



Ana
Sayfa
Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı
Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle İletişim Dünyası
Farklı Renkler, Farklı Kültürler
Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü
Diğer
Minidev'de yazmak ister misiniz?
Reklamlarınız İçin
İletişim
YAZARLAR |

Güncelleme:
28. 11. 2006

Bir
Masal:
Üç Baba İmdi



Bir varmış bir yokmuş
Evvel zaman içinde,
Kalbur saman içinde
Cinler cirit atarmış
Yıkık hamam içinde

Develer tellal iken
Pireler berber iken
Ben babamın beşigini
Tıngır mıngır sallar iken

Bundan üç ya da dört yüz yıl evvel çukur çukur denen ovaların
birinde, yaşıyan adıyla şanıyla bir adam varmış. Bu adamın adına
Çolak Ömer derlermiş. Çolak dediysek gerçekten çolakmış. Çolak
olduğu kadar da güçlü kuvvetli ve de paralı pullu imiş.

Gel zaman git zaman. Bu çokur çukur ovalarda acı rüzgarlar esmiş,
Çolak Ömer acı acı esen ruzgarlara dayanamayınca, yaylalara çıkmak
için göç etmiş. Göç dediysek, öylesine bir göç değil. Uzun uzun
yollar gitmiş. Yani az gitmiş uz gitmiş, dere tepe dümdüz gitmiş.
Altı ay bir güz gitmiş. Göle denen yayların eteğine ulaşmış. Bu
yaylaları çok beğenmiş. Havasına suyuna hayran kalmış. Acı acı
rüzgarların estiği çukur çukur ovalara bir daha geri dönmemek
üzere bu yaylaları yurt tutup, vatan eylemiş.

Çukur çukur denen ovaların içinde kalanlar ise, Çolak Ömer için
ağıtlar yakmış, türküler söylemiş.

Nen eyle nen eyle
Çolak nen eyle
Yayladan ovaya
dön selam eyle

Çolak Ömer bu söylenen türkülere aldırmadan yaylaların serinliğinde
yaşamını sürdürmek için, büyük büyük yerler alıp, kendisine bir
köy kurmuş. Derler ki, bu köy halen varlığını sürdürürmüş. Sonra,
Çolak Ömer'in soyu sopu, bu köyde ve bu yaylalarda yaşar imiş.
Çolak Ömer yurt tutup, yuva kurmuş. Evlenip çoluk çocuğu kavuşmuş.
Çoluk çocuk dediysek, İki oğlan çocuğundan söz edilir olmuş. Büyük
oğlanın adı İbrahim, küçüğün adı ise Musa imiş.

Eeee dünya ölümlü dünyadır. Gelimli gidimli dünyadır. Kimseye
baki kalmaz. Hemi de öyle olmuş. Bu dünya Çolak Ömer'e de kalmamış.
Çolak Ömer'e kalmayan dünya, iki oğluna kalmış.

Babaları ölünce iki kardeş, çarçabuk, ölüyü gömmüşler sanra da
arazilerin bölümüne başlamışlar. Koca koca yaylaları parmak işaretiyle
bir güzel ikiye bölmüşler.

Büyük oğlan kendi hakkına düşen yerleri senetli sepetli hale getirmiş.
Yani günümüzün deyimiyle üzerine tapulamış. Küçük oğlan ise, buna
gerek görmemiş.

Ondan olsa diyorlar, Çolak Ömer'den kalma soy iki guruba ayrılmış.
Adları ise, tapulular ile tapusuzlar olarak anılmaya başlamış.
Bu masal da tam burada ikiye ayrılıyor. Tapusuzlar bu masalın
dışına çıkıyor. Tapulular ise masalın can damarını oluşturuyor.

Masalı anlatmaya devam edelim.

Çolak Ömer'in oğlu İbrahim uzun yıllar bu yaylalarda ömür sürüp,
gün geçirmiş. Eeee ölümlü dünya, gelimli gidimli dünya. Derken
gün gelip vakt erişince Çolakoğlu İbrahim de bu dünyadan göçüvermiş.
Çolakoğlu İbrahim bu dünyadan göçünce babasına nisbet olsun diye
iki değil dört oğlan bırakmış. Tapulu ve sulu sulu yaylalar bu
dört oğlanın adına padişah fermanıyla devri miras yazılmış.

Bini İbrahim Oğulları: İsa, Es'at, Mustafa, Ataş olarak babadan
kalma arazilerin sahibi olmuşlar. Ataların dediği gibi, çok bilen
çok danışır az bilen az danışır. Bu dört oğlan da çok bilip çok
danışmışlar. Birbirleriyle durmadan yarışmışlar. Birinci oğlanın
hiç oğlu olmamış. Bir kızı olmuş da bir daha başka bir çocuğu
olmamış. Diğer üç oğulun ise, üçer beşer oğulları olmuş.

Bir kızı olan oğul, kızını bir başka yaylaya köçürünce, sulu sulu
yaylalar, diğer üç oğulun evlatları tarafından parmak hesabıyla
yeniden dörde değil üçe bölünmüş.

Masalın burasında bir gerçeği söyleyelim. Ne bu masalı anlatan,
ne de bu masalın mirasçısı kızdan haber vermiyor. Hak alıp almadığını
bilmiyor. Bildikleri şey çok sonra yaşanacak. Biz bu sözleri burada
bırakarak dönelim üç babaya.

Üç baba imdi
Arabadan indi
Faytona bindi
Bir kızı yendi, servetini aldı.

Diyenler böyle diyorlar. Dünya kalımlı dünya değil, ölümlü dünya.
Gelimli gidimli dünya. Bu dünyaya gelen baki kalmamış. Giden ise
geri gelmemiş. İşte bu kızdan başka...

Sulu sulu arazilerin üstünde yaşıyan bu üç baba, bu sulu sulu
yaylaları üç babaya bölerek, çocuklarına miras bırakmışlar. Daha
sonra teker teker göçüp göçüp gitmişler. Aradan yıllar geçmiş.
Ne yılları kardeşim asırlar geçmiş. Zaman gelip yarım asır ötesine
dayanmış. Yani günümüzden yarım asır önce olsa gerekir. Tapusuzlarla
tapulular arasında mahkemeler başlamış. Mahkeme dediysem de kadılık
falan gibi. Bir yıl kadı huzurunda tapulular mahkemeyi kazanırmış,
ertesi yıl tapusuzlar.

Derken efendim. Elde elek kalbur selek. Yiyen melek yemiyen kelek.
Tapulular, tapuların kurtarmak için, tapusuzlar da tapuluları
yenmek uğruna elde elek kalbur selek kalmışlar. Kırılan baş, yarılan
kaş, derken efendim ölenler hep Allah'ın emri diye toprak adına
toprağa gömülmüşler.

"Kim bu tapular için olmaz ki feda, yiğitlik, ar" deyip, namus
deyip, dava uğruna harcamışlar. Kalanlar şalvarı şaltak uçkuru
kaypak olup, diyarı gurbete göçmüşler. Göçmek Çolak mirasıdır,
göçelim demişler.

Tapu, Bini İbrahim mirası olunca üç baba imdi, arabadan indi,
tirene bindi. Biz haberi nerden verek sizlere üç baba imdi üçüncü
kuşak. Masalı anlatan sekizinci kuşak. Olmaz olmaz demeyin. Olmuş,
olmuş...

Üç baba imdinin tapulurı dava ile birlikte yedinci kuşaktan sekizinci
kuşağa miras kalmış. Miras baba mirası, zaten bölünme de baba
üstüne bölünüyor. Paylaşıma gelince, altta kalanın canı çıksın.
Üstekinin rızkı artsın. Derken efendim, yumurtanın kabuğunu çit
diye kırmaz mı civciv.

Cik cik cileme
Bu bir tekerleme
Tekerleme tekerlenir
Tekerlenen şekerlenir.

Kimi şeker bulamaz. Kimi limonlu ganfet ile çay içer. Kimi çarık
giyemezken, kunduralı dedelerin canı sağ olsun. Canı sağ olsun
sözü bugünden çok öncelere aittir. Yani o dedeler, çoktan göçüp
gittiler. Al gülüm ver gülüm. Nesli değiştiriyor ölüm.

Değişmeyen, sulu sulu yaylalar ile Bini İbrahim tapuları. Delinin
biri bir taş atmış kuyuya, bin akıllı elli yıldır bin urgan sallasalar
da taşa ulaşamamışlar. Gel gelelim dünyanın bu mehengine. Daddıra
terazi kim olmuş bu işten razı.

Biz haberi size üç baba imdinin dördüncü kardeşinden söz edelim.
Bu kardeşin oğlu olmadığı için babalar üçe inmişti. Çolak torunları,
tapulu olduklarına inanarak üç baba imdi oynunu oynarlarken cığıza
cur bahane üçüncü kuşaktan İsa kızı çıkıp gelmiş, "Verin ulan
üç babaların torunlarının torunları, verin benim babamın hakkını"
demiş. Demekle kalmamış doğru soluğu kadının önünde almış. Kadı
bu kadını dinlemiş dinlemiş, sonrada fetvayı vermiş. "Ya kadun
sen haklısun" demiş, "Ulan zındıklar verin bu kanayaklının babasının
hakkını!"

Eeeee söz kadı sözü olunca kimse ağzını açamamış. Neyin ne olduğunu
anlatamamış. Kadının fermanıyla, bu kadın tüm hakkını bir tamam
almış. Üç babanın torunlarının torunları yemini billah etmişler.
Biz bu haksızlığı etmedik. Ezelden bele gelir bele gitsin isterdik
amma, kanayaklı hakkını isteyince, herkes korkmuş. Korkanların
bazıları altına kaçırmış. Bazıları yurttan yuvadan firar etmiş.

Olmaz demeyin, olmuş olmuş. Az yiyen ses edememiş. Çok yiyen ise,
çok çok yediği için, dava uzadıkça uzamış. Bu işten kimseler bir
şey anlamamış. Anlayan ise tapusunu erkenden almış.

Almayan ise oturup masal yazmış. Baba mirası yarım asırlık bir
mahkemenin neresindeyim diye düşünmeye başlamış. Satsan satılmıyor.
Alsan alınmıyor. Sahip çıksan çıkılmıyor. Yıkılası bu dünyada
sekizinci kuşak da göçmek üzere, dava asrını tamamlıyor.

Biter sanmayın, vallahi bitmez.

Mezarından kalkan hakkını alıyor da, yaşıyan hak alamıyor. Batsın
bu dünya.

Masal burda bitiyor. Dava bitmiyor. Bu masalı anlatan çocuklarına
bu davayı miras bırakmak üzere vasiyetini bu masalın içende saklı
tutuyor.

Gökten üç elma düştü, siz sanıyorsunuz ki, gökten düşen üç elmanın
da, her masalda olduğu gibi, biri anlatanın, biri dinleyenin biri
de masal kahramanının. Olur mu be kardeşim üç baba imdi, arabadan
indi, faytona bindi, üç elmayı onlar yedi. Bir kız geldi. Hani
bana, hani bana deyip kadıya gitti. Şimdi bir de elma davası çıkmaz
mı karşımıza?

Çıkın işin içinden çıkabilirseniz.

Selam ve saygılarım sunulsun, davacı kim, davalı kimdi. Sekizinci
kuşak gelimli gidimli dünyadan teker teker çekiliyor. Dokuzuncu
kuşak, size sesleniyorum. Bu mirasa hazır olun.






Diğer yazıları için tıklayınız
Orhan
Bahçıvan
Essen
|
|


Yazarlar

Merih
Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı
 
Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin
Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol
Yurderi
Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?

Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin

miniDEV'i
Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın
|