Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





Güncelleme: 04. 04. 2002


Uluslararası Af Örgütü
İsrail/İşgal altındaki topraklar: İnsan hakları krizine askeri tepki vermek sadece şiddet döngüsünü alevlendirir
Filistinlilere yönelik korkunç insan hakları ihlalleriyle tanımlanan İsrail'in İşgal Altındaki Topraklar'daki askeri müdahalesi diğerek artmakta olan şiddet döngüsünü tetiklemektedir diyen Uluslararası Af Örgütü, bugün Filistin ve İsrailli sivilleri korumak için bölgeye uluslararası insan hakları gözlemcilerinin yerleştirilmesi yönündeki çağrısını tekrarladı. "UAÖ İsrail ve İşgal Altındaki Topraklara insan hakları gözlemcileri yerleştirilmesi yönündeki çağrısını ilk kez Kasım 2000'de yapmıştı. Şimdi, yaklaşık 18 ay sonra ve büyük çoğunluğu sivil olan en az 1200 Filistinli ve 300 İsraillinin öldürülmesinden sonra uluslararası topluluk hala felç olmuş gibi hareketsiz."

29 Mart'ta Başkan Yaser Arafat'ın bürosuna yapılan bir saldırıyla başlayan, İsrail Savunma Kuvvetlerinin (İSK) Ramallah'ı işgali sırasında İSK sokağa çıkma yasağı koydu. Çok sayıda ev ve apartman dairesini işgal ederek bir veya iki odada 60 kişiliye varan grupları tecrit etti. Elektrik, su ve telefonların kesik olduğu Ramallah sakinleri bitmekte olan su ve yiyecekle giderek zorlaşan koşullarda yaşamakta. İşgal edilen dairelerin yağmalandığına dair bilgiler ulaşıyor. İSK nedensiz yere evleri, araçları ve binaları tahrip ediyor. İnsan hakları örgütlerinin bürolarına zorla girerek dolapları darmadağın edip bilgisayarları parçalıyor. İSK'nın Ramallah ve Beytüllehem'i kapalı askeri alanlar ilan etmesi, dışarıdan gözlemcileri, gazetecileri ve BM ve Kızıl Haç Komitesinin bölgeye girişini engellemesi nedeniyle, aralarında yakalanmış kişilerin de bulunduğu olası yargısız infazlarla ilgili raporları doğrulamak giderek zorlaşıyor. Ancak, görülüyor ki 5 Filistinli polis memuru yargısız infaz edilmiştir. Cuma günü yaralandıktan sonra yakın mesafeden ateş edilerek öldürülmüşlerdir. UAÖ daha önce de, aranan kişilerin İSK tarafından "öldüğünü doğrulama" diye tanımladığı bir uygulamayla öldürüldüklerine dair vakaları belgelemişti.

İSK sık sık ambulans ve sağlık personeline ateş açmakta ve üç saate varan sürelerce kanamalı bir halde yerde yatan yaralılara yardım etmek için ulaşmaya çalışmalarını engellemektedir. En az 14 sağlık personeli tutuklandı: aralarında Filistin Kızıay Başkanı Yunus el Hatib'in de bulunduğu dokuzu sorgulanmadan serbest bırakıldı. Ölenlerden en az 25'inin cesedi Ramallah Hastanesinin zeminine diğerleri de başka yerlere gömülmek zorunda kalındı çünkü sokağa çıkma yasağı nedeniyle aileleri cesetleri alarak uygun cenaze törenleri düzenleyemedi.

Geçtiğimiz 5 gün içinde İSK binden fazla Filistinli'yi tutukladı. Serbest bırakılan bir Filistinli, dış etkenlere açık bir inşaatta kelepçeli bir biçimde yerde yatırıldığını ve tuvalete götürülürken başına kukuleta takıldığını söyledi. Ayrıca başlarında duran İSK biriminin keyfine göre, tutulanlar ara ara dövülüyordu. UAÖ Filistinli silahlı gruplar tarafından gerçekleştirilen ve tıbbi personel dahil sivilleri hedef alan korkunç suikast bombalamalarını kınamış ve sivillerin kasten öldürülmesinin hiçbir haklı nedeni olamayacağını belirtmiştir. Örgüt ayrıca İşgal Altındaki Toprakların birçok bölgesinde "işbirliği" ile suçlanan Filistinlilerin öldürülmesiyle ilgili de duyduğu büyük kaygıyı dile getirmiştir. Ancak bu dehşet verici ihlaller İsraillilerin İşgal Altındaki Topraklarda Filistinlilere karşı yürüttüğü insan hakları ihlalleri için bir mazeret olamaz." diyen UAÖ, İntikam ve misilleme mantığı yalnızca acı ve güvensizlik getirir. İsrail temel insan haklarına saygının hem yasal yükümlülüğü olduğunu hem de kan dökülmesini sona erdirmenin yolu olduğunu kabul etmesi gerektiğini ifade etti.

UAÖ BM Güvenlik Konseyi'nin Cumartesi günü aldığı kararı ve Mary Robinson'un uluslararası gözlemci gönderilmesi isteğini memnuniyetle karşılamaktadır. UAÖ Robinson'un İnsan Hakları Komisyonu'nun bölgeye bir misyon gönderilmesi yönündeki önerisini desteklemektedir.

UAÖ, uluslararası topluluğun sert açıklamalar yaptığını söyleyerek, aynı zamanda harekete geçmelerini de talep etmektedir. "Filistinli ve İsrailli sivillerin hayatları için uluslararası topluluğun İsrail hükümetine, İsrail ve İşgal Altındaki Topraklara uluslararası insan hakları gözlemcilerinin gelmesini kabul etmesi için başkı yapmalıdır."

İsrail ve İşgal Altındaki Topraklarla ilgili UAÖ aşağıdakilerin yapılması gerektiğine inanmaktadır: İSK ve İsrail yetkilileri kanundışı öldürmeler ve aşırı ölümcül güç kullanımı, Filistin ev ve mülklerinin tahrip edilmesi, köy ve kasabaların kapatılması, keyfi tutuklamalar, Filistinlilere işkence ve diğer zalimane, insanlık dışı veya onur kırıcı muamele yapılması, tıbbi personel ve tıbbi bakımın ulaşmasının engellenmesi, uluslararası insani yardım örgütlerinin, insan hakları örgütlerinin ve gazetecilerin ulaşımının engellenmesi gibi insan hakları ve insani hukuk ihlallerini durdurmalıdır. Filistinli silahlı gruplar, İsrailli sivilleri hedef almayı ve Filistinlilerin kanun dışı öldürülmelerini sona erdirmelidir. Filistin yetkilileri sivilleri hedef alan tüm öldürmeleri kınamalı ve bunları durdurmak için azami çaba harcamalıdır. Etkili olabilecek her türlü ateşkes veya barış, bu çatışmaların insan hakları ihlalleri nedeniyle alevlendiği gerçeğinin üstünde durmalıdır. Herkes için insan haklarını önemsemeyen bir ateşkes güvenliği sağlayamaz. Uluslararası topluluk güçlü, şeffaf bir insan hakları izleme görevi bulunan uluslararası gözlemcileri bölgeye yerleştirmek için derhal harekete geçmelidir. Kanun dışı
öldürmeler soruşturulmalı ve bunları yapan veya emredenler, ister İsrail yetkilileri, ister Filistin yetkilileri veya silahlı grup üyeleri olsun, adalet önüne getirilmelidir.

İHD:
Sayın Adalet Bakanı'na Yanıt
2Sayın Adalet Bakanı, daha önce 30 Aralık 2000 tarihli Radikal ve Hürriyet Gazetelerinde yayınlanan demeçlerinde İHD'yi ölüm orucu eylemini desteklemekle eleştirmişti. Aynı gün yaptığımız açıklamada, insan hakları örgütlerinin neden insanın fiziksel ve ruhsal sağlığına zarar verici eylemleri desteklemediğini, teşvik ve telkinde bulunmadığını açıklamıştık. Bir eylem türü olarak ölüm orucu eylemine karşı çıkışımızı anlatmaya çalışmıştık. (Konu için bakınız İHD'nin web sitesi, basın açıklamaları bölümü, 30 Aralık 2000 tarihli açıklama www.ihd.org.tr).

Sayın Adalet Bakanı, 3 Nisan 2002 tarihinde, cezaevleriyle ilgili bir seminerde yaptığı konuşmada, "üç kapı üç kilit" önerisini bir "provakasyon" bu önerinin kabul edilmesi için İHD'nin düzenlediği imza kampanyasının TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanı Sayın Hüseyin Akgül'e verilmesini de "Devletin en yüksek makamlarına,'üç kapı üç kilit' önerisi için toplanan imzaları götürmek ve bu konuda kamuoyu oluşturmaya çalışmak, bu eylemlerin sona ermeye başladığı bir dönemde açıkça eylemleri teşvik etmekten başka bir şey değildir. Bu insafsız bir politikadır.." şeklinde değerlendirmiştir.

Toplam 90 ölü, 400'den fazla Wernike-Korsakof hastalığına yakalanmış, vücut dengesini sağlayamayan, hafıza kayıplarına uğramış insan. 50'ye yakın sayıda cezaevlerinde tutuklu olduğu için tahliye edilmeyen ve haklarında Adli Tıp kurumu tarafından yaşamsal tehlike halinde bulunduğu rapor edilen insan. 15 aydır tecrit koşullarında tutulan tutuklu ve hükümlü insanlar. Böyle bir politika izlemek ve uygulamak hukukla ve insafla bağdaştırılabilir mi? Bu cezaevi infaz politikasını İHD oluşturmadı, uygulamadı.

İHD, bir insan hakları örgütü olarak, yapması gerekeni yapıyor. Tecrite karşı çıkıyor. İnsan haklarına aykırılıkları saptıyor.yetkili makamlara ve kamuoyuna duyuruyor. İnsan hakları hukukunun egemen olması için çalışıyor. İnsan onuruna aykırı muameleye karşı çıkıyor. Karşı çıkma kararlılığını da taşıyor. İHD'yi spekülasyonlardan da uzak tutma politikamızı sürdüreceğiz. Bir kez daha ve açıkça, bir eylem türü olarak ölüm orucu eylemlerine karşı çıktığımızı deklare ediyoruz. Ama bu, tutuklu ve hükümlülerin tecrit koşullarında tutulmasına göz yumacağımız anlamına gelmez. Mahpusların da, dışarıdaki insanlar gibi, hakları ve özgürlükleri var ve bu hak ve özgürlüklere saygı gösterilmesi için çalışmalarımız sürecektir.

Sayın Adalet Bakan'ını daha sorumlu ve insaf ölçülerini kaçırmayan değerlendirmelerde bulunmaya ve farklı düşünce ve önerilere karşı demokratik tutum içersinde olmaya davet ediyoruz.

Hüsnü Öndül
İHD Genel Başkanı
Tunalıhilmi Cad. 104/4 K.Dere-Ankara
Tel-Fax: (312) 466 49 13-14 / 425 95 47
e-mail:[email protected]
www.ihd.org.tr


TMMOB: Vahşete son verilsin
Son günlerde, bütün dünyanın gözleri önünde Filistin halkına, Filistin Devletine ve Filistin Devlet Başkanına karşı İsrail'in uygulamakta olduğu insanlık dışı vahşeti izliyoruz. ABD'nin desteğindeki İsrail'in giriştiği bu kuşatma ve saldırı, insanlığın binlerce yılda kazandığı temel haklara karşı açık bir savaştır.

Emperyalizmin Afganistan'dan sonra bölgemizdeki bu yeni vahşetini, İsrail askeri güçlerinin, başta Filistin halkı olmak üzere, Birliğimizin Onur Üyesi Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat ile Filistin Devletinin yetkililerine karşı uyguladığı baskıyı ve kuşatmayı kınıyoruz. Filistin halkıyla ve Filistin Devlet Başkanı ile dayanışma içinde olduğumuzu ilan ediyoruz. İsrail Devletinin Ortadoğu'yu kan gölüne çeviren yerleşim ve yapılanma programları, ABD'nin değişmeyen desteğiyle hayata geçirilmektedir. Siyonist işgal planıyla,1948'den beri sürekli şiddete maruz kalan Filistinlilerin sonunda boyun eğecekleri, büyük tavizler verecekleri, Filistin davasını tümüyle terk edecekleri hedeflenmiş, beklenmiştir. Son saldırıların yeni hedefi de Filistin'in bütünüyle işgali ve Filistinlilerin bu topraklardan uzaklaştırılmasıdır.

İsrail Devlet terörünün simgesi haline gelen Ariel Şaron'un başlattığı ve son günlerde zirvesine çıkan saldırganlık, insanlık için utanç verici olduğu kadar, uluslar arası hukuk açısından da bir suçtur. Unutulmamalıdır ki, 1982'de Sabra ve Şatila mülteci kamplarındaki katliamların sorumlusu olan, yakın bir tarihte Gazze bölgesinde öldürülen altı Filistinli çocuğun katili olarak halen Brüksel'de yargılanan ve Filistinlilerle barış yapmaya karşı olduğunu hiç bir zaman gizlemeyen Ariel Şaron'un bu politikaları, İsrail halkını da olumsuz yönde etkilemekte ve bu politikalar kendi halkının da muhalefetine neden olmaktadır. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Filistin sorununda çözümün, BM kararlarının uygulanmasından, egemen Filistin devletinin tanınmasından, topraklarından atılmış Filistinlilere dönüş hakkı verilmesinden ve Filistin halkı üzerinde uygulanan kuşatmanın kaldırılmasından geçen bir barış sürecinin, yeniden başlatılmasıyla sağlanabileceğini görmektedir. İsraillilerin ve Filistinlilerin birlikte ve barış içinde yaşayabilecekleri ortama her zamankinden çok ihtiyaç duyulduğu bir dönemdeyiz.

Bu dönemde, barışın önünde engel oluşturan tüm tutum ve politikaları kınıyor ve barış sürecinin hemen başlatılmasını talep ediyoruz. Haklı mücadelesinde Filistin halkıyla dayanışma içinde olmaktan onur duyuyor, İsrail halkı da dahil olmak üzere tüm bölge ve dünya ülkelerinin halklarını, İsrail'in kuşatmayı kaldırması, işgal ettiği topraklardan çekilmesi, bu baskı ve savaş politikalarını sona erdirmesi için seslerini yükseltmeye, Filistin halkının meşru haklarının tanınması ve barış görüşmelerinin başlaması için girişimlerde bulunmaya çağırıyoruz.

Bölgemizdeki barışın sağlanması ve Filistin halkının meşru haklarının tanınması için, Hükümetimizi, İsrail kuşatmayı kaldırıncaya ve işgal ettiği topraklardan çekilip Filistin'de oluşturduğu tüm maddi ve manevi zararları ödeyinceye kadar, Türkiye ile İsrail arasındaki
siyasi ve ekonomik tüm ilişkilerimizi askıya almaya çağırıyoruz.

Kaya GÜVENÇ
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı

TMMOB:
Bergama: Hükümet Anayasa'yı ihlâl ediyor

Yargı Kararları Uyarınca kapatılması gündemde olan Normandy Madencilik AŞ'nin Bergama Ovacık Altın Madeni İşletmesi'ne Bakanlar Kurulu Kararıyla işletme izni verileceği haberleri üzerine TMMOB ve TTB ortak basın açıklaması yaptık. Açıklamayı aşağıda sunuyoruz.

Normandy (Eurogold) Madencilik A.Ş. tarafından siyanür liçi yöntemiyle altın çıkarılması amacıyla Bergama Ovacık Altın Madeni İşletmesi için Sağlık Bakanlığı tarafından verilen deneme izni işlemine, kabul edilebilir bir risk unsuru olduğu gerekçesiyle İzmir 3.İdare Mahkemesi'nce 10.01.2002 gün ve Esas No:2001/401 no.lu kararla yürütmeyi durdurma kararı verilmiştir. Sözkonusu yürütmenin durdurulması kararı 4.3.2002 günü Sağlık Bakanlığı'na tebliğ edilmiş ve Sağlık Bakanlığı'nın İzmir Valiliği İl Sağlık Müdürlüğü'ne gönderdiği yazı ile "deneme izninin ve işletmenin faaliyetinin durdurulması" istenmiştir. Ancak Bakanlar Kurulu'nun tesisin kapatılmasına 2 gün kala geçmişte Yatağan-Gökova termik santrallerine ilişkin davalarda olduğu gibi mahkeme kararlarına karşın tesisin faaliyetine devam ettirileceği kararını aldığı basında ve medyada yer almıştır.

Danıştay'ın 1997'de Bergama Ovacık Altın Madeni'nin işletilmesinde kamu yararı bulunmadığı ve projenin çevresel riskler taşıdığı yönündeki kararına karşı Hükümetin yargı kararlarını çiğneyerek TÜBİTAK'a rapor hazırlatması, buna dayanarak Sağlık Bakanlığı'nca çalışma izni verilmesi ve Bakanın basında yer alan açıklamaları, bu Kararnamenin henüz yayınlanmamakla birlikte Hükümetin bu konudaki niyetini ortaya koymaktadır. Gerek bu kararname, gerekse de "Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı" ile madencilik arama ve işletmelerinde yeni bir ÇED düzenleneceği ve ÇED ile ilgili usul ve esasların bir yönetmelikle belirlenmesi, faaliyetleri engelleyici durumlarda karar yetkisinin Bilimsel ve Teknik bir Kurula bırakılması vb. gibi düzenlemelerle kesinleşmiş yargı kararları ve hukuk hiçe sayılacaktır. Bu kararın doğru olmadığına, değişikliklerin bu yönde yapılmayacağına inanmak istiyoruz. Böyle bir işlem bilimsel raporları göz önünde tutarak karar veren Yargıya karşı bütün erklerin yürütmede toplanması anlamına gelecek ve yargı göstermelik duruma düşecektir.

Bilimin ortaya koyduğu çıplak gerçeklere ve yargı kararlarına bu saygısızlıkta ısrarı anlamak mümkün değildir. Hükümeti ve
açıklamalar yapan Sağlık Bakanlığı'nı Anayasamızın 138 inci maddesini açıkça ve ağır biçimde ihlal anlamına gelecek bu kararname ile ilgili haberler ve değişiklikler konusunda açıklama yapmaya davet ediyoruz.

Siyasette(yerelleşme) perspektifleri
Yerel yöneticiler, yerel örgüt çalışanları, sivil toplum kuruluşları ve mahalli girişim temsilcileri için eğitim seminerleri
Çevre ve Yerelleşme 10 Nisan 2002 Saat: 18. 00 Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi
Sunuşlar: Ahmet Hamdi Onan (Orman Bak./tema/Su girişimi) Merkezi İdare'den yerel çevre sorunlarına bakış
Leyla Suri (Pendik Belediyesi / YTÜ / Su Girişimi) Yerel çevreyi planlama pratikleri ve katılım sorunsalı
Oya Koca Eğrikavuk (Sinopbizim sitesi) Yerel çevre için sanal ortamda örgütlenme
Melda Keskin (Greenpeace) Küresel örgütlenme - yerel sorunlar
Arif Akdağ (Arnavutköy Semt Girişimi) Yerel örgütlenmenin sırtında büyük ölceğin yükü
Kenan Ok (Orman Fak./ GEF projesi/ Su Girişimi) Uluslararası fonların Çevre odaklı yerel kalkınmada etkin/verimli kullanımı
Orhan Esen (İYD / Su Girişimi) moderasyon.

 
Diğer duyurular için tıklayın

SİVİL TOPLUM













TÜM STK'lar
İÇİN TIKLAYIN


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla