



Ana
Sayfa
Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı
Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle İletişim Dünyası
Farklı Renkler, Farklı Kültürler
Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü
Diğer
Minidev'de yazmak ister misiniz?
Reklamlarınız İçin
İletişim
YAZARLAR |

Güncelleme:
31. 05. 2007

Bilgi Hırsızlığının Bir Başka Çeşitlemesi ve Yanılgılar Batağı



Çağın olanakları gelişip yaygınlaştıkça bir yandan bilginin gelişmesi
ve insanlara "eşit" dağılmasını kolaylaştırmakta, öte yandan içinden
çıkılması giderek zorlaşan bir karışıklığa neden olmaktadır.

Bilginin paylaşılması, yaygınlaşması ve yalnızca "uzman" olmayanların
da katılımlarıyla bazen ilginç ve bir biçimde yüze çıkmayan birçok
ayrıntının gündeme gelmesi mümkün olabilmektedir. Belki tek tek
fazlaca göze batmayan bu ayrıntılar, birleştiğinde önemli verilere
dönüşebilmektedir.

Bunun gerçekleşmesi ise ancak bilginin yayılması ve edinilmesinin
kolaylaşmasıyla doğru orantılıdır. Bilgiden uzak kalan bir insanın
birçok ayrıntıyı fark edebilmesi, bilince çıkarması ya da düşünebilmesi
için kendi olanaklarıyla sınırlı gelişmeleri yaşaması gerekmektedir.
Oysa, belki bir biçimde başkaları tarafından zaten bilgi düzeyine
yükseltilmiş bu verilerin üzerinde yenilerini geliştirmek, her
süreci yeniden yaşamamak anlamına gelir. Bu da ilerlemeyi hızlandırır,
kolaylaştırır. Atomun antik çağda yalnızca düşünceyle kavranması,
hissedilmesi olmasaydı, bugün bir kanıtlanabilir bir bilgiye dönüşme
süreci çok daha uzun olurdu kuşkusuz.

Bilginin yayılmasının insanlığın genel ilerlemesinde yaralarını
sıralamak bu yazının konusu değil. Onun için önemi ve değerini
yeniden vurgulamakla yetinelim.

Değinilmesi gerek öteki ve önemli konulardan biri de yayılan bu
bilginin denetlenemez duruma gelmesidir. Birçok insan herhangi
bir değerlendirme yapma bilincine sahip olmadığından, deyim yerindeyse
içine düştüğü bilgi deryasında boğulmak bir yana bu deryayı içinden
çıkılmaz bir batağa dönüştürmektedir. Kimsenin kimseye mantıklı
birşey söyleme ve anlamlı bir tartışma yapma olanağı bulamaması,
bu batakta buna gücünün de yetmemesi nedeniyle işler karıştıkça
karışmaktadır.

Örneğin her dalda kendini uzman ilan eden ve hiçbir altyapıya
sahip olmayan bilgi artıklarıyla "donanmış" birileri topladıklarını
aktararak karışıklığı artırmaktadırlar. Bu bilgileri değerlendirme
şansına ve donanımına sahip olmayan çoğunluğun bilgilenmeleri
de yanlış üzerine kurulmakta ve suya atılan bir taşın yarattığı
dalga gibi genişledikçe genişlemektedir.

Tarihte defalarca örneği görüldüğü gibi, insanlar bir süre sonra
da, uydurulanı bir gerçeklik olarak algılamaya fazlasıyla yatkındır.
Birçok kavmin kendi yaptığı putlara tapınması boyutuna varır bu
sorunların bugünkü biçimine yazının sonraki bölümlerinde yeniden
değineceğiz.

Herhangi bir mekanizmanın bu gerçekliği denetleme ve en azından
belirli standartlara uygunluğunu saptama konumu olmadığından bu
konuda bağımsız kurumlara (ne yazık ki günümüzde böylesi kurumlara
çok ihtiyaç var) ve bireylere çok daha fazla iş düşmektedir. Devletlerin
belirli mal varlıklarını kontrol etmek ve vergi sisteminin düzgün
işleyebilmesi için dönem dönem gündeme getirdiği "nereden buldun"
yasasına atfen, Alev Alatlı'nın ironik olarak sözünü ettiği "nereden
biliyorsun" yasası da olmadığından birçok şey yalnızca daha karmaşık
hale gelebilmektedir.(1)

Şimdi konumuzun temelini oluşturan bilginin yayılmasında matbaanın
bulunması denli önemli bir sıçrama sayılabilecek sanal ortama
ve buna ilişkin karışıklığa gelelim.

Herhangi bir dalda kendini uzman kabul eden birilerinin sayısı
çoğaldı. Bu dalların tümünü sıralamak, ayrıntılı ele almak bizi
aşan bir iş. Ancak konuyu kendi alanımıza daraltırsak iş biraz
kolaylaşır.

Folklor kapsamına giren birçok dalda her gün yeni bir web sitesi
açılmakta, her biri bir öteki ya da önceki sitede yer alan verileri
herhangi bir süzgeçten geçirmeden (çoğu da bunu yapacak bilinçten
yoksun olduğundan, süzgeçten geçiremeden) olduğu gibi aktarmaktadır.
Bu aktarmalar yanlışların, eksiklerin, çoğu da taraflı yapılanların
yanlış olarak ve izlenmesi olanaksız bir boyutta yayılmasına neden
olmaktadır. Bu siteleri hazırlayanlar ya yalnızca iyi niyetinden,
ya bir biçimde gelir sağlamak, ya da can sıkıntısı veya herhangi
başka bir nedenden dolayı işin uzmanı olmaktan öte, yığabildikleri,
doldurabildikleri oranda bu ortamların iyi ve kaliteli olacağını
düşünmekteler. Hele bir de ziyaretçi sayılarını etkileyecek çeşitli
(ve çoğu da aldatıcı) yöntemleri uygulayabildiklerinde birer merkeze
dönüşebilmektedirler.

Yayıldıkça toparlanması olanaksızlaşan garip durum oluşmakta.
Başlangıçta bireye açık ve serbest tartışma ve gelişme olanağı
sunan bu sanal ortam aynı gelişme hızıyla içinden çıkılmaz karışıklığı
da yaratmaktadır.

Bunun önüne geçmenin tam bir çözümü olmaz kuşkusuz. Ancak yine
de bir biçimde belli temel kriterlere uymayan bu ortamların bireylerin
dikkatlerine bağlı olarak öneme alınmaması yerinde olur. Nasıl
ki, herhangi bir nedenden dolayı bir ürünü almayarak onu üretenleri
kaliteyi artırmaya zorlamak olanaklıdır, bunu da aynı mantıkla
gerçekleştirmek bireylerin özen göstermesi sonucu mümkün olabilir.

Örneğin, nedeni bir yana Köroğlu asıl yaşadığı ve bugüne ulaştığı
mekandan koparılarak başka mekanlara taşınmıştır.2 Kuzeydoğu Anadolu
ve Güney Kafkasya'da her mekanda ve tartışmasız her aşığın repertuarında
bir Köroğlu anlatısı ve birçok Köroğlu türküsü bulunur. Zaten
arşivlere geçenler de temel olarak Kuzeydoğu Anadolu ağırlıklıdır.
Oysa Bolu'ya maledilen bir Köroğlu ile birlikte özellikle arşivlere
bile geçmiş bir Köroğlu türküsü olan "Kiziroğlu" alınıp Bolu türküsü
olarak aktarılabilmektedir. Bunu bilen (şimdilik) çoğunluk kuşkusuz
bunun Aşık Dursun Cevlani kaynaklı bir Kars türküsü olduğunu bilmektedir.
Ancak yanlışı yinelemek doğruyu yinelemekten her zaman daha hızlı
gelişmektedir. Bundan dolayı bu türkü bir süre sonra ciddi iddialarla
Bolu'ya kaydedilmiş olacaktır. Bu kaydedilmeyi insanların kanıksamaları
düzeyinde almaktayız. Çünkü arşivlere ulaşamayan ya da öyle bir
kaygısı olmayan çoğunluk bu yanlışı daha kolay benimseyecektir.

Bir araştırmacı içinde "Ali" geçen her şiiri Alevi şiiri, bunu
yazan her şairi de Alevi şairi olarak alabilmektedir. Buna bağlı
olarak temelde Nakşibendi tarikatından olan bir Ruhsati
birdenbire Alevi şairi olabilmektedir.

Aynı geleneğin içinde yer alan ama Alevi olan Sivaslı Noksani'den
başka bir Noksani bilmeyen çoğunluk herhangi bir yerde
Noksani adını duyduğunda herşeyi bu Noksani'ye mal
edebilmektedir. Alevi felsefesiyle hiçbir ilişkisi olmayan Hodlu
Noksani, tüm bir yaşam öyküsüyle birlikte Alevi şairine
dönüşebilmektedir. Oysa şiirler incelendiğinde ya da Hod'un Artvin'e
bağlı bir köy olduğu bilinirse bunun olanaksızlığını kavramak
için, deha olmak gerekmediği de anlaşılabilir.

Ferman Baba'nın Kerbela üzerine yazdığı, Kazım Birlik'in
bestelediği bir ağıtta geçen en önemli kavram olan "Gözlerimle
su getirdim yurduna" deyimi bir başka "sanatçı" tarafından
alınarak pervazsızca kullanılabilmektedir. Yine aynı kavram/dize
bir televizyon kanalında Kerbela olayını anlatan filmin tanıtımı
için haftalar boyu yinelenmesine karşın kaynağa ilişkin en küçük
bir gönderme yapılmamaktadır.

Böylesi örnekler gerçekten sayısızca artırılabilir.

Bu ciddi bir tehlikedir ve bir süre sonra önüne geçilmez hatalara
yol açacaktır.

Sanal ortamdaki ve sanal ortamdan doğan bir başka şey ise daha
da olumsuz boyutlardadır. Değişik sitelerde aktarılan (doğru ya
da yanlış) türkü sözleri alınarak ve "internet derlemeleri" gibi
folklora yeni bir dal kazandıran birileri bu verilerden kitap
"yazmakta" ve gerçekten bunları pazarlayabilmektedir.

Başka birileri bu ortamda yağmaladığı bilgileri hiçbir ahlaki
değere saygı göstermeksizin kullanabilmektedir. Örneğin birileri
(bunların adları ileride açıklanacak) başka birinin yıllarını
vererek hazırladığı ve belgelediği çalışmalarını aynen alarak
kendi adına aktarabilmektedir. İçine eklediği bir iki cümle ile
de kendisinin bu insanlara (sözgelimi falan aşığa, filan şaire)
ne denli saygı gösterdiğini ve bunun da bu saygının bir göstergesi
olarak hazırlandığını yazabilmektedir. Buna pişkinlik mi demeli
başka bir şey mi anlamak zor. Buna çok tipik ve güncel bir örnek
olası açısından aşağıdaki yazışmayı eklemek uygun olacaktır: Hazırladığı
verilerin (bilgi, fotoğraf vs.) tümüyle alınarak aynı kişi adına
oluşturulan sitedeki mail adresine yazılan şu:
"Merhaba,
XY ya da başka biri için birşeyler yapmak güzel. Ancak bütün bu
işler birinin emeğine dürüstçe saygı göstererek olur. Umarım yeterince
açıklayıcı olmuştur."

İsim www.XY.com

Gelen cevap şöyle:
(Yazıdaki hatalar aynen alınmıştır.) "Kimsiniz necisiniz bilmizorum
lakin beyhude bir mesaj attiginiz belli oluyor. Saglicakla kalin"

Oysa maili yazanın açık adı ve mail adresi görünmekte.

Yine başka bir aşığa ilişkin, yalnızca bir aşığa ilişkin yapılan
bir taramada. Yüzlerce özel ve tüzel sitede, gazete, kurum vs.
sitesinde ilgili yerden izinsiz ve hiçbir kaynak belirtilmeden
alınan yazı, fotoğraf bulunmakta. Milliyet, Hürriyet ve Zaman
gazeteleri hem kendilerine özgü anlatımlar, hem de başka fotoğraflar
kullanmış. Tek kaynak belirtenler ise NTV, CNBC. İşte hepsi bu
kadar. Ötekilerdeki verilerin ise nereden aktarıldığına ilişkin
en küçük bir ipucu bile yok.

Oysa bu yazılar çokça, kişiye özel bir tavırla ifade edilmiş,
fotoğrafların asılları mahkemeye sunulmaya hazır kanıt olarak
beklemekte.

Burada değinilmek istenen herhangi bir açık gözleyip çıkar sağlamak
değil kesinlikle. Yalnızca kaynak göstermek kadar basit bir dürüstlüğü
beklemek aslında.

Bu yazı belirli açıklamalarla sürecek.
____________

(1) Bütün bu örnekler bilgiden korkmak, "toplumun yararı
için" bilgiyi sınırlamak, denetlemek gibi algılanmamalıdır. Her
ne olursa olsun özgürlüğü kısıtlayıcı bir mantığa varan hiçbir
"özür" özür olarak kabul edilemez. Çünkü bu, toplumu korumak için
darbe yapmaktan, "halkın cahilliği" gerekçesiyle halka rağmen
onun için iyi şeyler yapmaya dek çeşitli biçimlerde örneklendirilebilir.
Onun için bu yazıda öne çıkarılan olumsuzluklar, başka olumsuzlukları
haklı çıkarmaya ilişkin gerekçe olarak algılanmamalıdır.
(2) Burada değinilmek istenen bazı efsanelerin, anlatıların
vs. halk içinde çeşitli nedenlerle yayılıp başka alanlara da maledilmesine
dönüşen süreç değildir. Yani bir sürü Yunus Emre mezarının bulunması,
birçok Karac'oğlan'ın, Pir Sultan'ın yaşadığının kabul edilmesi
halkın bu duyguları benimseyip kendine yakıştırmasıyla açıklanabilir.

|
| |
|


Yazarlar

Merih
Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı
 
Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin
Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol
Yurderi
Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?

Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin

miniDEV'i
Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın
|