Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





Güncelleme: 24. 02. 2005


Pergamon Çevre, Kültür Ve Sanat Derneği:

Bergamadaki Son Düğüne,
Siyanürlü Davetiye


KOZA DAVETİYE adlı ANKARA çıkışlı şirketin, Bergama'daki altın madenini işleten NORMANDY şirketini, Amerikalı sahbi NEWMONT'tan satın alması üzerine, Bergama'da kurulu ve "Pergamon Derneği" olarak anılan "Bergama Kültür ve Çevre Derneği"nin ve Bergama Belediyesinin önceki dönem Başkanlarından SEFA TAŞKIN aşağıdaki açıklamayı yaptı:

"Merkezi Ankara'da bulunan KOZA DAVETİYE AŞ, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'na (İMKB), 08.02.2005'de yazdığı bir yazıyla; "Bergama'daki "siyanürlü altın madenini", NORMANDY MADENCİLİK ŞTİ.'den satın almak için 1.5 milyon ABD Doları ön ödeme yaptığını ve Mart ayında üretime geçmeyi planladıklarını bildirdi. Bilindiği gibi NORMANDY ŞTİ.'nin şimdiki sahibi Amerikalı NEWMONT, dünyadaki bir çok altın madeninde çevreyi kirletmekle ünlü bir şirkettir. NORMANDY'nin eski adı EUROGOLD'dur ve bu şirket Alman, Fransız ve Avustralyalı çok uluslu şirketler tarafından kurulmuş, adı değiştirilmiş, daha sonra Amerikan NEWMONT tarafından satın alınmıştır.

Çevreye ve insanlara vereceği, verdiği zararlar nedeniyle, yöre halkı Bergama'daki "siyanürlü altın madeninin" işletilmesine değişik toplumsal eylemler, barışcıl gösterilerle karşı çıkmış, uzun yıllar süren bir hukuk mücadelesi vermiştir. Danıştay 6. Dairesi'nin "13 Mayıs 1997 tarihli" ve "2003 yıl 2618 sayılı kararlarıyla bu maden işletilmesinin çevreye ve insanlara zararlı olduğu, işletilmemesi gerektiği kararlaştırılmıştır. Ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 10 kasım 2004 tarihli kararla da "Bergamadaki altın madeninin kapatılması gerektiğini" açıklamıştır.

Yüksek Mahkeme Danıştay kararları çerçevesinde siyanürlü maden 21 Ağustos 2004'den beri kapalıdır.

NORMANDY'nin bu karara karşı Danıştay nezdinde yaptığı itiraz 7 Ekim 2004'de ret edilmiştir. Durum böyleyken, KOZA DAVETİYE adlı, esas işi davetiye basıp satmak olan bir şirketin, hukuken işletilmesi mümkün olmayan bir madeni satın alması, Amerikalı sahibine para ödemesi ve Mart ayında işletmeyi açmayı planladığını açıklaması ilginçtir.

Üstelik bu açıklamayı, "ciddi", "yanlış bilgilere hassas bir kurum olduğu" bilinen İMKB'ye göndermesi dikkat çekicidir. Uluslararası davetiye piyasasında etkili olan, özellikle Suudi Arabistan ve Orta Asya piyasasında geniş pazar sahibi KOZA DAVETİYE şirketinin, Bergama'daki, mahkeme kararlarıyla kapalı kalması kesinleşmiş bir madene yatırım yapmasını hayret ve ibret vericidir.

Bergamalı çevreciler, canlarını ve mallarını korumak için bugüne kadar çokuluslu şirketlerle, her platformda nasıl mücadele etmişse, bundan sonra da, bu şirketler yerli de olsa, mücadele etmeyi sürdüreceklerdir. Bergama'ya bu madeni işletmek için Almanlar, Fransızlar, Avustralyalılar, Amerikalılar gelmiş, "geldikleri gibi gitmişlerdir". Şimdi de KOZA DAVETİYE gelmişse, onun da gidiş davetiyesini, Bergama'nın çevreye duyarlı insanları ve hukuk çıkaracaktır."

Pergamon Çevre, Kültür Ve Sanat Derneği
Cumhuriyet Meydanı Karamustafa İşhanı No:303 Bergama
Tel: 0232 632 92 73 Mobil: 0532 427 24 00
E-Mail: [email protected]


SEKA İşçileriyle Dayanışma Platformu :
Her yer SEKA her yer Direniş!
"Seka Kapatılamaz", "SEKA'da direniş kazanacak", "İşçilerin birliği sermayeyi yenecek" yazılı pankartlar taşıyan platform üyeleri eylem süresince "Her yer SEKA, her yer direniş", "Gün gelecek devran dönecek, AKP halka hesap verecek" sloganları attılar ve ÇHD İzmir Şubesi Üyeleri de aşağıdaki basın açıklamasını okudular:

Temelleri 1934 yılında atılan ve ilk kağıdı 1936 yılında üreten SEKA, yıllar içerisinde bilinçli olarak zarara uğratılmış, yatırım yapılmamıştır. Türkiye'nin kağıt ihtiyacının yarısına yakın bir kısmını sağlayan kurumun, işletmeleri, arsaları, makine ve araçları zaman içerisinde yok pahasına elden çıkarılmıştır.

SEKA dünyanın 135. büyük kağıt kuruluşuyken ve başlangıç sermayesi dışında bütün varlıklarını kendi öz sermayesi ve kaynakları ile yaratmışken, kurumun bugün zarar ettiği gerekçesi ile satışına karar verilmesi düşündürücüdür.

Şimdiye kadar elden çıkarılan SEKA'ya ait işletme, tesis, makine ve arsalardan bazıları şunlardır;
SEKA Bolu İşletmesi 2000 yılında satılmıştır
SEKA Dalaman İşletmesi 2001 yılında satılmıştır
SEKA Afyon İşletmesi 2003 yılında satılmıştır
SEKA Çaycuma İşletmesi 2003 yılında satılmıştır
SEKA Balıkesir İşletmesi 2003 yılında satılmıştır
SEKA Aksu İşletmesi 2003 yılında satılmıştır
SEKA Kastamonu İşletmesi 2003 yılında satılmıştır
SEKA Karacasu İşletmesi 2004 yılında satılmıştır
SEKA Ankara Alım - Satım Müdürlüğü Binası 2004 yılında satılmıştır. SEKA Akkuş İşletmesi 2004 yılında satılmıştır
SEKA Ardanuç İşletmesi 2004 yılında devredilmiştir.
SEKA Akdeniz İşletmesi Liman Alanı işletme hakkı 2003 yılında devredilmiştir.
SEKA Akdeniz İşletmesi 2003 yılında satılmıştır
SEKA İzmit İşletmesinin 2 adet makinesi 1995 yılında satılmıştır. SEKA İzmit İşletmesinin 1 milyon 600 bin metrekare büyüklüğündeki Fidanlık alanı bedeli hazineden GÖREV ZARARI olarak karşılanarak FORD Otomotive devredilmiştir.
SEKA İzmit İşletmesinin kapatılmasına 1998 yılında karar verilmiş, ancak istihdam sorunu nedeniyle karar askıya alınmıştır.
SEKA İzmit İşletmesinin Gölcükte bulunan 680 bin m2 arsası 1999 yılında bedelsiz olarak devredilmiştir.
SEKA İzmit İşletmesinin Alkali Fabrikası arazisi 2000 yılında maliyeye satılmıştır.
SEKA İzmit İşletmesinin bir kağıt makinesi 2002 yılında satılmıştır. SEKA İzmit İşletmesinin 17,500 m2 arsası 2004 yılında bedelsiz devredilmiştir.
SEKA İzmit İşletmesinin 2 kağıt makinesi 2004 yılında satılmıştır.

Tamamen kendi öz kaynakları ile bu hale gelen, mülkiyeti kamuya ait bir işletmenin özelleştirilmesini kabul etmiyoruz. Kendilerine ait olana sahip çıkan ve özelleştirmeler sonucu geçmişte işsiz kalan 800'den fazla SEKA çalışanın akıbetine uğramamak için işyerlerini terk etmeyerek direnen, işine, ekmeğine, emeğine sahip çıkan SEKA işçisini destekliyoruz. Kamuoyuna ve basına saygı ile duyururuz...

ÖDP:
IMF ve İşbirlikçilerine karşı Direnişin Kalbi SEKA'da Atıyor
IMF ve İşbirlikçilerine karşı Direnişin Kalbi SEKA'da Atıyor... Sahip Çıkalım... 25 Şubat 2005 Cuma günü saat:13.00'de ÖDP Ankara İl Binası önünden Özelleştirme İdaresi'ne yürüyoruz. Tüm halkımızı SEKA'ya sahip çıkmaya çağırıyoruz.

www.odpankara.org.tr

Göksu'da çevre katliamı

Göksu Gölbahçe mevkiinde bulunan sazlık alan, hafriyat alanına çevrildi. Sonuç: Bir doğal alan daha yok edildi.

Bilen bilir, Göksu Mahallesinin arkasında, Gölbahçe mevkii denen yerde bir sazlık alan vardır. Daha doğrusu vardı, artık yok. Çünkü burası son üç aydır bir hafriyat döküm alanına dönüştü. Binden fazla kamyon dolusu hafriyat, buraya dökülmüş bulunuyor. Dökülmeye de devam ediyor. Üstelik söz konusu alan önceki Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna'nın, "100 Büyük Proje" arasında gösterdiği alanın ta kendisi. İş bu haliyle yasal bir çerçeveye oturmuş gibi görünüyor. Ancak 18 Mart 2004 tarih ve 25406 Sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren "Çevre ve Orman Bakanlığından; Hafriyat Toprağı, İnşaat ve Yıkıntı Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği" incelendiğinde bunun hiç de bu kadar basit olmadığı anlaşılıyor. Söz konusu yönetmeliğin Altıncı Bölümü "Hafriyat Toprağı, İnşaat ve Yıkıntı Atıkları Depolama Sahalarının Yer Seçimi, İnşası ve İşletilmesine İlişkin Esaslar"a ayrılmış. Buna göre; Madde 34'te "Hafriyat Toprağı ve inşaat/yıkıntı atıkları, Yönetmelikte belirtilen idari ve teknik esaslar doğrultusunda, yalnızca projesinde belirtilen ve bu amaçla hazırlanmış / seçilmiş ve gerekli izinleri alınmış döküm sahalarında depolanabilirler" denilmiş. Madde 35'te "Depolama tesisleri imar planları üzerinde işaretlenir" deniliyor. Madde 36'da "Bu amaçla yapılacak başvurularda istenecek belgeler" başlığıyla tam 13 adet belge türü bildirmiş. Bunların arasında ticaret sicil kaydı, ticaret sicil gazetesi örneği, noter tasdikli imza sirküleri gibi belgelerin yanında arazinin zemin etütleri; topografik haritası, koordinatlı krokisi, nazım imar plan durumu ve uygulama imar durumu; depolama tesisindeki ünitelerin yerleşim planları; döküm alanı hazırlama, ihata edilmesi ve işletim projesi; işin özelliğine uygun, en az bir adedi dört yıllık üniversite mezunu teknik eleman olmak üzere çalıştırılacak personel sayısı ve özellikleri; en az bir adedi dozer ve bir adedi kompaktör olmak üzere depolama sahasında kullanılacak makine ve araç-gereç listesi; döküm işleminin bitiminde, döküm sahasını işletenler tarafından uygulanacak, Orman Bölge Müdürlüğü veya yetkili belediyenin park ve bahçeler müdürlüğü tarafından onaylanmış rehabilitisyon projesi; kapatılma ve sonrası için önerilen rehabilitasyon planı ve prosedürü ile ilgili detaylı bilgi ve belgeler sıralanmış. Madde 37'de ilgili başvuruları değerlendirmek üzere bir "Hafriyat Toprağı, İnşaat / Yıkıntı Atıkları İnceleme Kurulu oluşturulur" deniliyor. Madde 38'de hafriyat toprağı ile inşaat/yıkıntı atıkları depolama tesislerine izin vermeye; büyükşehir belediyeleri yetkili kılınmış. Yönetmelik sadece izin ve işletme prosedürünü tarif etmemiş. Bunun yanında, hafriyat dökümü bittikten sonra da yapılacak işler ve işlemler tarif edilmiş. Yani hafriyat dökümü yapılan yerin rehabilitasyonunu şart koşmuş. Bu ise tüm çalışmadan ayrı olarak bir rehabilitasyon projesine sahip olmak ve uygulamak demek. Yanıtlanması gereken sorular bu noktadan itibaren başlıyor: Mevcut yönetmeliğin tarifine göre söz konusu alana herhangi bir şekilde hafriyat dökümü yapmak mümkün değil. Çünkü söz konusu alan hem başka bir proje kapsamına alınmış, hem imar planlarında hafriyat döküm alanı olarak gösterilmemiş, hem de ilgili alana hafriyat dökümü yapılabileceğine dair ortada ne İnceleme Kurulu'nun onay raporu ne de izni vermeye yetkili tek makam olan Büyükşehir Belediyesi'nden alınmış bir izin belgesi yok. Dahası İnceleme Kurulu'na yapılmış bir başvurunun izi yok. Ayrıca Sinan Kurtuluş'un "H.Halil Mahallesi Bağdat Caddesi No:148 Gebze" olarak gösterdiği adres bile doğru değil. Buna rağmen son üç-dört aydır başta Beykoz Belediyesi olmak üzere neredeyse ilgililerin tamamının gözü önünde gerçekleşen bir uygulama var. Hafriyat dökülen alanda görüştüğümüz ve kendisini Sinan Kurtuluş'un ortağı olarak tanıtan Osman Çakıroğlu, yaptıkları işlemin yasal olduğunu, hafriyat dökümü değil ıslah çalışması yaptıklarını söyledi. Ancak bu işlem ile ilgili olarak da herhangi bir belge gösteremedi. Yapılanın hafriyat dökümü değil de gerçekten bir ıslah çalışması olduğunu düşünsek bile bu durumda da ne tür bir ıslahın yapılacağı, hangi malzemelerin kullanılacağı, kaç dönümlük alanda ve hangi proje doğrultusunda hangi kodlarla yapılacağına dair kriterlerin hiçbirisine yanıt alamadık. Ayrıca yapılan bir ıslah çalışması ise, Beykoz Belediyesi'nin bir ıslah bedeli ödeyip ödemediği de soru işareti. Sonuç olarak, ortada izne tabi olmayan ve halen devam eden bir işlem var. Mimarlar Odası yetkilileri, yapılan işlemin yasalara aykırı olduğunu ve suç teşkil ettiğini açıklıyor. Diğer yandan Beykoz Belediye Başkanı imzasını taşıyan, ama yönetmelik gereği olması gereken bilgi ve belgelere haiz olmayan ve ne anlama geldiği de tam olarak anlaşılamayan bir "izin" belgesi var. Ortadaki "izin" belgesinin varlığı ve aylardır yürütülen çalışmalara göz yumuluyor olması, birçok çevre tarafından "kişilere haksız yoldan çıkar sağlamaya yol açan" bir uygulama olarak görülüyor. Tabii olayın bir yanında da Büyükşehir Belediyesi var. 2001 tarihli yazışmalardan anlaşıldığına göre, söz konusu alana hafriyat dökümü yapıldığına dair ilk tespitleri Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı zabıta ekipleri yapmış. Göründüğü kadarıyla şu anda Büyükşehir de bu konuya duyarsız. Bu duyarsızlığın nedenleri nedir bilinmez. Ama İstanbul'da son yıllarda artan oranda bir inşaat faaliyeti gözleniyor. Bunların önemli bir kısmında da Büyükşehir Belediyesi'nin yan kuruluşu diyebileceğimiz KİPTAŞ'ın imzası var. Buna karşın İstanbul genelinde hafriyat döküm alanları çok az sayıyla sınırlı. Yani yapılan inşaat çalışmalarında çıkan hafriyatları dökebilecek ve depolayabilecek yeterli alan yok. Bu eksiklik ise, hafriyat dökümü ve depolamasını ciddi rakamların döndüğü bir alan haline getirmiş durumda. Sorunu burada aramak yanlış olmaz. Sonuçta birileri bu işten ciddi kâr ediyor. Ama unutmayalım; kontrolsüz atıklar nedeniyle "çöplerin patladığı" ve onlarca insanımızın ölümüne neden olduğu günler, henüz hafızalarda.

Sempozyuma Çağrı
"ABD'nin "Büyük Ortadoğu Projesi"ne Karşı İşçi Sınıfının ve Halkların Stratejisi Ne Olmalıdır?"

Sosyalizm ve işçi hareketi daha doğarken, dünya burjuvazisine karış nasıl bir program ve stratejiyle yani hangi güçlere dayanılarak mücadele edilebileceği sorusunu sormuştu, bir yeni doğmuş çocuğun ilk haykırışı gibi. Bugün bu yaklaşım unutulmuş bulunuyor. Strateji ve program tartışmaları, bir bakıma sosyalist ve işçi hareketinin dinamizminin ifadesi olduğu kadar, o dinamizmi ve onun gelişimini de besler. En tutkulu tartışmalar, en büyük teorik kazanımlar hep bu tartışmalar bağlamında olur. Ne var ki, 1920'lerin ortasından beri, dünya sosyalist hareketinde artık bir program ve strateji tartışması yaşanmamaktadır. 1968 yükselişi bu tartışmaları kısa bir süre için canlandırdıysa da, hareketin kendisi gibi, bu kısa soluklu bir canlanma olarak kaldı. Strateji tartışmasının bu yok oluşu, aynı zamanda uluslar arası bir işçi hareketinin ve uluslar arası bir teorik tartışmanın yok oluşuyla at başı gitmiştir. Elbette son duruşmada, işçi ve sosyalist hareketin canlanışını nesnel koşullar belirler, ama öznel çabalar olmadığı sürece, koşulların olgunluğu çürümeyle de sonuçlanabilir. İşte bu sempozyum sosyalist ve işçi hareketinde yeniden bir strateji ve program tartışması başlatma yönünde mütevazı bir girişim olmayı amaçlamaktadır. Strateji tartışması yapanlar için, düşmanın ve hedeflerinin kötülüğü veridir. Bu nedenle strateji tartışması yapanlar, düşmanlarının kötülükleri ya da zaaflarıyla vakit kaybetmezler; kendilerinin ne yapması gerektiğini tartışırlar. Kendilerinin ne yapacağını tartışmaları ise her şeyden önce kedi zayıflıklarını açıkça ortaya koymayı ve onlara karşı mücadeleyi gerektirir. Hemen anlaşılacağı gibi, ezilenler açısından bir strateji ve program tartışmasının bizzat kendisinin onlar üzerinde iyileştirici bir etkisi vardır, o daha baştan öznenin kendi zayıflıklarını ortaya koymasını ve ona karış mücadeleyi gündeme getirir. Bir strateji tartışmasında düşmanın kötülükleri ya da tutarsızlıkları değil; ona karşı mücadele edenlerin tutarsızlıkları, zaafları, sınırlılıkları ve bunlarla nasıl mücadele edileceği sorun edilir. Bu elbette düşmanın gücü ve yetenekleri, hedefleri ve araçları hakkında doğru bir resme sahip olunması çabasını gereksiz kılmaz. Ama böyle bir yaklaşım içinde, düşmanın tutarsızlıkları veya aptallıkları değil, onun gücü ve üstünlükleri üzerine tartışılır. Kendi zaafları ve sınırlılıklarını; düşmanının gücü ve üstünlüklerini tartışan bir aksanın sol basında hiç görülmemesi bile, işçi hareketinin ve sosyalist hareketin bir strateji tartışmasına ne kadar uzak kaldığının bir kanıtıdır. İşte böyle bir yaklaşımla bir başlangıç olarak, teknik sınırlılıklar nedeniyle Türkçe olarak yapılacak bu tartışmaya Üçü Türkiye'den biri Almanya'dan dört tartışmacı ve sunucu katılacaktır. Konuşmacıların Türkiye sosyalist hareketinden olması, konunun sadece şu veya bu ülkenin işçileri veya halkaları açısından tartışılacağı anlamına gelmemektedir. Bu bütünüyle dil bariyerleri ve ilişkilerin sınırlılığı gibi teknik nedenlerle yapılmış bir seçimdir. Sempozyum için şöyle bir işleyiş düşünüldü. Önce davetli konuşmacılar, yeterli bir sürede tezlerini anlatacaklar. Davetli konuşmacılara bir de sempozyumun sonunda tekrar, tartışmalar ışığında görüşlerini toparlayıp ifade etmeleri için söz verilecek. Bu ilk ve son konuşma sürelerini, onlara da danışarak belirlemek istiyoruz. Arada kalan zaman ise, ilk konuşmalar bittikten sonra, söz hakkı isteyenler arasında eşit olarak paylaştırılacaktır. Tartışmaların iki gün boyunca yoğun geçeceği düşünülerek, belli aralıklarla yemek ve içecek molaları verilecektir.
Sempozyum Hazırlama Girişimi
Katılanlar: Haluk GERGER, Ertuğrul KÜRKÇÜ, Ragıp ZARAKOLU, Demir KÜÇÜKAYDIN
Yer: Hörsaal der HWP, Von-Melle-Park 9
26 - 27 Şubat 2005 (Başlama saati: Cumartesi saat 14:00, Pazar saat: 12:00)



 

Diğer duyurular için tıklayın

SİVİL TOPLUM













TÜM STK'lar
İÇİN TIKLAYIN


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla