Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





Güncelleme: 30. 03. 2002


Uluslararası Af Örgütü
UAÖ'nün kurulması olumlu bir adım
UAÖ, Türkiye'deki kurucu üyelerinin dernek kuruluşuyla ilgili resmi tebligatı almalarıyla ilgili "Uluslararası Af Örgütü'nün (UAÖ) Türkiye'de dernek olarak kurulabiliyor olması Türk hükümetinin olumlu bir hareketi olarak hoşnutlukla karşılanmıştır." dedi. "Bu, UAÖ'nün dünya çapında insan haklarının geliştirilmesi ve korunması için sürdürdüğü çabalara ve diğer ülkelerle ilgili uluslararası kampanyalara Türkiye yurttaşlarının da katkıda bulunabilmesine olanak sağlayacak olan UAÖ Türkiye'nin tam faaliyete geçebilmesi yolunda önemli bir adımdır."

UAÖ bu gelişmenin Türkiye'deki UAÖ üyelerine, insan hakları eğitimi ve çeşitli tanıtım programlarıyla Türkiye'de insan hakları bilinci yükseltme ve yasal değişikliklerle ilgili çalışmalar yapmasına olanak sağlayacağını, ancak Türkiye'yle ilgili araştırmaların seyrini değiştirmeyeceğinin altını çizdi. Türkiye'de dernek statüsünü kazanan UAÖ'nün, ülkeyle ilgili herhangi bir araştırma çalışmasıyla ilgilenmeyeceği; bu çalışmanın Londra'daki Uluslararası Sekreterya tarafından yürütülmeye devam edileceği belirtildi. UAÖ Türkiye şubesinin dernek statüsünü kazanması örgütlenme özgürlüğünün iyileşmesi yönünde önemli bir adım olmasına karşın UAÖ, Türkiye'deki ifade ve örgütlenme özgürlüğü ile ilgili kaygılarını sürdürmektedir. Halen yürürlükte olan Dernekler Kanunu BM İnsan Hakları Savunucuları Bildirisi'ne aykırı olarak, derneklerin çalışmalarını ciddi olarak engellemeye yönelik kullanılmaktadır. Örneğin, İnsan Hakları Derneği (İHD) Bingöl Şube başkanı Rıdvan Kızgın, bu yasanın 45. Maddesi uyarınca Bingöl Valisi tarafından başkanlıktan alınmıştı. Anlaşıldığına göre bunun sebebi, 25 Kasım 2001 Kadınlara Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Dayanışma Gününde İHD şubesinde düzenlenen bir eğitim programını izlemek ve videoya kaydetmek isteyen polis memurlarına izin vermemesi. Rıdvan Kızgın'ın başkanlıktan alınma kararı Ocak 2002'de düzeltildi ama Rıdvan Kızgın yargılancak. Ocak 2002'de tekrar tutuklanarak cezaevine geri gönderildi.

İnsan Hakları Derneği
2001 Ekim - Kasım - Aralık Raporu

İHD:
İşkence: Yasama ve Yürütme Organının İradesine Bir Meydan Okuma
Başbakan Sayın Bülent Ecevit, Haziran 1999'da bir genelge ile, işkencenin önlenmesi için bir genelge göndermişti.Ardından,Ağustos 1999'da Türk Ceza Yasası'nın işkence ve onur kırıcı muameleye ceza öngören 243 ve 245. maddelerinde yazılı ceza miktarları arttırılmıştı.Aralık 1999'da Memur-in Muhakematı Kanunu yürürlükten kaldırılmış ve devlet memurlarının yargılanmalarını hiç olmazsa süreyi kısaltarak sağlayacak olan ve böylelikle konunun yargının önüne getirilmesini sağlaması beklenen yasa çıkarılmıştı.Ayrıca yasa uygulayan görevlilere yönelik insan hakları eğitimi çalışmaları yapılmaya başlanmıştı.3 Ekim 2001 tarihli anayasa değişiklikleri paketinde de gözetim altına alma süreleri 4 günle sınırlanmıştı.Yasalara da yansıtılmıştı değişiklikler.Bir kaç gün önce de (26 Mart 2002), AİHM tazminatları konusunda rücu yolu yasalaştırılmıştı.

Bunlar TBMM ve hükümetin iradesi idi.Yani halkın oylarıyla seçilen insanların oluşturdukları organların iradesi…Yetersizlikleri tartışmıyoruz.
Devletin asli ve sürekli hizmetlerini görmekle görevli kamu görevlilerinden, işkence yasağı kapsamında görevli olanlar açısından bakalım. Yani bürokratik kadrolar açısından, memurlar açısından.
Ekim, Kasım ve Aralık 2001 ayları raporumuzda, 142 kişinin işkence olgusu yer alıyor.
Bu sayı, bütün bir 2001 yılı için 862'dir.
1999 yılı işkence olgusu 594'tür.
2000 yılı işkence olgusu da 594'tür.
Soru şudur:Yasama ve yürütme organı, iradesini üstün kılmada ısrarlı olacak mıdır, olmayacak mıdır?
İşkence yapanların meydan okumasını, içlerine sindirecekler midir?

İptal ve Protesto
29 Mart 2002 Cuma günü saat 11.00 de, Türkiye'de 2001 yılında insan haklarının durumunu ortaya koyan bilançomuzu, 1999 ve 2000 yılları bilançoları ile karşılaştırmalı olarak sunmak ve son günlerdeki güncel gelişmeler hakkında görüşlerimizi açıklamak üzere, İHD Genel Merkezi'nde bir basın toplantısı düzenlemek istemiştik. Basın mensupları için düzenlediğimiz toplantıya, Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı birimlerde görev yapan polisler de kamera ve teypleriyle katılmak istediler.
Kendilerine muvafakatımızın olmadığı bildirilmiştir.
Basınla yaptığımız toplantıda, toplantının başında polis memurlarının kamera ve teypleriyle izlenmemiz üzerine, basın toplantısı bu uygulama protesto edilerek iptal edilmiştir.
İnsan hakları örgütlerini baskı altında tutarak, Türkiye'nin insan hakları durumu nasıl iyileşecek, merak ediyoruz. Davetimize haber için katılan değerli basın mensuplarından, iptal kararımız nedeniyle, özür dileriz.
Türkiye'yi yöneten politik ve bürokratik kadrolara, insan hakları örgütlerinin çalışmaları ile ilgili ulusalüstü insan hakları belgelerindeki yükümlülüklerini (AGİT Moskova Belgesi (1991), BM Viyana Konferans Belgesi, BM, 9 Aralık 1998, İnsan Hakları Savunucularının Korunması Bildirisi) bir kez daha anımsatmak istiyoruz.

Hüsnü Öndül
İHD Genel Başkanı
Tunalıhilmi Cad. 104/4 K.Dere-Ankara
Tel-Fax: (312) 466 49 13-14 / 425 95 47
e-mail:[email protected]
www.ihd.org.tr


TMMOB Şehir Plancılarından Bildiri
Aşağıdaki bildirgeyi yayımlayan TMMOB ŞEHİR PLANCILARI ODASI Genel Kurulunca görev verilen Yönetim Kurulumuz, ülkenin kentleşme ve planlama sorunlarını her zamankinden çok daha yoğun bir biçimde izlemek ve gerekli katkıları yapmaya devam edecektir.
Planlamanın sadece depremlerden sonra hatırlanmadığı bir ülkede yaşayabilmemiz, hem ODA'mıza hem de basına sorumluluklar yüklüyor. "Demokratik bir ODA" anlayışıyla göreve gelen Yönetim Kurulumuz, ülke ekonomisinin çoğunluğuna mekan olan özellikle büyük kentlerimizin ve kıyı bölgelerimizin plansız ve çarpık gelişmelerine karşı önlemler geliştirilmesinde üstüne düşen sorumlulukları yerine getirecektir. Plansızlığın genel bir hayat biçimi olmasına karşı, 5 ildeki şubelerimiz ve 28 ildeki temsilciliklerimizle birlikte, mücadele vereceğiz. Basınımızın tüm bu çalışmalarımızda bize yardımcı olması, sayfalarını ve ekranlarını bu kamusal çalışmaya daha fazla açması, kuşkusuz ki, planlı ve insanca yaşanabilir kentlerin ortaya çıkarılmasında hızlı yol almamızı sağlayacaktır.
Plansız kentleşmenin bedelini sürekli ödeyen bir ülkede planlamanın sürekli gündemden çıkarılmaya çalışıldığını hepimiz biliyoruz. Bu ironinin daha fazla sürmemesi için kamuoyuna çağrı yapmak istiyoruz: Siyasilerin keyfi yönetme alışkanlıklarının sona erdirilebilmesi, planlama kurumuna toplumun sahip çıkmasından geçiyor. Çünkü, günübirlik siyasi kararların kamuya verdiği zararları ancak planlama kurumunu ve anlayışını geliştirerek aşabiliriz. Kamuoyunun bilgisine sunarız.

TMMOB Şehir Plancıları Odası
22. Olağan Genel Kurul Bildirgesi

Türkiye tarihinin en ağır bunalımlarından birini yaşamaktadır. Son 20 yıl içinde uygulanan "IMF ve Dünya Bankası" güdümlü politikalar, çalışan sınıfların elde ettiği kazanım ve mevziileri geri almayı hedeflerken, ülkeyi toptan bir çöküntünün eşiğine getirmiştir. Uluslararası güç merkezlerinin nezaretinde ulusal ekonomi ve sosyal devlet aşındırılmış, üretim yapmayan bir ekonomi, yurttaşlarına sahip çıkmayan bir devlet anlayışı hakim hale getirilmiştir.

İçine düşülen kriz karşısında kurtuluşu, ulusal ekonominin yönetimini IMF'ye, toplumsal yapının demokratikleştirilmesini Avrupa Birliği'ne teslim eden anlayışın, kendi halkı ile bağları kopmuştur. Ekonomik ve siyasal yapıda gerçekleştirilen "reformlar", halk için değil uluslararası güçleri memnun etmek için yapılmaktadır. Söz konusu saldırının odağında, her düzeyde planlama kurumu vardır. Planlama kurumunu kendi rant mantığına aykırı gören IMF ve Dünya Bankası güdümlü sermaye, Türkiye'nin bugün geldiği noktanın da baş sorumlusudur.

Kentler, bu kriz ve çöküntünün merkezindedir. IMF dayatmalarıyla gözden çıkarılan tarım sektörü, kırsal toplumsal yapıyı derin bir bunalımın içine sokarken, kentlere yönelmesi kaçınılmaz olan yeni bir göç dalgası yaratacaktır. Bu durumun, hali hazırda sorunlar yumağı haline dönüşen kentlerin sorunlarını daha da ağırlaştıracağı açıktır. Kentlerin uzun vadeli ihmali, 1980 sonrasında yeni boyutlar kazanmış, kentlerin rant mekanları olarak görülmesi, insanca kentler yaratma kaygılarını tamamen dışlamıştır. Sonuç kent planlama kurumunun felç edilmesi, piyasa anlayışının ve rant mantığının hakim kılınmasıdır. Bu anlayış, insan merkezli bir kent anlayışını, rant merkezli kent anlayışına tabi kılarken, kentlerde varolan eşitsizlik, adaletsizlik ve çelişkileri de eşi görülmedik bir biçimde arttırmıştır.

Çoğu yağmalanan alanlarda "zengin gettoları" yaratılırken, "varoşlar" betimlemesi etrafında kentin çoğunluğunu oluşturan yoksul kesimler dışlanmış ve kent yağmasının tek sorumluları olarak ilan edilmişlerdir. Son kriz, bu kesimler arasında varolan yoksulluk ve işsizlik sorununu daha da ağır bir hale getirmiştir. Kentlerin kutuplaşıp, parçalanıp, içe dönük cemaatler toplamına dönüştürülmesi, kentleri patlamaya hazır bir bomba haline getirmektedir. Günümüz kentlerinde ortaya çıkan bu ağır krizin çözümü, bir yandan üretim yapan, kendi kaderini kendisi belirleyen, toplumsal eşitlik ve adalet kaygılarına merkezi bir konum sağlayan bir gelişme stratejisini gerektirirken; diğer yandan da genel olarak planlama, özel olarak da kent planlama kurumunun yeniden inşaasını zorunlu kılmaktadır. İmar parseli merkezli "imar planı" anlayışından, insan merkezli bir kent planlamasına geçiş bu yönde atılması gereken en önemli adımdır. Son 20 yıl içinde uygulanan politikaların bir birikimi olan son kriz, planlama kurumu yanında plancıları da oldukça olumsuz bir noktaya getirmiştir.

Kamu kuruluşlarında çalışan plancılar, planlamanın uzun vadeli bir anlayışla kentlere yön verme aracı olmaktan çıkartılıp, rant arayışlarını meşrulaştıran bir araca dönüştürülmesi karşısında derin bir yabancılaşma yaşamaktadırlar. Özlük hakları ve ücretlerde meydana gelen aşınma, bu yabancılaşma sürecini daha da hızlandırmaktadır. Serbest bürolarda çalışan şehir plancıları da benzer bir süreci yaşamakta, rant arayışlarına karşı çıkma araçları ellerinden alınmakta, kentlerin yağmalanma sürecinde "piyasa mantığı"nı kabullenmeye zorlanmaktadırlar.

Deprem, sel baskını ve benzeri afetlerde plansızlığın yarattığı sorunlar ortaya çıktıkça, plancılar etkisiz bırakıldıkları kentlere yön verme sürecinin asıl sorumluları olarak hatırlanmakta ve sanki kentlere yön verebiliyorlarmışcasına yargılanmaktadırlar. Bütün bu olumsuzluklara rağmen, iyimser olmamız için yeterli neden vardır. Sermayenin bütün saldırısına karşın toplumsal sorumluluklarına sahip ve mücadele yeteneklerini yitirmemiş önemli bir toplumsal birikim ve güç mevcuttur. Bu birikim ve gücün önündeki görev, olabildiğince örgütlü hale gelmektir. Yapılması gereken sadece sermayenin saldırısına direnmek değildir. Alternatif bir toplumsal yapı ve ekonomi politikalarının var ve uygulanabilir olduğunu göstermek ve hayata geçirmek asli hedef olmak zorundadır.

Bu hedef etrafında bir araya gelinmesinde asli örgütsel bir yapı olarak önemli bir rol oynayacak olan Şehir Plancıları Odası, bu süreçte özel bir konumdadır. Yaşanan krizler artık kentsel krizlerdir, kentlerin krizidir. Bu krizin çözümünde ve alternatiflerin geliştirilmesinde Şehir Plancıları Odası ve plancılar en ön saflarda yer almalıdır. Bu çerçevede son dönemde yapay bir biçimde yaratılmaya çalışılan mimar-şehir plancısı ikilemi, sermayenin saldırısı karşısında kentleri birlikte savunması gereken toplumsal güçleri bölmekten öte bir amaca hizmet etmeyecektir. Rant mantığının hakim olduğu, insansız bir kent anlayışının yıkılması ve toplumsal değerleri, eşitlik ve toplumsal adalet kaygılarını merkezine koyan bir kent kurgusunun ve pratiğinin gerçekleştirilmesi Şehir Plancıları Odası'nın önündeki hedef olmalıdır.

 
Diğer duyurular için tıklayın

SİVİL TOPLUM













TÜM STK'lar
İÇİN TIKLAYIN


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla