Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





Güncelleme: 21. 03. 2002


Uluslararası Af Örgütü:
İsrail/İşgal Altındaki Topraklar:
İnsan haklarından kaçınmanın tehlikeleri


Uluslararası Af Örgütü (UAÖ) heyeti bugün Kudüs'te düzenledikleri basın toplantısında, güvenlik ve kalıcı barış için insan haklarını merkeze almaktan kaçınmanın sakıncalarını dile getirdi. Heyete başkanlık eden UAÖ ABD Başkan Yardımcısı Curt Goering, "Eğer General Zinni İsrailli ve Filistinlilerle masaya oturduğunda insan haklarını masanın ortasına koymayacaksa şimdiden valizini toplamaya başlayabilir." dedi.

UAÖ heyeti, son dönemlerde İsrail ordusunun Filistin şehir ve kamplarına yönelik saldırılarını bağlamında artan insan hakları ihlallerini inceledi ve içlerinde iki doktor olan 6 tıp personelinin de bulunduğu kanun dışı öldürmeler, geniş ölçekli ev ve diğer nesnelerin tahrip edilmesi ve ikibinden fazla Filistinlinin keyfi tutuklanması gibi konularla ilgili bilgi topladı. Curt Goering ABD'nin bölgede hüküm süren insan hakları ihlalleriyle ilgili kendi katkısını kabul etmesi gerektiğini vurguladı. "ABD yapımı TOW anti-tank füzelerinin Bethlehem Universitesi'ne yaptığı hasarı gördük ve üniversiteye yapılan bu saldırının kasıtlı olmadığına inanmak çok zor. Yeni Milenyum Binasının inşası ABD yardımlarıyla mümkün olabilmişti. Yıkımı da ABD yardımıyla mümkün olabildi."

Heyette yer alan bağımsız askeri danışman David Holley silahları inceledi ve İsrail Savunma Kuvvetlerinin operasyonlarında kullandığı stratejileri değerlendirdi. "İncelediğimiz askeri operasyonların askeri amaçlı olmadığı, aksine Filistin halkına yönelik zarar verme, taciz, aşağılama ve sindirmeyi amaçladığı anlaşılıyor." dedi. "İsrail ordusu ya aşırı disiplinsiz, ya da savaş kurallarını ihlal eden eylemler yapmaları emredilmiş." İsrail/İAT/Filistin Hükümeti'ndeki insan hakları araştırmacısı Elizabeth Hodgkin, Filistin silahlı gruplarının anne ve çocukların bulunduğu kalabalıklar civarına bomba koymaları ve yollardaki sürücülere keyfi ateş açmaları gibi sivilleri hedef alan eylemleri dehşet verici trajediler ve Cenevre Sözleşmelerinin ağır ihlalleri olduğunu ifade etti. "Ancak bu tip kabul edilemez eylemler hiçbir zaman, geçen 16 ay boyunca neredeyse her gün, saat ve hatta dakika, İsrail güvenlik güçlerinin Filistinlilere yönelik insan hakları ihlallerini haklı çıkaramaz." dedi.

Hodgkin geçtiğimiz üç hafta içinde gerçekleşen bireysel vakalardan da söz etti: Tıp çalışanlarının trajik bir biçimde hayatlarını kaybetmesi; Kuzey Gazze Şeridi'nde dört evin ikaz edilmeksizin ve itiraz etmeleri için şans tanınmaksızın yıkılması ve Deheishe'de evleri yıkılan 4 kişilik bir aile; İsrail Savunma Kuvvetleri askerlerinin Filistinlilere ait her evi yıkma, tahrip etme ve yağmalama hevesleri; yüzlerce Filistinlinin yakalanması ve insanlık dışı muamele görmesi -ilk 14 saatlerini neredeyse değişmez bir biçimde kelepçeli ve başları kukuletalı olarak yiyeceksiz, battaniyesiz ve tuvalet olanağından yoksun geçirmeleri... "Yakalanan iki binden fazla kişinin sadece birkaç düzinesi gözaltında tutulmakta. Yakalamalar ve yapılan muamelenin tek amacının, yakalanan kişileri aşağılamak ve onurlarını kırmak olduğu anlaşılıyor." dedi.

Avrupa:
Irkçı ihlâl kurbanı çocuklar


Irksal Ayrımcılığın Tasfiyesi Günü'nde Uluslararası Af Örgütü (UAÖ), ırkçılığın dünya üzerindeki her ülkeye bulaşan bir insanlık ayıbı olduğunu ifade etti. "Bugün Dünya Irkçılığa Karşı Konferans'ta elde edilen gelişmeleri gözden geçirmek için uygun bir gün olmasına rağmen, gerekenlerin de yapılması lazım." UAÖ, geçtiğimiz birkaç yıl içinde sadece Avrupa'da ırksal ayrımcılığın işkence ve kötü muamelede bir unsur olduğu bir dizi vakayı araştırdı ve belgeledi. Bu vakaların birçoğunda mağdurlar çocuklardı.

Örneğin Bulgaristan'da 16 yaşındaki bir Roman genç, Vidin polis gözetimindeyken vücudunun yüzde on beşi 3. derece yandı. Genç, karakolda bir polis memuruyla birlikte bir odaya kilitlendiğini ve polisin onu bayılıncaya kadar tekmelediğini ve dövdüğünü iddia etmekte. Makedonya'da Kasım 2000'de 5 aylık bir bebeği olan 17 yaşındaki bir anne UAÖ'ne polis karakolundaki sorgusu sırasında üç polisin hakaretine uğradığını, cinsel içerikli laflara maruz kaldığını vücudunun çeşitli bölgelerini ellediklerini ve sağ elini tel zımbayla zımbaladıklarını söyledi.

Geçtiğimiz Aralık ayında UAÖ Yunan polis memurlarının 16 yaşındaki bir Arnavut yurttaşa işkence ve kötü muamele yapıldığı iddiasıyla ilgili bir rapor yayınlamıştı. Gencin tabiriyle yakalanma sırasında yere yatırılmış ve bacak ve midesi yumruklanmıştı. İspanya'da Ceuta ve Melilla'daki İspanyol bölgelerinde bulunan kimliksiz çocuklar İspanyol polisi tarafından "etraflıca tokatlanıp" taciz edildikten sonra, Melilla polisi tarafından zorla Fas sınırına gönderiliyor.

Çocuk hakları, çocukların talep etmek zorunda oldukları birşey değildir --- çocuklar bu haklara sahiptir. Bu hakların korunması tüm hükümetlerin sorumluluğundadır. Onları kesin bir biçimde korumalı ve ihlâl edilmelerini önlemek için etkin önlemler almalıdır. UAÖ, "Irkçı temelli ihlallerden koruma sözlerle değil, harekete geçerek elde edilir." dedi. "Hükümetler herkesi ırkçılıktan korumalı, ırksal ayrımcılıkla mücadele etmeli ve adaletin herkes için insan hakları temelinde icra edilmesini sağlamalıdır."

Ayrıntılı bilgi Daha fazla bilgi veya UAÖ ırkçılık uzmanı Aldijana Sisic ile görüşme yapmak isterseniz lütfen +44 7778 472 188 numaralı telefondan Judit Arenas ile görüşün.
Web: www.amnesty.org


İnsan Hakları Derneği:
Bir kez daha ve daima, savaşa hayır!

Amerika Birleşik Devletleri Başkan Yardımcısı Dick Cheney, Türkiye'de. Ülkemizi ziyaret nedeninin, savaş kararını ve politikasını anlatmak ve Türkiye'nin desteğini istemek olduğu anlaşılıyor. Komşusu ile kavgalı olan birisinin pek akıllı bir insan olduğu söylenemez. Ülkeler için de geçerli bu. Türkiye, Körfez savaşında uyguladığı politika ile kendi yurttaşlarına nasıl büyük zararlar verdiğini görmeli artık. Bu zarar yalnızca savaş döneminde oluşmadı, 12 yıldır sürüyor ve büyüyor bu zarar. Savaşa kar-zarar hesabıyla yaklaşmak yanlış da, daha çok kar zarar hesabı içinde olanlar için söylüyoruz bunu. Amerikanın stratejik politikası açıkça enerji kaynaklarını ele geçirme, nüfuz alanlarını pekiştirme ve yeni nüfuz alanları yaratma politikasıdır. Bu politika kendisini savaş araç ve gereçleriyle gösteriyor şimdilerde.. Öyleyse, Amerika'nın savaşı, nasıl oluyor da "bizim savaşımız" oluyor? Ya da olacak?

Biz Irak halkının içinde bulundukları kötü koşulları biliyoruz. Binlerce çocuğun körfez krizinin ardından uygulanan ilaç ve gıda ambargosu nedeniyle hastalıktan öldüğünü biliyoruz. Bunda, BM ve ABD kadar, kendi ülkelerinin yöneticilerinin de sorumluluklarının bulunduğunun farkındayız.

Biz Irak halkının tekrar ve daha büyük ölçekte savaş acılarını yaşamasını istemiyoruz! ABD'nin Irak ve Ortadoğu'dan elini çekmesini istiyoruz! Bir kez daha ve daima savaşa hayır! diyoruz. Türkiye'yi yönetenler, ülkemizin askerlerini kardeş Irak halkıyla karşı karşıya getirmemelidir.

Özürlü Çocuk ve Bir Evde Oturma Hakkı
Çocuksanız ve insan-çocuk olmanız dolayısıyla özel olarak haklarınız ulusalüstü belgelere yansımışsa; bir de özürlü insan-çocuksanız üstelik, haklarınızın ve özgürlüklerinizin daha bir gözetilmesi, korunması gerekmez mi? Türkiye'de ya da bir başka ülkede yaşıyor olmanızın önemi yok. Dünyanın neresinde olursanız olun, korunması gerekir haklarınızın.

15 Şubat 2002 tarihinde Anadolu Ajansı bir haber geçti. Almanya'nın Schleswing-Holstein eyaleti Glücksadt kentinde, bir evde kiracı olarak oturan Uçan ailesi, lesch-Nyhan sendromlu çocuklarının rahatsızlığından kaynaklı sorunları nedeniyle, oturdukları evden çıkmak zorunda bırakıldılar. Geceleri ağlıyor küçük çocuk. Ağlaması komşuları rahatsız ediyor. Başka ev arayışlarını birbuçuk yıldır sürdürüyor Uçan ailesi. Ancak, bulamıyorlar uygun bir ev. Çocuklarının durumu engel olarak çıkıyor.

Itzehcer İdare Mahkemesi, Uçan ailesinin evi tahliyesine karar veriyor. Avukatı ailenin, kararın adil olmadığına inanır. Adalet arayışını sürdüreceğini söyler. "Berlin'de yargıçlar vardır" sözü ünlüdür. İnsan haklarının hukuk yoluyla korunmasını anlatır. Adil olmadığını düşündüğünüz kararlar için de geçerlidir bu. İnsan hakları açısından olaya bakıldığında, "sosyal hukuk devletinin" önemi ortaya çıkar böyle durumlarda. Yasalar yetersiz ise yasalar değiştirilir. Yargı kararları adil değilse, adil kararlar üretilir. Her durumda korunur insan hakları. Ev sahibi-kiracı ilişkisinde, korunması gereken değer, mülkiyete sahip olmaklık mıdır? Gürültü tek başına, gürültü yapanın mağduriyetine yol açacak şekilde yorumlanabilir mi? Ev sahibinin de haklarını gözeten ve fakat özürlü çocuk sahibi Uçan ailesini de mağdur etmeyecek önlemler alınamaz mı? Özürlü çocuğun Almanya tarafından ailesinin desteklenmesini isteme hakkı yok mudur? Almanya'nın bir sosyal devlet olarak, özürlü bir çocuğu ve ailesini sosyal açıdan destekleme görevi yok mudur?

Alman idari makamlarının, yargısal süreçlerin sonuçları dışında, sosyal devletin gereklerini yerine getirmelerini bekliyoruz. Uçan ailesi kaderiyle baş başa bırakılmamalıdır. 13 yaşındaki Soner'e sahip çıkılmalıdır.

Doğan Tokmak da öldü
Sanal korkular, topluma gerçek korkular olarak yansıtılıyor. Marazi düşünce, mantık kurallarını altüst ediyor. Sebep-sonuç ilişkisini kurmuyor. Bazı kavramların arkasına saklanıyor. "Yüksek güvenlik" bu kavramlardan biri. Cezaevini, "kendisi için cezaevi" olarak algılıyor. Toplumun da öyle algılamasını istiyor. İnsan unutuluyor. Cezaevi duvarları içinde. Hakları ve özgürlükleri o insanın, unutuluyor. Koruma kavramı, cezaevini korumaya dönüşüyor.

Bir gün cezaevlerinin yıkılacağını, cezaevleri olmayan bir dünya kurulabileceğini düşünemiyor. Bugünü, sonsuz bir durum olarak görüyor. Oysa sonsuz bir şekilde sürecek durum, doğada ve toplumsal yaşamda yoktur. "Mahkeme kadıya mülk olmaz" bir Türk atasözü. Bugünün Adalet Bakanı ve tüm personeli bir gün zamanı geldiğinde, gideceklerdir. Bugünün yasaları da değişecektir. Bugünün cezaevleri de hem de çok uzun olmayan bir vakitte, farklı ve demokratik kurallarla yönetilecektir.

İnandırıcılık ve güvenilirlik, ileri sürülen tezlerle ve uygulamalarla test edilir. Cezaevindeki bireyin hakları ve özgürlükleri konusunda söylenenlerle yapılanlar ve demokratik açılım önerileri karşısındaki tutumlar, toplum açısından öğreticidir. Medya susturulabilir; mahkemeler yürütme organına paralel kararlar da üretebilirler. F tiplerine yöneltilen eleştiriler, "yasa dışı örgütlere yardım ve yataklık olarak da" değerlendirilebilir, bazı yargı organlarınca. Polis ablukasına alınabilir insan hakları savunucuları. Tüm bunlar bir gerçeği değiştiremez:

- TÜRKİYE CEZAEVLERİNDE 20 EKİM 2000'DEN BERİ ÖLÜM ORUÇLARI SÜRMEKTEDİR. 400'DEN FAZLA İNSAN VERNİCKE KORSAKOF HASTALIĞINA YAKALANMIŞTIR.89 KİŞİ YAŞAMINI YİTİRMİŞTİR. TÜRKİYEDE F TİPİ CEZAEVLERİNDE BULUNANLAR 19 ARALIK 2000 TARİHİNDEN BERİ TECRİT KOŞULLARINDA TUTULUYORLAR. TECRİT, BİR TÜR İŞKENCE YÖNTEMİDİR.

- BAROLAR, TECRİTİN ORTADAN KALKABİLMESİ İÇİN ÜÇ KAPININ ÜÇ KİLİDİNİN AÇILMASI ÖNERİSİNDE BULUNMUŞLARDIR. ÖNERİ CEZAEVİ MİMARİSİNDE BİR DEĞİŞİKLİK ÖNGÖRMEMEKTEDİR. BÖYLECE 9 KİŞİ BİRARAYA GELEBİLECEKTİR.
- ADALET BAKANLIĞI BU ÖNERİYİ REDDETMİŞTİR. MAHPUSLAR KABUL ETMİŞTİR.
- BU ÖNERİNİN AÇIKLANDIĞI VE REDDEDİLDİĞİ TARİHTEN SONRA DA MAHPUSLAR ÖLMÜŞ, SAKAT KALMIŞ VE TECRİT KOŞULLARI VARLIĞINI SÜRDÜRMÜŞTÜR. "

Nevruz hakkında
Nevruz (bu ülkenin yüzakı insanlarından bazılarının diliyle Newroz) bazı kentlerde kana bulandı. Yasaklandı. Bazı Bakanlar ve Valiler tarafından Türkleştirildi, Türk'ün tekeline alınmak istendi. Bu kadarla da kalınmadı. Devletler Hukukuna göre adları Azerbaycan, Türkmenistan, Kırgızistan, Özbekistan, Kazakistan olan ve o ülkelerin halkları tarafından adları konulmuş olan ülkeler "Türk Cumhuriyetleri" olarak nitelendi.

Türkiye Cumhuriyetini temsil edenler, başka ülkeler ve halklara ad da veriyorlar. Oysa Kırgız kendisini Kırgız, Kazak Kazak, Özbek Özbek olarak nitelendiriyor. Türkiye'yi temsil edenler konuklarının gözlerinin içine baka baka, "Türksünüz" diyor. Bu zihniyet, içerde Nevruzu, Newroz olarak adlandıran kendi yurttaşı Kürtleri anmıyor bile. Pes doğrusu.

Türk halkı onurlu bir halktır. Kendisi adına hareket edenlerin, farklı dil ve kültürlerden kardeşlerini reddetmesini kendi onuruna yöneltilmiş bir saldırı olarak görmektedir.

Türk halkı ırkçılığı reddetmektedir. Kendi dili ve kültürü dışında başka ulus ve halkların diline ve kültürüne saygı istemektedir. Nevruz bayramdır. İzinle bayramlaşmaya ya da yasaklamaya konu edilemez. Nevruz, tanımaya konu da edilemez. Neyin bayram olacağına, neyin kim tarafından nasıl anlamlandırılacağına devletin karar verme yetkisi ve görevi yoktur.

Resmen bayram olarak kabul edilmiş olan günler, resmen kabul edilmiş bayramlardır. Bu durum başka gün ve olayların yurttaşlar tarafından bayram olarak kabul edilmesine, anlamlandırılmasına ve etkinlik düzenlenmesine bir engel teşkil etmez. Bu yetki, münhasıran o dil ve kültüre sahip olan ya da olmayan her bir bireyin kendisine ait bir yetkidir. Bu birey, Türk de, Kürt de, Arap ta olabilir. Nevruz ya da Newroz, milliyetçi/şoven ideolojilerin yarattığı gerilimlerin değil, kültürel hakların konusudur.

Yasaklamaları, şiddet uygulayıcılarını protesto ediyoruz. Tüm yurttaşlarımızın Nevruzunu, Newrozunu kutlarız. Halk kendi içinde yarattığı toplumsal barışa sahip çıkmalıdır.

Hüsnü Öndül
Genel Başkan
İnsan Hakları Derneği
Tunalıhilmi Cad. 104/4 Kavaklıdere-Ankara
Tel-Fax: (312) 466 49 13-14 / 425 95 47
e-mail: [email protected] www.ihd.org.tr

 
Diğer duyurular için tıklayın

SİVİL TOPLUM













TÜM STK'lar
İÇİN TIKLAYIN


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla