Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





Güncelleme: 28. 06. 2004

TAYAD:
Neden Yazmıyorsunuz?
Öğrenmek Bizim Hakkımız, Açıklamak Sizin Sorumluluğunuzdur
114... Bu rakam ne ifade ediyor sizler için? 114 rakamı, ne borsada hisse senetlerinin yükselme oranını, ne falan futbolcunun transferde alacağı milyarları, ne de bir popstar şarkıcısının albüm satış rakamlarını anlatmıyor. Bunları anlatmadığı için de sizin gazetelerinizde, televizyonlarınızda söz edilmiyor.
114 ölümden söz ediyoruz.

F Tiplerindeki tecrit zulmünün ve sansür giyotininin katlettiği 114 insan. Haber merkezlerinize, yazı masalarına mutlaka ulaşmış olduğunu düşündüğümüz açıklamalardan da görmüş olacağınız gibi, F Tipi Hapishanelerdeki tecrit 22-23 Haziran'da Sincan F Tipi'nde iki canımızı daha aldı. Hüseyin Çukurluöz ve Bekir Baturu yaşamlarını kaybettiler.

Hapishanelerden peşpeşe tabutlar çıkıyor, YAZMIYORSUNUZ. Tecrit can almaya devam ediyor, tecriti durdurun diye haykırıyoruz, YAZMIYORSUNUZ. Bu ülkenin hapishanelerindeki dayanılmaz tecrite dikkat çekmek için iki insan bedenini tutuşturarak ölüyor, siz bunda haber değeri görmüyor, küçük bir haber bile yapmıyorsunuz. Kedileri, köpekleri, fahişeleri, pezevenkleri ve akla gelebilecek her şeyi yazarsınız. Ama bunu ısrarla ve kararlılıkla YAZMIYORSUNUZ! NEDEN?
"Bırakın geberip gitsinler!" diye mi düşünüyorsunuz siz de? Medya tarihinde eşi görülmemiş katılıkta bir sansür uygulanıyor tecrit ve tecrite karşı direniş konusunda. Adeta bir ANAYASA EMRİ var bunların yazılmaması için. Evet soruyoruz, NEDEN YAZMIYORSUNUZ? F Tiplerini, tecriti ve ölümleri yazmama konusunda MGK kararı mı var? Meşhur andıç'lardan biri daha mı yayınlandı bu konuda? Bunu halka açıklayın!
Aksi halde ölümlerin ve sansürün sorumluluğundan kurtulamazsınız. Bu sizin için meslek ahlakıdır. Kendi mesleğine saygılı biri, neyi neden yazdığını veya yazmadığını açıklar. Yasak varsa, yasağı anlatın. Hayır kendiniz sansür ediyorsanız, bunu anlatın. "Biz öyle bir basınız ki, canımızın istediğini yazar, istemediğini yazmayız" deyin.
Belki Cemil Çiçek'in açıkça dile getirdiği "tövbe ettirme" politikasının tövbe ettirdiği kalemlerdensiniz, belki zulümle, tecritle "tövbe ettirme" politikasının ortağı.
Yazmama nedeninizin hangisi olduğunu bizlere ve tüm halka açıklamaya çağırıyoruz sizi.
Hiçbir açıklama yapmadığınızda, bundan çıkacak tek sonuç; Üzerinizde bir baskı, yasak olduğu için değil, bizzat sizler, tecrit politikasını, F Tiplerindeki katliamı desteklediğiniz için, F Tipleri sansürünü sürdürdüğünüz olacaktır.
Neden yazmıyorsunuz diye soruyoruz, ve cevap bekliyoruz.

24 Haziran 2004

TAYAD'lı Aileler

TÜKODER
:
"Sansürün Ayak Sesleri"

Vergi Yasasında değişiklik yapılmasına dair yeni yasa tasarısını değerlendiren Tüketiciler Birliği Genel Başkanı Av. M. Bülent Deniz; "her türlü iletişim hizmetine uygulanmak istenen özel iletişim vergisi, sansürün habercisidir" dedi.
Siyasi iktidar tarafından TBMM. ne sunulan yasa tasarısı ile Vergi Yasasında değişiklik yapılarak, bir kısım iletişim hizmetinden alınan özel iletişim vergisinin kapsamı genişletilmekte, her türlü iletişim vergilendirilmektedir. Tasarı ile bütün telekomünikasyon hizmetleri özel iletişim vergisi kapsamına alınarak, cep telefonu, ev telefonu yanında İnternet erişimi, eposta hizmeti, web hizmetleri, web erişimi, kurumsal web erişimi, ilh... yani bütün iletişim hizmetleri vergilendirilmektedir. Bunun anlamı, tüm bu iletişim hizmetlerinin % 15 ila 45 oranında pahalılanmasıdır Yani bu tasarı ile siyasi iktidar tarafından, "Ey halk, ey insanlar, ey sivil toplum örgütleri! Siz çok olmaya başladınız. İnterneti kullanarak dertlerinizi paylaşıyorsunuz, kamuoyu oluşturuyorsunuz, bilgi sahibi oluyorsunuz. Artık bunu yapmanız pahalı olacaktır" denilmektedir. Tüm ülkelerde İnternet erişimi ucuzlatmakta, hatta bedava hale getirilmeye çalışılmaktadır.

Dünya ülkelerinin aksine, siyasi iktidarın İnternet erişimini özel iletişim vergisi ile daha da pahalı hale getirmesinin, eğer sansür anlayışı yoksa, hiçbir mantığı bulunmamaktadır. Siyasi iktidarı uyarıyoruz: İnternet erişimini ve diğer tüm iletişim hizmetlerini tüketici için daha pahalı yaparak "iletişmeyen, konuşmayan, düşünmeyen, örgütlenmeyen Türkiye" amaçlıyorsanız, bunu gerçekleştiremeyeceksiniz.

Aksine, tarih sizi sansürü 21. yüzyılda tekrar canlandırmaya çalışan siyasiler olarak yazacak ve toplum hafızasında böyle anılacaksınız.

Av. M. Bülent Deniz
Genel Başkan

Tel:(212)567 97 44 Faks:(212)567 36 47
Web: www.tuketiciler.org E-Posta: [email protected]

NATO'ya Karşı Avukatlar'dan Uyarı
Haziran ayı boyunca "NATO Zirvesi'ne katılacak olanların güvenliklerinin sağlanması" amacıyla hükümet ve kolluk güçleri tarafından önlemler alınmaktadır. Alınan bu önlemlerin önemli bir bölümü temel hak ve özgürlükleri engelleyici niteliktedir. Hak ihlallerinin önüne geçilebilmesi ancak haklarımızın bilinmesi ile mümkündür.

4 Haziran tarihinde toplantıları başlayan ve 28-29 Haziran'da yapılacak NATO Zirvesi ile sona erecek olan Haziran ayı boyunca "NATO toplantılarına katılacak olanların güvenliklerinin sağlanması" amacıyla hükümet ve kolluk güçleri tarafından önlemler alınmaktadır. Alınan bu önlemlerin önemli bir bölümü temel hak ve özgürlükleri engelleyici nitelikte olup, kişi hak ve özgürlüklerinin korunması ve hak ihlallerinin önüne geçilebilmesi ancak haklarımızın bilinmesi ile mümkündür. Bu nedenle aşağıda kısaca bu süreçte bilinmesi gereken haklar not edilmiştir.

Seyahat özgürlüğü anayasal bir haktır. Seyahat özgürlüğü kapsamında herkes şehir içinde ve şehirlerarasında serbestçe dolaşabilir, ülke sınırlarından giriş çıkış yapabilir.

Hakim kararı ve gecikilmesinde sakınca bulunulan hallerde de Savcı veya kolluk amirinin yazılı izni olmadan, hiç kimsenin üstü, özel eşyaları, aracı aranamaz. Arama sırasında bu yazılı izin size gösterilmek zorundadır. Sivil kişiler tarafından durdurulduğunuzda, öncelikle bu kişinin polis kimliğini göstermesi zorunludur. Kimlik gösterilmeden tanımadığınız bu kişilerce verilen talimatlara uyma zorunluluğunuz yoktur.

Önceden izin alınmaksızın silahsız, saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme ve katılma hakkı anayasa gereği tanınmış olup, yabancıların toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılmaları da bu hukuki koruma kapsamındadır.

Eğer gözaltına alınırsanız:
Gözaltına alınan kişinin öncelikle doktor kontrolünden geçirilmesi gerekmektedir.

Yer değiştirilmesi, ek gözaltı süresi alınması, adliyeye çıkartılma gibi her durumda yeniden sağlık kontrolü yapılması zorunludur. Muayene sırasında odada sağlık personeli dışında kimse bulunamaz.

Kelepçe; ancak kaçmaya çalışma, direnme gibi durumlarda kullanılabilir. Açık ve geçerli bir sebep olmadıkça kimseye kelepçe takılamaz.

Yakalanan kişinin haber vermek istediği bir yakınına veya ilgili konsolosluğa gözaltında olduğunu haber verme hakkı vardır. Bu talep polis tarafından yerine getirilmek zorundadır.

Yakalanan kişiye, hangi suçla ilgili yakalandığı bildirilmek zorundadır. Yöneltilen iddia ile ilgili olarak susma hakkınızı her zaman kullanabilirsiniz.

Herkesin avukat isteme hakkı vardır. Avukat talep edilmesi durumunda, İstanbul Barosu tarafından ücretsiz olarak avukat atanacaktır.

Avukat gelmeden önce ifade vermeme, yapılacak keşif, yer gösterme gibi işlemleri kabul etmeme ve tutanakları imzalamama hakkınız vardır.

Avukatınızla kimsenin duyamayacağı şekilde görüşme hakkınız vardır. Bunun için karakol içerisinde özel görüşme odası tahsisi zorunludur.

18 yaşından küçükler gözaltına alındıklarında karakolda ifadeleri alınamaz. Küçüğün sadece kimlik tespiti yapılarak en kısa sürede savcılığa çıkartılması zorunludur.

Gözaltına alınan kimsenin beslenme, nakil, sağlığının korunması ve tedavisi devlet tarafından karşılanmak zorundadır.

Gözaltına alınan kişinin en geç 24 saat içinde mahkeme önüne çıkartılması zorunludur.

Gözaltı süresi en fazla savcılık kararı ile 48 saate, hakim kararı ile 72 saate kadar uzatılabilir.

Yakalama sebebinize karşı yazılı olarak itirazda bulunmanız durumunda bu dilekçe polisler tarafından derhal hakime ulaştırılmak zorundadır.

Savcılığa çıkartıldığınızda da avukat talep etme, hakkınızdaki iddialarla ilgili susma hakkınız bulunmaktadır.

NATO'ya Karşı Avukatlar
İrtibat telefonumuz : 0212 245 63 41


Düşünce Suçu(!?)na Karşı Girişim
Oldu Olacak "Sokağa Çıkma Yasağı" İlan Edeydiniz!
NATO zirvesi ve bu vesile ile Bush ve Blair'in İstanbul'a gelişleri nedeniyle şehirde yaşamın 5 gün süre ile felç hale getirilmesi, Başbakan Erdoğan'ın TV'den "Verdiğimiz geçici rahatsızlıktan ötürü özür dileriz" demesiyle geçiştirilemeyecek kadar ciddi bir dizi 'hak ihlâli'dir.

NATO toplantısına ev sahipliği yapmak, Bush'un "Genişletilmiş Ortadoğu" projesinde başrol oynamak gibi politik kararların politik düzeyde eleştirilmesi ayrı bir konu. Bu konuda tercih ve karar hakkı, bu tercihin sorumluluğu ile birlikte hükümete ait. Her hükumetin de davet ettiği devlet başkanlarının güvenliğini sağlamaktan sorumlu olduğu apaçık. Bu nedenle gerekli güvenlik tedbirlerinin alınmasına kimsenin sözü yok. Ancak 'amaç'lanan güvenlik ile alınan 'önlem'ler arasında bu kadar büyük uçurumlar olamaz, bir orantı olmak zorundadır. Bu sadece akıl ve mantık gereği değil, aynı zamanda bir ok uluslararası hukuk metninde ve mahkeme kararlarında yeralan bir kavram. (Proportion=Tenasüp)

İçişleri Bakanlığı ve İstanbul Valiliğinin kararları son derece keyfidir. İşi kökten halletmek için "5 gün Sokağa Çıkma Yasağı" ilan edilmesi, bugün ilan edilenden öz olarak farklı değildir. Güvenlik endişesi bu kadar ciddi olan bir toplantıyı İstanbul'da değil, pek ala -insanlara miting alanı olarak lütfedilen yerler gibi- kuş uçmaz kervan geçmez bir yerde, mesela Akdeniz kıyısındaki lüks tatil köylerinden birini kapatarak yapabilirlerdi. Ya da en iyisi İncirlik üssünde!

Bu kararnamelerin iptali için dava açılmasının, artık çok geç bile olsa bir hukuksuzluğun belgelenmesi ve ilerde tekrarının önlenmesi açısından önemli olduğunu düşünüyoruz. Bu konuda hukukçu arkadaşlarımızın devreye girmesini bekliyoruz.

Düşünce Suçu(!?)na Karşı Girişim
Nacak Sok.21/11 TR-34674 Istanbul
Tel +90 216 531 7080, Fax +90 216 532 75 45
[email protected]


İşkence Görenlerle Dayanışma Günü
Bugün, "26 HAZİRAN, BİRLEŞMİŞ MİLLETLER İŞKENCE GÖRENLERLE DAYANIŞMA GÜNÜ". Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 12 Aralık 1997 tarihinde, her yıl 26 Haziran gününü, "İşkence Görenlerle Dayanışma Günü" ilan etmiştir. Bugünün seçilmesinin nedeni, 26 Haziran 1987 tarihinde İşkenceye Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'nin yürürlüğe girmiş olmasıdır.

İNSANLIĞA KARŞI İŞLENMİŞ BİR SUÇ OLAN İŞKENCEYE karşı çıkmak, işkencecileri kamuoyu önünde mahkum etmek ve işkence mağdurları ile dayanışma duygularımızı yüksek sesle haykırmak istiyoruz. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 5., Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3. ve Anayasa'nın 17. maddeleri işkenceyi yasaklamıştır.

Ülkemizde son dönemlerde işkencenin önlenmesi ve işkence yapanların cezalandırılması yönünde olumlu bazı yasal adımlar atıldığı görülmekle birlikte; işkence olaylarının devam ettiği, işkencecilerin korunduğu ve bu amaçla idari ve yasal her türlü olanakların işkenceciler lehine kullanıldığı görülmektedir. İşkencenin önlenmesinde tüm dünyadaki en büyük sorun, işkence mağdurlarının ADALET görme isteğinin gerçekleşmemesi ve İŞKENCECİLERİN CEZASIZ KALMASI DIR.

Bu durum işkencecilere cesaret vermektedir. Bir tek işkencecinin dahi cezalandırılmaması, sadece o kişinin cezadan kurtulmasına değil; diğer işkencecilerin de "NASIL OLSA CEZA GÖRMEYECEKLERİ" yönündeki inançlarının pekişmesine yol açmaktadır. İşkenceciler hakkında ya hiç dava açılmamakta, dava açılsa dahi işkence yerine, kötü muamele suçu tercih edilmekte, açılan davaların büyük bir kısmı ise beraatla sonuçlanmaktadır. İstisnai olarak verilen mahkumiyet kararları ise, işkence suçunun ağırlığı karşısında yetersiz kalmaktadır.

İdari yönden işkencecilere disiplin işlemi yapılmamakta, aksine terfi ettirilmektedir. Gözaltında ölümlerin yarısından fazlası "intihar" olarak nitelendirilmekte ve böylece "intiharlar" yargılama dışı bırakılmaktadır. Gözaltında "intihar" iddiaları görevi ihmal veya görevi kötüye kullanma olarak nitelenip, işkence ve işkencenin rolü göz ardı edilmektedir. Hakkında altı yıldır gıyabi tutuklama kararı bulunduğu halde yakalanamayan işkence sanığı polislerin, "kuşku" ötesine geçen kaçmalarına tepkisiz kalınmaktadır.

Ceza ehliyeti olmayan çocuklar, gözaltında tutulmakta ve insanlık dışı yöntemlere maruz bırakılmaktadır. Öyle ki, işkence davasında mağdur çocuklar, bir yetişkinin dahi kaldıramayacağı ölçüde örselenmekte ve "öğretilmiş bilgilerle işkencecileri teşhis etmekle" suçlanmaktadır. Hükümetler işkence mağdurlarının haklarını ve sorunlarını görmezlikten gelmektedir.

İşkence mağdurlarının her şeyden önce, ADALETİN YERİNE GETİRİLMESİNİ, İŞKENCECİLERİN CEZALANDIRILMASINI, KENDİLERİNE MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT ÖDENMESİNİ, TEDAVİ VE REHABİLİTASYON GİDERLERİNİN DEVLET TARAFINDAN KARŞILANMASINI talep etme hakları bulunmaktadır. Tüm aksi söylemlere karşın, işkence, yargısız infazlar ve tecavüzler devam etmektedir. Anayasal özgürlüklerin kullanılmasında polis aşırı güç kullanmakta, kadın, çocuk, yaşlı ayrımı yapmadan dövmekte, yerlerde sürüklemektedir. Polisin bu uygulamalarına karşı ne idari, ne de yargısal işlem yapılmaktadır. Tersine, polise mukavemet iddiasıyla karşı davalar açılmakta, hatta, işkence mağdurlarına hükmedilmeyen tazminatlar, polisler lehine hükmedilmekte ve bu davalar hızla sonuçlandırılmaktadır.

Son aylarda örneğin Güneydoğu illerinde bu davaların sayılarında büyük artışlar olmuştur. Hükümeti işkence vakalarını kararlılıkla soruşturmaya, bu amaçla işkencecileri, amirlerini ve siyasi sorumlularını derhal görevden almaya davet ediyoruz. İşkencenin önlenmesi tüm insanlığın sorunudur. Bu konuda; sivil toplum örgütlerine, meslek kuruluşlarına ve tek tek bireylere önemli görevler düşmektedir. İşkence iddialarının ciddiye alınması, araştırılması, duyurulması, yargı kurumlarına başvurulması, işkence davalarının takip edilmesi, işkence mağdurlarına maddi ve manevi destek olunması, ülke içinde ve uluslararası alanda işbirliği içerisinde olunması akla ilk gelenlerdir.

Bizler, işkenceye karşı mücadelede bir araya gelmiş kuruluşlar olarak; herkese sesleniyoruz!
İşkence Mağdurları İçin Adalet, İşkenceciler İçin Cezasızlığa Son!
İşkencesiz Bir Türkiye; İşkencesiz Bir Dünya Olanaklıdır!

"İŞKENCEYE SESSİZ KALMA"!

İNSAN HAKLARI DERNEĞİ
TÜRKİYE İNSAN HAKLARI VAKFI
MAZLUM-DER
ULUSLAR ARASI AF ÖRGÜTÜ
ADLİ TIP UZMANLARI DERNEĞİ
TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ
ANKARA BAROSU İNSAN HAKLARI KURULU


 

Diğer duyurular için tıklayın

SİVİL TOPLUM













TÜM STK'lar
İÇİN TIKLAYIN


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla