Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR




Güncelleme: 23 Nisan 2005
[email protected]

İNSANLIĞIN EN BÜYÜK İKİ DERDİ: FARKLI DİNLER VE FARKLI MİLLETLER
Rüstem Batum

Geçtiğimiz haftalarda Mersin'deki bayrak olayıyla başlayan sonra Trabzon'daki linç girişimiyle ve ülkenin çeşitli yerlerinde irili ufaklı başka olaylarla devam eden "yükselen milliyetçi dalga" ile ilgili basında çok sayıda yazı yayınlanmakta ve televizyonlarda programlar yapılmakta.

Okuduğum yazılarda ve yayınlanan TV programlarında olaylara çoğunlukla siyasi ve sosyolojik açıdan yaklaşılıyor ve aynı şeyler tekrar ediliyor. Skytürk'te yayınlanan" Rüstem Batum'la Söylenmeyenler" programında biz de iki hafta arka arkaya bu konuyu ele aldık. Bu yazıda kendi programımda (konuklara daha fazla zaman ayırmak amacıyla) söz edemediğim bazı farklı görüş ve inançlarımı sizle paylaşmak istiyorum. Meseleyi bir de sadece insanî değerler açısından yorumlamaya çalışmanın daha pozitif bir katkı sağlayabileceğini düşünüyorum.

İnsanlık tarihi boyunca yaşanan felaketlerin en önemli nedenleri insanların farklı milletlere ve farklı dinlere aidiyeti olmuştur. Düşündüğünüz zaman, tarih boyunca bütün savaşlar, katliamlar, soykırımlar, talanlar, istilalar için hep bu iki farklılık bahane edilmiş ve de gelişmemiş insan toplulukları da hep bu tekrarlanan tuzaklara düşmüştür. Bu farklılıkların "gerçekte" var olduğunu kabul etmeye ve dünyayı yönetmekte olan para ve güce tapan grupların propagandalarına alet olmaya devam edersek savaşlar, acı, nefret, yoksulluk hiç bitmeyecek ve de muhtemelen bu kışkırtmaların, düşmanlıkların ve savaşların büyümesiyle yakın bir tarihte dünyanın sonu gelecektir.

Dünyayı kurtarabilecek tek düşünce tarzı: Bize doğduğumuz günden beri pompalanan kendimiz dışında herkesi düşman görme fikrini ve korkusunu reddederek insanın yaradılışında amaçlanan gerçeği görmektir.

Bu gerçek nedir?
1- Dünyada yaşayan her insan aynı kaynaktan yani Adem ve Havva'dan üremiştir yani hepimiz "aslında" kardeşiz.

2
- Tüm din kitapları Tanrı'nın tek ve aynı tanrı olduğunu söylemektedir. Bütün dinlerin aynı Tanrının eseri olduğu kabul edildiğine göre hiçbiri bir diğerinden daha iyi veya daha kötü olamaz. Dolayısıyla, bir dinin diğerine üstünlüğünü kabul ettirmek için değil savaşmak bu konuyu tartışmak bile, inançlı olduğunu iddia eden insanlar için, mümkün değildir. Dolayısıyla dinlerin farklılığı konusunda tartışan ve düşmanlık yaratanların aslında hiçbiri "gerçek"inanç sahibi olamazlar. Buradan yola çıkarak da din temelinde düşmanlığı körükleyen kişi ve grupların aslında dine değil sadece dünyanın kontrolünü hedefleyen grupların çıkarlarına hizmet ettikleri sonucuna kolayca varabiliriz.

3
-Diğer konu olan milliyetçiliğe gelince: Bir an için doğumunuzun ne kadar tesadüfî olduğunu düşünün (lütfen beş dakika ayırıp bunu "gerçekten" düşünün). Türkiye'de ve müslüman bir ailede doğacağınıza Yunanistan'da, Kongo'da, İngiltere'de, İsrail'de ve de Çinli, Kürt, Fransız, Ermeni, zenci vs olarak da doğabilirdiniz. Aslında bütün bu olasılıklar, istatistiksel açıdan, Türk doğmuş olma olasılığınızla tamamen eşittir. Eğer farklı bir ülkede, farklı bir dinde ve farklı bir deri rengiyle doğmuş olsaydınız bütün Türklerden ve onların temsil ettiği her şeyden nefret mi edecektiniz ve de eğer aşırı milliyetçi ya da ırkcı olsaydınız bütün bu Türkler'i (sadece tesadüfen Türk doğmuş oldukları için) yok etmeye mi çalışacaktınız? Bu hiç aklımdan çıkartmadığım ve sık sık üzerinde düşündüğüm bir konudur. Bu nedenle de, karşımdaki (tesadüfen) farklı milletten, dinden veya etnik gruptan olan kardeşim ne kadar haksız olursa olsun, benim için, bizim dinimiz veya milletimiz sizinkinden daha iyidir / üstündür tartışmasına girmek akıldan geçirilmesi bile utanç verici ilkel bir davranıştır.

Başkalarına üstünlük iddia etmedikçe, insanın kendi doğduğu ülkeyi, kendi kültürünü, yemeğini, müziğini sevmesi doğaldır. Her insan / millet kendi toprağını "gerçek bir düşman" ülke sınırları içine girip saldırdığında doğal olarak savunur. Bu da insanın en doğal hakkı olan meşru müdafaa hakkıdır. Bunun haricindeki: (örneğin ABD hükümetinin yaptığı gibi) eğer bir gün falanca ülke bana saldırırsa, filanca ülke bizim ezeli düşmanımız, falan etnik kökenli grup ülkeyi bölebilir, stratejik açıdan dünyanın hassas bir bölgesindeyiz bütün etrafımız düşmanlarla çevrili vs..gibi iddiaların ya paranoya ya milliyetçi / yayılmacı arzuları kamufle etmeye yarayan propagandalar ya da ülkeleri devamlı çatışma ortamında tutmaktan çıkar sağlayan grupların (dünyada her ülkeye milyarlarca dolarlık silah satanlar, doğal kaynakları ve dünya yönetimini kontrol etmek isteyenler) ve onların yurt içindeki işbirlikçilerinin işi olduğunu düşünürüm.

Bence bir tek insanın canı bile dünyadaki tüm topraklardan daha değerlidir. Tarih boyunca bir karış toprak için veya dini inançlar yüzünden milyonlarca insanın kanının dökülmesi insan denen varlığın "hâlâ" ne kadar gelişmemiş olduğunun en iyi kanıtıdır. Şimdi üstünde yaşadığımız topraklarda bin yıllar boyunca kaç tane farklı devlet kurulup yok olduğunu ve tek bir insanın bile öldüğünde öbür dünyaya bir tek toprak zerreciği bile götüremediğini ara sıra düşünebilsek toprak için savaşmanın ve insan öldürmenin anlamsızlığı da ortaya çıkar.

Dünyadaki tüm milliyetçilerin ("diğer"ine tahakküm amacıyla) daima öne çıkardıkları ülke, millet, dil, din, ırk farklılıkları gibi "insan icadı" sorunlu kavramlar tüm savaşların, katliamların, eşitsizliklerin ve açlığın nedenleridir.

Dünyanın daha barışçıl ve yaşanabilecek bir yer olması ve tüm insanların mutluluğu bu farklılıkların zamanla reddedilmesinde / yokedilmesinde ve yerlerine sevgi, saygı, adalet, eşitlik, kardeşlik gibi kavramların dünyanın her köşesinde aynı şekilde algılanabildiği yeni bir inanç sistemi kurmaktan geçmektedir.

Dünya Tanrı'nın insanlara armağanıdır. Dünya ve üzerindeki her şey sadece ve sadece yaşamımız boyunca kullanmamız, kardeşce paylaşmamız ve korumamız için bize verilmiş birer emanettir.

Ancak hepimiz aynı Tanrı'nın yarattığı tamamıyla eşit kardeşler olduğumuzu kabul ederek, yalnız kendi ülkemizde değil her ülkedeki kardeşlerimizin (dini, derisinin rengi, cinsiyeti, milliyeti ne olursa olsun) dertlerini kendi derdimiz olarak görüp, dünyanın her köşesindeki açlık, savaş, ekonomik eşitsizlik sorunlarıyla mücadele etmeyi becerebilirsek dünyanın bir geleceği olabilir.

Bu yazı 24 Nisan 2005 tarihinde Radikal 2'de de yayınlanmıştır.


 

 

Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 

Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla