, Sağlık ve Çalışma Koşulları hakkındaki Greenpeace Raporu, www.temizuretim.org adresinden temin edilebilir.

Asbest gemilerde özellikle yanmama özelliğinden dolayı ve yalıtım gücü ve kimyasal olarak nötr olduğu için kullanılmıştır. Gemilerin sökümü sırasında asbest çevreye yayılmaktadır. Asbest tozunun düşük konsantrasyonları bile ciğerlerde yara benzeri dokuların oluşmasına ve solunum güçlüklerine sebep olmaktadır (asbestozis) ve kanserojendir. Dioksin insanoğlunun çevreye yaydığı en zehirli maddelerden biri olarak kabul edilmektedir ve yüksek derecede kanserojendir.

(2) Türkiye 1995'te "Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliği" ile tehlikeli atıkların Türkiye'ye ithalini yasaklamıştır (Resmi Gazete 27.08.1995 no. 22387) ". Bu yönetmeliğe göre tehlikeli atık içeren hurda gemiler de tehlikeli atık kapsamındadır ve bu da yasağın ihlal edildiği anlamına gelmektedir (Çevre Bakanlığı 2001).

(3) "Tehlikeli Atıkların Sınırötesi Taşınması ve Bertarafının Kontrolüne ilişkin Basel Konvansiyonu", diğer adıyla "Basel Yasağı", OECD ülkelerinden OECD üyesi olmayan ülkelere tehlikeli atıkların ihracatını yasaklamaktadır. Türkiye bu Konvansiyon'a 20 Aralık 1994'te taraf olmuştur.

(4) www.greenpeaceweb.org/shipbreak

 

Diğer duyurular için tıklayın

SİVİL TOPLUM













TÜM STK'lar
İÇİN TIKLAYIN


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla