Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





Güncelleme: 13. 01. 2003

Ankara Tabip Odası:
Kadına Yönelik Şiddet Ve Hekimlik Sempozyumu Sonuç Bildirgesi
Ankara Tabip Odası 16 - 17 Kasım 2002 tarihlerinde düzenlediği sempozyumda farklı kadın örgütleriyle dayanışma içinde el ele vererek kadına yönelik şiddeti bilimsel verilerle değerlendirdi. Sempozyumda hekimlerin bu konuya yaklaşımları ile hukuksal ve örgütsel bakış açıları ortaya konuldu. Bu alanda yapılanlar aktarıldı ve yapılması gerekenler tartışmaya açıldı.

Sempozyum; ülkemizin farklı illerinden çok sayıda kadın örgütü temsilcisi, sendika temsilcisi, hukukçular, üniversitelerden öğretim üyeleri, sağlık çalışanları ve hekimlerden oluşan 350 katılımcı ile gerçekleştirildi. İçtenliğin, dayanışmanın ve işbirliğinin sıcaklığını taşıyan bu iki gün boyunca kadına yönelik şiddet tüm boyutlarıyla ele alındı. Şiddetin kökenleri, nedenleri, ortaya çıkış biçimleri, yaygınlığı ve bu konuda yapılabilecekler tartışıldı.

Konuyu hekim bakış açısıyla ilintilendirerek değerlendiren sempozyum bu nedenle bir ilk olma özelliği de taşıyordu. Kadına Yönelik Şiddetin kimden ve nereden kaynaklanırsa kaynaklansın reddedilmesi gerektiğini bir bildirgeye dönüştürme kararlılığı aynı zamanda bu alanda söylenecek daha çok söz, atılacak daha çok adım olduğu gerçeğini de içermektedir. Bedensel güce dayanan egemen ataerkil kültür "ötekini" baskılamak veya yok etmek için şiddeti bir yöntem olarak kullanır. Bu nedenle kadınlar tarih boyunca baskılanan ve yönetilen olarak psikolojik, ekonomik ve fiziksel şiddete maruz kalmaktadır.

Aile, işyeri ve sosyal hayat şiddetin yeniden üretildiği toplumsal örgütlenme biçimleridir.

SONUÇ BİLDİRGESİ
1. Kadına Yönelik Şiddet; kadınlara fiziksel, cinsel ya da psikolojik zarar veren ya da verebilecek veya kadınların acı çekmesine neden olabilecek gerek kamu, gerekse özel alanda uygulamaya sokulan bu tip davranışlara yönelik tehditleri ve kadınların özgürlüğünün zorla kısıtlanmasını da içine alan şiddete yönelik her türlü cinsiyetçi davranışı içine alır. Kadına yönelik şiddet evrensel bir gerçektir. (1993 Birleşmiş Milletler Kadına Yönelik Şiddetin Yok Edilmesi Bildirgesi)
2. Siyasal iktidar emeği, arzuyu ve şiddeti örgütler ve yönetir. Bu bağlamda şiddet erkeğin doğasında yer almaz. Erkeklik zaman içinde sistemlerin ve kültürlerin etkisiyle kazanılmış bir roldür. Erkekler şiddet uygulamayı kendilerine uygulanan şiddetle öğrenirler. Toplumumuzda yaşamın birçok alanı (sünnet, futbol, askerlik gibi tüm erkeklik rituelleri) şiddeti içselleştirmeye yöneliktir. Şiddete karşı direnebilmek, erkeklerin kültürel erkeklik normlarına direnebilmeleriyle mümkün olacaktır.
3. Tarihsel süreç içinde oluşmuş, çeşitli iktidar biçimleriyle beslenmiş ve bugüne kadar kendisini yenileyerek güçlendirmiş olan ataerkillik, bin yıllardır çözülmeyen kadın-erkek çelişkisinde üretilen iktidar ve şiddet kültürünün diğer iktidar biçimleriyle iç içe geçerek sosyal, siyasal, düşünsel kültürel bir egemenlik sistemine dönüşmesi olarak tanımlanabilir. Binlerce yıldır toplumsal, siyasal, kültürel yaşamla iç içe gelişmiş olan ataerkilllik, tek başına sınıf iktidarının sona ermesiyle değil, her alanda şiddete ve egemenliğe karşı mücadele edilerek yıkılabilir.
4. Kadınlar eğitimden yoksun bırakılarak yasal ve geleneksel engellerle eve mahkum edilmektedir. Çalışma yaşamında ise kadınlar haksız ve cinsiyet ayrımcı uygulamalarla karşılaşmakta, şiddete ve cinsel tacize maruz kalmaktadır. İşyerinde cinsel şiddete maruz kalan kadınlar işten atılma ve dışlanma korkusuyla sessiz kalmaktadır. Zaten bu konular toplu sözleşmelerde de alınması gereken yeri almamaktadır. Dolayısıyla kadınlar sendikalarda örgütlenmeli, sendikalar cinsiyetçi bakış açısından arındırılmalı ve şiddete maruz kalan kadınları destekleyici bir görev üstlenmelidir.
5. Cinsel şiddet bir işçi sağlığı sorunudur. Bu konuda gerekli tedbirlerin alınması sağlanmalıdır. Ülkemizde çalışma yaşamında cinsel şiddetin önüne geçecek politikalar geliştirilmeli, yasal düzenlemeler yapılmalı ve uygulamaya sokulmalıdır.
6. Türkiye'de kayıtlı verilere göre kadınların %58'i dayağa maruz kalmaktadır. Ancak töreler ve geleneksel nedenlerle gerçek rakamlara ulaşılamamaktadır. Aile içi şiddetin her türüne, dayağa, aşağılanmaya, istismara ve tecavüze karşı çıkılmalıdır.
7. Ülkemizde bir çok kurum kadına yönelik şiddete yol açan ayrımcılığı özendirmekte ve meşrulaştırmaktadır. Eğitim sistemimiz var olan cinsiyetçi düzenin doğal olarak algılanmasını destekleyici bir yapıya sahiptir. Eğitimde cinsiyetçi uygulama ve yaklaşımlar ders programlarından çıkartılmalıdır, ana-baba eğitim programları başlatılmalıdır.
8. Medya kadını kişiliğinden soyutlayan onu nesnelleştiren mekanizmalarla kadını cinsel objeye indirgemektedir. Pornografi ve kadın bedeninin ürün reklamlarında kullanılması buna örnektir.
9. Şiddete maruz kalan kadınlar kendilerini çaresiz hissetmekte ve ne yapacağını bilememektedir. Bu nedenle şiddete maruz kalan kadınların hak arama sürecini başlatacak kurumlarla ilişkiye geçmesi sağlanmalıdır. Kadın dayanışma merkezleri ile kadın sığınma evleri ve baroların kadın danışma merkezleri hak ihlallerini izlemeli, şiddete maruz kalanların mutlaka belgelenmesini ve hukuki yollara başvurmasını sağlamalıdır. Kadına yönelik şiddete karşı mücadele eden kadın kuruluşları arasında bilgi, belge, deneyim aktarımını sağlamak, ortak bir dil oluşturmak; eğitim programı hazırlamak ve uygulamak, iletişimi hızlandırmak ve sürekli kılmak gerekmektedir.
10. Kadına yönelik şiddete sağlık çalışanlarının yaklaşımı önemlidir. Özellikle acil servis, adli tıp, kadın doğum gibi uzmanlık alanlarında eğitimin bu konuyu da içerir şekilde yeniden biçimlenmesi gerekmektedir. Hekimlerin mezuniyet öncesi ve sonrası eğitimlerinde cinsel şiddete uğrayan kadınlara hekim yaklaşımı konusunda eğitilmeleri önemlidir. Anamnez, fizik muayene ve tedavi süreçleri yeniden değerlendirilmeli ve psikolojik destek unutulmamalıdır.
11. Kadına yönelik şiddetin yaygınlığı ve sıklığı bir halk sağlığı sorunudur. Ancak hekimlerin ve diğer sağlık çalışanlarının, kadına yönelik şiddet sorunuyla ilgilenmeleri, konunun bir halk sağlığı sorunu olmasının ötesinde bir önem taşır. Çünkü, şiddet ile toplumsal mücadele ve kadınlar lehine kazanımlar konusunda sağlık alanı stratejik bir öneme sahiptir. Sağlık çalışanlarının bu bilinçle ve politik bir perspektifle davranmaları, toplumsal bir sağlık sorununu gidermenin yanında toplumun yarısını oluşturan kadınların her düzeyde ezilmekten kurtuluşunda önemli bir katkı olacaktır.
12. Özerkliğin oluşmadığı durumlarda kızlık zarı incelemesi eğer sağlığı tehdit eden bir durum söz konusu değilse kadının ruhsal ve bedensel bütünlüğünü bozduğu için etik dışıdır. Sorumlu hekim davranışı bu incelemeyi reddetmektedir.
13. Yasalar, sözleşmeler ve tüm diğer hukuksal düzenlemeler devletin yasa yapma ve toplumsal hayatı düzenleme yetkisinin sonuçlarıdır. Devlet toplumsal hayatı yasalarla düzenlerken insanlığın layık olduğu en ileri standartları gözetmelidir. Öncelikle eşitlikçi yaklaşım benimsenmeli, eğer eşitsizlik bir realite ise devlet "pozitif ayrımcı" yaklaşımla düzenlemeler gerçekleştirmelidir. Devletin diğer bir sorumluluğu da, çıkarılan yasalar ve imzalanan sözleşmelerin titizlikle takip edilmesi gerekliliğini yerine getirmesidir. Yasaları uygulamayan devlet hukuk devleti değildir. Yasalarda kadın-erkek eşitliğinin sağlanması ve kadın aleyhine olan yasaların değiştirilmesi de siyasi iktidarların sorumluluğundadır. Ancak toplumda gerçek bir kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasında yasaların ve tüm hukuksal düzenlemelerin tek başına yeterli olmadığının bilinci ile kadın hakları mücadelesinin "Kadın Hukuku"nu geliştireceği unutulmamalıdır.
14. Cinsel işkence devletlerin erk gösterme biçimi olarak, silahlı çatışma, gözaltı koşulları ve savaş hallerinde çok yaygın olarak kullanılmaktadır. Cinsel işkence esas olarak kadınları hedef alır ve kadın, cinsellik ve işkence gibi üç farklı sorun kümesini bir araya getirir. Ulusal ve uluslararası belgelerde kadına yönelik cinsel işkence konuları görülme sıklığıyla orantılı olarak yer almamaktadır. Ulusal ve uluslararası hukuk açısından işkence faillerinin cezalandırılması, bunun bir insanlık suçu olarak kabul edilmesi, bu suçların zaman aşımına uğramaması yönünde yaptırımlar getirilmesi gerekir. İşkencenin amacı itiraf ya da bilgi elde etmek değil bedensel ya da psişik acı vererek bireyin kişisel ve politik kimliğini yıkmak, toplumu yıldırmaktır. ABD'nin Irak saldırısının gündemde olduğu bugünlerde savaşın en çok kadınlara ve çocuklara zarar verdiği gerçeğinden hareketle savaşa karşı barışı, ölüme karşı yaşamı savunmak biz hekimlerin görevidir.
15. Kadına yönelik şiddetin temelinde sınıfsal, ulusal ve cinsel sömürü yer almaktadır. Sınıfsal sömürü en ağır biçimiyle kadın üzerinde yaşanmaktadır. Kadın emeği ucuz emek olarak görülmektedir. Hatta çoğu kez kadın işleri iş olarak görülmemektedir. (ev içi emek, ücretsiz aile işçiliği, tarım sektörü vb) Kadın emeğinin hakları güvenceye alınmalıdır.
16. Sempozyumda Diyarbakır ve çevre illerde yaşayan kadınlara yanlış bilgilendirme ile tüp ligasyonu (tüplerin bağlanması) uygulaması yapıldığı dile getirilmiştir. Aile planlaması yöntemleri toplum sağlığı açısından gerekli ve önemli olmakla birlikte, uygulamalar hiçbir tereddüte yer vermeyecek, kaygılara yol açmayacak, hukuka ve insan haklarına uygun bir biçimde olmalı; bilimsel ve etik temele oturtulmalıdır. Aile planlaması hizmetleri gönüllülük temelinde, herhangi bir özendirme, ikna ya da baskı yöntemine başvurulmadan bu konuda yetkin sağlık personeli tarafından gerçekleştirilmelidir.
Ankara Tabip Odası

Mithatpaşa Caddesi 62/8 Kızılay -Ankara
Tel : +90 312 418 87 00 Fax: +90 312 418 77 94

www.ato.org.tr
[email protected]


İstanbul Çevre Konseyi
Çarşamba Eğitim Semineri
Yer: Gönüllü Kuruluşlar Lokali,
Ebusuud Cad. No:3 Eminönü
Tel: 0 212 511 59 68
e-posta: [email protected]
Tarih: 15 Ocak 2003
Saat: 14.00- 18.00
Konu: Enerjinin Üretimi ve Tüketimi, Toplumsal Maliyetler, Enerjinin Etkin Kullanımı, Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Entegrasyonu, Konuşmacı: Doç. Dr. Tanay Sıdkı UYAR
Marmara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Enerji Ana Bilim Dalı Başkanı, Avrupa Yenilenebilir Enerji Birliği Türkiye Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı
Tarih: 22 Ocak 2003
Saat: 14.00-18.00
Konu: Avrupa Birliği Destekli Çevre ve Enerji Projeleri Üretimi ve Yönetimi
Konuşmacı: Ali BEBA R.R. Bilimsel, İSTANBUL
Tarih: 29 Ocak 2003
Saat: 14.00-18.00
Konu: Çevre Eğitimi
Konuşmacı: Prof. Dr. Sevil ÜNAL
Marmara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekan Yrd. Kimya Müh. Bölüm Başkanı



 
Diğer duyurular için tıklayın

SİVİL TOPLUM













TÜM STK'lar
İÇİN TIKLAYIN


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla