



Ana
Sayfa
Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı
Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle İletişim Dünyası
Farklı Renkler, Farklı Kültürler
Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü
Diğer
Minidev'de yazmak ister misiniz?
Reklamlarınız İçin
İletişim
YAZARLAR |

Güncelleme:
18. 07. 2005

Yaz
tatili için bir masal:
Edi
İle Büdü


Bir
varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, cinler
cirit atarmış yıkık hamam içinde.
Develer tellâl iken, pireler berber iken, ben babamın beşiğini
tıngır mıngır sallar iken, gökyüzünde güneş varmış, yeryüzünde
insan derler. Bu insanlar dört köşe evlerin içinde, yarı uykulu
yarı uyanık yaşarlarmış. Yağmur yağanda ıslanır, güneş çalanda
kururlarmış. Zaman zaman içinde yaşarlarken devr ü devran gelip
geçermiş.

Masal bu ya, zamanın birinde bir köy kenarında mendil kadar bahçesi,
kibrit kadar evleri olan iki yaşlı insan varmış. Sakın ha olmaz
demeyin, olur olur. Masal bu ya, dediğimiz gibi masalın içinde
her şey olur. Siz gelin beni dinleyin.
Dil söylerken kulak saman içinde daneyi seçsin.
Gözler köy içinde haneyi.
O hane ki, içinde iki yaşlı insan varmış.
Bu yaşlı iki insanın biri erkek biri dişiymiş. Dünya bu ya, bu
iki insan evliymişler. Evde yaşıyan erkeğin adı Edi imiş.
Edi'nin yandaşı candaşı akıl danesi, evde tek hanesi olan
kadının adı da Büdü imiş. Bu masala adlarını veren bu iki
can insanın bu masaldan başka daha çok masalları varmış. Biz bunu
duyduk bunu söyledik. Sizlerde can kulağıyla dinleyin ki yeryüzü
nelere tanıklık etmiş.

Zaman o zaman işte, Edi ile Büdü'nün bir de uzak
diyarlarda evli kızları varmış. Her sabah gün doğarken uykusundan
uyanan Büdü kocası Edi'ye şöyle seslenirmiş:
- Edi Edi!
- Ne var Büdü?
- Edi kalk bu gece rüyamda kızımızı gördüm. Demek ben kızımı çok
özlemişim gidip kızımızı görelim.
Edi:
- Bugün olmaz bulutlar gelip gelip geçiyor yağmur olabilir, diye
atlatırmış. Günler günleri aylar ayları kovalamış. Büdü'nün
rüyası kızıyla, Edi'nin sözleri ise yağmurla doluymuş.
Bir sabah Büdü isyan etmiş:
- Edi Edi!
- Ne var Büdü?
- Kızımı özledim kalk Edi kalk bir yol kızımıza gidelim. Böyle
giderse ben kızımızı görmeden öleceğim!

Ölüm sözünü duyan Edi bütün yelkenleri suya indirmiş. Büdü'nün
her dediğini kabullenmiş.
- Olur, demiş; kalk bugün kızımıza gidelim. Gidelim ama bir şeyler
de götürelim. Eli boş gitmek olmaz.
Bu habere sevinen Büdü hemen sormuş:
- Edi Edi!
- Ne var Büdü?
- Biz kızımıza ne hediye götürelim eli boş gitmek olmaz ki!

Böyle konuşurlarken ikisinin de karınları aç olduğu için, ikisinin
de aklına çörek gelmiş. Büdü:
- Çörek pişireyim de kızımıza götürelim, demiş.

Edi hemen karısını doğrulamış:
- Evet çörek götürelim ama önce biz kendi karnımızı doyuralım.
Kalanı götürelim.
Büdü:
- Hemen kalkıp teknede yeterince hamur yoğuralım, hem bize hem
de kızımıza yeterli olsun.

Büdü hamur yoğurmuş, Edi ise her zamanki gibi yoğrulmuş
hamuru top top yapıp tandırın kenarına yapıştırmış. Tandır kenarında
top top pişen hamurlar ne ekmeğe ne de çöreğe benzermiş. Ama iki
yaşlı insan bu pişen hamura çörek derlermiş. Daha sonra pişen
çöreklerle önce kendi karınlarını bir güzel doyurmuşlar. Kalanı
çıkın yapıp kızlarına götürmek için hazırlamışlar. Büdü
evden ayrılacağını bildiği için, bir telaşla Edi'ye seslenmiş:
- Edi Edi!
- Ne var Büdü?
- Biz evden çıkıp gideceğiz. Bu tandır geçerse yani sönerse biz
de yokuz, bu güzel evimiz üşümez mi? Gel tandırı çokça dolduralım,
biz geri gelene kadar tandır sıcak dursun evimiz de üşümesin.

Bu sözlere evet diyen Edi odun, tezek taşımaya başlamış.
Tandırı bir güzel doldurmuşlar. Tandır yana dursun, gelince karınları
aç olur diye, biraz da çörek saklamışlar köşedeki işkafın içine.
Evdeki paraları da çöreklerin altına koymuşlar. İşkafı kitlemişler,
anahtarını da tandır taşının altına koymuşlar. Tandır üstüne,
biz gelene kadar pişip hazır olsun diye tencereyle kelle paça
asmışlar. Pişip hazır olsun diye. Bu hazırlıklara Büdü
çok sevinmiş. - Allahtan tandır sıcak; tekrar yakmamıza gerek
yok. Kelle paça da hazır, pişirmemize gerek yok, çörek de hazır
acele gidip gelelim.

Büdü işlerin bitiminde seslenmiş:
- Edi Edi!
- Ne var Büdü?
- Biz gidince evimiz üşümeyecek. Gelince de çok rahat edeceğiz
biliyor musun?
- Biliyorum, bu senin harika düşüncelerin olmasaydı biz ne yapardık?

İki yaşlı can evden çıkıp ev kapısını kilitlemişler. Açacağı kaybederiz
diye telaşlanmışlar, sonra Edi, evin anahtarını kapının
önündeki tuztaşının altına saklamış. Gelince hemen alır içeriye
gireriz diye sevinmişler. Bu sevinçle yola koyulmuşlar. Az gitmişler
uz gitmişler, dere tepe düz gitmişler. Bir gece bir gündüz gitmişler.
Bir pınarın başında konaklamışlar. Çok susadıkları için pınarın
soğuk suyundan kana kana su içmişler. Çok çok acıktıkları için,
kızımıza götürelim diye aldıkları çörekleri bir güzel yemeye başlamışlar.
Bu arada, yanlarına bir derviş çıkagelmiş. Selam verip konuk olmuş
bu iki yaşlı insana. Gelen yolcu aç olduğunu söyleyince, Edi
ile Büdü çıkındaki kalan çörekleri de bu yolcuya ikram
etmişler. Ancak Büdü kızıma bir çörek kalsın diye çıkının
içine birini saklamış. Yemek içmek bittikten sonra, sohbet başlamış.
Edi, Derviş Baba dedikleri adama sormuş:
- Nerden gelip nereye gidersin?
- Haktan gelip hakka giderim, demiş.
- A kardaş madem hakktan geliyorsun, niye geri hakka gidiyorsun,
demiş. Derviş,
- Her gelişin bir dönüşü olur da ondan.
Büdü, ben bir şey anlamadım diye yakınmış.

Sohbet dilden dile dolaşırken bu kez Derviş baba sormuş:
- Siz gittiğiniz yolu geri dönmez misiniz? Gerisin geri evinize
gelmez misiniz?
Büdü:
- Evet doğru nerden bildin?
- Ben dervişim her şeyi bilirim, diye yanıtlamış Derviş Baba ve
sormuş: Ya sizler nerden gelip nereye gidiyorsunuz?

Sözü Edi almış, arkasını Büdü getirmiş. Bir Edi
söylemiş Bir Büdü:
- Biz kendi evimizden kalktık, kızımızın evine gidiyoruz. Aslında
bu yenilen çörekleri de kızımıza götürüyorduk.
- Ama, açlık seni de bizi de yorgun düşürünce yemek zorunda kaldık.
- Neyse ki, evimizde çörek de bol, tandırın üstünde kelle paça
da.
- Evin anahtarını da kapının önündeki tuz taşının altına koyduk,
para kesesini de çöreklerin içine sakladık.
- Çörekleri de duvardaki işkafın içine kilitledik.
- Anahtarı da tandır taşının altına koyduk.
- Biz kızımıza gidiyoruz sen de yoluna git, ama bizim eve uğrama,
sakın gidip de kapıyı açma, içeri girip de kelle paça yemeğini
yeme, paraları alıp da yerine taş toprak doldurma.

Derviş Baba:
- Ben bir garip yolcuyum, yoluma gidiyorum. Dedim ya hakktan gelip,
hakka gidiyorum. Benim işim gücüm bu. Çocuk olmayın. Sizin paranızla,
kelle paça yemeğinizle ne işim olabilir? Gidin, haydi gönül rahatlığıyla
yolunuza gidin. Kızınızı görün ve sağlıkla evinize dönün. Edi
ile Büdü bu sözlerin karşısında rahatlamışlar. Derviş Baba'nın
evlerine gitmeyeceğini öğrenince memnun olmuşlar. Güven içinde
yola çıkmışlar. Derviş Baba da hemen gidip, bu iki yaşlı insanın
tariflediği evi bulup tuz taşının altındaki anahtarı alıp, kapıyı
açıp, dalmış içeri. Önce kelle paça yemeğini yemiş, yerine başka
şeyler koymuş, sonra para kesesini cebine boşaltmış. Paraların
yerine teneke falan doldurup, sonra da sıcak tandır önünde bir
güzelce uyumuş. Sabahleyin kalkıp yola koyulmuş.

Biz
gelelim Edi ile Büdü'ye...
Edi ile Büdü kızlarının yaşadığı şehre yaklaşmışlar.
Şehrin içindeki, kızlarının evinin önüne gelince, kapıda duran
bir görevliyi içeriye salıp haber göndermişler; anan ile baban
seni görmeye geldiler, diye.

Kızın kocası şehir esnaflarından, hatırı sayılır bir tüccarmış.
Annesi ile babası geldiği zamanlar kızın kocası Hindistan seferine
çıkmış, kutnu kumaş getirmeye gitmiş. Kız evde yalnızmış. İyi
ki kocası evde yokmuş, evde olsa, ya anasını babasını yırtık pırtık
giysiler içinde görse, şerefi iki paralık olacak diye kızın yüreği
hop hop etmiş. Ama çok şükür, çok şükür bu güne ki kocası evde
yokmuş. Kocası gelene kadar ne edip eyleyip anasıyla babasını
köylerine geri salmayı tasarlamış. Bu yüzden uşaklarını görevlendirmiş.
Anasıyla babası çabuk çekip gitsinler diye onları bıktırmak için
elinden gelini arkasına koymamaya yemin etmiş.

Daha sonra çevresinde fır fır dönen uşaklara emirler yağdırmış.
- Bu iki yaşlı insanı hiç rahat ettirmeyin, rahat yüzü görmesinler
ki, çabuk çekip gitsinler. Kocam gelince bunları görmesin. Kocam
bunları görürse ve de benim anam babam olduğunu anlarsa rezil
olurum.

Bu çelişkili düşünceler içinde koştururken aklına parlak bir fikir
gelmiş. "İlk gecede ben bunları sidikli ve boklu odada yatırırsam
sabaha çeker giderler." Uşaklara kapı önünde duran iki yaşlıyı
eve getirmelerini söylemiş. Uşaklar da dışarı çıkıp bu iki yaşlı
insanı eve almışlar. Kapıdan içeri giren iki yaşlı insan kızlarını
görünce nasıl nasıl sevinmişler. Nasıl nasıl sevinmezler ki, biricik
kızları konaklar içinde yaşıyor. Emrinde onlarca uşak, elinde
çil çil paralar. Yediği önünde yemediği ardında. İki yaşlı bu
gördüklerinin karşısında çok çok sevinmişler.

Masalın
devamı için tıklayınız
Orhan
Bahçıvan
Essen
Diğer
yazıları için tıklayınız
|
|


Yazarlar

Merih
Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı
 
Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin
Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol
Yurderi
Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?

Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin

miniDEV'i
Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın
|