Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





Güncelleme: 28. 05. 2004



TMMOB Çevre Mühendisleri Odası:
İklimler Çoktan Değişti, Artık Değişim Sırası Biz İnsanlarda!
BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Nedir? -
21 Mart 1994 tarihinde yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BM İDÇS) 187 ülke ve Avrupa Birliği'nin taraf olduğu bir uluslararası çevre anlaşmasıdır. Bu özelliği ile BM İDÇS, 1992'de Rio'da düzenlenen Dünya Zirvesi süreci ile uluslararası hukuk gündemine gelen çevre anlaşmaları içerisinde en geniş ölçekte kabul gören anlaşmadır.
- BM İDÇS, nihai olarak, seragazlarının atmosferdeki birikimlerini, insanların iklim sistemi üzerindeki etkilerini en aza indirecek düzeyde tutmayı amaçlamaktadır.
- İDÇS bünyesinde 3 grup ülke tanımlanmıştır. EK-I (40 ülke); OECD ülkeleri ile Orta ve Doğu Avrupa'da bulunan eski Doğu Bloku ülkeleri (serbest piyasa sistemine uyum çabaları sebebiyle bu ülkeler Ekonomileri Geçiş Sürecinde olan Ülkeler olarak adlandırılmaktadır), EK-II (23 ülke); sadece zengin OECD ülkeleri (AB, Kuzey Amerika, Japonya, Avustralya ve Yeni Zelanda), EK-I DIŞI (147 ülke): EK-I dışında kalan ve Sözleşme'ye taraf olmayan 5 ülke dışındaki bütün Birleşmiş Milletler üyesi ülkeler.

- EK-I ülkeleri, seragazı salımlarının azaltılması konusunda uygulanacak politkalar ve alacakları önlemler için öncü rol oynamakla; EK-II ülkeleri, Sözleşme sebebiyle ortaya çıkacak yeni yükümlülüklerin mali kaynaklarını karşılamakla, EK-I Dışı Ülkeler ise iklim değişikliği konusunda gelişmiş ülkelerle işbirliği yapmakla yükümlüdür.
- Sözleşme 1992 yılında oluşturulduğunda, ilk somut adım olarak, Ek-I ülkelerinin seragazı salımlarının ayrı ayrı veya ortak olarak 1990 yılı seviyesine çekilmesi öngörülmüştü.
- 1990-2000 yılları arasında, OECD ülkelerinde (BM İDÇS EK-II Tarafları) sera gazı salımları 1990 yılına göre %8 artmıştır. Ek-I üyesi Doğu Bloku ülkelerinin seragazı salımlarında ise, hesaplamalarda sağlanan esneklikler sebebiyle %40'a varan azalmalar elde edilmiştir. Aynı yıllarda, ABD'nin seragazı salımları %14 artmış, Çin'de ise %5-10 arasında azalma sağlanmıştır.
- Sözleşme'nin nihai amacına ulaşmak için ikinci adım olarak 1997 yılında kabul edilen Kyoto Protokolü, 2008-2012 yılları arasında Ek-I ülkelerinin sera gazı salımlarının 1990 yılı seviyesinin %5.2 altına çekilmesini öngörmektedir. Kyoto Protokolü, ABD'nin olumsuz tavrı ve Rusya Federasyonu'nun kararsızlığı sebebiyle halen yürürlüğe girememektedir.

İklim Değişikliği ve Dünya
- 1900 yılından bu yana küresel ölçekteki toplam sera gazı salımlarının %80'i OECD ve eski Doğu Bloku ülkelerinden (BM İDÇS EK-I Tarafları) kaynaklanmaktadır.
- Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) bünyesinde yürütülen çalışmalar sonucunda, küresel ortalama yüzey sıcaklığının, 19. yüzyılın sonundan 1995 yılına kadar yaklaşık 0.3-0.6°C arasında bir artış gösterdiği hesaplanmıştır. IPCC tarafından 2001 yılında yayınlanan 3. Değerlendirme Raporu'nda, "son 50 yıl içinde gözlenen ısınmanın, büyük ölçüde insan etkinliklerine bağlanabileceğini gösteren yeni ve daha güçlü kanıtlar elde edildiği" kesin bir ifadeyle belirtilmiştir.
- Çeşitli senaryolara göre yapılan kestirimler ise, seragazı salımlarındaki artışa paralel olarak 21. yüzyılın sonunda, ortalama olarak 1.4 ile 5.8 o C arasında sıcaklık artışı olacağı öngörülmektedir.
- Bu artışlara bağlı olarak; gelecek yüzyıl içinde deniz seviyesinde yükselme, okyanus akıntılarında farklılaşma, aşırı hava olaylarının şiddeti ve sıklığında artış, şiddetli kuraklıklar gibi dünya iklim sisteminde çeşitli etkilenmeler beklenmektedir.
- Dünya iklim sisteminde yaşanacak bu değişikliklere bağlı olarak; bazı kentlerin, hatta adaların deniz suları altında kalması, sel ve taşkın gibi doğal afetlerde daha fazla can ve mal kaybı görülmesi, gıda ve enerji üretiminin tehlikeye girmesi, salgın hastalıklarda artış gibi insan toplumlarının sosyo-ekonomik yapısına doğrudan yansımalar yaratacak etkilerin oluşması beklenmektedir.

İklim Değişikliği ve Türkiye
- Türkiye, BM İDÇS'nin hazırlanması sırasında OECD üyeliği sebebiyle Ek- II ülkeleri arasında yer alarak, ülke gerçekleriyle uyumlu olmayan yükümlülükler almak zorunda bırakılmıştır. Bu yanlışlığın düzeltilmesi için uzun yıllar boyunca yürütülen müzakereler sonucunda, 2001 yılında, Türkiye'nin adı Ek-II listesinden silinmiş, "özgün koşulları dikkate alınarak" diğer ülkelerden farklı bir konumda Ek-I listesinde yer alması kabul edilmiştir.
- 2001 yılında uluslararası düzeyde alınan bu karar, ancak 2 yıl sonra, 21 Ekim 2003 tarih ve 25266 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 4990 sayılı kanunla iç hukukumuza yansıtılabilmiştir.
- İklim değişikliği konusunda ulusal ve uluslararası düzeyde yürütülecek çalışmaların eşgüdümü amacıyla, 18 Şubat 2004 tarih ve 2004/13 sayılı Başbakanlık Genelgesi ile İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulu oluşturulmuştur. İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulu ve Kurul bünyesinde oluşturulan Teknik Çalışma Komisyonları, yapısı ve işleyiş ilkeleri itibarı ile hedeflenen çalışmaları yürütme kapasitesinden yoksundur. TMMOB ve Bağlı Odalar bütün bu süreçlerden dışlanmaktadır.
- Küresel ısınma ve iklim değişikliği, başta enerji, sanayi, ulaştırma, atık yönetimi, tarım ve ormancılık olmak üzere hayatımızın her alanını doğrudan ilgilendirmektedir.
- Ülkemiz, coğrafi konumu itibarı ile, iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin, ekolojik ve sosyo-ekonomik sonuçlarını öncelikli olarak hissedecek ülkeler arasında yer almaktadır. Buna rağmen, bilimsel araştırmalar, siyasi saldırılara maruz kalmakta, bilime ve mühendisliğe verilen değer azalmakta, hatta bu kişi ve kurumlar baskı ve ceza ile karşı karşıya bırakılmaktadırlar.
- Ülkemizin yenilenebilir enerji potansiyeli ısrarlı bir şekilde atıl durumda bırakılmakta, bunun yerine ithal yakıtların tüketimi anlamsız bir şekilde teşvik edilerek dışa bağımlılığımız arttırılmaktadır. AB 2010 yılı itibarı ile elektriğin %22'sini yenilenebilir enerji kaynaklarından elde etmeyi hedeflemiştir. Almanya'da rüzgar enerjisi kurulu gücü 10 yıl içinde 15.000 MW'a çıkarılmıştır. İzlanda jeotermal enerjide, İspanya güneş enerjisinde, Avusturya, Hindistan ve Brezilya ise biyokütle enerjisinde liderliğe soyunmaktadır. Ancak ülkemizde rüzgar enerjisi kurulu gücü yıllardır 20 MW seviyesindedir, biyokütle kapsamında sadece "tezek" ele alınmaktadır, mobil santrallar ÇED sürecinin dışına çıkarılarak devreye alınmaktadır, dünyada jeotermal enerji kaynakları açısından 5. sırada olan ülkemizde, konutlarda jeotermal enerjiyle merkezi ısıtma potansiyelimizin ancak %3'ü değerlendirilebilmektedir.
- Türkiye, 2002 Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi'nde oluşturulan Johannesburg Yenilenebilir Enerji Koalisyonu'nun kurucu üyesi olmasına rağmen, 2 yıldan bu yana yürütülen hiçbir çalışmaya katılmamaktadır. 1-4 Haziran 2004 tarihlerinde Bonn'da düzenlenecek Uluslararası Yenilenebilir Enerji Konferansı da, ne yazık ki, bu bağlamda kaçırılan bir fırsattır.
- Bütün bunlara karşı, nükleer enerji çılgınlığı tekrar ülke gündemine sokulmaktadır. Nükleer enerji; güvenlik ve hâlâ tam olarak çözümlenemeyen atık bertarafı işlemleri sonucunda oluşan çok yüksek yatırım ve işletme giderleri sebebiyle, başta ABD ve AB olmak üzere gelişmiş ülkelerde 1978'de bu yana terk edilmektedir. Nükleer enerji, teknolojisi ve yakıt kullanımı ile dışa bağımlılığı arttıran, sağlığımızı ve güvenliğimizi tehdit eden, ülke ekonomisini zarara sokan bir seçenektir.
- İklim değişikliği ile mücadelede en önemli araçlardan birisi olan ormanlarımızla ilgili olarak; 2B Yasaları Cumhurbaşkanlığı'nın vetosuna rağmen gündemde tutulmakta, en değerli orman alanlarımız yapılaşmaya açılmakta veya mobilya sektörünün insafına terk edilmekte, kısaca ormanlarımız talan ve yağmaya uğratılmaktadır.
- Ülkemiz ulaştırma sektöründe karayolu taşımacılığının oranı %95'in üstünde olmasına rağmen (AB'de bu oran %75 civarındadır), altyapı ve gerekli mühendislik hizmetleri tamamlanmadan "duble yol" projelerine öncelik verilmekte, Cumhuriyetimizin onuru demiryolu hamlesi, açıkça, alaya alınmaktadır.
- Milyonlarca insanımızın yaşadığı kentsel alanlarımızda sadece 15 adet düzenli çöp depolama sahası bulunmaktadır. Buna rağmen bu alanlarla ilgili teknik yeterliliği olan çevre mühendislerinin kamuda istihdamı ise hâlâ istenen düzeye getirilmemiştir.

GENEL DEĞERLENDİRME
Bugün küresel ölçekte iklim değişikliği sorunu Kyoto Protokolü'nün yürürlüğe girmesi konusunda kilitlenmiştir. Küresel ısınmanın en büyük sorumlularından olan ABD, Kyoto Protokolü'nü sabote ettikten sonra şimdi de her türlü BM ve uluslararası hukuk ilkelerini çiğneyerek, Ortadoğu ve Asya'daki fosil yakıtlarının kontrolünü ele geçirmeye çalışmaktadır. Irak'la başlayıp Kıbrıs'la gelişen ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi, petrol ve doğal gaza bağımlılığın arttırılması açısından iklim değişikliği tartışmaları ile de doğrudan ilgilidir. Kyoto Protokolü'nün yürürlüğe girebilmesi, ABD dışında kalan ülkelerin ortak işbirliğine bağlıdır. Bu noktada AB kilit bir rol oynamaktadır.

Avrupa Birliği, 2003 Sonbahar'ında Cancun'da düzenlenen Dünya Ticaret Örgütü 5. Bakanlar Konferansı'nda ABD ile işbirliği yaparak büyük bir yenilgiye uğramıştır. Avrupa Birliği, iklim değişikliği ve Kyoto Protokolü konusunda başarılı olabilmek için, başta Rusya, Çin, Brezilya ve Hindistan olmak üzere, gelişmekte olan ülkelerle daha samimi bir işbirliği içinde olmalıdır. 24 Mayıs 2004 tarihi itibarı ile BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'ne taraf olacak ülkemiz, politikalarını bu dengeleri gözeterek düzenlemelidir. BM İDÇS kapsamında, ülkemizde öncelikli olarak;
- tüm sektörlerde ve tüm seragazları için ayrıntılı bir envanter oluşturulmalı,
- tüm sektörlerde, ülke ihtiyaçlarını gözeten doğayla uyumlu politika ve stratejiler, siyasi-ticari-kişisel baskı, dayatma ve çıkarlardan bağımsız olarak, bilimsel ve teknik ilkeler üzerinde geliştirilmeli,
- tüm sektörlerde, bilimsel-analitik yöntemler kullanılarak, izlenecek politika ve önlemler için, çeşitli senaryolar dahilinde kısa ve uzun vadeli seragazı salımlarının projeksiyonları ortaya konmalıdır.

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası, meslek disiplini içerisindeki diğer alanlarda olduğu gibi, iklim değişikliği alanında da, kamu yararını gözeten uygulamaların hayata geçirilmesi konusunda üzerine düşen sorumluluğu yerine getirecektir.

Saygılarımızla,

Erdoğan KARACA
TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Genel Sekreteri
Tel: 312 430 64 34 e-posta: [email protected]



İnsan Hakları Derneği:
Güvenlik "Devlet Terörüne" Dönüşmemelidir
İstanbul'da 28-29 Haziran 2004 tarihleri arasında yapılacak olan NATO zirvesi öncesi yapılan güvenlik çalışmaları kaygı verici bir hal almıştır.

Zirvenin yapılacağı yer olan Harbiye-Şişli ve Beyoğlu üçgeninde oturan, çalışan, işyeri ve araçları bulunan kişilere yönelik güvenlik soruşturmaları kişi hak ve özgürlüklerini tehdit edici bir hal almıştır. 22 bin kişinin yeniden bir güvenlik soruşturmasından geçirildiği ve daha binlerce kişinin daha "potansiyel eylemci-terörist" olma olasılığından yola çıkılarak muhtarlıklardan, bizzat şahıslardan çeşitli evraklar istenmektedir.

TRT'nin Harbiye binasında çalışan 8 kişi, isim benzerliği, geçmişte düşülmeyen kayıtlar ve askerlik gibi gerekçelerle gözaltına alınmıştır. Bu süreç NATO Zirvesi Vadisi" olarak adlandırılan yerde oturan çalışan herkes için işletilmektedir. İnsanların hak ve özgürlüklerinin devlet eliyle güvenlik adına kısıtlanmasını hak ihlali olarak değerlendiriyoruz Bu nedenle hükümeti, güvenlik güçlerini güvenlik adına yaptıkları hak ve hürriyetleri tahdit altına alan uygulamalardan vazgeçmeye çağırıyoruz.

NATO zirvesi öncesi yapılan güvenlik çalışmaları devlet terörüne dönüştürülmelidir. Vatandaşların günlük yaşam ve çalışma ortamlarına yönelik taciz ve tahditler son bulmalıdır.

İnsan Hakları Derneği
İstanbul Şubesi

 


Önceki

 

 

Diğer duyurular için tıklayın

SİVİL TOPLUM













TÜM STK'lar
İÇİN TIKLAYIN


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla