Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR






GLK Editörü'nden...Güncelleme: 12. 03. 2002

Bir renk daha eksildi...

Atilla'yı üç yıl önce tanımıştım. Lise öğrencisi, çocuk mu çocuk, sıcak mı sıcak bir genç adamdı. Eşcinselliğini keşfetmenin en başındaydı. Ailesi, okul arkadaşları pek umurunda değil gibiydi. İmrendiğim umursamaz bir tavrı vardı. Anne-babası hakkındaki acı hikayeleri bir stand-up şovmeni edasıyla anlatıyor, bizi gülümsetiyordu. Hali vakti yerinde ama kendi aralarında pek iletişim kuramayan bir aileydi anlattıklarına göre. Annesi sürekli estetik ameliyat olan ve babası da mümkün olduğunca evden uzak vakit geçirmeye çalışan bir adamdı. Ama Atilla bu ortamda sağlıklı kalabilmeyi ancak olanlara yabancılaşarak başarmıştı ve her şey onun için bir eğlenceydi.

Gey dünyasına uzak olmasına rağmen Bursa'nın en ünlü eşcinselini tanıyordu ve onunla da sıkı bir muhabbeti vardı. Onunla ilgili bir muhabbet açıldığında ise konu sürekli travestiliğe ve kadınlığa dönüyordu. Annesinin resimlerinde hep travesti gibi çıktığını anlatır dururdu. Atilla, görülebilirliği en fazla olan eşcinsel tipinden uzaktı. Efemine değildi ve o tarz hareketlerden hoşlanmıyordu. Eşcinsellerin arasında "erkeksi" tipler de popüler olduğundan doğal olarak o da sevilen biri haline gelmişti. Dedim ya, Atilla keşiflerinin başındaydı ve yeni girdiği bu dünyanın her karanlık köşesini öğrenmek istiyordu. Bu köşeleri tek tek denemeye başladı ve gittikçe bizden uzaklaştı.

Uzun süre görmedikten sonra onu Lambda toplantılarında görmeye başladım. Postişler takıyor, askılı ve kadınsı kıyafetler giyiyordu. Yanındaki arkadaşları da aynı tarzda insanlardı. Yavaş yavaş travestiliğin isyankâr ve sivri olmaktan zevk alan tavrı üzerine yerleşiyordu. Kendisiyle konuştuğumda bunun bir özenme ya da yanlış yönlendirilme değil, gerçekten de isteyerek yaptığı bir şey olduğunu anladım. Atilla bilimin "birincil transseksüel" dediklerindendi. Hiçbir efemineliği olmayan, görünüşte karşı cinse özenmeyen ama kendi cinsiyetiyle barışık olmayıp karşı cinse geçmek isteyen kişilere böyle deniyordu. Atilla'nın sözleri uzun süre dilimize dolanıyordu. "Siz hâlâ geylerle mi yatıyorsunuz? Ben heteroları karşıma dizip, sen gel, sen gel diye seçiyorum" lafını günlerce konuşmuştuk.

Bir süre sonra postişler, takma göğüsler gitti ve saçı uzun, gerçek göğüslere sahip bir genç kadın geldi. Artık o Atilla değil Buse'ydi. Kendi seçimlerini yapmıştı ve bundan da mutluydu, ya da en azından öyle görünüyordu. Uzun süre görmedim Atilla'yı, yani Buse'yi. Sonra birkaç ay önce bir Lambda partisinde bir kız boynuma atıldı ve "Beni tanıdın mı?" dedi. Gözlerime inanamadım. Gerçekten çok güzel ve alımlıydı. Çenesini ve yanaklarını göstererek, "Buraları, şuraları yaptırdım, kestirdim" dedi. Kusursuz bir makyajı ve hoş kıyafetleri vardı. Hemen ardından ekledi: "Şişli'de ev aldım, iki araba aldım." "Peki mutlu musun?" dedim. "E herhalde" dedi. Ama yine de kolay bir yaşam değildi, kolunda yara izleri vardı. O küçük Atilla gitmiş, kocaman bir kadın gelmişti.

Pazar günü Lambda toplantısında Atilla'dan bundan sonra gelecek en son haberi aldım. Oyun gibi gördüğü yaşamı beklemediği, beklemediğimiz bir anda sona ermişti. Alkollü bir şekilde karayolunda araba kullanırken kaza yapmıştı. Belki birtakım hovarda yürekli adamlar trafikte arabasını sıkıştırdı, belki de alkol yüzünden dikkatini toplayamadı. Ama bir şekilde Buse uzaklara gitmişti. Neden bütün travestilerin hayatı bu kadar trajik olmak zorunda? Neden bu kadar acı çekiyorlar? Bu bir kural mı? Bu soruların yanıtlarını aslında biliyoruz. Hem de bir yanıt değil, yüzlerce yanıt var. Fakat tüm yanıtları içerecek durum ise Türkiye'de yaşıyor olmamız. Buse yaşamak istediği kadınlığı annesinin babasının güvenli evinde de yaşayabilseydi, okuluna bir genç kız olarak devam edebilseydi her şey çok farklı olabilirdi.

İçimde bir burukluk, boğazımda ise kocaman bir düğüm var. Yutkunamıyor, rahatlayamıyorum. Derin bir nefes aldığımda ciğerime bir şeyler batıyor. İnsanların yaptığı seçimlerin, zorunda kaldıkları yaşamların bedelleri bu olmamalı. Herkes için güzel bir yaşam sürme hakkı olmalı. Buse eminim başka bir yerlerde yine hayatla alay ediyor, gülüyor ve her şeyi boş veriyor.

Hoşçakal Buse...

Uğur Alper



Diğer yazıları için tıklayın

 



GL KÜLTÜRÜ

GLK EDİTÖRÜ'NDEN

DERDİNİ SÖYLEMEYEN

EŞCİNSEL DEHALAR

TARİHİN PEMBE
SAYFALARI


ROMEO & ROMEO

JULIET & JULIET

KADIN KADINA

ERKEK ERKEĞE

CİNSİYYET
(GL haber)

MİTLER

GLK MÜZİK

GLK KİTAP

GLK SİNEMA

SAĞLIK

SÖZLÜK

CİNSEL BİLGİLER

MEKANLAR

Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 



Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla