Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





Güncelleme: 29. 10. 2004



GDO'ya Hayır Platformu:

Hükümete, Gıda Üreticilerine Ve Satıcılarına Sesleniyoruz:
GDO Politikanızı Açıklayın


Genetiği Değiştirilmiş Organizmalara karşı "GDO'YA HAYIR PLATFORMU"nun yaklaşık sekiz aydır yürüttüğü "GDO'ya Hayır! Yaşam Patentlenemez' kampanyası siz değerli basın emekçilerinin ve halkımızın desteğiyle milyonlarca insanın gündemine girmiştir. Platformun bir aydır, on beş şehirde dolaştırdığı canavar balon, halkımızın yoğun ilgisiyle gittiği tüm şehirlerde coşkuyla karşılanmış ve imza masalarımızda yaklaşık yüz bin insan GDO'ya karşı imza vermiş ve onların mensubu olduğu milyonlarca aile GDO'lar konusunda bilgilenmiştir.

Artık Türkiye'de milyonlarca insan GDO'ların yaratacağı yıkımdan haberdardır. Tüm kapalı kutular açılmış ve halkımız uyanmıştır. İnsanlarımız bundan sonra, marketlerden alış veriş yaparken kullandıkları ürünlerin GDO'lu olup olmadığını soracaktır. GDO'lu üretimin patent boyutu ve bu tarz üretimin yaratacağı tarımsal yıkım açığa çıktıkça, üreticiler kullandıkları tohumların menşeini merak etmeye başlamışlardır.

İnsanlık tarihinde ilk kez GDO teknolojisiyle canlılar üzerinde mülkiyet hakkı elde edilmeye başlanmıştır. Bir biyoteknoloji şirketi herhangi bir canlıya ait bir genin fonksiyonunu açığa çıkardığı zaman o gen üzerinde mülkiyet elde etmektedir. Oysa patent hakkı, yenilik getiren sınai buluşlara verilmektedir. Hiçbir kişi ya da kuruluş kendini yeniden üretebilen ve milyarlarca yıl yaşayabilen bir canlı organizma üzerinde mülkiyet sahibi olamaz. Bunun adı biyolojik korsanlıktır.

Çiftçilerimiz şu sorunun cevabını aramaya başladılar: Yoksa Amerika'nın Irak'ı işgalinden sonra kurdurduğu kukla hükümetin yeni "Bitki çeşidi koruması" hakkındaki tarım yasası Türkiye'ye de mi geliyor?…

Bildiğiniz gibi 2002'de çıkan bir FAO (Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü) raporuna göre Iraklı çiftçilerin %97'si, tohumlarını ya önceki senenin hasatından alınan tohum stoklarından ya da yerel pazarlardan almıştır. Irak'ın kukla hükümetinin "Bitki çeşidi koruması" hakkındaki yeni yasasının yürürlüğe koyulmasıyla Iraklı çiftçilerin önceki dönem ürününden gelecek döneme tohumluk ayırması yasak olacaktır ve piyasada ancak ve ancak büyük tarım şirketlerin GDO'lu ve patentli "PVP-korumalı" bitki malzemesi bulunacaktır. Böylece Iraklı çiftçilerin buğday, arpa, hurma, ve bakliyat gibi tarımsal ürün çeşitlerinin evrimleştirilmesinde ve geliştirilmesindeki tarihsel tüm katkıları yok sayılıyor. Yeni yasa, Iraklı çiftçinin özgürlüklerini ve gen kaynaklarını elinden almış ve Irak halkının 'gıda egemenliği hakkı' üzerinde ciddi bir tehdit oluşturmuştur. Bu çarpıcı ve acı gerçekle ülkemiz 1998 yılından beri karşı karşıyadır. Bu yıldan beri ülkemize işlenmiş ve hammadde olarak pek çok GDO'lu ürün, kontrolsüz, denetimsiz, yasadışı yollarla girmiş, toprağımıza ve sofralarımıza davetsiz misafir olmuştur. Maalesef konuyla ilgili bakanlıkların, hükümetlerin duyarsızlığı akıl alır gibi değildir. Bu durumun hiçbir izahı yoktur ve olmamıştır.

Türkiye'de 1998 yılından 2004 yılına kadar, yani tam 6 sene Ulusal Biyogüvenlik Komitesi toplantıları yapılmıştır. Bu zaman zarfında GDO'ların serbest dolaşımını düzenleyecek Biyogüvenlik Yasasının çıkartılması sürüncemede bırakıldığı gibi; yasa, toplumun mağdur olacak kesimlerini muhatap alınarak da hazırlanmamıştır. Hükümetlerimiz Avrupa Birliği ve Amerika arasında süren GDO savaşında saf belirleyememiştir. Amerika'nın GDO dayatmalarına ve Avrupa'nın mahçup politikasızlığına kulak kabartan hükümetlerimiz artık halkın, bilimin ve ekolojik gerçeklerin sesine kulak vermelidir. Altı ay önce, tarım sektöründe sosyo ekonomik bağımlılık yaratan, biyolojik çeşitliliği ortadan kaldıran, halk sağlığını tehdit eden, canlıları patent altına alarak yaşamı yok oluşa sürükleyen GDO'larla ilgili Tarım Bakanına cevaplaması için yazılı bir soru önergesi vermiş idik. Tarım Bakanı önergeye cevaben, ülkeye GDO'lu ürün girmediğini iddia etmiş idi. Hatta daha iki hafta öncesine kadar Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü'ne Bilgi Edinme Hakkı Kanunu çerçevesinde sorduğumuz soruların cevabında da ülkeye GDO girişi olmadığı söylenmişti.

Fakat geçtiğimiz hafta Platformumuzun üyesi Tüketici Derneklerinin organize ettiği panelde, ODTÜ Gıda Mühendisliği Bölümü'nde yüksek lisans eğitimi gören iki öğrenci, Bölümlerinin Başkanı Doç. Dr. Candar Gürakan'ın gözetiminde Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (transgenik ürünler) üzerine hazırladıkları tez çalışmasının sonuçlarını açıkladı. İki yıl süren çalışmanın sonucunda; Ankara, Çanakkale, Ayaş, Eskişehir, Isparta, Antalya, Kalkan, Afyon ve Mersin'de üretilen, Belçika, İspanya, Çin ve Amerika'dan ithal edilen 28 domates numunesinden 22'sinde antibiyotiğe direnç gösteren bir bakteri geni belirlenmişti.

Bu araştırma sonucunda, 28 domates numunesinden 22'sinde bir bakteri geni olan Kanamisin adlı antibiyotiğe direnç gösteren bir gen tespit edildi. Bu durum domateslere gen aktarımının yapıldığının kanıtıydı.

Basına bu haberin yansıması ve GDO karşıtı duyarlılığın gücü karşısında, Türkiye Cumhuriyeti'nin Tarım ve Köy İşleri Bakanı Sami Güçlü, "Türkiye'de genetiği değiştirilmiş ürünlerin üretim ve yetiştirilmesi sadece araştırma amaçlı mümkün. Bu ürünlerin üretimi konusunda bir serbestlik yok. Ancak Türkiye'ye bu ürünlerin girdiği, özellikle hayvan yemi olarak kullanıldığı hususunda bilgimiz var" diyerek Iraklaşma yolunda olduğumuzu zımnen kabul etmiştir.

Bu ıraklaşma, çiftçinin topraktan, tüketicinin sağlığından, doğanın çeşitliliğinden ıraklaşmasıdır. Bununla birlikte, Bakan Güçlü, "genetiği değiştirilmiş ürünlere karşı dünyada itiraz ve şüphelerin bulunduğunu, ancak genetiği değiştirilmiş ürünlere karşı henüz ispat edilmiş olumsuz bir husus olmadığını" belirtti. Bu konuda öncelikli olarak şunu belirtmek gerekir;
Ekolojik gerekliliklerin doğurduğu hukuk, yaşamımızı ticaret hukukunun prensipleriyle açıklayamayacağımızı göstermiştir. İnsan sağlığını, ekolojik yaşamı, biyolojik çeşitliliği riske sokma ihtimali olan malların pazarda serbestçe dolaşması için bu ürünleri pazara süren şirketlerin bu ürünlerin risksiz olduğunu ya da bu ürünlerin yaratacağı riski tanımlamaları ve bu riski tazmin edebileceklerini ispat etmesi gerekir. İspat külfeti şirketlerin üzerindedir. Eğer açlığa mahkum edilen Afrika ülkelerinin GDO'lu gıda yardımlarını reddetmesini, Hindistan'da' üretilen GDO'lu pamuğun çiftçileri yoksulluğa sürüklemesini, Irak'ın başına örülen çorabı bilmiyor ve delil saymıyorsanız, Dünya'da bilimsel olarak yapılan pek çok analizin GDO'lu ürünlerin verimi arttırmadığını ve açlığa çözüm olmadığını biliyorsunuzdur. Kaldı ki ne bu ülkede ne de dünyada besin kıtlığı vardır, kıt olan şey bu besinlerin adil ve eşit dağıtılmamasıdır.

Kimi ülkelerde insanlar oboziteyle boğuşurken kimi ülkelerin temel gıda maddelerinin yokluğunu çekmesi bu çelişkinin en açık ifadesi değil midir? Önümüzdeki yüzyılı gıdanın, havanın, suyun, toprağın, enerjinin ve gen kaynaklarının kimin egemenliğinde olduğu şekillendirecektir. Temel soru şudur: Yaşamın bu temel değerleri birkaç ilaç ve tarım şirketinin malı mı olacaktır, yoksa tüm insanlığın yaşamsal kaynağı haline mi dönüştürülecektir? GDO merkezli bir tarım tüm dünyayı yok oluşa sürüklemektedir. Ülkeleri ekonomik ve sosyal olarak şirketlerin insafına bağımlı kılmaktadır. Bundan dolayı bu tarımın bugün ki failleri çocuklarımızı ve çocuklarını mağduriyete sürükleyen biyoteknoloji şirketleri ve onların destekçisi ülkelerdir.

Şimdi bu gerçekler ışığında, gıda ve hayvansal yem ithalatçılarının, özellikle soya ve mısır ithalatçılarının, büyük marketlerin, GDO politikalarını açıklamalarını istiyoruz. Şekerleme, bisküvi, bebek maması ithal edenler ve üretenler, glikoz şurubu kullanıyorlar mı, bu ürünler GDO'lu mu bilmek istiyoruz.

Elimizde bir kara liste var, bir beyaz liste. Beyaz listeye girmek ve tüketicilerin güvenini kazanmak istiyorsanız, bir an önce GDO politikanızı açıklayın!

Hükümete sesleniyoruz,
Halkımızın ve kamuoyunun sesine kulak verin.
Biz GDO'lu ürün tüketmek ve üretmek istemiyoruz.
GDO'ların ülkeye girişi ve üretilmesi yasaklansın.
Bu konudaki kontrol mekanizmaları derhal kurulsun…

Biz onlarca demokratik kitle örgütü ve bilim insanının oluşturduğu GDO'ya Hayır Platformu olarak Biyogüvenlik Yasa Tasarısında, geleceğimizi koruyacak düzenlemelere emek harcamaya hazırız. Gıda ürünlerinde gerekse tohumlarda GDO limitlerinin konmasını kesinlikle kabul etmediğimizi, hele hele tohumlarda, AB de %0,3 (binde üç) olan etiket zorunluluğunun bile halk tarafından kabul edilmediği ve hala bu konuda AB komisyonundan bir karar çıkarılamadığı gerçeği göz önüne alınarak hiçbir şekilde Türkiye'de bir oran limiti konarak GDO'lu tohum giriş ya da ekimi yapılmasını istemediğimizi de tekrar belirtmek gerek.

Bunun için tüm duyarlı halkımız ve basınımız 30\31 Ekim - 1 Kasım 2004 tarihlerinde Ankara'da Canavar Balon Turunun kapanış etkinliklerine davetlidir. 30 Ekim Cumartesi günü söyleşiler ve imza standımızın yanında Grup Karavan ve Grup Günışığı konser verecektir. 1 Kasım 2004'de saat 13.00' da Yeni Türkü konserinin ardından kitlesel bir basın açıklaması yapılarak bir heyet meclise görüşmeye gidecektir.

Bugüne kadar bizi yalnız bırakmayan herkesi etkinliklerimize bekliyoruz.
Ve son olarak diyoruz ki yaşam bizimdir, patentlenemez.

GDO'ya Hayır Platformu:
Canavar Balon Turu
Ankara Kapanış Programı

30 - 31 Ekim, 1 Kasım 2004
Yer: Abdi İpekçi Parkı- Sıhhiye- Ankara
30 Ekim 2004 Cumartesi
08.00- Canavar Balon'un Şişirilmesi, İmza Standının Açılması, Halka Kampanyanın Anlatılması
12.00- 13.00- Grup Günyüzü Konseri
14.00- 16.00- Grup Karavan Konseri
17.00- 19.00 Grup Şubat Yolcusu Konseri
19.15 Canavar Balon'un İmza Standının Toplanması
31 Ekim 2004 Pazar
08.00- Canavar Balon'un Şişirilmesi Ve İmza Standının Açılması, Çocuklara Canavar Balonu Temsil Eden Balonların Dağıtılması 10.00- 19.00 Çeşitli Etkinlikler
19.15 Canavar Balon'un İmza Standının Toplanması
1 Kasım 2004 Pazartesi
08.00- Canavar Balon'un Şişirilmesi Ve İmza Standının Açılması 12.00- Açılış Konuşması ve Canavar Balon Kampanyasının Tanıtımı 12.15- Yeni Türkü Konseri
13.00- Platform Temsilcilerinin Katılımı ile Yapılacak Basın Açıklaması
14.00- Yeni Türkü Konseri
10.00- 19.00 Çeşitli Etkinlikler
19.15 Canavar Balon'un İmza Standının Toplanması ve Balon Turu'nun Sona Ermesi
Canavar Balon, 2 Kasım 2004 Salı - ODTÜ, 3 Kasım 2004 Çarşamba Hacettepe Üniversitesi'nde olacaktır. Lütfen programı üye olduğunuz listelere ve özel adreslere ileterek kampanyaya destek olun...
Daha Fazla Bilgi İçin:
www.gdoyahayir.org
gdo.ekolojikpolitika.org
www.bgday.org/gdo

Savaş Karşıtları:
"Gerçek borcum barışı, sevgiyi
ve kardeşliği savunmak"

Cemal Karakuş geçen hafta İzmir'de oturduğu evinden, Necdet Özaktın ise 9 Ekim'de, Ankara'da ailesiyle kaldığı otel odasından sabaha karşı, yoklama kaçağı oldukları gerekçesiyle, polisler tarafından gözaltına alındı. Her ikisi de bir süre gözaltında tutulduktan sonra yoklama işlemlerini yaptırmak kaydıyla serbest bırakıldılar.

Cemal, 15 Mayıs 2003 tarihinde, antimilitaristlerin düzenlediği "Militurizm Festivali"nde askerlik yapmayı reddettiğini duyurmuştu. Necdet'in de yıllardır askerlik yapmama yönünde kararı vardı, arandığı ortaya çıktıktan sonra, reddini kamuoyuna duyurmaya karar verdi. Bugün (28 Ekim Perşembe) her ikisi de, eski retçiler Erkan Ersöz ve Yavuz Atan'ın retlerini yinelerek verdiği destekle İnsan Hakları Derneği İzmir Şubesi'nde bir basın açıklaması yaptılar.

Her dört retçi de askerliği ve militarizmin tüm dayatmalarını reddettiklerini duyurdu.

Necdet Özaktın'ın Ret Deklarasyonu:
Bu belge ile askerlik hizmetini yapmayı reddettiğimi kamuoyuna ilan ediyorum. Benim için askerlik bir hizmet değil, hezimettir. İnsanlık onurunun yıkıldığı, vicdanın ve aklın geri plana itilip, nefretin ve nobranlığın hüküm sürdüğü savaş bölgelerinin bir neferi olmayı reddediyorum.

Savaşı geçer akçe, silahlandırılmış gençleri de bu piyasanın işçileri olarak gören her türlü militer yapıya karşın; barışı, sevgiyi ve kardeşliği savunmanın gerçek borcum olduğunu düşünüyorum. Devletlerin toplumsal ve toplumlararası düzeni sağlamak iddiasıyla yazdıkları yasalarda da yer alan askerlik hizmetinin infazına yönelik kısmı, yasa koyucunun açmazı olarak görüyorum. Zira aynı yasalarda yer alan bireyin temel hak ve hürriyetleri paragrafında bahsi geçtiği gibi; vicdan hürriyetimi kullanarak askerlik dayatmasını reddediyorum.
Haber: www.savaskarsitlari.org

Küresel Barış Ve Adalet Koalisyonu:
Azınlık Raporu Sahiplenilmeli!
Hazırlayanlara Yönelik Saldırılar Durdurulmalıdır!

Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu tarafından hazırlanan "Azınlık Raporu" nun yayınlanmasıyla raporun hazırlayıcılarına karşı başlatılan saldırı ve karalama kampanyasını şiddetle kınıyoruz. Türkiye'de her fikrin özgürce tartışılmasına ve örgütlenmesine; her kökenden etnik grup ve kümelenmelerin kendilerini özgürce ifade etmelerine; siyasal kültürel haklarını kullanmalarına tahammül gösteremeyenlerin karşısında raporu hazırlayanlarla dayanışma içinde olduğumuzu bildiririz.

Raporu kaleme alan Prof. Baskın Oran'a ve Kurul üyelerine yönelik, demokrasi ve özgürlüklerden nasiplenmemiş yasakçı ve baskıcı kurum ve kuruluşlar tarafından geliştirilen karalama ve aşağılama kampanyasının karşısında durmaya devam edeceğiz Küresel BAK olarak, eşit, adil ve özgür bir Türkiye'nin, varolan tüm etnik farklılıklarını özgürce ve eşit ilişkiler içinde yaşayarak gelişebileceğine inanıyoruz.Raporun yayınlanması ile başlayan tartışmaları Türkiye'nin kendi gerçekleri ile yüzleşmesi ve sorunlarını çözmesi için bir fırsat kapısı olarak değerlendirmesinin daha doğru bir adım olacağına inanıyoruz.

AKP iktidarını ve Başbakanı yasalarla kurdukları kurulların hazırladığı raporu dikkate alamaya ve sahiplenmeye çağırıyoruz.

Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu Yürütme Kurulu

Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu
İstiklal Cad. No:99 Ankara Han Kat:4 Beyoğlu /
İstanbul - Türkiye www.kureselbarisveadalet.org [email protected]
Faks: +90 (212) 243 8810 Tel: +90 (212) 243 8957


TMMOB:
Arşivimiz hizmetinizde
TMMOB Arşivi, 50 yıllık geçmişimizde yayımlamış olduğumuz tüm Birlik Haberleri, TMMOB Bültenleri, kitaplar, diğer TMMOB yayınları, Çalışma Raporları, Genel Kurul Bildirgeleri, Genel Kurul Divan Tutanakları, Yönetim Kurulu Kararları, Yönetim Kurulu Tutanakları gibi yayınların internet üzerinden ulaşılabilir kılınmasını amaçlıyor. Bu amaç kapsamında, 30.000 sayfa doküman taranarak internete aktarılmıştır.
TMMOB Arşivi'ne arsiv.tmmob.org.tr adresinden ulaşabilirsiniz.



 

Diğer duyurular için tıklayın

SİVİL TOPLUM













TÜM STK'lar
İÇİN TIKLAYIN


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla