Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





Güncelleme: 21. 06. 2006



PEN-Türkiye Basın açıklaması:
TMY Basın-Yayın Özgürlüğünü tehdit ediyor

Terörle Mücadele Yasası Tasarısı temel hak ve özgürlükleri sınırlandırmakta, terör tanımı ve hangi suçların terör suçu kabul edileceği konusunda hukuki tartışmalar yaratacak düzenlemeler taşımaktadır.

3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının 1. maddesinin başlığı 'terör tanımı'dır. Bu maddede terör ve örgüt tanımından ne anlaşılması gerektiği yazılıdır. Yeni tasarıda 'terör suçları' ve 'terör amacı ile işlenen suçlar' yeni 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu maddeleri ve bazı özel yasalar sayılarak çoğaltılmaktadır. Böylece her suçu terör suçu ve her suçluyu da terör suçlusu olarak görmenin yolu açılmaktadır. Bu durum uygulamada sorun yaratır. Terör tanımından sonra TCK'da yer alan elliden fazla maddede gösterilen suçları da "terör" suçu kabul etmek hukuka aykırı düşer.

Basın yayın fiillerini doğrudan ilgilendiren ve dava açılan maddelerin başında Yasanın 6. maddesi gelmektedir. Maddenin yasadaki düzenleniş biçimine göre; terörle mücadelede görev almış kişilerin isim ve kimliğinin açıklanması terör örgütlerine hedef gösterme addedilerek suç sayılmıştır. Cezası para cezasıdır.

Tasarıda yer alan değişiklikle basın ve yayın organlarının sahiplerine "açıklama ve yayınlama yasağı" ile ilgili olarak dikkat ve özen yükümlülüğü yüklenmek istenmekte ve buna aykırı davranış ceza yaptırımı altına alınmaktadır.

Basın yayın organı sahipleri genelde "yayın" politikalarını belirlememekte ve yayınlanan haberleri, gazete ve dergileri yayınlandıktan sonra görmektedirler. Bu nedenle yayınlanan haberlerden basın yayın organı sahiplerini sorumlu tutmak hukuka uygun düşmeyecektir. Böyle bir durum editoryal bağımsızlığı zedeler. Basın Yasasında yayınlanan haberler ve yazılardan eser sahibinin sorumluluğu kabul edilmiş olmasına rağmen; yayın organı sahiplerinin ve sorumlu müdürün sorumlu tutulması doğru değildir.

"Terör örgütleri" başlıklı Madde 7 değiştirilmek istenmektedir. Terör örgütünün veya amacının propagandasını yapan kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmakta ve bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılmaktadır. Tasarı ile getirilmek istenen "terör örgütünün veya amacının propagandasını yapan" kavramı daha geniş yorumlanmaya açıktır. Bu suçun tayininde takdir hakkının genişliği ve suçun tanımı net olmadığından ortaya çıkabilecek sübjektif uygulamalar hukuka aykırılık yaratacaktır. Maddenin düzenlemesi Anayasada yer alan "suçta ve cezada kanunilik" ilkesine aykırıdır.

7. maddeye aykırılıktan dolayı verilecek olan bir yıl süreli hapis cezası "adli para cezasına" çevrilebilecektir. Ancak fiilin basın yayın yoluyla işlenmesi halinde ceza 1,5 yıl ile 4,5 yıl arasında değişeceğinden verilecek ceza kısa süreli hapis cezası olmadığından "adli para cezasına" çevrilemeyecektir. Yayın organları sahiplerine ve sorumlu yazı işleri müdürlerine adli para cezası verilmesini gerektiren durumlarda ise; bu cezanın ödenmemesi halinde sonuçta "hapse" çevrilmesi mümkün olacaktır.

Meclisteki görüşmeler sırasında Adalet Alt Komisyonunda Terörle Mücadele Yasa Tasarısı'nda değişiklik yaparak terör suçlarının kapsamının daraltıldığı ama buna karşılık televizyon, radyo ve internet sitelerinin de cezalandırılmasının yolunun açıldığı ve basın yayın organları için kapatma cezasının süresiz hale getirildiği basında haber olarak yer aldı. Basın için öngörülen cezalarda artışa gidilmesi ve ''süreli yayınlar'' ibaresi tasarıdan çıkarılarak süreli ya da süresiz tüm yazılı basının yanı sıra televizyon, radyo ve internet sitelerinin de yasa kapsamında cezalandırılması öngörülmesi, yayınlar için öngörülen 15 günden 1 aya kadar kapatma cezasının ise her türlü basın yayın organları için süresiz hale getirilmesi çok kaygı vericidir.

Temel hak özgürlükleri kısıtlayan ve özgürlükleri koruma yerine güvenlik kaygılarını ön plana çıkararak "terörü önleme" gibi bir yaklaşımla ifade özgürlüğünün ulaştığı yasal düzenlemelerdeki kazanımları geri almaya yönelik çabalar demokrasiye aykırıdır.

Basın özgürlüğünün kısıtlanması çok daha başka toplumsal gerginliklerin artmasına neden olacaktır. Söz söyleyen, yazı yazan, bir kitap veya makale çeviren ya da yayımlayan, terörle ilgili haber yayınlayan herkes, yani aydınlar, yazarlar, çevirmenler, yayınevi sahipleri, gazete sahipleri ve gazeteciler özel yetkili mahkemelerde ("eski DGM'ler") yeniden ve artan oranda yargılanmaya başlayacaklar ve halen devam eden benzeri davalar yanında açılacak yeni davalarla karşılaşılacaktır. Böylece açılan her davadan dolayı demokrasi, insan hakları ve ifade özgürlüğü tartışılmaları giderek toplumsal sorunların artmasına neden olacaktır. Açılacak her soruşturma ve açılacak her dava başka sorunlar üretecek ve giderek ifade özgürlüğünden vazgeçilen bir ülke olmanın utancı yaşanacaktır.

Sonuç olarak Terörle Mücadele Yasasının Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkındaki Tasarının temel hak ve özgürlüklere aykırı düşen diğer düzenlemeleri yanında; basın yayın fiilleri hakkındaki düzenlemeler ifade özgürlüğünü sınırlandırmaktadır. Bizler, gazeteciler, yayıncılar, yazarlar ve çevirmenler olarak demokratik haklarımıza sahip çıkıyoruz ve yasal düzenlemelerdeki geriye gidişin durdurulmasını, terörle mücadele adı altında getirilmeye çalışılan sınırlandırmalardan derhal vazgeçilmesini talep ediyoruz.

Validebağ Korusu çevresinde yaşayan semt sakinlerinin ve öğretmenlerin basın açıklaması
"Korumuzu belediyeye yedirmeyeceğiz"
İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile Üsküdar Belediye Başkanlığı arasında 6 Haziran Pazartesi günü Validebağ Korusu hakkında bir protokol imzalandı. İstanbul Valisi Muammer Güler'in de oluru alınarak bir tören düzenlendi, karşılıklı plaketler verildi.

Marmara Üniversitesi'nin Validebağ Korusu'nun 50 dönümlük bölümünde çok katlı bir hastane yapmak istemiş, 1998 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından onaylanan planla bu kabul edilmiştir. Üsküdar Belediyesi'nin Marmara Üniversitesi'ne kendilerine 12 dönümün terkini yapıldıktan sonra inşaata başlanabileceğini bildirdiği sırada duruma tepki gösteren İl Milli Eğitim Müdürlüğü'nün Milli Emlak Dairesi Başkanlığı'na yazdığı bir yazıda "İlçe Belediyesi taşınmazın büyük bölümünün Belediye adına tapu devri talebinde bulunmuş ve her fırsatta bu talebini gündemde tutmak suretiyle fiilen el atmaya varacak ölçüde teşebbüste bulunmuş olup, bu durum eğitim camiasını son derece huzursuz etmiştir." derken şimdi Validebağ Korusu'nu plaket ve protokollerle altın tepsi içersinde belediyeye tamamını sunması bizi şaşırtmıştır.

1998'de yerel iktidar ile merkezi iktidar farklı partilerdeydi; bunun sonucunda bir çıkar çatışması yaşanıyordu. Şimdi yerel iktidarla merkezi iktidar aynı. Bu son kararda Validebağ Korusu bitişiğindeki STFA'nın arazisini satın alan Taşyapı İnşaat Şirketi'nin etkisi olduğu duyumlarını alıyoruz. Bir başka deyişle Validebağ Korusu'na bu arazide yapılacak konutların, villaların özel bahçesi olma rolü biçilmiş durumda.

Son dönemde nerede problemli bir arazi varsa Taşyapı İnşaat Şirketi bu arazileri alıyor ve belediyelerle olan imar durumlarını bir şekilde çözüyor. E-5 karayolu sınırında Haydarpaşa Taşıyıcılar Kooperatifi'nin TIR parkı olarak kullandığı yeri satın almış; sağlık turizmine dönük bir otel yapmak istiyor.

Hay-Koop burada katlı TIR parkı yapmak için yıllarca uğraştı. Arazi İSKİ dere ıslah kamulaştırma alanında, yolda ve park alanında kalmaktadır. Yapılan 15.03.2006 tasdik tarihli tadilat ile buraya 3 emsal inşaat alanı verilmiştir. Bütün Kadıköy'de emsal kat 1,5'tur. Bu da gösteriyor ki, Taşyapı'nın bazı çok özel ilişkileri var. Bu karara itiraz ettik. Çünkü bu bölge konut alanıdır. Bu girişim ileride karşımıza çıkacak olan Haydarpaşa Port'un başlangıcıdır.

Protokolün satır araları dikkatle okunmalıdır. Validebağ Korusu I. derecede koruma amaçlı SİT alanıdır. Protokolde hep kulanım amaçlı projelerden söz edilmektedir. Birinci ve en temel yanlış budur. İkincisi koruyu projeye uygun olarak öğretmenlerin ve halkın kullanımının programlanması sorumluluğu Milli Eğitimin gözetiminde belediyeye verilmektedir. Yani belediyeye durup dururken bir sahiplenme yaratılıyor ve bir yetki veriliyor.

Öğretmenlerin kendilerine tahsis edilmiş bir araziyi nasıl kullanacaklarını, halkın buraya girip çıkmasını belediye programlayacak, denetleyecek. Burada esas sorun sahiplenme sorunudur. Kaldı ki biz belediyenin arazinin kendisine verilmesi için defalarca hazineye başvurmuş ve hepsinde de reddedilmiş olduğunu biliyoruz.

Üsküdar Belediyesi Validebağ Korusu için ne yapacaktır. Bir iki bahçıvan ve bir iki bekçi koyacaktır, pratik olarak başka bir şey yapmayacaktır. Milli Eğitim İl Müdürlüğü bu kadar mı aciz buraya eleman bulamıyor?

Sayın Ömer Balıbey'in İzci Evi'ne atadığı müdürlerin maaşı ile bahçıvan ve bekçilerin maaşı rahatça ödenir.

Üsküdar Belediyesi'nin sicili zaten bozuktur. Acıbadem, Altunizade ve Barbaros Mahalleleri'nde 78 tane ciddi imar ihlalleri vardır. Üsküdar Belediyesi'nin imar planlarında her paftada onlarca imar tadilatı vardır. Sadece şu iki örnek yeterlidir:
Ali Balkaner Çamlıca Konakları'nı yaparken kamu kullanımına terk etmesi gereken 18 dönüm araziyi işgal etti, yüzme havuzu ve tenis kortları yaptı. Çamlıca Konakları'ndan daire satarken satın alanlara burasının site ortak kullanım alanı olduğunu söyledi. Şimdi Çamlıca Konakları'nda oturanlar dahil buraya giriş yıllık aidatı 2.000 dolardır. Bu işgale karşı davalar açtık, kazandık ve yıkım kararı çıkarttık. Bu kararlar kaymakamın ve belediye başkanının masasında duruyor. Madem halkın kullanımı için park yapmak istiyor, buyursun ne bekliyor. Ama başkan bunu yapamaz.

Tesislerdeki işgalci AKP Kadıköy ilçe teşkilatından diğer ortağı da belediye başkanının spor danışmanı Yemen Ekşioğlu'dur. Ayrıca yıkması gereken bu işgal edilmiş yerde tenis oynayıp duş alıyor. Belediye'nin spor kulüplerine forma dağıtım törenini burada düzenleniyor.

İkincisi Nuh Kuyusu Caddesi'nde Zeynep Kamil Doğumevi'nin karşısında bir otomotiv bayii 3,5 dönüm yeri işgal etti ve otomobil parkı olarak kullanmaktadır. Barbaros Spor Kulübü'ndeki çocukların antreman sahası yok. Bu yeri işgalden kurtarıp çocuklara top sahası yapmak için onlarca defa yanına gittik. Sayın Başkan kılını bile kıpırdatmadı. İmar planlarında park alanı olarak gözüken bu yer halen işgal altındadır.

Capitol Alışveriş Merkezi'ne kaçak 5. kat yapıldı; Bursa'da sağır sultan duydu Üsküdar Belediyesi duymadı. Bütün bunları görmeyen, duymayan bir belediyeye niçin güvenelim ve inanalım?

Elimizdeki bilgileri ve görüşlerimizi 17 Haziran Cumartesi günü saat 13:00'te Validebağ Korusu'nda yapacağımız basın toplantısı ile mahalle halkı, basın ve kamuoyu ile paylaştık. Bu basın toplantısında protokolü imzalayan taraflara imzalarından vazgeçmeleri için 10 gün süre tanıyacağız.

Vazgeçmezlerse eylemlerimizi dozajını artırarak sürdüreceğiz.

Kadınların Eren Keskin İle Dayanışma Ağı
Kadın ve İnsan Hakları için
Eren Keskin ile Dayanışmaya!

Yurtdışında katıldığı bir panelde devlet kaynaklı cinsel şiddetle ilgili araştırmalarını kamuoyuyla paylaşan Avukat Eren Keskin 10 ay hapis cezası aldı. Nisan ayında Av. Eren Keskin'le dayanışmak üzere başlattığımız ve bugüne kadar binlerce kişinin imzalarıyla destek verdiği kampanya, 6 Haziran 2006'da düzenlediğimiz Dayanışma Gecesi ile sona erdi. Bizler demokrasiden, barıştan, kadın ve insan haklarından yana tavır alan kadınlar olarak, Av. Eren Keskin'e verdiğimiz desteği ve dayanışmamızı sürdüreceğiz. www.erenkeskinedestek.org
[email protected]

Guantanamo'daki İntiharlarla İlgili George W. Bush'a Mektup
Sayın George W. Bush
ABD Devlet Başkanı

Sayın Başkan;
11 Eylül saldırılarından sonra başta Afganistan ve Irak olmak üzere dünyanın değişik yerlerinde CİA ve diğer güvenlik güçlerinizce düzenlenen operasyonlarda "şüpheli" olarak binlerce insan gözaltına alındı, tutuklandı ve dünyadan tecrit bir ortamda tüm haklardan mahrum yaşamak zorunda bırakıldı. Güvenlik ve terörle mücadele gibi gerekçelerle, insanlığın binlerce yıllık mücadelesinin kazanımı olan insan hakları, devletinizce ayaklar altına alındı, yok sayıldı. Uluslararası hukuk yok sayılarak "şüpheli" olduğu gerekçesiyle alı konulan insanlar, Guantanamo Adası'nda inşa edilen cezaevine konuldu.

Guantanamo'daki mahpusların adil yargılanma hakları elinden alındığı, mahpusların tecrit, baskı ve işkenceye maruz kaldığı, ölüme terk edildiği, gerek buradan serbest bırakılan mahpusların anlatımı gerekse insan hakları örgütleri raporlarıyla dünya basınında yer aldı. Yer almaya da devam ediyor.

ABD'nin Birleşmiş Milletler Örgütü, Avrupa Konseyi, Ulusal ve uluslararası insan hakları örgütlerinin tüm çağrılarına kulak tıkaması, mahpusların tecrit, işkence ve baskı sonucu ruh sağlıklarını, beden bütünlüklerini yitirmesine neden oldu. Kesin sayısı bir türlü açıklanmayan ancak 600 civarında olduğu tahmin edilen mahpusların, içinde bulundukları koşullar gün geçtikçe kötüleşmektedir.

Sayın Başkan;
Yazar George Orwell 1945 tarihli meşhur romanında, "Birini mahkemeye çıkarmadan yıllarca alıkoymak, toplumun 'Hayvanlar Çiftliği'ne dönüşmeye başladığını ibaresidir" der. Bugün Guantanamo'da yaşananlar ne yazık ki bu aşamadadır. İkisi Suudi Arabistan vatandaşı, biri Yemenli 3 kişinin ayrı ayrı kaldıkları hücrelerde, intihar sonucu geldiği açıklanan ölümleri, baskı tecrit ve işkencenin neden olduğu trajik bir gelişmedir.

Sayın Başkan;
Guantanamo'da tutulan eski 3 İngiliz tutsağın AP ajansına yaptığı "Guantanamo'da umudunu yitirmiş tutsakların, umutsuz olarak gördükleri durumdan kurtulmanın bir yolu olarak kendilerini öldürmeye çalıştıklarını, şehit olma arayışında olmadıklarını" açıklaması, biz insan hakları savunucularını daha da endişelendirmektedir.

Dünyada insan hakları ve özgürlükler olmadıkça hiç kimsenin güvende olmayacağı gün gibi ortadayken ortaçağdan kalma yöntemlerle insanların işkenceye ve tecride maruz bırakılması kabul edilemez bir durumdur.

Sayın Başkan;
Yüzlerce "şüpheli"nin, haklarında resmi suçlama olmadan ve yargılanmadan tutulduğu, İnsanlık için yüz karası bir yer olan Guantanamo üssü kapanmalı, buradaki tutsaklar özgürlüklerine kavuşturulmalı, işkence ve ölüm vakaları araştırılarak sorumluları uluslararası yargı önüne çıkarılmadır.

İnsan hakları savunucuları olarak; Guantanamo üssünde yaşananların takipçisi olacağımızın tarafınızca bilinmesini istiyoruz.

İnsan Hakları Derneği
İstanbul Şubesi



Diğer duyurular için tıklayın

SİVİL TOPLUM













TÜM STK'lar
İÇİN TIKLAYIN


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla