Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





Güncelleme: 06. 10. 2003



İnsan Hakları Derneği
Savaşa İşgale Hayır
ABD'nin işgal suçuna ortak olmak, iç içe geçmiş savaşlar senaryosunun yazıcısı ve aktörü olmak
Hükümet ABD'nin işgal suçuna ortak olma doğrultusunda kararlılığını ifade ediyor. Türkiye'nin işgalci bir güç olması için TBMM'den "izin-yetki" istiyor.

Her iç ya da dış savaş, yurttaşların insan hakları ve özgürlüklerinin sınırlanması / kısıtlanması/ askıya alınması sonucunu doğurur.

Her iç ya da dış savaş, savaşa karar verenler seçilmiş politikacılar da olsa, onların inisiyatif alanını daraltır. Şovenizmin ve militarizmin güçlenmesi sonucunu doğurur.

ABD, Irak'ı işgal etmekle, açıkça barışa karşı suç işlemiştir. Türkiye suç ortaklığına sürüklenmektedir. Siyasi iktidar, Türkiye'nin demokrasiye doğru evrilme sürecinden sapma sonucunu doğurabilecek ve aslında kendi inisiyatif alanını da daraltacak bir kararı almaya yöneliyor. Kendi sonunu kendi iradesi ile hazırlıyor.

Türkiye'nin işgal ortaklığı senaryosu başka ürkütücü unsurları da içeriyor. İç içe geçmiş savaşlar senaryosudur bu. Kandil dağındaki eli silahlı insanlar, başka bir ülkenin değil, bu toprakların insanlarıdır. O insanlarla sorunları, işin içine ABD'yi de katarak değil, kendimiz, Türkiye içinde çözmeliyiz.

Silahla değil, barışçıl yollarla çözmeliyiz.
Irak'taki savaşı, Türkiye'ye taşımamalıyız.

Siyasal iktidar, izlediği politika ile, savaşı Türkiye içine çekmek istiyor. Kendi elleriyle, henüz derinlik kazandırılmamış iç barışı tehdit ediyor. Türkiye'nin işgal ortaklığı senaryosu, aynı zamanda iç içe geçmiş savaşlara sürüklenme senaryosudur.

Bu senaryonun sahneye konmasını durdurmalıyız!
Savaşa, işgale, hayır demeliyiz!
Demokrasiye ve barışa ancak böyle derinlik kazandırabiliriz!

Hüsnü Öndül
İHD Genel Başkanı.



İnsan Hakları Derneği:
Kürtçe konuşmak yasak değil
doğal bir haktır

DEHAP Ankara İl Örgütünden alınan bir bilgiye göre dün (1 Ekim) Ayaş'ın Oltan beldesinde bir okulda mevsimlik işçi olarak çalışan Kürt kökenli işçilere yönelik olarak Oltan Belediye Başkanı liderliğinde yerli halktan bir grup saldırıda bulunulmuştur. Saldırının nedeni ise işçilerin kendi aralarında Kürtçe konuşmasıdır. Gerçekleştirilen saldırı sonucunda çoğunluğu Kürtçe konuşan işçi olmak üzere 13 kişi gözaltına alınmış 4 işçi ise yaralanmıştır.

Ankara Numune Hastahanesine getirilen yaralı işçiler tedavileri tamamlanmadan bu sabah ifadeleri alınmak üzere hastahaneden alınmış ve Ayaş'a götürülmüşlerdir. İddialara göre, işçilerden yana olaya müdahale etmek isteyen Okul Müdürü de görevinden alınmıştır.

Anadili farklı olduğu için, kendini kendi dilinde daha rahat ifade ettiği ve sosyal bütünlüğünü ana dili üzerinden kurgulamış oldukları için bu ülkenin yurttaşlarının kendileri ile eşit konumda olan diğer yurttaşların şiddetine maruz kalmaları kabul edilebilir değildir. İnsan hak ve özgürlüklerinin kullanımı açısından hiçbir belediye başkanı ve hiçbir yurttaş bir diğer yurttaştan daha üstün değildir.

Hükümet, son zamanlarda giderek artan ve "milliyetçi" çizgiye sahip olan gruplar tarafından körüklenen, Kürt kökenli yurttaşlara karşı geliştirilen düşmanlığa son verecek tedbirleri bir an önce almalıdır. Yoksa "Uyum paketleri" adı altında yapılan yasal değişikliklerin hiçbir anlamı kalmayacaktır. İnsan hak ve özgürlüklerine saygı göstermek, farklılıklarımızı bilerek bir arada barış içinde şiddetten arındırılmış bir ortamda yaşamak, bu ülkede yaşayan herkesin hakkı ve bunu sağlamak da hükümetlerin ve Devletin en öncelikli görevi olduğunu hatırlatmak isteriz.

İnsan Hakları Derneği Genel Merkezi


ORTAK BASIN AÇIKLAMASI
İnsan Hakları ihlallerine karşı seminer
11 Eylül 2001'den bu yana, "terörle mücadele" konusu uluslararası gündemde giderek daha önemli bir yer tutuyor. "Terör eylemlerinin bastırılması ve önlenmesi" adı altında geliştirilen araçlar, uluslararası insan hakları ve insancıl hukuk göz ardı edilerek temel hak ve özgürlükleri ihlal etmek amacıyla kullanılıyor. Ö

zellikle 11 Eylül sonrasında giderek ivme kazanan tarzda, Güney ve Doğu Akdeniz ülkelerinin pek çoğunda "terörle mücadele" toplumu baskı altına almak için bir gerekçe olarak değerlendiriliyor ve insan hakları mücadelesini yeni tehditler ile karşı karşıya bırakıyor. İnsan Hakları Derneği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı ve Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH), "terörizm" kavramını insan hakları ve uluslararası hukuk açısından sorgulamak ve sözde "terörizme karşı savaş"ın insan hakları ve uluslar arası insancıl hukuk üzerindeki sonuçlarını değerlendirmek üzere 18-22 Eylül 2003 tarihleri arasında bir bölgesel seminer düzenlemiştir.

Seminerin ama amaçları, Güney ve Doğu Akdeniz bölgesindeki insan hakları savunucuları arasında "terörizm" konusunda bilgi ve deneyim alış verişi sağlamak, uluslararası "terörizme karşı savaş" konseptinin ulusal ve bölgesel düzeydeki yasama faaliyetleri ve uygulama üzerindeki etkisini değerlendirmek ve aynı zamanda Uluslararası Ceza Mahkemesi üzerinde özellikle durarak "terörizmle savaş" adı altında insan haklarına yönelik ciddi ihlallere karşı insan haklarının korunması için uluslararası ve bölgesel koruma mekanizmalarının güçlendirilmesi konusunda fikir alış verişinde bulunmak olarak belirlenmiştir.

Güney ve Doğu Akdeniz Bölgesinde mücadele veren insan hakları savunucularını Türkiye'de ilk kez bir araya getiren bu seminer, özellikle bölgede içinde yaşadığımız kaygı verici ortamda insan hakları savunucularının yalnız olmadığını ortaya koyması ve dayanışma duygularını pekiştirmesi açısından son derece başarılı geçmiştir. Seminer süresince çalışma atelyelerinde ve tartışmalarda ele alınan olgular ve yeni eğilimler temelinde seminer katılımcısı insan hakları savunucularının ortaklaştığı bir bildirge hazırlanmıştır. Seminerin Ankara'da yapılması nedeniyle "Ankara Bildirgesi" adı verilen bu bildirge sonuçları Türkiye'deki biz insan hakları savunucuları açısından hayata geçirilmeye çalışılacaktır.

Hüsnü ÖndülYavuz Önen
İnsan Hakları Derneği
Türkiye İnsan Hakları Vakfı
Genel Başkanı
Genel Başkanı

Barış İçin Tarih:
Tarih eğitiminde düşmanlık değil,
dostluk ve kardeşlik çağrısı

Milli Eğitim Bakanlığı'nın okullarda çocuklar arasında farklı kimliklere güvensizlik ve düşmanlık aşılayacak uygulamalarına karşı "Barış İçin Tarih" İzleme Grubu oluşturuldu. İzleme Grubu'nun "Tarih eğitiminde düşmanlık ve ayrımcılığa hayır" başlıklı bildirisine hukukçular, eğitimciler, akademisyenler, yazarlar ve insan hakları savunucularından çok sayıda kişi destek verdi.

Milli Eğitim Bakanlığı'nın "Ermeni, Rum-Pontus, Süryani iddialarının asılsızlığı" konusunu okullarda daha geniş kapsamlı işleme ve ders kitaplarına dahil etme girişimi bir grup eğitimci, tarihçi, hukukçu ve insan hakları savunucusunu bir araya getirdi.

Tarih Vakfı, Helsinki Yurttaşlar Derneği ve İHD İstanbul Şubesi'nin desteğini alan "Barış İçin Tarih" İzleme Grubu'nda, bağımsız bireylerin yanı sıra söz konusu kuruluşların ve Eğitim Sen'in yönetici ve üyeleri de yer alıyor. Milli Eğitim Bakanlığı, "Ermeni, Rum-Pontus, Süryani iddialarının asılsızlığı" konusunun ilköğretim ve liselerde müfredata dahil edilmesi ve ders kitaplarının bu doğrultuda yeniden yazılmasına ilişkin Ağustos 2002 tarihli Talim Terbiye Kurulu kararının ardından, 14 Nisan 2003'te de, okullarda bu konuyu işleyen seminerler, konferanslar, kompozisyon yarışmaları düzenlenmesini öngören bir genelge yayınlanmıştı.

Çatışmalı konuların öğreniminde uluslararası standartlar Bir basın toplantısı düzenleyerek kuruluş amaçlarını açıklayan İzleme Grubu, bu türden çatışmalı ve hassas konuların Birleşmiş Milletler tarafından öngörülen ilkeler doğrultusunda işlenmesi gerektiğini belirtti. Birleşmiş Milletler çatışmalı ve hassas konuların okullarda farklılıklara saygı, halklar arasında uzlaşma, anlaşma ve karşılıklı güvene yardımcı olacak biçimde işlenmesi ilkesini benimsiyor.

Milli Eğitim Bakanlığı'nın ise tam tersi bir tutum sergilediğine dikkat çeken İzleme Grubu, genelgenin yanı sıra, Milli Eğitim Müdürlükleri'nce okullara gönderilen yazılar, yararlanılması istenen başvuru kaynakları, kullanılan dil ve öğretmenlere dayatılan ifade biçimlerinin, öğrenciler arasında düşmanlığı kışkırtıcı nitelikte olduğunu örneklerle kanıtlıyor. Ders kitaplarında Ermeniler, Rumlar ve Süryaniler düşman olarak gösteriliyor İzleme Grubu kitaplara yeni eklenen bölümlerde Ermeniler, Rumlar/Yunanlılar ve Süryanilerin yoğun bir şekilde "düşman", "casus", "arkadan vuran", "katleden" sıfatlarıyla anıldığını, casus ve güvenilmez kişiler olarak sunulduğunu belirtiyor.

İzleme Grubu'na göre Patrikhane, kilise, azınlık okulları "zararlı cemiyetler" olarak tanımlanıyor, kilise ise "terör"le özdeşleştiriliyor. Eğitimciler kullanılan dilin ve bu dille anlatılan olayların, çocukların farklı kimliklerden arkadaşlarını düşman olarak görmelerine neden olacağına dikkat çekiyorlar. Ayrıca ders kitaplarına yeni eklenen bölümlerde kullanılan Yunanistan ve Avrupa karşıtı ifadelerin de öğrencilerin Türkiye'nin komşularına ve genel olarak Avrupa'ya ilişkin algılarını da olumsuz yönde etkileyeceği belirtiliyor.

Uzun soluklu bir çalışma
"Barış İçin Tarih" İzleme Grubu'nun hazırladığı bildiri metnine çok sayıda hukukçu, eğitimci, gazeteci, yazar, insan hakları savunucusu imza verdi. Bildiriyi destekleyenler arasında Türkiye Bilimler Akademisi üyeleri, meslek odaları yöneticileri, çok sayıda üniversite öğretim üyesi ve sivil toplum kuruluşları yöneticileri yer alıyor. Bildiri metni, "Biz bu açıklamanın altında imzası bulunanlar, hangi makamların direktifi ile başlatılmış olursa olsun, Milli Eğitim Bakanlığı'ndan, genç beyinleri hedef alan bu olumsuz şartlandırma çalışmasının hemen durdurulmasını ve bu uygulama doğrultusunda kitaplara eklenen bölümlerin çıkarılmasını talep ediyoruz. Bu konuda atılacak yapıcı adımları Türkiye'nin demokratikleşmesi, insan haklarına saygının yerleşmesi ve eğitim kalitesinin yükseltilmesi açısından zorunlu olduğunu düşünüyor ve kendi uzmanlık alanlarımızda her türlü katkıda bulunmayı taahhüt ediyoruz" sözleriyle son buluyor.

"Barış İçin Tarih" İzleme Grubu, uzun soluklu bir çalışma hedeflediklerini, konunun yakın takipçisi olacaklarını, Talim Terbiye Kurulu kararı doğrultusunda atılan her adımı izleyerek kamuoyunu ve yetkilileri uyarmayı bir görev bildiklerini açıkladı. Bu arada, İzleme grubunun web sayfasının da yakında yayına başlayacağı, yeni imzalar için [email protected] adresinin kullanılabileceği bildirildi.


 
Diğer duyurular için tıklayın

SİVİL TOPLUM













TÜM STK'lar
İÇİN TIKLAYIN


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla