Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





Güncelleme: 25. 03. 2002


Uluslararası Af Örgütü
Şeriat kökenli ceza yasaları
BAOBAB Kadının İnsan Hakları Örgütü ve Uluslararası Af Örgütü'nün, kuzey Nijerya'da yeni Şeriat kökenli ceza yasalarının yürürlüğe girmesiyle ilgili ortak açıklaması

Uluslararası Af Ögütü (UAÖ) ve Baobab Kadının İnsan Hakları Örgütü Nijerya, Sokoto Eyaleti Şeriat Temyiz Mahkemesi'nin Safiye Yakub Hüseyni'nin zina suçu nedeniyle recmedilmesi kararına itirazına olumlu tepki verdi ve beraatini istemesini memnuniyetle karıladı. Safiye Sokoto Eyaleti Gwadabawa Şeriat Mahkemesi tarafından 9 Ekim günü ölüm cezasına çarptırılmıştı. Ancak, Babab ve UAÖ Ocak 2000'den beri Nijerya'nın bazı kuzey eyaletlerinde Şeriat temelli yeni ceza yasalarının kasul edilmesinden büyük endişe duymaktadır. Her iki insan hakları örgütü de Safiye Huseyni'ninki de dahil belirli birçok ceza davasında Şeriat yasalarının uygulanmasının insan hakları ilkeleri ve uluslararası hukuku ihlal ettiğini gözlemlemektedir. Örgütler, kuzey Nijerya'daki Şeriat mahkemelerinin verdiği cezalar sonucu ölüm cezası, kırbaçlama veya amputasyon (organ kesilmesi) cezalarına çarptırılan kişilerin sayısının artmakta olduğunu hatırlattı.

UAÖ ve Baobab Şeriat yasalarının daha önceden de Nijerya'nın birçok eyaletindeki Müslümanlara, bazı davalarda Müslüman ferdi yasalarıyla ilişkilendirerek uygulandığını bilmektedir. Bu davalarla ilgili İslami yasalar Nijerya yasalarında da bulunuyor. Bu anlamda UAÖ ve Baobab'ın, Şeriat yasalarının kabul edilmesi ve uygulanmasının kendisiyle ilgili, uluslararası insan hakları standartlarına tam saygı içinde ve Nijerya'nın imzaladığı ve onayladığı sözleşmelere uygumlu bir biçimde uygulandığı sürece, olumlu ya da olumsuz bir tavrı bulunmamaktadır.

Baobab ve UAÖ'nün, Şeriat yasalarının genişletilmesiyle ilgili temel kaygıları şunlardır:
1. Zalimane, İnsanlık Dışı ve onur kırıcı cezalandırma: Taşlama, kırbaç veya amputasyon gibi cezalar uluslararası insan hakları standartlarınca zalimane, insanlık dışı ve onur kırıcı muamele olarak kabul edilmektedir. Nijerya Federal Cumhuriyeti Haziran 2001'de İşkenceye Karşı Sözleşmeyi onaylayarak, bu tip cezaları uygulamamak konusunda kendini bağlamaya karar vermiştir. 2000'den bu yana, kuzey Nijerya'nın birçok eyaletinde amputasyon ve kırbaç cezaları infaz edilmiş ve Safiye Hüseyni ilk recm cezası verilen kişi olmuştur.
2. Uluslararası Adil Yargı Standartlarına uymama: Baobab ve UAÖ Şeriat mahkemelerinin temsil edilme hakkını yeterince garanti altına alamayabileceğinden endişe duymaktadır. Bu özellikle ölüm cezası ve diğer geri dönüşü mümkün olmayan cezaların verilme olasılığı olan davalarda çok ciddi bir durum. Safiye Hüseyni ölüm cezasına çarptırıldığı ilk duruşmasında tam bir yasal temsil hakkı kullanamadı.
3. Toplumsal cinsiyet temelli ayrımcılık: Kuzey Nijerya'da Şeriat'ın yorumlanmasında hakim olan Maliki mezhebine göre hamilelik bir kadını Zinayla suçlamak için yeterli bir kanıt olarak görülüyor. Safiye Hüseyni zinayla ilgili ilk mahkemesinde hamile olduğu gerekçesiyle ölüm cezasına çarptırıldı.
Bariya İbrahim Magazu ve Safiye Hüseyni vakalarına bakarak, Baobab ve UAÖ Şeriat yasasının Nijeryanın kuzey eyaletlerinde uygulmasında, kadınları olası cinsel saldırıdan korumadığının, aksine bu saldırılara maruz kalan kurbanları cezalandırmayı amaçladığını vurgulamaktadır. Her iki davada da Mahkeme zor kullanma iddialarını takip etmedi. Bu karar açıkça erkeklerin, tanık olmamasını garanti ettikleri sürece genç kız ve kadınlara cezalandırılmaksızın taciz ve tecavüzde bulunabilecekleri anlamını taşımaktadır. Diğer yandan, zorlama ve tecavüz kurbanı kadın ve genç kızların durumu daha da kötüleşecek. Zina ve sahte suçlama yapmakla suçlanacaklardır. Bu durum kadınların haklarını, adaleti ve güvenliğini ihlal ederken kadın ve genç kızlara taciz, saldırı ve tecavüzde bulunan erkekleri korumaktadır.
4. Sosyal statü temelli ayrımcılık: Son birkaç ay içinde kuzey Nijerya'daki Şeriat mahkemelerinin gördüğü davalar incelendiğinde, mahkum edilenlerin sıklıkla yoksunluk içinde oldukları görülmektedir. Safiye Hüseyni'nin konumu da böyledir.
5. Şeriat mahkemesi yargıçlarına adli eğitim verilmemesi: Yargıç atama kriterleri, adli personelin eğitimiyle ilgili uluslararası standartlara uygun değildir. Safiye Hüseyni davasında, daha alt bir mahkeme ölüm cezasını verdi. Söz konusu mahkemenin yeni Şeriat temelli ceza yasalarının kabul edilmesinden önce ceza yetkisi yoktu. Yargıçlar genellikle aynı ve kriminal konuları değerlendirebilmek için yeterli eğitimi nadiren almakta.
6. Ölüm Cezası uygulanma usulü: Yeni Şeriat Ceza Yasaları, genellikle bir yargıçtan oluşan ve yeterli yasal temsil garantisi bulunmayan Şeriat Mahkemelerinin ölüm cezası vermesine izin vermektedir. Kuzey Nijerya Ceza Yasası ve ayrıca güney Nijerya'da uygulanan Nijerya Ceza Yasası uyarınca ölüm cezası öngören davalar yalnızca Eyalet Yüksek Mahkemesi'nce görülebilir. Baobab ve UAÖ, yukarıda sözü edilen tüm noktalarda, varolan uygulama ve yeni Şeriat Ceza Yasası ve Şeria Ceza Muhakemeleri Usulü Nijerya'nın onayladığı birçok uluslararası insan hakları aygıtlarını ihlal etmektedir. Bunlar arasında Kadınlara Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Tasfiyesine Dair Sözleşme, İşkence ve diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ve Onur Kırıcı Muameleye Karşı Sözleşme ve Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi de bulunmaktadır.
UAÖ kategorik olarak her koşulda ölüm cezasına karşıdır çünkü uluslararası hukukça garanti altına alınan yaşama hakkının en ağır ihlalidir. Ölüm cezası, daha önce ölüm değil kırbaç cezası gibi cezalar öngören zina gibi suçlar için de kabul edildi. Zanlı Müslüman olmadığında benzer suçlar cezai suç olarak görülmüyor ve hiç cezalandırılmıyordu.
UAÖ, Birleşmiş Milletlerin ölüm cezasına çarptırılanların haklarının korunmasını garanti altına alan Yönergesinin ölüm cezasını yasalarında bulunduran ülkelerde bu cezanın en ciddi suçlar için uygulanmasını talep ettiğinin altını çizmektedir. Bu suçlar kasıtlı ve ölümcül ya da diğer çok ciddi sonuçlar doğuran suçlardır. Rıza yoluyla evlilik dışı cinsel ilişki bu koşullara uymamaktadır. UAÖ ayrıca Nijerya'da Şeriat yasalarının uygulandığı tüm suç davalarında zanlının inancına bağlı ayrımcılık bulunduğunun altını çizmektedir. Şeriat yasasıyla yargılananların hakları, Müslüman olmayan kişiler için geçerli olan Kuzey Nijerya Ceza Yasası'na oranla daha az koruma altındadır. Özellikle temsil hakkı, temyiz hakkı ve Mahkemenin ceza usulleriyle ilgili bilgisi söz konusu olduğunda.
Şeriat yasasına göre ölüm cezası Kuzey Nijerya Ceza Yasası'nda ölüm cezası öngörmeyen suçlara da uygulanmaktadır. UAÖ ve Baobab, Nijerya federal yetkililerini uluslararası insan hakları yasalarına bağlılıklarını tekrar ifade etmeleri ve gerek federal gerekse eyaletler düzeyinde, Şeriat yasasıyla yargılanan tüm davaların uluslararası kabul görmüş insan hakları standartlarına uygun olması ve Nijeryanın kabul ettiği uluslararası insan hakları hukuku aygıtlarına saygılı görülmesini sağlamak için gereken tüm tedbirleri almaya davet etmektedir.
Baobab ve UAÖ ayrıca Nijerya federal yetkililerini, Şeriat kökenli ceza yasalarıyla hüküm giymiş herkesin anayasal hak olan itiraz hakkını garanti altına almaya, böylece bu kişilerin yalnızca eyalet düzeyinde daha yüksek yargı mercilerine değil Federal düzeyde de başvuru yapabilmelerini sağlaması için teşvik etmektedir. Baobab Kadını İnsan Hakları Örgütü kâr amacı gütmeyen, hükümet dışı bir kadının insan hakları örgütüdür. Çalışma alanı Nijerya'da gelenek, hukuk ve dini yasalarla ilgili kadınların yasal haklarıyla ilgili konulardır.
UAÖ, kâr amacı gütmeyen, bütün hükümetlerden bağımsız dünya çapında bir insan hakları örgütüdür.

İnsan Hakları Derneği:
Nevruz: Demokratik Yaklaşım/Otoriter Yaklaşım Farkı


Nevruz günlerinde barışçıl etkinlikler ile şiddet içeren görüntüleri hep birlikte izledik ve yaşadık. Demokratik yaklaşım, barışı, hoşgörüyü, birliği-bütünlüğü pekiştiriyor. Bireyin kendisini özgür hissetmesini sağlıyor. Birey kendisi oluyor. Yurttaşına kendisi olma olanağını tanıyan devlet, yurttaşının katkısıyla, yurttaşı için gerekli olan kamu düzenini de sağlamış oluyor.
Kamu düzeni, yurttaşın dışındaki bir varlığın düzeni değildir. Kamu düzeni yurttaş için gereklidir; haklarını ve özgürlüklerini kullanabilmesi için. Slogan, renk, el ve parmak hareketleri, ancak resmi ideolojisi olan bir devlet tarafından yasaklanabilir. Kendinden menkul, kendisi için uydurduğu bir "kamu düzeni"nin ihlali olabilir. Böyle bir ihlalin sonucunda binlerce insanı acımasızca coplamak, kurşun atmak, göz yaşartıcı gaz sıkmak, 5 yaşındaki çocukları arabayla ezmek, insanları panzerle duvar arasında sıkıştırarak öldürmek, bu zihniyetteki yönetim için, doğal sonuçlar sayılabilir.

Şimdi kamuoyu, demokrasi ile otoriter uygulama arasındaki farkı görmüş olmalı. Türkiye için, demokrasinin ve demokratik yönetimin barışçılığı, birleştiriciliği mi; yasakçı/otoriter yaklaşımın yurttaş ve ülke güvenliği için tehlike yaratan uygulamaları mı yeğlenmeli?

Başkalarını suçlamadan önce, kendinize bakın. Uygulamalarınız, bırakın büyükleri 3-5 yaşındaki çocukların tepkilerine neden oluyorsa, "sorunları ele alış tarzınızı" sorgulayın!

Hüsnü Öndül
İHD Genel Başkanı


İstanbul Su Girişimi'nden
22 Mart Dünya Su Günü vesilesiyle İstanbul'un suyu için diyalog ve katılıma çağrı
İstanbul'un Değerli Hemşehrileri,
Vakit, havadan sudan konuşma vakti! Dünya gündeminde küresel ısınma ve iklim değişikliği konuları giderek öne çıkıyor. Türkiyemiz, su krizine girme riski bulunan ülkeler arasında görünüyor. Kentimiz İstanbul da iki deniz arasında dar bir coğrafyaya sıkışmış ve yarı-kurak bir iklime sahip; dolayısı ile içme suyu kaynakları kısıtlı.

Yerleşimin giderek kuzeye, kendi su havzalarımızın üzerine yayılması ise, tabiri caizse "kuyumuzu kazmakta". Bir yandan burnumuzun dibindeki sağlıklı su havzalarını feda ederken, giderek daha uzaklardan taşıma su getirmemizin faturası yüksek: Gerek yakın havzaların suyunu arıtmak, gerekse suyu uzaklardan musluklarımıza taşımak için çok yüksek maliyetli yatırımlar gerekiyor. Bunun yükü yalnızca biz su abonelerinin aile bütçelerimize değil, suyunu eksilttiğimiz çevre bölgelerdeki doğal hayata ve tarıma da yansıyor.

Su medeniyettir: İstanbulda medeni bir yaşamı 21. yüzyılda da sürdürebilmek istiyoruz. Suyun artık ödenemeyecek kadar kıt ve pahalı hale gelmesi gelecek kuşakların suya erişim haklarını riske atabilir. Su, kamusal bir varlık, biz hemşehriler onun gerçek sahipleriyiz. Bu sıfatımız bizi asli bir göreve çağırıyor: Suyumuzu konuşmaya, suyumuzu izlemeye. Su kaynaklarımızı etkin bir şekilde yönetmek istiyorsak, artık katılımı öne çıkaran bir düzene geçiş yapmalıyız. Katılım, sıkça sanıldığı gibi yönetimi zaafa düşürmez, tam aksine etkili bir yönetimin temelini ve en önemli güvencesini oluşturur. Kırılgan su havzalarımızın etkin koruması için en ise yarar araç kolluk kuvvetlerimiz değil, koruma ilkelerimizi hep birlikte oluşturmak ve ortakça benimsemektir.

Demokrasi ve saydamlık suyun yönetiminde başlıyor. İstanbul Su Girişimi çok farklı mesleki, akademik ya da sivil toplum kuruluşu deneyimlerine sahip bir grup hemşehriyi bir araya getiriyor. Şehrimizin su meselelerine odaklanmış çok yönlü bir iletişim ve öğrenme ortamı sağlamakla su kaynakları yönetimi alanında farkındalık yaratıyor, yurttaş katılımının temellerini atıyor.

Hedefimiz İstanbul'da su kaynakları yönetiminin Etkinlik, Şeffaflık, Sürdürülebilirlik ve Katılımcılık ilkelerini temel alacak şekilde kurgulanması ve yürütülmesi için birliktelik oluşturmak. İstanbul'un suyu için oluşturduğumuz diyalog ortamı katılıma açık. Eğer siz de doğal kaynaklarımızın iyi yönetilmeye layık olduğunu düşünüyor ve daha fazla bilgilenmek ya da katkı vermek istiyorsanız sizinle bağlantı kurabilmemiz için iletişim bilgilerinizi e-posta ile İ[email protected] adresine iletebilirsiniz.


İdea Politika'nın son sayısı yine toplatıldı
Devlet, yayına son verme kararı alan siyaset kültürü dergisi İDEA POLİTİKA'nın son sayısına bile tahammül edemedi ve yine toplatma kararı aldı. Şişli 1. Sulh Ceza Mahkemesi'nin aldığı ve 25 Mart günü tebliğ edilen toplatma kararında Hükümet'in manevi şahsiyetini, cumhuriyeti ve Askeri Kuvvetleri tahkir ve tezyif suçları işlendiği iddia ediliyor. Yayın hayatına 1998 yılında atılan ve üç ayda bir yayınlanan İDEA POLİTİKA, basın ve düşünce özgürlüğünü kısıtlayan 159. Maddenin aynen uygulanması, bu nedenle siyasi yayın yapmanın imkansız hale gelmesi nedeniyle yayınına son verme kararı almıştı. Dergi son sayısı olan, Bahar 2002 sayısında kapak konusu olarak "İnsanlık Suçu"nu işlemiş, Evren, Pinochet ve Miloseviç'i kapak yapmıştı. "Avrupada hala ayakta olan tek totaliter rejimi normalleştirmek, demokratikleştirmek için entelektüel bir mücadele veriyoruz. İçinde yaşadığımız otoriter oligarşik sistemin diğer bir adı da 'Sinsi Totaliter Rejim'dir. Bizim hedefimiz ülkenin biran önce gerçek demokrasiye kavuşarak, Avrupa Birliği'ne üye olmasıdır. Aynı Arjantin gibi iflas halindeki Türkiye'nin başka hiçbir seçeneği yok. Bazı aklı evveller vatana ihanet pahasına İran ve Rusya gibi felaket senaryolarını ülkeye empoze etmeye kalksalar bile, tek çıkış yolu Atatürk'ünde dediği gibi Batı'dır, yani bugünkü adresiyle AB'dir" diyen Erol Özkoray sözlerini şöyle sürdürdü: "Otoriter rejimi savunan statükocular ve Türkiye'yi AB'ye üye yapma hedefini seçenler arasında iki kutup oluştu. Bu polarızasyon istensede istenmesede sürecek ve giderek artan bir şiddette yükselecek. Çünkü bu ülkenin geleceği ile ilgili olan bir kutuplaşma. Totaliter rejimi yönetenler Türkiye'deki sistemi gitgide otoriterleştiriyor ve demokrasi hedefinden uzaklaştırıyorlar. Zaman bizim lehimize çalışıyor, ancak ülkenin fazla zamanı da kalmadı. Eğer bunları biz bugün söylemeyeceksek ne zaman söyleyeceğiz? Gerçekleri ortaya koymanın ve açıkça söylemenin zamanı şimdidir. Yarın çok geç olacak".

Türkiye'deki yerleşik sistemin içeriden değiştirmenin baskılar nedeniyle çok zor olduğunu belirten Özkoray, "tek çözüm dış dinamikleri, AB'yi harekete geçirerek, çağdışı ve anakronik rejimden demokrasiye geçerek kurtulmaktır" dedi. Bundan böyle Avrupa Parlamentosu, AB Komisyonu Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiserliği, Sınır Tanımayan Gazeteciler gibi mesleki sivil toplum kuruluşlarını ve Batı basınını harekete geçireceklerini belirten Erol Özkoray, "Türkiye'deki otoriter rejimi adam etmek yani demokratikleştirmek için, her demokratik yol mübahtır" diye sözlerine son verdi. İDEA POLİTİKA ve yayın yönetmeni hakkında hala açılmış olan üç dava bulunuyor ve beş hukuki süreç devam ediyor. Erol Özkoray hakkında toplam olarak elli yıla yakın hapis cezası isteniyor.
 
Diğer duyurular için tıklayın

SİVİL TOPLUM













TÜM STK'lar
İÇİN TIKLAYIN


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla