



Ana
Sayfa
Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı
Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle İletişim Dünyası
Farklı Renkler, Farklı Kültürler
Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü
Diğer
Minidev'de yazmak ister misiniz?
Reklamlarınız İçin
İletişim
YAZARLAR |


Köroğlu
Hikayesi'nin
Kars - Göle Anlatımı -
1



Murat
Beyliyem

Aras Paşa sana bele söyleyim
Yerim haber alsan Murat Beyliyem
Zalim düşman ile kavga başlarsa
Dava salam kırgın tufan eyliyem

Bağ besleyip kızıl gülü dermesem
Derip derip yar göksüne sermesem
Mevneve gelmişem mesnev vermesem
Misri kılınç elde gerek neyliyem

Yiğit olan yiğit korkmaz ölümden
Misri kılınç ferman ister elimden
Mevsenve gelmişem mesnev dilimden
Hele dinle bir kaç kelam söyleyem

Çenlibel'den bu diyara gelmişem
Ne devlete ne de vara gelmişem
Köroğlu'yam nazlı yara gelmişem
Erzurum da mesken salan deliyem

Bugünki Göle Ovası'nın o zamanlar Erzurum Beyliği'ne bağlı olduğunu
sanıyorum. Üstünde yaşadığımız koca ovanın sulu ve yeşil bir alan
olması, dönemin at tarcirlerinden Murat Bey'li Deli Yusuf'un
gelip yerleştiği bir yöredir. Bugün Yiğit Konağı da denilen ve
yöre halkı tarafından da böyle adlandırılan yer Kür Irmağı'nın
beş kolunun birleştiği bir yerdir.

Bu bölgede at yılkıları besleyip beyliklere at ticareti yapan
Deli Yusuf'un (*) hikayesi dilden dile
söylenerek günümüze ulaşmıştır. Ben bu hikayeyi kısaca burada
anlatmak istiyorum.

O zamanlar beyler vardı. Beylerin emrinde ordular vardı. Her bey
kendi başına bir eyaletin hakimi idi, böylece bir eyaletler sisteminin
parçalarıydılar. Tüm beyliklerle ticari ilişkiler kuran Deli
Yusuf, Köroğlu'nun babasıdır. Köroğlu'yla savaşan
ve Yusuf'un gözlerine mil çeken bey ise Hınıs beylerinin
önde gelen isimlerinden biri olan Palu
Bey'dir.

Palu Beyi Bingöl varyantı içinde ağırlık kazanmaktadır.

Destanın Dağıstan varyantı içinde ise bu beyin adı Boylu Beyi'dir.
Kars-Göle varyantı ve dahası, Ayıntap varyantı da Beylik konusunda
Bingöl varyantıyla birleşirler. Ufak bir anımsatmayla söze devam
edelim. Köroğlu destanlarında "DONA ÇAYI" diye bir
isim geçer. Bazı araştırmacılar bu ismi Tuna adıyla birleştirirler.
Tuna Irmak olarak bilinir. "DONA ÇAYI" ise Fırat
suyudur. Bu ismi Erzincan Seferinde net bir şekilde görüyoruz.
Gelelim hikayenin devamına...

Aslında Bir Türkmen beyi olan Deli Yusuf'un Palu Beyi
ile olan kavgasının, çok öncelere dayandığını söyleyenler de vardır.
Kavganın nedeni hakkında kaynaklarda açık ve yeterli bilgi bulmak
mümkün olmadı. Deli Yusuf aslında Murat Beyli imiş. Murat dolaylarına
yerleşen, Murat beyi olarak tanınan Kara Murat denilen Hınıs beylerinin
en güçlüsüyle giriştiği bir çatışma sonucu sürgün edilmiş. Sonra
gelip bu yöreye yerleşmiş.

Kars ile Göle arasında bulunan çam ormanlarının içinde yaylalar
vardır. Bu yaylaların adlarını yazmayı gerek görmüyorum. Söylentilere
göre bir Türkmen beyi olan Deli Yusuf, otu ve suyu bol
olan bu yaylalarda at sürüleri yetiştirir ve bu işin ticaretini
yapardı. Deli, deli olduğu kadar da yiğit bir insandı. Bu yüzden
kendisine güzel bir konak yaptırdı. Ve konağın adını da Yiğit
Konağı olarak adlandırdı. Şimdi bile, bu yöre Yiğit Konağı
diye anılıyor.

Bir gece Deli Yusuf bir rüya görür. Rüyasında yine Kars
ile Göle arasında kalan küçük bir göl vardır, adına Aygır Gölü
derler. Kayıtlarda da böyle yazılıdır. İşte bu gölden bir beyaz
aygır çıkar, Deli Yusuf'un at sürülerinin içinde bir hayli
dolaşır. Sonra bir kısrağı alarak gerisin geri gölün içine gider.

Deli Yusuf uyanınca rüyasını karısına anlatır. Karısı ise,
kırk yılda bir kez bu gölün içinden su aygırının (suatının) çıktığını,
gölün de adını bu aygırdan aldığını anlatır. Bu aygırdan dalaba
gelen kısrağın kulunlayınca dünyaya gelen tayın yani atın eşi
menendi görülmemiş bir at olduğunu söyler. Deli Yusuf'un karısı
daha sonra yeryüzünde gelmiş geçmiş ünlü atları sayarak bu atların
bu aygırdan olduğunu anlatır.

Halk söylencelerinde bu hep böyle olmuştur. Nerde güzel, nerde
iyi var ise hepsi, söylencenin geçtiği yere attir. Bu dünyanın
her yerinde böyledir.

Deli Yusuf o günden sonra yaylım alanını değiştirip adı
geçen gölün yöresini mesken tutar. Günlerden bir gün sabah namazı
vaktinde rüyası gerçekleşir. Gölden çıkan beyaz aygır at sürüsünün
içinde haylı bir dolaştıktan sonra beyaz bir kısrağı bularak dalaba
getirir. Bu olaydan sonra, aygır gerisin geri gölün sularına karışarak
gider. İşte destanlaşan Kır-At böylece dünyaya gelir.

Bu anlatım bana Vahş Irmağı'nın söylencelerini anımsatıyor.
Asya da bulunan Vahş havzasında Vahş Irmağı'ndan
çıkan derya atlarıyla dalaba gelen kısrakların taylarına o yörenin
Türkleri Tulbar adını verirlerdi. Bu anlatı dünyaca ünlü
seyyahların yazılarında vardır. Tulbar atları bugünkü Arap ve
İngiliz atlarının atalarıdır. Yine bunu da seyyahların seyehatnamelerinden
öğreniyoruz.

Daha sonra kır kısrak kulun verir; dünyaya böyelikle o ünlü Kır-At
gelmiş olur. Kır-At dünyaya gelmeden evvel, ünü dört bir
yana yayılır. Hele hele dünyaya geldikten sonra, tümden yer yerinden
oynar. Herkes, bu tayı görmek için yaylayara akın eder. Yörenin
en büyük beyi olan Palu Beyi de bu olayı duyar. Bu tayı
Deli Yusuf'tan satın almak ister. Askerlerine emir verir.
"Gidin o tayı derhal bana getirin. Paraysa para, malsa mal,
topraksa toprak. Deli Yusuf ne isterse verin o tayı bana
getirin. Ünüme layık bir ata binmek istiyorum." der.

Askerler çala-kamçı yaylalara gelirler. Deli Yusuf'a Palu
Beyi'nin isteğini iletirlir. Askerleri dinleyen Deli Yusuf,
önceleri olmayacağını söyler, askerler israr edince, gelen askerleri
bir güzel kovar. Bu arada tayı gören askerler, taya hayran kalırlar.
Gidip Palu Beyi'ne olanları bir güzel anlatırlar.

Palu Beyi bir başka yol denemek ister. Deli Yusuf'u
konağına çağırtır. Konuk eyler. Tatlı diller dökerek taya sahip
olmak ister. Buna rıza göstermeyen Deli Yusuf'a zorla alacağını
söyler. Deli Yusuf buna da boyun eğmeyince, Palu Beyi
hiddetlenir. Askerlerine emir verir. "Mil çekin bu adamın gözlerine.
Öldürmeyin, yaşasın, yaşasın ama ömrü boyunca da o kır tayı bir
daha göremesin!"

Palu Beyi'nin bu emriyle Deli Yusuf'un gözlerine
mil çekilir. Atına bindirilerek askerler tarafından yaylalığa
kadar getirilir. Bu olayı gören herkes şaşkındır. Bu olayla birlikte
tayın ünü daha da yaygınlaşmıştır. Deli Yusuf, daha on
yaşlarında olan oğlu Ali ile yaylalarda aygırdan olma tayı
büyütmeye başlar.

Bütün bilgilerini ve bütün hünerlerini bu tayın yetişmesinde uygulayan
Deli Yusuf kör olduğu için kendisini karanlığın tutsağı
diye adlandırır. Bu yüzden de oğlu Ali'ye ise, gözleri
gördüğü için "Hürsün oğul!" diye seslenir. Bu
yüzden oğlunun adını Hür-Şen Ali diye değiştirir. Bu ad
değişimi yöre halkı tarafından da benimsenir: Lakabı ise çoktan
körün oğlu manasına Köroğlu şeklinde yerleşmeye başlar...

Söylenceler böyle veriyor ama, yöre halkı çok eski bir destan
kahramanı olan KÜROĞLU'nun adını bu çocuğa verenlerin umudu
boşa çıkmayacaktır. Günler gelip günler geçtikten sonra, Hür
Şen Ali onbeş yaşına tay ise beş yaşına girmişti ki, Deli
Yusuf bir gece yeniden bir rüya görür. Gördüğü bu rüyada Köroğlu
dediğimiz yiğidin doğuşu kendisine malum olur. Kısaca görülen
rüya şöyledir:
Yaylaların güneyinde bir yerlerde akan bir ırmağın kıyısında oturan
Deli Yusuf, bir pîri yanında görür ve yanına gelen Pîr
ile konuşmaya başlar. Pîr, Deli Yusuf'a seslenir:
"Bu ırmağın adı Aras Irmağı'dır. Bu ırmak kutsal ırmaktır.
Bu ırmaktan gelen üç sihirli köpüğü içersen senin gözlerin açılır
ve o zalim Palu Beyi'nden intikamını alırsın. Çok sevdiğin Kır-Atı
da görürsün." der ve ortadan kaybolur.

Deli Yusuf uyanınca karısına ve oğluna bu rüyayı anlatır. Karısı
da gönül rızalığıyla kalkıp gitmesini söyler. Bunun üzerine Deli
Yusuf yanına Hür-Şen Ali'sini de alarak at sırtında
Aras Irmağı'nın yolunu tutar. Günlerce yol aldıktan sonra, rüyasında
gördüğü yere gelir. Bu yer zaten pir tarafından kendisine söylenmiştir.
Oturup beklemeye başlarlar. Sabah namazı yaklaşınca Deli Yusuf
olduğu yerde iki rekat namaz kılar.

Tam ezan vakti olduğu an üç sihirli köpük gelmeye başlar. Hür-Şen
Ali babasına söylemeden üç köpüğü de içer. Bu sihirli köpüklerden
biri yiğitlik, ikincisi ise ozanlık, üçüncü köpük
ise ölümsüzlük bağışlar.

Bu arada Deli Yusuf oğlu Hür-Şen Ali'ye seslenir:
"Vakit geçiyor oğul, uyuyup kalmayasın. Köpükleri gözden kaçırmayasın."
Hür-Şen Ali babasına yavaş bir sesle yanıt verir: "Köpükler
geldi ve gelen köpükleri ben içtim. Çünkü sen bu yaşınla at koşturamazsın.
Babaya yapılan böylesi zulmün hesabını oğul sorar. Dolayısıyla
senin öçünü ben alacağım."

Çaresiz kalan Deli Yusuf olayı sakin bir tavırla kabullenir.
Sonra oğluna seslenir: "Kısmet seninmiş oğul. Benim değilmiş.
Yazı böyle yazıldıysa Koca Yusuf neylesin."

Daha sonra baba-oğul gerisin geri yollara düşerler. Yaylaya tezden
dönerler.

Çenli (sisli) ormanların puslu ovasına yorgun argın yetişirler.
Yol boyunca Deli Yusuf ne yapacağını ve nasıl bir yol izleyeceğini
düşünür. Önce üç sihirli köpüğü içen Hür-Şen Ali yetişmeli.
Ok atmada, kılıç çalmada, kalkan tutmada, at binmede ustalaşmalı.
Bu çocuğu yetiştiren biri olmalı. Derken, yol buyunca düşünceleri
arasında oğluna hocalık yapacak şahsı da bulur. Bu zat, Deli
Yusuf'un eski silah arkadaşı Koca Bey'den başkası değildir.
Bir bahaneyle çocuğu Koca Bey'e gönderir.

Koca Bey bu çocuğu tam üç yıl boyunca akla gelecek her
alanda eğitir. Sonra Deli Yusuf'a salar. Bu üç yıl boyunca
Deli Yusuf tüm planları kurmuş, nerde oturup nerde kalkacaklarını
ve nerelerden giderek kimi, nerede vuracağını dört dörtlük hesaplamıştır.
İlk önceleri Yiğit Konağı denilen yeri terk ederler. Yüksek
tepelerin en yüksek tepesine çekilirler. İşte bu bölge bugün bile,
Köroğlu Bölgesi olarak tüm haritalarda kayıtlıdır.
(*)
Nuh'un oğlu olan Yasef, Türkçe'deki söylenişiyle Yusuf Bey'in
dört oğlundan biri olan Kürhan'ın- diğer bir yaygın bilinişiyle
Gürhan'ın- destanı tüm bu destanların en eskisidir. Küroğlu,
Güroğlu, Köroğlu ya da Göroğlu, diye çeşitli
anlatımların içinde bilinir. Bu destan hakkındaki bilgileri bir
ileri tarihe bırakarak Köroğlu'na dönelim
Orhan
Bahçıvan
Essen
Diğer
yazıları için tıklayınız
|
|


Yazarlar

Merih
Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı
 
Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin
Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol
Yurderi
Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?

Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin

miniDEV'i
Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın
|