
Uluslararası
Af Örgütü
İsrail/İşgal Altındaki Topraklar:
Herkes için insan hakları olmadan kalıcı barış mümkün değil
Colin Powell'ın Avrupa Konseyi Başkanı Javier Solana ve Rus ve İspanya
dışişleri bakanlarıyla Orta Doğu ile ilgili görüşmek üzere Madrid'e
gitmesi nedeniyle Uluslararası Af Örgütü uluslararası topluluğa,
İsrail ve İşgal Altındaki Topraklarda yaşanmakta olan korkunç insan
hakları ihlallerini durdurmak için derhal harekete geçmesi için
yaptığı çağrıyı tekrarladı. Örgüt, "Özellikle, İsrail Savunma Kuvvetlerinin
çok sayıda Filistinliyi tank topları ve Apache helikopterleri füzeleriyle
öldürdüğü bildirilen Cenin ve Nablus başta olmak üzere, kanundışı
öldürmelerle ilgili raporlar gelmeye devam ediyor," dedi.

"İçinde
yaklaşık 14,000 kişinin bulunduğu Cenin'deki mülteci kampı ve Nablus
kuşatma altında ve burada bulunan soradan insanlar büyük tehlikede."
"Ambulansların hareketleri hâlâ engelleniyor veya yasaklanıyor.
Nablus'ta bir cesedin sokağın ortasında günlerce çürümeye bırakıldığını
çünkü bedeni kaldırmaya çalışan herkesin hedef alındığını bildiren
raporlar alıyoruz. Birçok görgü tanığının verdiği bilgilere göre,
ambulans ve sağlık personelinin erişiminin engellenmesi nedeniyle
insanlar kanama sonucu ölmeye terkediliyor." Evler ve altyapı tahrip
edilmiş durumda ve birçok yerde gıda maddeleri bitmek üzere. İSK'nin
çekildiği söylenen Tulkarem ve Kalkiliya'da tankların şehir etrafında
bir çember oluşturarak içeriye girişleri engellendiği bildiriliyor.
Toplu yakalamaların yapılması işkence yapılacağı korkusunu ateşlemektedir.

UAÖ, "Bu koşullar altında, her türlü görüşmede insan haklarına
saygının temel konu olması yönündeki çağrımızı tekrarlıyoruz. Herkes
için insan haklarına dayalı olmayan barış, ateşkes kalıcı olamaz.
Kesin taahhütün ilk işareti olarak uluslararası gözlemciler bölgeye
yerleştirilmelidir," dedi. UAÖ, ABD'nin İsrail'e askeri yardım
yapan ana ülke olması nedeniyle başta ABD olmak üzere çağrıda bulunarak
"Ayrıca, insan hakları ihlallerinde kullanılan tüm silahların transferleri
derhal askıya alınmalı ve insan hakları ihlallerine karışmış İsrail
askeri birimlerinin diğer ülkelerden askeri yardım ya da eğitim
almaları engellenmelidir,"dedi. UAÖ Filistinli silahlı grupların
kasıtlı olarak sivilleri hedeflemesini kınadığının altını çizdi.
Ancak hiçbir ihlalin İsrail'in insan hakları ve insancıl hukukun
ağır ihlalini haklı çıkaramayacağını ifade etti.

"Uluslararası
topluluk, hem Filistin hem de İsrail tarafındaki binlerce kadın,
erkek ve çocuğun yaşadıklarına arkasını dönemez. İnsan hakları gözlemcileri
hem Filistinli hem de İsraillilerin hayatını kurtaracak bir araç
olabilir."


Uluslararası
Af Örgütü:
Ölüm cezası infazları 2001'de ikiye katlandı
UAÖ bugün yaptığı açıklamada 2001 yılında 31 ülkede 3,048
kişinin ölüm cezasının infaz edildiğini belirtti. Bu rakam, 2000
yılındaki 1,457 infazın iki katını da aşıyor. UAÖ, 2001 yılında
dünya çapında gerçekleşen infazlarla ilgili istatistiklerini açıklarken
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'na, halen Cenevre'de
sürmekte olan yıllık toplantıları sırasında ölüm cezasına karşı
güçlü bir tavır almaları ve küresel bir moratoryum ilan edilmesi
için çağrıda bulundu.

Halen Cenevre'de toplantı halinde bulunan İnsan Hakları Komisyonu'nun
yakında infazlarla ilgili derhal dünya çapında moratoryum ilan edilmesi
yönündeki çağrısını tekrarlayan ve devletleri çocuk suçluların infaz
edilmesinin yasaklanmasını da içeren uluslararası standratlara saygı
göstermeye teşvik eden yeni ve güçlü bir kararı geçireceğini ümit
ediyoruz. BM öncü olmalı ve ölüm cezasıyla karşı karşıya olanları
korumak için kesin ve olumlu önlemler almalıdır.

UAÖ bugün açıklanan rakamların sadece örgütün bildiği vakaları
kapsadığının altını çizdi. "Tam rakamı tespit etmek mümkün değil
çünkü birçok ülke gerçek infaz rakamlarını kasıtlı olarak gizli
tutuyor ve böylece ölüm cezasının sözde caydırıcı özelliği hakkında
yanıltıcı resim çiziyorlar." UAÖ ayrıca 2001 yılında 68 ülkede
5.265 kişinin ölüm cezasına çarptırıldığını kaydetti. UAÖ,
"Vakaların birçoğu ölüm cezasının uygulanmasına dair uluslararası
standartların açık ihlalidir." Dedi. "Mahkumlar adil olmayan yargılamalar
sonucu ölüm cezası almışlardır. Uluslararası hukuk ihlal edilerek,
çocuk suçlular -18 yaşından küçükken işlediği suçlar nedeniyle mahkum
edilenler - infaz edilmiştir." 2001 yılında bu tarz üç infaz yaşandı:
İran, Pakistan ve ABD'de.

Dünya çapında infazların dramatik artışının nedeni Çin'de hükümetin
suça karşı ulusal çapta başlattığı "sıkı darbe" kampanyasının ardından
ölüm cezası uygulamasının artması oldu. Sadece Nisan-Temmuz 2001
tarihleri arasında en az 1,781 kişi Çin'de idam edildi. Bu rakam
geçtiğimiz üç yıl içinde dünyanın geri kalan ülkelerinde idam edilen
kişilerin toplamından daha fazla. Ölümle cezalandırılanların çoğu
itiraf elde edebilmek için işkenceye maruz kalmış olabilir. Ölüm
cezası mahkumları sık sık prangalanmakta ve halka açık alanlanda
dolaştırılmak suretiyle aşağılanmaktadır. UAÖ İran'da 139
idam kaydetmiştir, ancak gerçek rakamın çok daha yüksek olduğuna
inanılmakta. Suudi Arabistan'da 79 idamın gerçekleştiği bildirildi.
ABD'de, 2000 yılında 85 olan infaz bu yıl 66'ya düştü.

UAÖ, "Çin, İran, Suudi Arabistan ve ABD rakamları 2001 yılında
gerçekleştirildiği bilinen ölüm cezası infazlarının %90'ının oluşturuyor."
dedi. "Ancak, ölüm cezasının yasaklanması yönünde de gelişmeler
oldu. Yıl sonu itibariyle 111 ülke yasalarla ya da uygulamada ölüm
cezasını yasaklamıştı. Bu rakam geçtiğimiz yıldan üç fazla." 2001
yılında Şili barış zamanı suçlar için ölüm cezasını yasakladı.
Türkiye ölüm cezasının kapsamını daraltan anayasal değişiklikleri
gerçekleştirdi. UAÖ Pakistan Başkanının Aralık 2001'de yaklaşık
100 çocuk suçlunun ölüm cezalarını hafifletme kararını hoşnutlukla
karşılamıştır. Ek olarak, 2001 yılında Bosna-Hersek
ve Yugoslavya Federal Cumhuriyeti, ölüm cezasının tamamen
kaldırılmasını sağlayan Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi
2. Seçmeli Protokolünü onaylarak 2. Seçmeli Protokole taraf olan
ülke sayısını 46'ya yükseltti.

UAÖ, "Ölüm cezası en ağır zalimane, insanlık
dışı ve onur kırıcı ceza ve yaşama hakkının ihlalidir. Yaşama hakkının
korunması uluslararası bir sorumluluktur." dedi
Uluslararası
Af Örgütü:
İnsan Hakları İzleme Örgütü Ve Uluslararası Hukukçular Komisyonu
Adına Ortak Açıklama
UAÖ Uluslararası Sekreterlik Kampanya ve Kriz Program Direktörü
Mark Neuman tarafından Kudüs'te yapılan basın açıklaması:

Burada, geçtiğimiz 18 ay içinde patlak veren trajik çatışmaların
esas kurbanları sıradan insanlardır. Her gün insanların öldürüldüğü
ya da hayat boyu sakat kaldığı ve ev ve yerleşim birimlerinin tahrip
edildiğine dair haberler görmekteyiz. Uluslararası Af Örgütü (UAÖ),
İnsan Hakları İzleme Örgütü (İHİ) ve Uluslararası Hukukçular Komisyonu
(UHK), bu çatışmanın tüm taraflarına ve uluslararası topluluğa açık
ve net bir mesaj vermek istiyor: Sivilleri ve uluslararası insancıl
hukukun koruması altında bulunanları hedef almayı durdurun. Onlara
zarar vermeyi amaçlayan eylemleri durdurun. Filistinli ve İsraillilerin
insan haklarının korunması için bölgeye derhal uluslararası gözlemciler
yerleştirin.

Bir Devlet ve İşgalci Güç olarak İsrail'in, başta 4. Cenevre Sözleşmesi
olmak üzere uluslararası hukuk uyarınca açık yükümlülükleri bulunmaktadır.
Bu Sözleşme kendini korumak için güvenlik önlemleri alınabilmesine
olanak verir ancak şu an İsrail hükümetinin başvurduğu aşırılıkları
içermez. İsrail devletinin uluslararası insancıl hukukun koruması
altında bulunan kişilere zarar veren eylemlerini kınıyoruz. Bu eylemler
arasında kişilerin hareket özgürlüğünü ve sağlık personeline erişimini
ağır biçimde kısıtlayan uzatılmış sokağa çıkma yasağı; evlerin,
araçların ve sivillere ait mülklerin utanmazca tahrip edilmesi;
yağma ve hırsızlık; ve sivillere askeri operasyonlara yardım etmeleri
için zorlama bulunmaktadır. Bu eylemler uluslararası standartları
ihlal etmekte ve askeri zaruriyeti haklı çıkarabilecek her tür mazaretin
üstüne çıkmaktadır.

İsrail Savunma Kuvvetleri (İSK) Ramallah ve Beytüllahim gibi bütün
bölgeleri kapalı askeri bölge ilan etti ve gazeteci, insan hakları
aktivistleri, hükümet görevlileri, BM temsilcileri ve Uluslararası
Kızılhaç Komitesi'nin de aralarında bulunduğu dış gözlemcilerin
bölgelere girişlerini engelledi. İSK, al-Haq. LAW ve Addameer gibi
insan hakları örgütlerinin bürolarına zorla girip altüst etti. Hem
Filistin hem de İsrail örgütleri bu koşullar altında çalışmalarını
sürdürmek için büyük kararlılık göstermiştir ancak yargısız infazlar,
"aranan" Filistinlilerin "tasfiyesi" ve sivillere ve Cenevre Sözleşmelerince
koruma altında olan kişilere yönelik ölümcül güç kullanımıyla ilgili
raporların doğrulanması neredeyse imkansız hale gelmiştir.

İSK askeri operasyonları sonucu yüzlerce Filistinli yakalanmıştır.
Gözaltına alınan kişilerin kimlikleri ve nerede oldukları bilinmemektedir
ve Kızılhaç'ın bu kişilere erişimine izin verilmemiştir. Bu durum,
içinde bulundukları koşullar ve yapılan muamele ile ilgili kaygılara
neden olmaktadır. Serbest bırakılan çok sayıda Filistinli, başlarında
bulunan İSK birimine bağlı olarak, zaman zaman dövüldüklerini bildirmiştir.

Tüm şehir ve kasabalarda ambulanslar ve acil tıbbi hizmetler durma
noktasına gelmiştir. Sağlık uzmanları ve ambulanslara ateş açılmaktadır.
Yaralıların tıbbi bakım görmelerine izin verilmemektedir; rutin
tıbbi tedavi için hastaneye gitmeye çalışan Filistinliler öldürülmektedir.
Bu ihlaller sadece insani konular değildir: bunlar uluslararası
insancıl hukukun ağır ihlalleridir.

Bu durumda bile, silahlı Filistin gruplarının İsrailli sivillere
yönelik intihar bombacılarının kullanımındaki artıştan dehşete düşmekteyiz.
Sivillere yönelik bu tip kasıtlı saldırılar uluslararası insancıl
hukukta kesinlikle yasaklanmıştır. Bu eylemler Filistinlilerin davasını
yıpratmakta ve duruma hiç de yardımcı olmamaktadır - bölgenin yaşadığı
acıyı artırmanın yanı sıra yalnızca sıradan İsraillilerin korku
ve güvensizliğini arttırmaktadır. Geçtiğimiz hafta Filistin bölgelerinde
de, İsrail işbirlikçisi olduğu iddia edilen kişilerin sokakta öldürülmeleri
gibi, sokak emniyetinde bozulmalar olduğuna dair işaretler belirdi.
Tüm bu ihlaller, bunu yapabilecek yetkideki kişiler tarafından tamamen
durdurulmalı ve sorumlular adalet önüne çıkartılmalıdır.

Böyle bir insan hakları krizi karşısında uluslararası topluluğun
harekete geçme vakti gelmiştir. Adı geçen üç insan hakları örgütü
BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Mary Robinson'un BM İnsan Hakları
Komisyonu'nun bölgeye derhal bir misyon göndermesi önerisini memnuniyetle
karşılamıştır. Biz de, İsrail ve İşgal Altındaki Topraklar'a durumu
izlemek, insan hakları ve uluslararası insancıl hukuka saygıyı tesis
etmek ve sivillerin korunmasına yardımcı olmak için daimi bir uluslararası
ekibin yerleştirilmesi yönündeki çağrımızı tekrarlıyoruz. Uluslararası
topluluk ve özellikle ABD, İsrail ve Filistin Hükümeti'nin bu misyonların
çalışmalarını kolaylaştırmaları ve işbirliği içinde olmaları yönünde
bütün etkisini kullanmalıdır. Uluslararası gözlemcilerin varlığı,
ilgili tarafları insan hakları sorumluluklarından veya yükümlülüklerinden
bağışık kılmayacaktır. aksine bunların artmasına yardımcı olmalıdır.
Bayanlar ve Baylar, savaş veya işgal sırasında sivillerin acı çekmesi
kaçınılmaz değildir. Sıradan insanlar silahlı kişilerin asla hedefi
olmamalıdır. Bizim örgütlerimiz geçtiğimiz 18 ay içinde yaşama hakkının
korkunç şekilde önemsenmediğine tanık oldu, bunu belgeledi ve raporladı.
Bu ihlaller hemen durmalı. Bu suçları işleyenler derhal durmalı.
Ve uluslararası topluluk ahlaken ve hukuksal olarak temel insani
ilkelere saygıyı sağlamak için harekete geçmekle yükümlüdür.
Irene Khan, Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri
Kenneth Roth, İnsan Hakları İzleme Örgütü Direktörü
Louise Doswald-Beck, Uluslararası Hukukçular Kom. Gn. Skr.

Müstakil
Tüketiciler Birliği:
"Bir katrilyonda, benim payım
eksik olsun"
Filistin'de uygulanan katliam nedeniyle İsrail'li IMI silah firması
ile ülkemiz arasında imzalanan tank modernizasyonu ihalesine olan
toplumsal tepkiyi dile getirmek için Başbakan Bülent Ecevit hakkında
dava açtıklarını belirten Müstakil Tüketiciler Birliği Genel Başkanı
Av. M. Bülent Deniz; "vahşete karşı çıkan herkes, bir katrilyondaki
payını istemelidir" dedi. Bülent Deniz konuyla ilgili şu açıklamayı
yaptı:

"Şu anda İsrail tarafından Filistin halkı üzerinde uygulanan
vahşet, ülkemiz insanını incitmekte ve üzmektedir. Bu vahşete ve
insanlık dışı uygulamaya duyulan tepkiler, her gün değişik biçimlerde
yurttaşlar tarafından dile getirilmektedir. Bu anlamda, bir tepki
biçimi olarak, İsrail'e ekonomik boykot uygulanmasını isteyen çok
sayıda yurttaşın talebi derneğimize iletilmektedir. Daha önce de
ifade ettiğimiz gibi, global dünyadaki ekonomik koşullar gereği,
ticari mal ve hizmetlerin milliyetini kesin olarak saptamak mümkün
değildir. Öte yandan günlerdir tartışılan ve iptali yönünde toplumsal
konsensusun oluştuğu tank ihalesi ile verilecek bir katrilyonluk
destek, yurttaşların gerçekleştireceği ekonomik boykotu anlamsız
kılacaktır. Tüm bu gerçeklere ve yapılan çağrılara rağmen siyasi
iktidar bu ihaleyi askıya almamakta, iptal etmemektedir.

Yurttaş olarak, İsrail firmasına bir katrilyon ödenmesine rızamız
bulunmamaktadır. Bu nedenle bir katrilyondaki kişisel paylarımızın
İsrail firmasına ödenmemesi için Başbakan Bülent Ecevit hakkında
alacak davası açıyoruz. İsrail vahşetine karşı çıkan herkesi de,
bu davayı açmaya ve bir katrilyondaki payını talep etmeye çağırıyoruz.
(Dava metnini görmek için tıklayınız)

Av. M. Bülent Deniz
Genel Başkan Ankara
Müstakil Tüketiciler Birliği
Tel:(212)567 97 44 Faks:(212)567 36 47
[email protected]
[email protected]
www.tuketiciler.org
|