Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





Güncelleme: 05. 10. 2006



İnsan Hakları Derneği:
VİCDANİ RET
ŞİDDETE ARAÇ YAPILAMAZ!


THY uçağını Arnavutluk-Tiran'dan İtalya'ya kaçıran Hakan Ekinci geçtiğimiz ay içinde e-mail ile derneğimize yaptığı başvuruda Türkiye'de asker firarı konumuna düştüğü için Mayıs ayında Arnavutluk'a iltica ettiğini, Arnavutlukta silahlı iki kişi tarafından ölümle tehdit edildiğini ve can güvenliğinin bulunmadığını ve yaşadıklarına ilişkin derneğimizden basın açıklaması yapılmasını talep etmişti. Biz de Ekinci'nin iddialarını araştırmak için Arnavutluk-Tiran İstanbul Başkonsolosluğu'na bir yazı yazarak bilgi istedik. Ancak konuya ilişkin bugüne kadar bize bir açıklama ulaşmadı.

Vicdani ret, kişinin ahlaki, politik gerekçelerle askerlik yapmak istememesidir. Vicdani retçiler bu durumu benimsedikleri tek eylem biçimi olan itaatsizlikle kamuoyuna duyururlar ve bugüne kadar da böyle olmuştur.

Avrupa konseyine üye 46 ülke içinde yalnızca Türkiye ve Azerbaycan'ın kabul etmediği vicdani ret hakkı bir insan hakkıdır. Ancak Türkiye bu hakkı kabul etmediği gibi bugüne kadar vicdani retçileri cezaevi-kışla-firar kısır döngüsü içine sokmuş ve son çıkan TMY ile bu hakkın ifade edilmesini terör suçları kapsamına almıştır.

Tasarıda yer alan değişiklikle basın ve yayın organlarının sahiplerine "açıklama ve yayınlama yasağı" ile ilgili olarak dikkat ve özen yükümlülüğü yüklenmek istenmekte ve buna aykırı davranış ceza yaptırımı altına alınmaktadır.

AİHM Ocak 2006 yılında aldığı Osman Murat Ülke kararında vicdani retçilerin yaşadığı bu hak ihlalini "sivil-medeni ölüm" olarak adlandırarak Türkiye'yi mahkûm etmiştir.

Bu açıdan baktığımızda Hakan Ekinci'nin uçak kaçırıp iltica talep etmesini Vicdani Ret ve itaatsizlik eylem tarzı ile ilişkilendirmek mümkün değildir.

Ekinci ve uçak kaçırma eyleminin vicdani retçilik ve savaş karşıtlığı ile ilişkilendirilmesi tehlikelidir. Olay hiçbir biçimde vicdani retçilik ve savaş karşıtlığı ile ilişkilendirilemez, ilişkilendirilmemelidir.

Basını ve kamuoyunu bu konuda duyarlı davranmaya ve kullanılan kavramlara özen göstermeye çağırıyoruz. Vicdani ret bütün uluslararası sözleşmelerde temel bir insan hakkı olarak tanınmaktadır. Türkiye Anayasasının 90. maddesi uluslararası temel sözleşmeleri yasa niteliğinde kabul etmektedir. Bu temelde Ekinci şahsında, temel bir anayasal hak olan vicdani ret eylemi ve savaş karşıtlığının terör ile bağlantılandırılmasını ve özdeşleştirilmesini doğru bulmuyoruz. Vicdani ret ve savaş karşıtlığı kavramlarının kirletilmek istenmesi tehlikelidir. Bizce vicdani ret ve savaş karşıtlığı özgürlükçü, hümanist ve barışçıl bir felsefi hayat tarzıdır. Bizler insan hakları savunucuları olarak vicdani reddin şiddete gerekçe yapılmasını, ölmeyi öldürmeyi reddeden bir felsefi görüşün ve yaşam tarzının buna alet edilmesini yanlış buluyoruz.

İHD İstanbul Şubesi
Vicdani Ret Komisyonu

Çukurlu Çeşme Sokak, Bayman Apt. No 10/1,
Taksim - İSTANBUL, Telefaks (0212) 2519646- (0212) 251 35 26
www.ihdist.org - [email protected]


Mazlumder İstanbul Şubesi

5. İNSAN HAKLARI OKULU

Dünyamızı daha iyiye, daha güzele götürmek her insanın birinci görevi. Bu görev hepimize insan olarak, varoluşumuzla birlikte yüklenmiş; vazgeçilemez, görmezden gelinemez ve de devredilemez bir görev.

Onaltı yıldır insan hakları mücadelesi içinde olan bir kurum olarak, "farklı fakat eşit" anlayışı ile insan hakları çalışmalarımızı beş yıldır bir "insan hakları okulu" ile taçlandırmaktayız. İnsan haklarına dair süreklilik arz eden bu biricik sivil eğitimle insanlığı daha iyiye, daha güzele götürmek yolunda çalışanların daha donanımlı olmalarını amaçlıyoruz. Bu güne kadar her yıl 30 insan hakları aktivistinin bu eğitimi almasını sağladık. Zira barışın, adaletin ve özgürlüğün kalıcı olması için insan hakları aktivistlerinin performanslarını artırarak sürdürmeleri gerektiğine inanıyoruz.

"İnsan Haklarını" bizim için reaksiyoner bir kavram olmaktan çıkararak, tanımlanmasında etkin olduğumuz bir kavrama dönüşmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu inançla İnsan Hakları Okulu'nun yeni bir arayışın teorik ve güncel zeminini inşa etmesini ümid ediyoruz. Ülkemizde sahasında yetkin isimlerin eğitimci olarak katıldığı program, insan hakları tarihi, teorisi, kavramsal ve kurumsal çerçevesi ve uygulama alanlarını kapsamaktadır.

§ Program birbirini takip eden seminerlerden oluşmaktadır.
§ 60 saatlik programda 15 Eğitimci 15 farklı konuda eğitimler verecektir.
§ Programa katılımda insan hakları alanına pratik ve teorik alanlarda uzun vadeli katkılar sunabilme şartı aranmaktadır.
§ Programa başvuranlar arasından seçilecek 30 kişi alınacaktır.
§ Programda başarılı sayılabilmek için en az %80 devam ve seminerlere aktif katılım şartı aranmaktadır.
§ Programı başarıyla bitirenlere MAZLUMDER Geleneksel İnsan Hakları Şöleni'nde sertifika verilecektir.
§ Son başvuru tarihi 07 Kasım 2006'dır.
§ Programa başvuru formuna www.mazlumder.org sitesinden veya MAZLUMDER İstanbul Şubesi'nden ulaşılabilir.

"TOHUM YAŞAMDIR, YAŞAM BİZİMDİR"
Aşağıdaki metni veya kendi özgün metninizi ekte belirtilen TBMM Milletvekilleri e mail adreslerine adınızı soyadınızı mesleğiniz ve çalıştığınız kurumunuzu yazarak ya da aşağıdaki metni faks
formatına sokup aynı boşlukları doldurarak meclis üyeleri faks numaralarına ŞU ANDA TBMM'DE GÖRÜŞÜLMEKTE OLAN
TOHUMCULUK YASASI ile ilgili tepkilerimizi dile getirmek ve TBMM üyelerini bu yasanın çıkmaması için uyarmak adına lütfen gönderelim. Lütfen siz de katılım gösterin.
Tohum Yaşamdır, Yaşam Bizimdir.. www.tbmm.gov.tr/develop/owa/mvtelefon.liste www.tbmm.gov.tr/develop/owa/mv_e_posta_sd.uye_e_posta

Sayın Milletvekili,
Ülkemizde uygulanan yanlış ekonomi politikalarına bir yenisi daha ekleniyor. Şu anda meclis gündeminde olan Tohumculuk Yasası ülkemizin, tarımımızın ve gıda geleceğimizin yok edilmesi anlamına geliyor. Bu yasa diğerlerinden farklı. Bu yasa, Irakta savaş çıkartarak kazanılan hakları yasama organı yoluyla tohum tekellerine emanet ediyor. Bu yasa çiftçileri, tüketicileri, ekoloji örgütlerini görmezden geliyor. Bu yasa geleceğimizi patent altına alıyor ve bu hakları tarım tekellerine devrediyor. Bu yasa, halkın gıda güvenliğini ortadan kaldırıyor.

Tohumculuk Yasası Tarımı ve Çiftçileri Çökertecek
Tohum Binlerce yıllık tarımsal birikimin sonunda elde edilmiş ortak mirasımızdır. Ancak tarımsal üretimimize göz diken tarım tekelleri bu mirasımızı elimizden almaya çalışıyor. Bugüne kadar TAGEM (Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü) e bağlı enstitüler aracılığıyla yürütülen tarımsal ar-ge sonucunda, TİGEM'e ait çiftliklerde tohumların üretilip üreticilere dağıtıldığı tarımsal sistem tamamen yok ediliyor. Özetle ülkemizin tarım sektöründeki tohum üretimi ve satışıözelleştiriliyor. Kendi yerel tohumunu ve çeşitliliğini giderek kaybeden çiftçilerimiz 1 kg domates tohumunu 18-20 bin dolar fiyatla almak zorunda bırakılıyor.

Tohum da dahil her türlü girdinin giderek uluslararası şirketlerin eline geçtiği bir sistemde üretici sözleşmeli üreticilikle ürettiği ürününü maliyetine ve maliyetinin altına satmak zorunda kalıyor. Tüketici ise üreticinin ürününü, sattığının 6 kat üstünde aynı ürünü tüketmek zorunda bırakılıyor. Tohumculuk Kanunu Tasarısı'nın çiftçiler yok edecek hükümler içeriyor. Bu yasayla, tarımsal çeşit ".. geleneksel ve/veya biyoteknolojik yöntemlerle geliştirilmiş olan genetik yapı" olarak tanımlanıyor ve tescile tabi kılınıyor. Yasanın bu maddesiyle, çok uluslu şirketler, bu topraklarda yüzyıllardır, doğanın ve insan emeğinin oluşturduğu tohumları, neye yarayacağını bilmediğimiz biyoteknolojik yöntemle kazandırdıkları nı iddia ettikleri sözde "yeni" özellik ile patentlemeye çalışıyorlar. Tohumların patent altına alınmasına, çokuluslu tohum tekellerinin tohum piyasasını ele geçirmesine hak tanıyarak çiftçi haklarının ihlal edilmesine yol açılıyor. Çiftçiler binlerce yıldan gelen bilgi birikimiyle ıslah ettikleri tohumlukları üzerindeki haklarını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Böylece çiftçiler temel üretim girdilerini her yıl bir önceki yıldan daha zor temin etmeye başlayacaklardı r. Tohum üzerindeki toplumsal hakların, tohum şirketlerinin eline geçmesi ile çiftçiler bir ertesi yıla tohumluk ayıramaz hale gelecektir. Bu şekilde tarımsal üretim tarım tekellerinin insafına bırakılacaktır.

Tarımsal üretimden soğutulan çiftçi, üretim yapamaz, karnını doyuramaz, toprağına bakamaz.

Tohumculuk Yasası Biyolojik Çeşitliliğimizi ve Zengin Tarımsal Ürün Desenimizi Tek Tipleştirecek
Türkiye'ye her yıl, 2 milyon tona yakın genetiği değiştirilmiş (GDO'lu) mısır, soya, pamuk ve kolza hiçbir denetime tabi olmadan girmekte; yem rasyonlarına katılmakta, işlenmekte ve 800 çeşidin üzerinde ürün olarak tüketici sofrasına ulaşmaktadır.

Türkiye'de üretimi ve dağıtımı yasak olan GDO'lu tohumlar, bu Yasa Tasarısı ile yasalaştırılmakta ve ülkenin GDO ile işgaline ortam hazırlanmaktadı r. Artık yabancı şirketler, gen kaynağı olan ülkemizde, herhangi bir tohumumuzu, biyoteknolojik yöntemlerle kazandırdıkları bir özelliği gerekçe göstererek patentleyebilecekler.

Tüm Avrupa'daki bitki çeşidine yakın bir sayıda olmak üzere, 3 bini endemik toplam 13 bin bitki çeşidine sahip olan Anadolu coğrafyası, gen bankası niteliğindedir. GDO işgali, biyolojik çeşitliliğimiz üzerinde büyük bir tehdit oluşturacak, çiftçinin tohum ayırma hakkı da elinden alınmış olacaktır.

Tohumculuk Yasası Gıda Güvenliğini, Güvenli Gıdaya Erişme Hakkını Ortadan Kaldıracak
AB uyum paketi içersinde görüşülen bu yasanın çıkması halinde kamu tohumculuğu her alanından çekilecek ve yerini şirketler alacaktır. Yasa taslağının 15. maddesinde bahsedilen yetki devriyle birlikte kamu üretim, sertifikalandı rma, ticaret ve denetimi, uluslar arası dev tarım şirketlerine bırakılacaktır. Böylelikle de ülkemizin "gıda güvenliği" ve "gıda güvencesi" bir avuç uluslar arası gıda tekelinin insafına bırakılmış olacaktır.

Sonuç olarak bu yasa ile Tarım Kanunu'nun 4. Maddesinde tarım politikaları kapsamı içerisinde yer alan, " gıda güvencesi ve güvenliğinin güçlendirilmesi" ilkesini, 5. Maddesi'nde yer alan tarım politikalarının "Sürdürülebilirlik, insan sağlığı ve çevreye duyarlılık" ilkesini, 6. Maddesinde tarım politikalarının önceliği olarak belirtilen "güvenilir gıda arzının sağlanması" ilkesini ve 10. Madde olan "Bakanlık, biyolojik çeşitliliğin, genetik kaynakların ve ekosistemlerin korunması ve geliştirilmesine ilişkin araştırmalar yapar veya yaptırır. Biyoteknolojik yollarla ve/veya çeşitli ıslah metotları kullanılarak elde edilen ürünlerin fikrî mülkiyet hakları kapsamında korunması, kaydı, tescili, üretimi, tüketimi, gıda olarak kullanımı, ihracatı ve ithalatı hakkında ilgili kurum ve kuruluşların görüşü alınmak suretiyle gerekli düzenlemeleri yapar." ilkesinin çiğnenmektedir.

Bu durum ayrıca transgenik tohumların üretim amaçlı ithalatını yasaklayan ve halen yürürlükte olan 2006/1 sayılı İthalat Genelgesinin 5.Maddesiyle de çelişmektedir.

Tohumculuk Yasası Hukuku Çiğniyor
Genetiği Değiştirilmiş tohumların ulusal bir biyogüvenlik yasası ile yasaklanmadan, böyle bir yasanın hazırlığına girişilmesi uluslararası sözleşme düzenine ve Türkiye'nin taraf olduğu sözleşmelere aykırıdır. Bu yasayla gdolu tohumların ülkeye girişinin serbest bırakılması ve ticarileşmesi hukuksal güvenceye kavuşmaktadır. Oysa bilinmektedir ki gdolu tohumlar, çevre ve halk sağlığı açısından olası riskler taşımaktadır. Bu tohumların biyogüvenlik, biyoçeşitlilik ve halk sağlığı açısından genel olarak güvenilir olduğuna dair uluslararası düzeyde ve AB içerisinde bir fikir birliği bulunmamaktadır. Bu ürünlerin zararsız olduğu ispatlanıncaya kadar da ülkeye girmelerine yasal olanak yoktur. Türkiye'nin de hukuk sisteminde yerini alan ihtiyat ilkesi bunu emreder. Buna rağmen bu yasanın meclise getirilmesi ülkenin gıda geleceğinin satılması ve hukukun bir kez daha çiğnenmesi anlamına gelmektedir.

Ülkenin Geleceği Tohum Lobilerine Emanet Edilemez
Türkiye Cumhuriyeti anayasal bir düzene sahip, demokratik bir rejime sahiptir. Hükümt bu anayasal düzenin gerekliliklerini yerine getirmeli ve derhal bu yasayı geri çekmelidir. Tohumculuk Yasası, tohum endüstrisi lobilerinin görüşleri göz önüne alınarak değil, çiftçi örgütleri ve kooperatifleri, ekoloji örgütleri, Ziraat Mühendisleri Odası ve bu konuda görüşü olan nitelikli bilim insanları vb. tüm tarafların da içinde yer aldığı bir çalıştay tarafından belirlenecek kararlar çerçevesinde alınması gerekmektedir. Bu konuda biz duyarlı demokratik kitle örgütleri olarak ülkenin geleceğini pazarlayan bu yasaya karşı halkımızı ve duyarlı kamuoyunu göreve çağırıyoruz:
TOHUM YAŞAMDIR, YAŞAM BİZİMDİR!

Antimilitaristlerden kamuoyuna
Kamuoyuna duyurulur
Vicdani reddin araçsallaştırılması ve şiddet gerekçesi yapılması hiçbir şekilde kabul edilemez
THY uçağını İtalya'ya kaçıran Hakan Ekinci, bir süre önce kamuoyuna açıkça ilan edilmiş site adresimize yazarak vicdani retçi olduğunu belirtmiş ve destek istemiştir. E-posta göndermeyi bilen herkes bunu yapabilir. Bizler de Ekinci'nin yazdığı e-postalardan öncelikle sorununu anlamaya çalıştık.

Gönderdiği mektuplardaki dile ve fikirlere katılmadığımız halde, insan hakları ihlali yaşadığını yazdığı için "haber değeri" olduğunu düşünerek iki mektubuna sitemizin "sizden gelenler" bölümünde yer verdik.

Zira vicdani, ahlaki ve politik nedenler ile zorunlu askerliği reddederek, militarizm ve savaş mekanizmaları ile ilişkilenmek istemeyen herkese ile ilişki kurmak, bu kararından dolayı yaşadığı zorluklar nedeniyle onlarla destek ve dayanışma içinde olmak zaten savaş karşıtlığının amacına içkindir.

Ancak Hakan Ekinci'nin gönderdiği e-postalarda görülen tutarsızlıklar ve dengesizlikler nedeniyle kendisinin gönderdiği
e-postalar yaklaşık bir aydan beri sitemizde haber olarak yer almamıştır.

Hakan Ekinci'nin vicdani retçi olduğu gerekçesi ile şiddete başvurup uçak kaçırması, yüzlerce insanın yaşamını tehlikeye atması, ölmeyi ve öldürmeyi vaaz eden her türlü ilişki biçimini reddetmek olan vicdani reddin felsefesi ile bağdaşan bir tutum değildir.

Ekinci'nin eyleminin savaş karşıtları ve vicdani retçiler ile en küçük bir ilişkisi ve organik bağı yoktur.

Ekinci'nin, vicdani reddi araçsallaştırmasını ve şiddet gerekçesi yapmasını hiçbir şekilde kabul edilemez buluyor ve kınıyoruz...

Türkiyeli antimilitaristler adına
Uğur Yorulmaz

Devamı



Diğer duyurular için tıklayın

SİVİL TOPLUM













TÜM STK'lar
İÇİN TIKLAYIN


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla