Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





Güncelleme: 09. 12. 2004



SODEV:

EĞİTİM-SEN KAPATILAMAZ


Tüzüğünde ana dilde eğitim hakkını savunduğu için Eğitim-Sen'in kapatılmak istenmesi, demokratikleşme çabalarıyla bağdaşmayan bir girişimdir. Bütün uluslar arası sözleşmelerde de yer aldığı gibi, şiddet içermediği sürece her türlü düşüncenin açıklanması bir haktır. Bu temel hakkın yasaklandığı rejimin adı demokrasi olamaz. 200 binin üzerinde üyesi olan Eğitim-Sen'in kapatılma girişimlerine karşı çıkmak, yalnız öğretmenlerin meselesi değildir. İfade özgürlüğü ve demokrasiyi savunan herkesin meselesidir. Eğitim-Sen'e sahip çıkmak, çağdaş eğitime, eğitimde fırsat eşitliğine ve demokrasiye sahip çıkmakla eş anlamlıdır.

İstiklal Cad. Bekar Sok. 22/2 Beyoğlu 34435, İSTANBUL
Tel: (0212) 292 52 52 - 53 Faks: (0212) 292 32 33
İnternet: www.sodev.org.tr e-mail: [email protected]


İnsan Hakları Gündemi Derneği:
İzmir Barosu'nda İnsan Hakları
Karşıtı Darbe!

İzmir Barosu Yönetim Kurulu, 07/12/2004 günü yaptığı yönetim kurulu toplantısında, bugüne kadar neredeyse türünün tek örneği olan "İzmir Barosu İşkence Önleme Grubu"nun lağvedilmesine ve Grubun Avrupa Komisyonu'nun sponsorluğunda yürüttüğü "İşkencenin Önlenmesinde Hukukçuların Rolü" projesinin iptal edilmesine karar vermiş ve vermiş olduğu kararı 08/12/2004 tarihinde İşkence Önleme Grubuna bildirmiştir. Tüm dünyanın, 10 Aralık'ta İnsan Hakları gününü kutlamaya hazırlandığı şu günlerde yaşanan bu endişe verici gelişme, Türkiye'nin insan hakları tarihine ve mücadelesine bir yüz karası olarak geçebilecek niteliktedir.

İzmir Barosunda, kendisini "Cumhuriyetçi" olarak adlandıran ve aslında "milliyetçi" reaksiyonları olan bir grubun yönetime gelmesiyle başlayan endişe verici gelişmeler, işkencenin kökünü kazımak yerine, işkenceyi önlemek isteyenlerin kökünü kazımaya kadar varmıştır. İzmir Barosu Yönetim Kurulunun, bu kararını hem 10 Aralık İnsan Hakları gününün, hem de Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği yolunda bir milat niteliğinde olacak olan 17 Aralık tarihinin hemen öncesine denk getirmesi bir tesadüf değildir. İzmir Barosu Yönetim Kurulunun söz konusu kararı Avrupa Birliği, demokrasi ve insan hakları karşıtı güçlerin kasten gerçekleştirdiği bir sabotaj ya da daha doğru bir ifadeyle bir "darbe" niteliğindedir. İzmir Barosu Yönetim Kurulu taşıdığı ideolojik ön yargıya bağlı olarak, Avrupa Komisyonu tarafından desteklen İşkencenin Önlenmesinde Hukukçuların Rolü projesini iptal ederek, sadece bir Avrupa Birliği karşıtı değil, aynı zamanda İşkence Önleme Grubunu da lağvederek demokrasi ve insan hakları karşıtı bir tutum sergilemiştir. Bu durum açık bir şekilde göstermektedir ki, "bağımsızlık" veya "anti-emperyalizm" naraları atarak Avrupa Birliğine karşı çıkmanın arka planında, demokrasi ve insan hakları karşıtı olmak gibi milliyetçi ve şovenist bir anlayış yatmaktadır.

İşkence ve gayri insani ya da küçültücü ceza veya muameleye karşı koruma, başta İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (Madde 5) olmak üzere, bağlayıcı nitelik taşıyan pek çok uluslararası sözleşmede garanti altına alınmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Madde3) ve BM Uluslararası Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi (Madde7) bu sözleşmelerin başında gelmektedir. İşkencenin önlenmesi için bu sözleşmelere ek olarak sadece işkence ve gayri insani ya da küçültücü ceza veya muamelenin önlenmesin amaçlayan sözleşme ve bildirgeler mevcuttur:

0.. Herkesin İşkenceye ve diğer Zalimane, İnsanlıkdışı veya Onur kırıcı Muamele veya Cezaya Karşı Korunmasına dair Birleşmiş Milletler Bildirisi (1975);

1.. İşkence ve Diğer Zalimane, Gayrı insani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi (1987)

2.. İşkencenin ve Gayri İnsani ya da Küçültücü Ceza veya Muamelenin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi (1989)

İşkence ve diğer Zalimane, İnsanlıkdışı veya Onur Kırıcı Muamele veya Ceza en başta Türkiye Cumhuriyeti Anayasası olmak üzere Türk Hukuk mevzuatında da açık bir şekilde yasaklanmış bulunmaktadır. Temel amaçlarından biri hukukun üstünlüğünü korumak olan Baro gibi bir kurumun bir takın ideolojik saplantılara takılarak, hem uluslararası hem de ulusal düzeyde kabul görmüş temel prensipleri hiçe sayması anlaşılabilir nitelikte değildir. Üstüne üstlük, 02.05.2001/4667 Sayılı Kanunla yapılan değişiklikle, yeni Avukatlık Kanununda, Baroların kuruluş ve nitelikleri başlığı altındaki maddede yapılan değişiklikler Baroların amacına, "hukukun üstünlüğü, insan haklarını savunmak ve korumak" (Madde 76) ve "bu konulara işlerlik kazandırmak"(Madde 95/21) eklenmiştir. Avukatlık Kanununda yapılan bu değişiklikle, Türkiye Barolar Birliği (110/17) ve Barolara, yönetimin, hukuka uygun davranıp davranmadığını, insan haklarını ihlal edip etmediğini izleme gibi ciddi ve etkili bir yetki verilmiştir.

İzmir Barosu Yönetim Kurulunun verdiği söz konusu karar, Türkiye'de sadece İşkence ve kötü muamelenin değil, aynı zamanda uluslararası sözleşmelerde garanti altına alınan evrensel, vazgeçilemez ve geri alınamaz ve bölünmez nitelikteki tüm insan hakları ihlallerinin önünü açacak niteliktedir. İnsan Hakları Gündemi Derneği olarak, İzmir Barosu Yönetim Kurulunun verdiği kararı kınadığımızı belirtiyor ve tüm dünyadaki ve Türkiye'deki insan hakları savunucularını İzmir Barosu İşkence Önleme Grubuyla dayanışma içinde olmaya davet ediyoruz.

Saygılarımızla...

İnsan Hakları Gündemi Derneği
Mürselpaşa Bulvarı 1259 sokak. No:17
Deren İş Merkezi Kat 2 No:205 Kahramanlar-İzmir
Tel: 00.90.232.489 17 60 Fax:00.90.232.489 42 71 Mail:[email protected] www.rightsagenda.org

Uluslararası Af Örgütü:
Savaşların isimsiz zaiyatları: Kadınlar
Günümüzde sürmekte olan silahlı çatışmalarda kadınlar ve kız çocukları, gerek doğrudan hedef, gerekse isimsiz "ikincil hasar" olarak, savaşların asıl yükünü taşımaktalar. Uluslararası Af Örgütü'nün Kadına Yönelik Şiddete Son kampanyasının "Paramparça Hayatlar" başlıklı yeni raporunda hem şiddete, hem de hükümetlerin şiddeti önlemekteki başarısızlığına karşı küresel eylem çağrısında bulunuluyor.

UAÖ Genel Sekreteri Irene Khan, "çatışmalarda kadına yönelik şiddet 'doğal' olarak gelişmez, emredilir, uygulanır veya göz yumulur. Bu şiddet ısrarla sürmektedir çünkü suç işleyenler, bu nedenle başlarının ağrımayacağının, cezalandırılmayacaklarının farkındadır" dedi.

Rapor, Kolombiya'dan Irak'a, Sudan'a, Çeçenya'dan Nepal'e, Afganistan'a ve otuzun üzerindeki diğer ülkede süren çatışmalarda kendini sürekli gösteren sistematik bir ihlali ortaya koymakta. Verilen sözlere, sözleşmelere ve yasal mekanizmalara rağmen hükümetler kadın ve kız çocuklarını şiddetten koruyamamaktadır.

Khan, kadın ve kız çocuklarının sadece öldürülmediğini, tecavüz, cinsel saldırı, sakat bırakılma ve aşağılanmaya da maruz bırakıldıklarını dile ifade ederek, "Gelenek, kültür ve din kadının omuzlarına, yaşadığı toplumun 'onurunu' yüklemektedir. Amacın kadınları cezalandırmak, aşağılamak ya da sindirmek olmasının yanı sıra, bütün topluluğu terörize etmek, küçük düşürmek ve 'yenmek' için, bir kadının cinselliğini aşağılamak ya da fiziksel bütünlüğüne zarar vermek artık bir yöntem haline gelmiştir" dedi.

Tüm bunlara ilaveten, evlerini terk edip kaçmak zorunda kalanlar da kadınlar ve kız çocuklarıdır. Yaşlı ve yaralılara bakanlar kadınlardır; su ve yiyecek bulmak zorunda olan kadınlardır - tüm bu görev ve ortamlar kadınları daha fazla tacize uğrama riskiyle karşı karşıya bırakmakta. Tecavüz kurbanları sadece psikolojik ve duygusal travma yaşamakla, olayın sağlıkları üstündeki sonuçları ve HIV/AIDS riskiyle karşı karşıya kalmıyor; tecavüz kurbanı olduğunun bilinmesi halinde aileleri ve toplumdan dışlanacaklarından da korkuyorlar.

"Toplum benimle o kadar dalga geçti ki köyümü terkedip ormanda yaşamak zorunda kaldım. Açım, hiç giysim yok, sabunum yok. Tedavi için param yok. Karnımdaki bebekle birlikte ölsem, benim için daha iyi." Sanguina Demokratik Kongo Cumhuriyetindeki çatışmalar sırasında iki kez tecavüze uğramış.

Şiddeti durdurmanın anahtarı adalettir ve Uluslararası ceza Mahkemesi ilk yargılamalarına başladığında, kadınların adalete erişimi için yeni bir yol açılmış olacak. Adalet sadece teknik bir araç değildir, somut etki yapar. Tecavüz ve cinsel şiddetin suç olduğunu doğrular, onur ve özsaygı duygularını geri kazandırır ve giderim sağlar. Ayrıca adalet suçun yeniden işlenmesini engellemek için önemli bir adımdır; şiddet uygulayacak olanlara bu fiillerinin hoş görülemeyeceği yolunda net bir mesaj verir.

Uluslararası Ceza Mahkemesinin (UCM) önümüzdeki yıl yapacağı yargılamaların birinin kadınlara yönelik şiddet suçlarını kapsamasının son derece önemli olduğunu söyleyen Khan, "Tüm dünyaya, kadına yönelik şiddetin peşine sıkı bir biçimde düşüleceğine dair güçlü bir mesaj verilmelidir. UCM'nin kesin kararı devletleri utandırarak, ulusal mahkemeleri aracılığıyla harekete geçmelerini sağlayacak" dedi.

Ancak UCM siyasi destek olmadan adaleti yerine getiremez. UCM'nin başarılı olması, soruşturmalar sırasında yardım edilmesi, kanıtları mahkemeyle paylaşma ve risk altında olabilecek tanıkların korunması gibi pratik konularda hükümetlerden göreceği işbirliğine bağlı.

Khan, "Kadınların hayatları ve bedenleri, çok uzun süredir kimliği belirsiz savaş zayiatı olarak görüldü. Şiddetle baş etmek için gereken araçlar mevcut ama, ancak dünya liderlerinin tecavüz ve cinsel şiddeti kınayan açıklamalardan daha fazlasını yaptıklarında kadın savaş kurbanları için adalet yerine gelmiş olacaktır. UCM odaklı ve ulusal sistemlere evrensel yargı yetkisinin eklenmesi yoluyla bir eylem gündemi benimsemelidirler" dedi.

Raporda kadınların güvenliği ve insan hakları için verilen mücadele, giderek artan militarizasyon ve küresel terörizmle mücadele için ortaya konan yeni güvenlik gündemleriyle tehlikeye atılıyor. ABD'nin başını çektiği güvenlik doktrinleri nedeniyle "savaş" kavramı, daha önce yasaları uygulama olarak kabul edilen alanları da kapsadı ve böylece insan haklarının güvenlik uğruna sekteye uğratılabileceği nosyonu kabul görmeye başladı.

Çatışmaların kadın ve kız çocukları üzerindeki etkilerine rağmen, hala barış müzakerelerinde yer almıyorlar. Savaşı başlatanlar da, barışın nasıl tesis edileceği hakkında kararları verenler de genellikle erkekler.

"Yeniden güvenli topluluklar ve ülkeleri kurma sürecinde kadınların rolü çok önemli. Dünyanın dört bir yanında kadınlar şiddet, ayrımcılık ve sessizliğe meydan okuyorlar. Kadınların barış sürecine aktif katılımı olmadan, güvenlik, adalet ve barış mümkün değildir."

Uluslararası Af Örgütü küresel, bölgesel ve ulusal düzeyde yürütülecek bir eylem planı önermektedir: Uluslararası Ceza Mahkemesinin etkin çalışması ve kadın ve kız çocuklarına adalet sağlamalıdır. Güvenlik Konseyi, çatışmalar sırasında kadına yönelik şiddeti sona erdirme niyetinde ciddiyse, devletler yapmadığında vakaları UCM'ne havale edebilir.

Hükümetler, UCM'nin etkin çalışabilmesi için gereken siyasi desteği vermelidir. Bunlar, Roma Tüzüğünün kabul edilmesi, suçluların bu suçlar nedeniyle ulusal sistemde yargılanmasını sağlamak için Tüzüğün ulusal hukuka entegre edilmesi, kanıtların UCM ile paylaşılması ve kurban ve tanıkların korunması gibi konuları içermektedir.

Hükümetler kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddeti her koşulda kınamalı, güvenlik güçlerine kadınlara yönelik şiddetin hoş görülmeyeceği konusunda net uyarı ya da direktifler yayınlamalıdır.

Uluslararası topluluk: Tüm devletler, BM ve diğer ilgili uluslararası kurumlar, tüm barış girişimlerinin tasarlanması ve uygulanmasında kadınların kilit rol almasını sağlamalıdır.

Tüm taraflar ve BM şiddete uğramış kadınlara derhal etkin yardım sağlamalıdır ve bu destek, tıbbi bakım ve rehabilitasyonu kapsamalıdır.

Irene Khan, "Bu küresel öfkeyi harekete geçirmeliyiz - şiddete karşı durmak için, zulüm gören kadınlara destek vermeli ve değişimi gerçekleştirme gücü olanlara baskı yapmalıyız. Değişimi başlatacak olan, tek tek kadın ve erkeklerin gücüdür" dedi.

İlkay Bahçetepe
Uluslararası Af Örgütü-Türkiye
Kadın Koordinatörü


Barış Girişimi:
Yaşama hakkı
insanın ilk ve temel hakkıdır

Bu hak dünyanın dört bir yanında, Irak'ta, Felluce'de, Mardin Kızıltepe'de, gözlerimizin önünde yok ediliyor.

Saldırıya seyirci kalmak; tanığı olduğumuz hak hukuk tanımayan vahşete, yeni istilalara, yeni yargısız infazlara yol vermektir. Susmak, Iraklı yüz bin masum ölüyü, Kızıltepeli küçük Uğur'u ve babasını sahipsiz bırakmaktır.

Şiddete boyun eğmeyeceğiz.

Seyirci kalmayacağız.

Gücün terörüne ve terörün gücüne karşı, el ele vererek yaşama hakkını, yaşama hakkımızı savunacağız.

11 Aralık Cumartesi saat 12.00'de, Beyoğlu Galatasaray'dan başlayıp iki yana uzanan bir insan zinciri kuracağız. Ellerimizi ellerimize kenetleyecek, kollarımızı kollarımıza kavuşturacağız.

Susmayacağız, unutturmayacağız.

Bir kez daha, insan ve aydın sorumluluğumuzu yükleniyor, dünyayı ve ülkemizi kuşatan şiddete "dur" demek için el ele veriyoruz.

"Yüreğimle destekliyorum, ama ben orada olmasam da olur" demeyin. Siz yoksanız zincirin bir halkası eksik kalacak, sizinle birlikte iki kol boyu daha güçlü olacağız.

11 Aralık Cumartesi günü saat 12.00'de Galatasaray Meydanı'nda yaşama hakkı için, barış ve adalet için, dünyayı ateşe vermekten, en temel insan hakkını ihlal etmekten çekinmeyenleri uyarmak ve geriletmek için biraraya geliyoruz.

11 Aralık Cumartesi günü saat 12.00'de buluşan ellerimiz barışın ve vicdanın sesi, saldırı altındaki insanlığın umut çığlığı olacak.
Siz de orada olun.

Bilgi notu: Dünyada ve Türkiye'de Yaşama Hakkını Savunma Eylemi, Barış Girişimi'nin düzenlediği; yaşama hakkını ve hukukunu ihlal eden kişi, kurum ve devletlerin ulusal ve uluslararası düzeyde cezalandırılmaları talebini dile getirmeyi amaçlayan, örgütsel değil bireysel katılımı öngören sessiz ve barışçı bir eylemdir.




 

Diğer duyurular için tıklayın

SİVİL TOPLUM













TÜM STK'lar
İÇİN TIKLAYIN


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla