



Ana
Sayfa
Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı
Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle İletişim Dünyası
Farklı Renkler, Farklı Kültürler
Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü
Diğer
Minidev'de yazmak ister misiniz?
Reklamlarınız İçin
İletişim
YAZARLAR |

Güncelleme:
18. 07. 2005

Yaz
tatili için bir masal:
Edi
İle Büdü
(Devam)




Bu kız dediğini de yapmış. Uşaklarına Edi ile Büdü'yü,
yani anasıyla babasının yani bu iki yaşlı insanın anası ve babası
olduğunu da söylememiş. Ama ana Büdü yolda gelirken tandır
ekmeklerinden birini kızıma götüreyim diye çıkınına saklamış.
Nihayet eve girmiş, selamlaşıp oturmuşlar. Şundan bundan konuşurlarken
kızlarına hediye getirdiklerini ve çıkında olduğunu söyleyip çıkını
açmışlar. Büdü hemen tandır ekmeğini çıkarıp kızına uzatmış:
- Anan kurban; sana bir tane tandır ekmeği getirdik. Çok pişirmiştik
aslında. Yolda karnımız acıkmıştı oturup yedik. Bir de bir Derviş
Baba bize konuk oldu ona da yedirdik. Bu kaldı çıkın içinde onu
da sana getirdik.

Kız anasına hiç fırsat vermemiş. Annesinin elinden tandır ekmeğini
kaptığı gibi dışarıya köpeklerin önüne atıvermiş. Büdü:
- Anan kurban köpeklerin karnının aç olduğunu bilseydim çörekleri
o derviş Baba'ya vermezdim köpeklere getirirdim.

Derken aradan az bir zaman geçmiş ki, hızmetçiler akşam yemeğinin
saatı geldi diye haber vermişler. Kız anasını ve babasını alıp
akşam yemeğine götürmüş. Ardından yatma vakti gelmiş. Kız, hizmetçilere
gizlice seslenmiş: "Bu iki yaşlının yatağını boklu, sidikli
odaya serin..."

Edi ile Büdü gece yarısı bok ve sidik kokusuna uyanmışlar.
Büdü:
- Edi, Edi!
- Ne var Büdü?
- N'oldu biliyor musun?
- N'oldu?
- Kurban olduğum kızım iş güç peşinde koşuşturmaktan tuvalete
çıkmaya fırsat bulamamış; gelmiş bu odaya bokunu ve sidiğini yapmış.
Kalk, şunları temizleyip, ırmağa dökelim. Bu odayı bir temiz yıkayalım
da ondan sonra uyuyalım.

Bunun üzerine kalkıp, ne kadar pislik varsa temizleyip, ırmağa
dökmüş, boklu ve sidikli odayı bir güzel yıkayıp süslemişler.
Sonra da rahat rahat uyumuşlar. Sabah olunca kahvaltı için, kızın
yanına gelmişler. Büdü kızını görünce:
- Anan kurban, bu köpoğlu seni çok mu çalıştırıyor da tuvalete
çıkacak vakit bulamıyorsun? Gidip gidip o güzelim odaya bokunu
ve sidiğini yapıyorsun. Onu da temizlemeye vakit bulamıyorsun.
Ah anan kurban, gece boyunca bokları ve sidikleri toplayıp ırmağa
götürdük attık. Odayı da bir güzel temizledik öyle uyuduk.

Ertesi akşam kız, hizmetçilere anasıyla babasının yataklarını
aynalı odaya sermelerini söylemiş. Dört duvarın aynalarla kaplı
olduğu bir odada uyumaya çalışan Büdü, gecenin bir vaktinde
uyanmış, o yana bakmış, bu yana bakmış; her taraftan kadınlar,
erkekler bakıyormuş ona. Büdü dönüp kacası Edi'ye
seslenmiş:
- Edi!
- Ne var Büdü?
- N'oldu biliyor musun?
- N'oldu?
- Anası kurban olsun kızına. Bak şuraya ne çok düşmanı varmış!
Kalk, hepsini döve döve öldürelim; kızcağızımız rahat bir nefes
alsın.

Gecenin o saatinde ellerine birer değnek geçirip ne kadar ayna
varsa kırıp, tuzla buz etmişler. Hepsini öldürmüşler böylece.
Artık kimsenin baktığı filan yokmuş. Sabaha kadar rahat bir uyku
çekmişler. Sabah kahvaltıya geldiklerinde Büdü kızına:
- Kızım, ne kadar düşmanın varmış senin de bizim haberimiz yokmuş!
Sabaha kadar düşmanlarını öldürdük.

Kız gidip aynalı odaya bakmış. Edi ile Büdü ortalığı
darma duman etmişler. Kocası durumu anlamasın diye odaya ayna
taktırmak üzere derhal hizmetçileri aynacıya göndermiş. O gün
de akşam olmuş. Yatma vakti gelince kız, hizmetçilere annesiyle
babasının yataklarını kaz kümesine sermelerini söylemiş. Gece
yarısı kazlar şarkı söylüyorlarmış. Edi ile Büdü
seslere uyanmışlar ve bir daha da uyku tutturamamışlar...
- Edi Edi!
- Ne var Büdü?
- N'oldu biliyor musun?
- N'oldu?
- Kızcağızın işi o kadar başından aşkın ki kazlarla ilgilenip
başlarındaki bitleri ayıklayamıyor. Bak Edi, zavallı kazlar nasıl
da ağlıyorlar. Kalk, su kaynatıp hepsini yıkayalım. Kalkıp bir
kazanda su kaynatmışlar.

Kazları bir bir yakalayıp kaynar suya daldırmış, sonra da çıkarıp
duvar dibine dizmişler. O zaman sesleri kesilmiş. Büdü:
- Görüyor musun Edi, hayvancağızlar sakinleşti.

Sabah kahvaltıya geldiklerinde Büdü, kızına:
- Anan kurban olsun, bu meymenetsiz yerde ne kadar tüketeceksin
kendini? Kazlarını yıkayıp temizleyecek kadar vakit bulamıyorsun.
Geceleyin su kaynatıp hepsini yıkadık; ağlamaları kesildi.

Kız iki eliyle başına vuruyormuş:
- Vah başıma gelenler vah! Allah canımı alsa da kurtulsam! Reziller,
kazların gece öttüklerini bilmiyor musunuz?

Kocasının farketmemesi için yine hizmetçilere para vermiş, gidip
kaz alsın gelsinler diye. İki yaşlı insanın üstüne kümes kokusu
sinmiş. Zaten günlerdir yıkanmayan bu iki insanı, kızı hızmetçilere
vererek şehrin hamamına göndermiş. Hamama giden iki yaşlı yani
Edi ile Büdü bir güzel yıkanmışlar. Edi ile
Büdü hamamdan dönünce, kız içeri girmelerine izin bile
vermemiş. Kapıdan ellerine bir testi pekmez, birkaç metre basma,
bir de yıl boyu binmeleri için bir at vermiş. Sonra da bağıra
bağıra şöyle seslenmiş:
- Yetti artık. Evinize gidin.

Edi ile Büdü pekmezi, basmayı, atı alıp yola koyulmuşlar.
Hava çok sıcakmış. Aylardır bu toprakların üstüne yağmur yağmıyormuş.
Topraklar yarık yarık yarılmış, bastığın yer yarılıyormuş. Gide
gide sıcaktan toprağın çatladığı bir yere gelmişler. Büdü
yere şöyle bir baktıktan sonra içi cız etmiş. Sonra kocasına seslenmiş:
- Edi! Edi!
- Ne var Büdü?
- Şu toprağın halini görüyor musun? Nasıl da çatlamış topuğumu
bastığım yar dağılıyor! Susuzluktan yanmış insan gibi dudakları
çatlamış sanırsın. Diyorum ki pekmezi üstüne dökelim; belki biraz
yumuşar da, susuzluğu gider, rahatlar, iyileşir.

Pekmezi ayaklarının altındaki toprağın yarık yerlerine döke döke
yollarına devam etmişler. Biraz gittikten sonra dikenli bir çalıya
gelmişler. Rüzgar estikçe susuzluktan kurumuş çalı bir o yana,
bir bu yana sallanıp duruyormuş. Büdü şöyle bir baktıktan
sonra çalının haline acımış. Yine dönüp kocasına seslenmiş:
- Edi Edi!
- Ne var Büdü?
- Şu çalıya bak; çırılçıplak duruyor; sıcaktan, susuzluktan nasıl
da titriyor. İyisi mi basmayı üstüne atalım da güneşe ve rüzgara
karşı gölgelensin korunsun.

Basmayı dikenli çalının üstüne atıp yollarına devam etmişler.
Az gitmişler, uz gitmişler, dere tepe düz gitmişler. Yol kenarında
bacağı kırılmış bir karga görmüşler. Büdü kargaya şöyle
bir bakmış ve acımış haline. Kocasına şöyle seslenmiş:
- Edi Edi!
- Ne var Büdü?
- Şu zavallı kargayı görüyor musun? Bacağı kırılmış da yürüyemiyor.
Bak bizim bacaklarımız sağlam biz yürüyebiliyoruz. Ama, bu karga
yürüyemiyor, şimdi yavruları oturmuş onu bekliyorlar "Nerde kaldı
annemiz, açlıktan öldük!" diyorlardır.
- Peki ne yapalım Büdü söylesene?
- Daha çabuk gitmesi için atı kargaya versek iyi olmaz mı? Bizim
ayağımız sağlam; yürüyerek de gidebiliriz.

Derken efendim, atı kargaya verip yollarına devam etmişler. Az
gitmişler, uz gitmişler dere tepe düz gitmişler, yolun sonuna
geldikleri bir anda, giderken gördükleri o Derviş Baba'ya rastlamışlar.
Derviş Baba'yı gören Büdü hemen kocasına seslenmiş.
- Edi Edi!
- Ne var Büdü?
- Bak Derviş Baba yine bizim yolumuza denk geldi!
- Evet Büdü, bu derviş o Derviş tanıdım.

Büdü hemen söze atılmış:
- Dur hele bir soralım, bu derviş Baba bizim eve uğradı mı?

Edi sakin sakin karısına seslenmiş:
- Ee sor bakalım ne soracaksın Derviş Baba'ya.

Büdü sorusunu aksatmadan sormuş:
- Derviş Baba, bizim eve uğramadın değil mi? Tandırda ki kelle
paçayı yeyip de içine bir şey koymadın değil mi? İşkapı açıp içinde
tandır ekmeğini almadın değil mi?

Derviş Baba:
- Yok be yahu! İşim gücüm yoktu da kelle paça mı yiyecektim?

Büdü yeniden sormuş:
- Derviş Baba!
- Evet!
- Para kesemizi boşaltıp da içine taş toprak doldurmadın değil
mi?

Derviş Baba kızmış:
- Kaybolun şuradan Allahaşkına! Ne biçim insanlarsınız siz yahu!

Edi ile Büdü çok sevinmişler. Bu Derviş Baba'nın
dürüst biri olduğunu anlamışlar.

Derviş sormuş:
- Siz kızınızı gördünüz mü?

Yine söze, Büdü başlamış:
- Derviş Baba, biz kızımızı gidip gördük üç gün yanında kaldık
sonrada göndük, evimize gidiyoruz. Ama, kızımız bize, pekmez verdi.
Bizde susuzluktan yanan toprak yarıklarını pekmezle doldurup geldik
gidip oraları görmeyesin?

Derviş Baba:
- Yok yok gitmem görmem.
- Kızımız bize metrelerce şal verdi onu da çalının üstüne örttük
güneşten yanmasın diye, gidip onu almayasın?

Derviş Baba:
- Yok yok edişe etmeyin gidip almam.
- Kızımız bize bi küheylan at verdi onu da topal kargaya verdik,
gidip karganın elinden o küheylan atı almayasın.

Derviş iyice sinirlemiş ve bu iki yaşlıya ikna edici sözleri söyleyerek
onları yola salmış. Kendisi de gidip çalının üstünde ki metrelerce
şal kumaşını almış. Sonra gidip karganın yanında duran ata binip
sürüp yoluna gitmiş.

Edi ile Büdü doğru evlerine gelmişler. Eve geldiklerinde,
öğle yemeği için tencereyi çıkarmışlar, ama Derviş Baba yapacağını
yapmış, kelle paçayı yemiş. Tencerenin içine de taş toprak doldurmuş.
İşkafın yanına gidip açıp bakmışlar ki, ne tandır ekmeği ne de
keseyle para, ikisinin de yerinde yeller esiyor. Tandır ekmeğinin
yerinde kocaman bir sal taşı, para kesesinin içinde ise, teneke
parçalarını dolu görmüşler. İki yaşlı insan bu olayı görünce çok
üzülmüşler. Uzun bir süre sessizlik olmuş evde. Sonra sessizliği
Büdü bozmuş:
- Edi Edi!
- Ne var Büdü?
- Gel üzülmeyelim. Bunu yapan Derviş baba, acıktığı için yemiştir.
Yoksul olduğu için paramızı almıştır. Ama, bize söyleseydi öyle
alsaydı. Çok iyi olurdu. Çünkü biz de bilirdik ne olduğunu. Gel
seninle işe koyulalım ve kayıp ettiklerimizi çalışarak kazanalım.
Biz Edi ile Büdü aç olsak da, yoksul olsak da kimsenin
malını habersiz almayız. Bunu herkes biliyor. Biz çalışarak kazandık,
yine de çalışarak kazanırız. Gel üzülmeyelim.

Edi ile Büdü masalı burda biter.
Onlar erdi muradına biz çıkalım kerevete.

Masalın
baş tarafı için tıklayınız
Orhan
Bahçıvan
Essen
|
|


Yazarlar

Merih
Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı
 
Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin
Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol
Yurderi
Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?

Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin

miniDEV'i
Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın
|