Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR



Ozanca
Düşünceler

Orhan Bahçıvan

orhanbahcivan@yahoo.de
Güncelleme: 18. 01. 2007



Kurtla Tilkinin Masalı




Devri zamanın birinde bir tilki var imiş. Bu tilki, çok akıllı olduğu için, önüne gelen her hayvanı kandırır sonra da onunla günlerce dalga geçermiş. Gel zaman git zaman bu tilkinin karşısına bir kurt çıkmış. O gün tilkinin de karnı çok aç olduğu için, kurdun yakaladığı tavuklardan birini istemiş. Kurt ise kendi yemeğini kimselerle paylaşmayı sevmediğini söylemiş. Sonra da, tilkiye alaylı alaylı bakarak yanından kovmuş. Kurt: "Aklın varsa git kendi ekmeğini kendin kazan, kurdun, kuşun rızkına göz dikme" demiş.

Bu söze çok içerleyen tilki, yavaş yavaş ordan uzaklaşmış, gözü tavuk etinde ve kurdun lokmasında kalmış. Tilki: " Ben de bu aklı taşıyan tilki isem, senden bunun acısını çıkartırım" demiş.

Kurdun yanından uzaklaşan tilki, az gitmiş uz gitmiş dere tepe dümdüz gitmiş. Yol üstünde bir nohut bulmuş. Bulduğu nohuta uzun uzun bakmış. Ne yapıp, yapıp bu nohutla karnını doyurması gerektiğine karar vermiş.

Bulduğu nohutu yerden almış. Karşı köyde gitmiş. Önününe ilk çıkan evin kapısını çalmış. Kapıyı bir gelin açmış. Kapıyı açan gelin tilkiye ne istediğini sormuş. Tilki geline uzun uzun baktıktan sonra elindeki nohutu uzatmış. "Ey gelin, benim yolum çok uzak. Bu nohut bana haylıca yük oldu, taşımaktan yoruldum. Artık bu nohutu taşıyamaz oldum. Sana emanet bıraksam, yolumu gidip geldikten sonra, senden emanetimi alsam olur mu?" demiş.

Gelin bir tilkiye bakmış, bir de nohuta pek bir şey anlamamış ama çaresiz "olur" demiş. Tilki nohutu geline verip ordan uzaklaşmış. Gelin nohutu alıp mutfak tereğinin bir köşesine koymuş. Evin yaramaz çocuğu orayı burayı karıştırırken nohutu bulmuş ve bulduğu gibi de yemiş.

Bir zaman sonra tilki geri gelip, kapıyı çalmış. Gelin kapıyı açınca tilkiyi karşısında görmüş. Hoş beşten sonra tilki verdiği nohutu istemiş. Gelin ezilmiş büzülmüş. Tilkiye nohutu çocuğun bilmeden yediğini söylemiş. Tilki nohutum da nohutum demiş de başka bir şey dememiş. Gelin çaresiz, tilkiye nohutu tarladan alıp vereceğini söylemiş.

Tilkiyle gelin nohut tarlasına kadar yürümüşler. Gelin tilkinin gönlü olsun diye bir nohut yerine, bir avuç nohut vermiş. Gelin gerisin geri evine dönmüş. Bir nohutu bir avuç nohut olarak alan tilki de, bir başka evin kapısını çalmış.

Bu evde bir nine yaşarmış. Nine kapıyı açınca karşısında tilkiyi görmüş. Nine tilkiye ne istediğini sormuş. Tilki ise, geline oynadığı oyunu nineye de oynamış. Nohutları nineye emanet bırakıp gitmiş. Nine ise, bir avuç nohutu masanın üstüne koyup, işine dönmüş. Ninenin üç tane tavuğu varmış. Bunlardan biri gelip masanın üstündeki nohutları bir güzelce yemiş.

Günler gelmiş, günler geçmiş, daha sonra tilki dönmüş dolaşmış ninenin kapısını çalmış. Emanet verdiği nohutları geri istemiş. Nine çaresiz "nohutu tavuklarım yedi" demiş. İstersen sana başka şey vereyim demiş.

Tilki nineye: "Ben nohutu yiyen tavuğu istiyorum" demiş. Nine çar-naçar, ezile büzüle tutup tavuğu tilkiye vermiş.

Tilki tavuğu alıp kırlara doğru gitmiş. Tam tavuğu yiyeceği bir sırada bakmış ki, hemen yanında bir çoban ona bakıyormuş. Aklına bir parlak fikir gelmiş. Gelinle nineye oynadığı olunu çobana da oynamaya karar vermiş. Varmış çobanın yanına oturmuş. Demiş ki, "Çoban kardaş, ben uzun bir yol gidiyorum, yol boyu bu tavuğu taşımak bana ağır geliyor. Sana emanet bıraksam, yolumu gidip geldikten sonra, tavuğumu geri senden alsam olur mu?" demiş...

Çoban "olur" demiş. Tilki tavuğu çobana bırakıp ordan uzaklaşmış. Bir zaman oraya uğramamış. Çoban "aman" demiş tilki gelecek tavuğunu geri alacak, olur şey değil. Çoban böyle düşünmüş, sonra kalkıp tavuğu bir güzel kesmiş, pişirmiş yemiş.

Bir zaman sonra tilki gelmiş çobanın karşısına dikilmiş. Tilki: "Çoban kardeş gittiğim yolu dönüp geldim, benim emanet bıraktığım tavuğu ver." demiş.

Çoban çaresiz: "Tavuk yok, kayboldu" demiş.

Tilki tutturmuş: "Tavuğum da tavuğum" demiş başka bir şey dememiş.

Çoban tilkiye: "Gel seninle helallaşak" demiş.

Tilki ise, "Bir koyun verirsen helallaşırım seninle" demiş.

Tilki böyle dayatınca çoban da tilkiye bir koyun vermeyi kabullenmiş, sürüden bir koyunu ayırarak tilkiye vermiş. Tilki koyunu önüne katıp yürmüş.

Yol boyunca kendi kendine söylenmeye başlamış. "Bir nohut buldum, geline verdim, gelinden bir avuç nohut aldım. Bir avuç nohutu nineye verdim, ninedin bir tavuk aldım, tavuğu çobana verdim, çobandan bir koyun aldım".

Bu sözleri diye diye yol boyu yürümüş. Gide gide bir köye rast gelmiş. Köyde bir evin kapısını çalmış. Çaldığı evin kapısını, bir hamile kadın açmış. Tilki hamile kadını görünce, aklına yine oynadığı oyun gelmiş. Hamile kadına koyunu emanet etmiş, "ben yoluma gideyim geleyim de koyunumu alayım" demiş. Daha sonra ordan ayrılıp gitmiş.

Kurnaz tilki gide dursun, biz haberi hamile kadından verelim. Hamile kadını canı et çekermiş. Hiç vakit kaybetmeden koyunu kesip kazana doldurmuş. Sonra bir güzel oturup kestiği ve pişirdiği konunun etini yemiş. Gel zaman git zaman tilki çıka gelmiş. Kapıyı çalmış, koyununu istemiş. Hamile kadın ise, olanı biteni olduğu gibi anlatmış. Evinde hiçbir canlı olmadığını da söylemiş. Sadece boynundaki, gerdanlığı göstermiş. Tilkiyle bu sefer hamile kadın pazarlık etmiş. Hamile kadın: "Ben sana bu altın gerdanlığı vereyim git şehirde altın gerdanlığı bozdur en az on koyun alırsın, beşi sana beşi bana. Getir bölüşelim". Tilki "olur" demiş ve altın gerdanlığı almış.

Tilki altın gerdanlığı kuyruğuna bağlamış. Onunla dolaşırken, daha önce kendisi açken rastladığı kurdu aramış, sonunda aradığı kurdu bulmuş. Kurt tilkinin kuyruğundaki altını görünce sormuş. "Tilki kardeş bu altınları nerden buldun".

Tilki ise çok kurnazca bir yanıt vermiş. Falan köyün filan suyun feşmekan kenarına giderim, orada suyun içine kuyruğumu salar, sabaha dek beklerim. Akan suyun içinde gelen altınlar kuyruğuma takılır, çeker çıkartırım. Götürür şehirde bozdururum ve canım ne isterse onu alır yerim".

Kurt bakmış ki tüm yaşam bedava, sal kuyruğu al altını ver sarrafa git kasaba al canın istediği kadar et, doyur karnını yan gel yat...

Kurt bunları düşünürken tilkiye sormuş: "Senin dediğin yer neresi?"

Tilki kurnaz kurnaz kurdun gözlerine bakmış bakmış ve "sen beni iyi dinlemedin" demiş.

Kurt: "Dinledim, dinledim de sen bir daha tarif eylesen ne olur" diye tilkiye sormuş.

Tilki de bir iyice yolu tarif eylemiş.

Kurt bir hevesle kalkıp o suyun başına gitmiş. Kuyruğunu suya salıp beklemiş. Gece soğuk olduğu için su donmaya başlamış.
Ve kurdun kuyruğu buzlu suya sıkışıp kalmış.

Kurt sabah olunca, altın çıkaracağım diye bir hızla kuyruğunu çekmiş. Çekiş o çekiş, zavallı kurdun kuyruğu kopmuş.

Kuyruğu kopan kurt acısından dağları yırtmış, taşları ayırmış.
Ne haksızı bırakmış ne de haklıyı kayırmış. Kim çıktıysa önüne acısını ordan çıkarmış.

En son bir ayıya rastlamış. Ayı "Kurt kardeş sana bu oyunu kim oynadıysa gidip, kuyruğunun acısını ondan alsana" demiş.

Bu uyarıyı kendisine görev sayan kurt kurnaz tilkiyi aramaya başlamış. Günler sonra, aradığı kurnaz tilkiyi bulmuş. Kurt karşısında duran tilkiye: "Bu kuyruğun acısını senden alacağım" demiş.

Tilki kurdu kuyruksuz görünce, gülmeye başlamış. O kadar gülmüş, o kadar gülmüş, bu gülüşe kurt bile şaşırmış. En son kurt dönüp tilkiye sormuş: "Neden böyle gülüyorsun" demiş.

Tilki: "Ben yaşasam da ölsem de önemli değil. Önemli olan bundan sonra senin adın. Senin adın artık hayvanlar aleminde kuyruksuz kurt olarak anılıyor. Bu sana yeter" demiş.

Bu sözler karşısında kurt, bütün hışmını tilkiden çıkartmış. Yani tilkiyi orda boğarak öldürmüş.

Öldürmüş öldürmesine ama, ömrü boyunca da, tilkiyi öldüren kuyruksuz kurt olarak, hayvanlar aleminde anılmış gitmiş.

Bizim masalımız da burada bitmiş.

Onlar erdi muradına biz çıkalım kerevete...









Orhan Bahçıvan
Essen

Diğer yazıları için tıklayınız




 

 


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 




Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla