Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





Güncelleme: 07. 08. 2003

DARK Deprem Arama Kurtarma Derneği
DARK Deprem Arama Kurtarma Derneği ilginizi bekliyor.
DARK Earthquake Search Rescue Association
Afet Yönetim Merkezi B Blok 34758
Ataşehir/Kadıköy İSTANBUL - TÜRKİYE
Command Center:
Phone: +90 216 455 4676
Fax: +90 216 455 4677 Cell: +90 542 514 8674 24 Saat
e-mail: [email protected]
24 Saat Telsiz Sis: 145.700 Mhz TA2SD
24 Saat www.dark.web.tr
Şube: Şemsettin Günaltay Cad. No:72/2
34740 Ayşekadın/Kadıköy İSTANBUL - TÜRKİYE
Phone: +90 216 410 0040 Fax: +90 216 373 0413 [email protected]

İnsan Hakları Derneği:
İran için Büyük Utanç
Sayın Muhammed Hatemi;
İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Zehra Kazemi, 23 Haziran'da Evin cezaevinde, İran'da meydana gelen rejim karşıtı gösterilerde tutuklananların ailelerinin protesto gösterisinin fotoğraflarını çekerken görevliler tarafından tutuklanmıştı.

Camera Pres muhabiri İran asıllı Zehra Kazemi, gözaltında tutulduğu ve sorgulandığı istihbarat Bakanlığı'nda gördüğü işkenceler nedeniyle sağlığının bozulması üzerine üç gün sonra Devrim Muhafızları'na ait Bagiyetullah El Azem Hastanesi'ne kaldırılan 54 yaşındaki Kazemi'nin, 11 Temmuz'da beyin kanamasından öldüğü açıklanmıştı. Sayın Hatemi; Zehra Kazemi'nin işkence sonucu yaşamını yitirmesi, insanlık suçu olan işkencenin ülkenizde yaygın bir şeklide uygulandığının en acı kanıtıdır
.

Kanada vatandaşı olan Zehra Kazemi, sorgulandığı İstihbarat Bakanlığı'nda "kalp krizi geçirdi, aşırı stres nedeniyle beyin kanaması geçirdi" gerekçeleriyle hastaneye kaldırılmıştır, Ne gariptir ki; bu gerekçeler işkence uygulanan tüm devletlerin ortak savuma mekanizmasını oluşturuyor. Sizin ülkenizde de yetkililer, bu gerekçelerle işkenceyi saklamaya çalışmıştır. Kim bilir Zehra Kazemi bir İran vatandaşı olsaydı, sessizce, kamuoyuna yansımadan cesedi ailesine teslim edilecek ve böylelikle bir işkence sonucu meydana gelen ölüm vakası rahatlıkla ört bas edilecekti?

İşkenceciler bu kez suçüstü yakalandı. Çünkü uluslararası kamuoyuna açıklanan gerekçeler inandırıcı bulunmamış ve başta Kanada olmak üzere birçok devletin diplomatik baskı kurması sonucu ölümün işkence sonucu meydana geldiği dünya kamuoyuna açıklanmış ve konuyla ilgili olduğu iddia edilen 5 kişiyi tutuklamıştır.

Sayın Cumhurbaşkanı, bu olay İran'la ilgili insan hakları kuruluşlarının kaygılarının haklı olduğunu göstermektedir. İnsan hakları sizin iç işiniz olamaz. Uygulanan her idam, yapılan her işkence sadece İran halkının değil dünya kamuoyunun vicdanının yaralamaktadır.

Sayın Hatemi; Bu 5 kişinin tutuklanması ve işkencenin itirafını önemsiyoruz. Ancak yeterli bulmuyoruz. Ülkenizin insan hakları karnesinin zayıf olmasının en önemli nedeni işkencenin, idamların yaygın olması ve düşünce-örgütlenme özgürlüğünün büyük bir baskı altında tutulmasıdır.

Sayın Hatemi; sizlerin şahsında tüm İranlı yetkilileri insan hakları ihlallerine son vermeye davet ediyor, İran'da yaşanan her türlü insan hakları ihlalinin takipçisi olacağımızı bir kez daha ifade ediyoruz. Zehra Kazemi'nin işkence edilerek öldürülmesini kınıyoruz.

İnsan Hakları Derneği
İstanbul Şubesi

İnsan Hakları Derneği:
Irak'a Asker Gönderilmesine Karşıyız
Özgürlük, demokrasi ve insan hakları götürecekleri vaadiyle ve kimyasal silah yalanlarıyla Irak'ı işgal eden güçler, bir kez daha "Asker istiyoruz." diyerek kapımıza dayandılar. Amerika ve İngiltere, uluslararası sözleşmeleri hiçe sayarak Irak'ı işgal etmeye devam ediyor. Sivillere yönelik saldırılara her geçen gün bir yenisi ekleniyor. Irak'ta muhalif yada eski iktidar yanlılarına yönelik kontrgerilla saldırıları düzenleniyor. Yakıyorlar, bombalıyorlar, öldürüyorlar, tehdit ediyorlar, işkence yapıyorlar.

İnsan hakları kuruluşlarının Irak'ta yaptığı incelemelerde sivillere yönelik insan hakları ihlallerinin korkunç düzeyde olduğu ortaya çıktı. Uluslararası gözlemciler Irak'ta yaşanan insan hakları ihlallerinden derin kaygı duymaktadır. İnsan hakları kuruluşlarının Amerika ve suç ortağı İngiltere'ye yaptığı tüm çağrılar cevapsız kalıyor.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi başta yaşam hakkı olmak üzere konut ve özel yaşamın dokunulmazlığı ilkelerinin işgal güçlerince çiğnenmesi sıradan bir uygulama haline getirilmiştir. İşgalci güçler, Irak'ta bir batağa saplandılar. Ve bu bataklıktan yoksul ülkelerin askerleriyle kurtulmaya çalışıyorlar. Bunun için sürekli asker istiyor, rüşvet dağıtıyorlar. Yalanlarıyla ikna edemedikleri yöneticileri bozuk ekonomileri düzeltme vaatleri ile ikna etmeye çalışıyorlar.

İşgalcilerin tek derdi, işledikleri insanlık suçlarına yeni ortaklar bulmaktır. İşgalciler hiçbir zaman Irak halkına demokrasi, özgürlük ve insan hakları götürmeyecektir. Bu topraklarda yaşayan bizler, Irak'a hiçbir şart ve koşulda asker gönderilmemesi gerektiğini savunuyoruz. Irak'ta yaşanan insanlık dramı ve işgalin son bulması, Irak halkının kendi kaderini tayin etmesiyle mümkün olacaktır. Irak'a asker gönderilmesi konusunda istekli olan ve şimdiden milletvekilleri üzerinde baskı oluşturan başta sayın Başbakan ve Dışişleri Bakanı olmak üzere diğer yetkilileri bir kez daha uyarıyoruz.

Halkın iradesiyle seçildiğinizi göz ardı etmeyin
Dünya'nın barışa büyük bir özlem duyduğu bir ortamda işgal güçlerinin değil hakları ihlal edilen Irak halkının yanında olun.

Bizler insan hakları savunuları olarak; hakları ihlal edilen Irak halkının kendi kaderini tayin etmesi ve işgalci güçlerin bir an önce Irak'ı terk etmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu topraklarda yaşayan halkın çok büyük bir kesimi bu düşüncededir.

İnsan hakları savunucuları, ülkemizin aydınları, hukukçuları ve halk, Irak'a asker gönderilmesini istemiyor. Savaşlardan ve insan canına kıyılmasından çıkar umanlardan başka kim savaş isteyebilir?
Irak'a asker gönderme, Suç Ortağı olma

İnsan Hakları Derneği
İstanbul Şubesi


İnsan Hakları Derneği
:
Pul Mezrası Raporu

10.07.2003 TARİHİNDE BİNGÖL İLİ YUMAKLI KÖYÜ PUL MEZRASINDA 5 VATANDAŞIN ÖLÜMÜ İLE SONUÇLANAN SİLAHLI SALDIRI OLAYI -İNCELEME VE ARAŞTIRMA RAPORU-

VAKA: 10.07.2003 tarihinde Bingöl ili merkeze bağlı Yumaklı (Pakuni) Köyü Karakoç (Pul) Mezrası'nda meydana gelen ve beş vatandaşın yaşamını yitirmesi ile sonuçlanan silahlı saldırı olayı.

AMAÇ: Söz konusu olayın nasıl ve kimler tarafından gerçekleştirilmiş olabileceği hususunda olay yerinde araştırma yapılarak kamuoyunun bilgilendirilmesi hedeflenmiştir.

HEYETİN OLUŞUMU: Heyet; İHD GYK Üyesi Mihdi PERİNÇEK, Bingöl Şube Başkanı Rıdvan KIZGIN, Diyarbakır Şube Başkanı Av.Selahattin DEMİRTAŞ, Diyarbakır Şube Y.K.Ü. Av.Ayla AKAT, Bingöl Şube Y.K.Ü. Şevket TURAN oluşmuştur.

HEYETİN YAPTIĞI İNCELEMELER: Heyet üyeleri olayın gerçekleştiği mezraya giderek görgü tanıkları ve mezra sakinleri ile görüşmüş, infaz olayının gerçekleştiği iki ayrı yerde incelemeler yapmıştır.

HEYETİN EDİNDİĞİ İZLENİMLER: Heyet üyeleri Bingöl ili Genç ilçesinden hareket ettikten bir saat sonra mezraya ulaşmıştır. Heyet üyeleri Genç İlçesi çıkışında polis tarafından durdurulmuş , kimlikleri kontrol edilip güvenlik taramasından geçirildikten sonra bırakılmıştır. Mezraya ulaşıldığında mezrada yaşayan vatandaşlar tarafından karşılanan heyet üyeleri infaz olayının gerçekleştiği, yaya olarak 25 dakika mesafede bulunan dere yatağında ve Mahmut Kaya'nın öldürüldüğü köyün alt tarafında bulunan dere yatağından incelemelerde bulunmuştur.

Görgü tanıkları ve mezra sakinleri olaya ilişkin genel olarak şu anlatımlarda bulunmuştu: "15.06.2003 tarihinde saat 21:00 sularında mezramızın yakınında atılan yoğun silah sesleri duyduk. Yarım saat sonra köy içine giren ve özel tim olduklarını söyleyen silahlı 6 kişi Mahmut KAYA ve Filit ACAR' dan katır getirmelerini istedi. Köyün girişindeki patika yola götürülen bu şahıslara yerde yatan silahlı, yan taraflarında sırt çantaları bulunan iki ceset gösterilerek bunların katırla Yumaklı köyüne götürülmesini istendi. Mahmut KAYA cesetleri katır ile Yumaklı köyüne götürdü.

O gece ve daha sonraki günlerde bu olay nedeniyle köyümüzden hiç kimsenin ifadesine başvurulmadı. Bugüne kadarki uygulamalardan oldukça farklı olan bu durum, çevre köyler tarafından da hayretle karşılandı. Çünkü bu durumda başımıza daha kötü şeyler gelmesinden korkmaya başladık.

10.07.2003 tarihinde yani olayın yaşandığı gün saat 20:00 sularında köyün alt tarafında bulunan tarlada çalışan Mahmut KAYA'nın yanına silahlı dört kişi geldi. Bu esnada Mahmut'un yanında Bilal ÖZMEN (14) ve Turan ÖZTÜRK (19) adlı köylüler bulunmaktadır. Silahlı dört kişi örgüt militanlarının giydiği kıyafetlerden giymiştir ve ellerinde kaleşnikof silah bulunmaktadır. Ayrıca iki kişide küçük el telsizi vardır. Gelen silahlı kişiler kendilerini köy korucusu olarak tanıtmışlardır. Kendi aralarında sürekli Türkçe konuşmaktadırlar. Son derece sert davranmakta ve hakaret ederek konuşmaktadırlar. Bu kişiler Mahmut'a ve diğer iki kişiye isimlerini sorduktan sonra silahlı iki kişi Mahmut'u kenara ayırmış, silahlı diğer iki kişi de Turan ve Bilal ile birlikte mezraya doğru gitmiştir. Mezranın girişinde ağaçların altında yaklaşık yarım saat sessizce oturmuşlardır. Mahmut'un yanında kalan iki kişinin gelmesi ile birlikte Turan ve Bilal'e, Ahmet Acar'ın evini sormuşlardır. Ayrıca köyde ve çevrede Gıyasettin Özmen olarak bilinen ancak nüfusta Hüseyin Özmen olarak kayıtlı olan köylüyü Hüseyin Özmen olarak sormuşlardır. Çocukların köyümüzde böyle biri yok demesi üzerine Gıyasettin Özmen olarak sormuşlardır. Çocukların, Gıyesettin Özmen'in 20 gündür köyde olmadığını söylemesi üzerine, "Dün Bingöl'den geldi. Bu gün ikindi vakti de köydeydi şeklinde" cevap verilmiştir.

Daha sonra Ahmet Acar'ın evinin önüne gelindiğinde Turan ve Bilal serbest bırakılmıştır. Turan ve Bilal korktukları için hemen eve gitmiş ve dışarı çıkmamıştır. Silahlı kişiler evin avlusundan Ahmet'i çağırmış ve yanlarına alarak ilerlemişlerdir. Ahmet'in oğlu Erdal babasının götürülmesine müdahale etmiş, bunun üzerine silahlı iki kişi onu da alarak Gıyasettin Özmen'in evine gitmiştir. Gıyasettin Özmen evden alındıktan sonra mezradan çıkmışlardır. Bu şahısları alırken yakınlarına, ifadelerini almak için götürdüklerini, komutanın yukarıdaki tepede beklediğini, ifadeleri bittikten sonra getireceklerini söylerler.

Grup mezradan çıktıktan sonra Ahmet Acar'ın eşi köy sakinlerinden ve aynı zamanda Ahmet ACAR'ın damadı olan Hacı KAYA adlı şahsa gider ve eşi ile oğlunun silahlı kişiler tarafından götürüldüğü söyler. Hacı da eğer götürenler örgüt militanıysa arkalarından gidebileceğini söyler. Ahmet'in eşi de evet bunlar örgüt üyesi olabilirler dedikten sonra Hacı KAYA arkalarından gider. Grup mezradan çıkarılırken Erdal zazaca konuşarak "kadınlar arkamızdan gelsin, erkekler gelmesin onları da alabilirler" şeklinde sesleniyor. Bunun üzerine bir grup kadın da gece karanlığında grubun arkasından gitmeye başlar. Yolda grupla karşılaştıklarında silahlı kişilerin ve üç köylünün yürüyerek köyün yan tarafındaki tepeye doğru çıktıklarını görürler. Hacı Kaya yanlarında değildir. Birlikte gitmek isterler ama silahlı iki kişi geride kalarak kadınları ikna edip geri döndürmeye çalışır. Kadınlara karşı nazik davranırlar. " Anam bacım korkmayın komutan ifade aldıktan sonra getireceğiz, eğer sabaha kadar dönmezlerse kimliklerini götürüp karakola verirsiniz" diye açıklamada bulunurlar. Kadınları atlattıktan sonra gecenin karanlığında ortadan kaybolurlar.

Götürülenler bu esnada hiç kaba kuvvetle karşılaşmadıkları gibi gitmemek için hiçbir aşamada direnmezler. Aradan yaklaşık 15 dakika geçtikten sonra tepeden silah sesleri gelir. Kadınlar kendilerini korkutmak ve arkalarından gelmelerini engellemek için ateş edildiğini düşünürler. Daha sonra tepeye doğru çıkarlar ancak karanlık nedeniyle hiçbir şey göremedikleri için mezraya geri dönerler. Ertesi sabah saat 05:00 sularında tekrar aramaya çıkarlar. Silah seslerinin geldiği yere gittiklerinde aralarında Hacı Kaya'nın da bulunduğu dört kişinin yüzleri yere yatırılmış bir şekilde kafalarının arkasından kurşunlandıklarını görürler. Cesetlerin arasında Mahmut'un olmadığını fark ettiklerinde Turan ve Bilal, Mahmut'u dün akşam tarladan alıp tarlanın altındaki dereye doğru götürdüklerini söyler. Bir grup köylü bunun üzerine Mahmut'un tarlasına doğru giderler. Mahmut'u tarlanın altındaki derede yüzüstü yere yatırılmış, sadece kafası dışarıda kalacak şekilde üstü taşlarla örtülmüş bir vaziyette bulurlar. Mahmut'un kafası taşlarla vurularak ezilmiştir. Ancak Mahmut henüz yaşamaktadır. Bunun üzerine Mahmut'u Mezraya taşıyıp derhal Bingöl'e ve oradan da Elazığ'a ulaştırırlar. Ancak tüm müdahalelere rağmen Mahmut girdiği komadan kurtulamamış ve üç gün sonra yaşamını yitirmiştir.

Mezrada sabit telefon bulunmadığından saat 06:00 sularında Yumaklı Köyünden Jandarmaya telefon açıp olanları anlatırlar. Jandarma saat 11.30 sularında 3 cemse ve 15 asker ile köye gelir. Saat 12:30 sularında Savcı köye gelir. 13:30 sularında da Bingöl Valisi helikopter ile köye gelir. Yanında sadece bir koruması vardır. Köyde 15 asker dışında asker de yoktur. Vali köye gelir gelmez bir açıklama yapar ve teröristlerin köyü basıp 4 vatandaşı öldürdükleri 1 kişiyi de yaralıklarını belirtir. Savcı ve doktor köyde ölü muayenesi yaptıktan sonra cenazeleri köylülere teslim ederler ve hep birlikte köyden ayrılırlar. Köylüler olaydan yaklaşık bir hafta sonra Mahmut'un öldürüldüğü yerin yakınlarında kanlı bir kasatura bulurlar. Bu kasaturayı yıkayıp kaldırırlar.

TESPİTLER: 1- 10.07.2003 tarihinde köye gelen silahlı kişiler köylüler tarafından ilk defa görülmüşlerdir.
2-Silahlı kişiler Türkçe konuşmakta ve içlerinden sadece biri Zazacayı anlamaktadır.
3-Silahlı kişiler örgüt üyesi militanların giydiği kıyafetlere benzer yeni ve temiz kıyafetler giymişlerdir.
4- Köylüler bu insanların örgüt üyesi militanlar olup olmadıkları hususunda ciddi kuşkular taşımaktadırlar.
5- Mahmut Kaya'nın vücudunda kesikler bulunmaktadır ve kafasına taşla vurularak öldürülmüştür.
6-Erdal Acar ve Hacı Kaya müdahaleleri nedeni ile silahlı kişiler tarafından götürülmüş ve öldürülmüştür.
7- Gıyasettin Özmen'in, nüfusta Hüseyin Özmen olarak kayıtlı olduğu köy sakinleri tarafından bilinmemektedir.

TALEPLER: * Köylüler bu katliamın kimler tarafından gerçekleştirildiği konusunda somut ve gerçek bilgiye ulaşmayı beklemektedirler. Bu doğrultuda daha sağlıklı ve ciddi bir soruşturmanın yürütülmesi gerekmektedir.
* Soruşturmada görgü tanıkları ve çevre köylerde yaşayanların tanıklıklarına başvurulmalıdır.
* Olayların geçtiği yerlerde parmak izi incelemesi yapılmalıdır.
* Köylülerin bundan sonraki aşamalarda can güvenlikleri sağlanmalıdır.

Önceki

 
Diğer duyurular için tıklayın

SİVİL TOPLUM













TÜM STK'lar
İÇİN TIKLAYIN


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla