Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR



Ozanca
Düşünceler

Orhan Bahçıvan

orhanbahcivan@yahoo.de
Güncelleme: 14. 11. 2005


Şahmaran Söylencesi


Bu yazıda, Anadolu toprakları üstünde anlatılan, Şahmaran söylencesine kaynaklık ettiğine inandığımız bazı mitolojik anlatılardan kısa bilgiler verdikten sonra, elimde olan dört Şahmaran söylencesini aktaracağım. Bunların adlarını verelim:
1) Şahmaran ile Lokman Hekim
2) Hasip ile Şahmaran
3) Melikiya ile Şahmaran
4) Camasb ve Şahmaran Hikâyesi.

Anadolu masal tarihinde en eski ve en güzel masal olarak anlatılan Şahmaran masalı bir başka açıdan söylenceler grubuna girer. İster söylenceler grubuna girsin ister masallar grubuna, Şahmaran çok eski bir anlatıdır. Yani 1001 Gece Masalları'ndan da eski bir söylencedir. Zaten 1001 Gece Masalları da bir derleme olduğuna göre, halk arasında var olan bu söylencenin o zamanki anlatımıdır diyebiliriz.

Bazı Batılı araştırmacıların söylediğine göre, Şahmaran "1001 Gece Masalları" içinde yer alan bir masaldır. Bazılarına göre İran kaynaklı bir masaldır. Bazılarına göre ise Mısır kaynaklıdır. Anadolu toprakları üstünde yüzlerce çeşitlemesi bulunan, Şahmaran anlatısının geçtiği mevki olarak Tarsus şehri gösterilir. Sözlü anlatımlarda söylenceler, masallar, türküler dilden dile dağıldığı için, gittiği yöreye göre şekillendiğini biliyoruz artık. Benim elimdeki bilgilere göre Tarsus diğer adıyla Arsus, ama bizim dinlediğimiz Şahmeran masalındaki adıyla "MARSUS" şehri Şahmaran masalının bitiş noktasıdır.

Masal ya da söylence tümüyle buraya ait değildir. Bu masal içinde geçen Mısır kervanı, Bağdat şehri, Yüksek Dağ (Kaf dağı) var olan ya da unutulan tüm yöreler masalın bir bütünüdür. Masal parçalara değil bütüne aittir. Bütün ise, Anadolu topraklarıdır.

Yazılı kaynaklar
Yazılı kaynaklarda Şahmaran söylencesi bir masal olarak veriliyor. Bu veriler, Batılı gezginlerin verdiği bilgileri doğrular niteliktedir. Ancak, sözlü yazın içinde, efsaneye dönüşen bu masal anlatısı, ilk olarak, 2. Murat devrinde (15. Yüzyıl) Abdi Musa adlı bir şair, yazdığı "Camasbnâme" adlı mesnevîsinde işlemiştir. Abdi Musa hakkında fazla bir bilgi olmadığını yazılı kaynaklar söylüyor. Ancak, sözü edilen eserin yani "Camasbnâme'nin" 1429 yılında yazım işleminin tamamlandığını söylüyorlar.

Abdi Musa yazdığı mesnevîye, Şahmaran masalındaki kahramanın adını vermiştir. Sözü edilen eserin içinde, üç ayrı hikayenin yer aldığını biliyoruz. Bu üç ayrı hikayenin adları sırasıyla verilmiştir. Sözü edilen hikaye yani Şahmaran hikayesi birinci anlatım oarak aşağıya alındı.
1- Camasb ve Şahmaran Hikâyesi
2- Bulukiya Hikâyesi
3- Cihanşah Hikâyesi.

Bana göre bir yanıyla yazılı edebiyat dünyasında aktarılan bu anlatım, diğer yanıyla sözlü anlatım, yani söylence türü olarak halk arasında gelişip genişlemiştir. İlk yazılı metinlere göre masıl niteliği taşıyan anlatım, hem yazılı kaynaklarda hem de sözlü kaynaklarda giderek masal niteliğine dönüşmüştür.

Yukarıda da sözünü etiğimiz 1001 Gece Masalları arasında olduğunu söyleyenlerin savını düşünürsek, masal bazı yazarlar tarafından hikayemsi bir anlatım içine sokulmuş olabilir. Bu anlatım sadece yazılı kaynaklarda hikaye olarak kalmıştır. Bir ya da iki kaynakta hikaye niteliğinde bir anlatım görülüyor. Diğer tüm anlatımlar masal ya da söylence türüdür. Bu türlerin en eski yazılı kaynağı ise 1001 Gece Masalları'dır.

Şahmaran Söylencesi'nin kaynağı hakkında değişik görüşler ileri sürülmüştür. Bazı araştırmacılar ise, israrla bu anlatımın ya da söylencenin kaynağının "1001 Gece Masalları" olduğunu, hatta bunun "1001 Gece Masalları'ndan" biri olan 'Hasib Kerimeddin ve Şahmaran Hikâyesi'nin ta kendisi olduğunu söylüyorlar.

Bazı yerlerde ise destan olarak bilinen bu Şahmaran anlatımı, Anadolu toprakları üstünde yaşayan insanlar arasında, dilden dile yayılmıştır. Hemen hemen tüm Anadolu insanı bu söylenceyi, kıyısından köşesinden bilir ve tanır. Dahası tüm yöreler bu söylenceyi kendisine mal eder.

Yılanların Şahı, ya da Yılanların Padişahı, Yılanların Kralı anlamına gelen "Şahmaran" adı günümüz anlatımı içinde, bu adla tanınıyor. "Şahmaran" sözcüğü Farsça bir sözcüktür. "Maran ya da Mar" yılan anlamındadır. Maran ya da incelterek söylenilen Meran sözcükleri Anadolu topraklarında birçok yöre ve yer adıdır. Bu adları saymayı konumuzun dışında bırakarak, Şah sözcüğüne geçelim:

"Şah" sözcüğü ise, zamanımızda İran'da, halen kral anlamında kullanılmaktadır. Ayrıca Azerbaycan, Afkanistan, Türkmenistan, Özbekistan gibi ülkelerde de Şah sözcüğü kullanılır. Yılanlar kralı, yılanlar şahı olarak tanınan, bu yaratığın mitolojik kökenini araştıracak olursak, Anadolu genelinde gelmiş geçmiş birçok medeniyetin mitolojik söylencelerin içinde bulmak mümkündür.

Hititlere ait olduğunu bildiğimiz bir mitolojik söylencede anlatılmakta olan İlluyanka Efsanesi'nde yılana benzeyen bir yaratık olan İlluyanka ile, Fırtına Tanrısı arasındaki savaşı anlatılmaktadır. Bu mitolojik savaş anlatımında İlluyanka, Fırtına Tanrısı'nı yenmiş ve bu tanrının kalbi ile gözlerini ele geçirmiştir. Fırtına tanrısı kalbini ve gözlerini geri alabilmek için, yoksul insanları aracı olarak kullanmıştır. Sonuçta İlluyanka'nın ölümüne neden olan şey, yine, insanların ihaneti olmuştur.

İnsanoğlu çiğ süt emmiş, güvenilmez sözü, adı geçen mitolojide de işlenmiştir. Özellikle, ihanet edenler de yoksullardır. Bu Hitit mitolojisinde bile Aristokrat kesimi sanki ayrı tutulmuştur. Şahmaran söylencesinde de bu ana fikir işlenmiştir.

Bir başka Şahmaran söylencesinin adı ise, "Medusa"dır. Medusa Şahmaran gibi, yarı insan yarı kadın olarak tanımlanır. Söylence bütünüyle ülkeye sahip olan Gorgonlar'ın üç çirkin kızından biridir. Medusa yeryüzünde yenilmeyen tek varlıktır. Söylencede en çok gözlerinin büyüklüğünden söz edilir. Medusa'nın gözlerinden şimşek ışıklarına benzeyen ateşler çıktığını, kafasında ise, saç yerine zehirli yılanların bulunduğunu, bu yılanların başlarını kaldırarak, korkunç sesler çıkardıklarını söylencede buluyoruz.

Söylencenin sonunda, Perseus tarafından başı kesilen Medusa'nın, kesik başından yere akan kanından, kanatlı bir atın doğduğu ve yıldırım gibi gürleyerek göklere doğru uçtuğu anlatılmaktadır. Bu atın, sonradan Bellerophon'un bindiği Pegasus denilen atın olduğunu anlatılar veriyor.

Söylencenin bundan sonraki anlatısı ise şöyle: Perseus, Medusa'nın kesik başını atının heybesine koyar. Kesik baş sürekli kanamaktadır. Perseus hızla atını sürmektedir. Heybe içine sızan kan damlaları yere düştüğü an korkunç zehirli yılanlara dönüşür. Yeryüzü o günden sonra zehirli yılanlarla dolmuştur.

Bir başka mitolojik anlatım ise, isimler bakımından Sümer Mezopotamya söylencelerine benziyor.

Anlatı kısaca şöyle: Kilikya denilen bölgede, bir mağara içinde yaşadığına inanılan, yarısı kadın, yarısı yılan şeklinde olan efsanevî bir yaratık vardır. Adı Ekhidna'dır. Ekhidna'nın lyphon ile olan evliliğinden Kerberos, Lerne "su yılanı", Khimaira, Nemea Arslanı ve Sphyngkli doğmuştur. Şahmaran Efsanesi'nin doğuşuna sanırım bu söylenceninde katkıları olmuştur.

Şahmaran Efsanesi'nin sonundaki Şahmaran'ın öldürülme olayı, tüm söylencede ortak sondur. Bu ortak sonun, yani, Şahmaran'ın öldürülüşünün ana amacı insanın sağlık ve şifa bulmasıdır. Hatta bazı anlatımlarda Lokman Hekim'in Şahmaran ile karşılaşması uzun uzun anlatılmakta, şifa veren otların neler olduğu Lokman Hekim'e Şahmaran tarafından söylenmektedir.

Bir başka anlatım de denizlerin içinde yaşayan, yarı insan yarı balık "Deniz Kızı Estelya" söylencesidir. Bu söylence de çok eski bir mitolojik kalıntıdır. Bizim dilimizde "Deniz kızı Eftelya" bilinirken, en eski mitolojilerde ise, denizler tanrısı balıkların Şahı anlamına gelen isimler almıştır. Bu söylenceler de gürümüze kadar gelmiştir.

Mitolojiye göre, çok eski zamanlarda bir deniz altı ülkesi varmış. Bu ülkenin sahipleri yarı balık yarı insan olan bir bedene sahipmişler. Bu dezi altı ülkesinde, çok mutlu bir yaşam sürürmüşler. Deniz altı ülkesini yöneten padişah, karısı ve üç kızıyla mutlu bir yaşam içindeymiş. Bu deniz altı ülkesinde yaşayanlar, belli bir zaman sonra yer yüzüne çıkıp, gün ışığını görme ve güneş altında yaşama gibi, bir mutluğa erişmelerinden söz edilir.

Padişahın en küçük kızı yeryüzü ve güneş altındaki yaşantıları dinlemekle yetinmemiş, yeryüzünde yaşayan ve tesadüfen deniz altı ülkesine yolu düşen bir delikanlıya aşık olur ve onunla vakti gelmeden yeryüzüne çıkmayı planlar. Bu aşk yüzünden Deniz kızı Eftelya'nın başına türlü türlü olaylar gelir. İşte bu söylencede, dünyalar güzeli bu Deniz Kızı Estelya'nın yaşamını anlatır.

Günümüzde ise, Şahmaran Hikâyesi ya da Şahmaran Söylencesi (efsanesi) Anadolu halk geleneğinde, Anadolu halk söylencesi (efsanesi) olarak yaşamaktadır.

Daha 19. Yüzyılda, Tarsus'a uğrayan Alman seyyahı Fürst Püekler Muakau duyduğu bir Şahmaran Efsanesi'ni seyahatnamesine almıştır. Anadolu toprakları üstünde gelmiş geçmiş bunca uygarlığın ortak malı sayılan bu tür söylenceler (efsaneler) belli bir grubun malı niteliğine dönüştürülemez.

Yukarıda sözünü ettiğimiz, bazı tahminlerin bile bana göre, var olan söylencelere sahiplenmekten başka bir açıklaması yoktur. Şahmaran adı her döneme göre değişmiş ve son anlatım biçimi olarak kaynaklara yansımıştır. Bana göre Anadolu toprakları üstünde gelmiş geçmiş yüzlerce uygarlığın malı olan, bu söylenceler bize geçmişin bir mirasıdır.

Bize düşen görev ise, bu tarih mirasını tahrip etmeden ve tahrip olasına izin vermeden geleceğe aktarmak. Bu günümüz aydınlarının da tarihi sorumluluğudur diyebilirim.

Bazı araştırmacılar Şahmaran söylencesinin sadece Tarsus çevresinde anlatıldığını yazıyor. Bu masal Anadolu'nun tüm yerleşim bölgelerinde bilinen bir söylencedir. Belki sonuç itibarıyla Tarsus söylencenin bitiş noktası olduğu içindir ki, Tarsus şehri bu söylenceyi unutmamıştır.

Belki de, Şahmaran'ın ölümünden haberi olmayan yılanlar ölümden haberdar olduğu zaman, Tarsus'un başına nelerin geleceğini bildikleri için korku onları unutturmamaya zorlamıştır.

Söylencenin, Tarsus halkı tarafından genellikle son bölümü anlatılır. Yani detaylar daha çok sonla ilgili olarak verilir. Bu anlatılar da gösteriyor ki, Tarsus şehri eninde ve sonunda yılanlar tarafından yok edilecek. Tabii, söylenceye göre.

Şahmaran söylencesi günümüz anlatımıyla, oldukça fazla değişime uğramıştır. Değiştiren halk, anlatan halk olduğuna göre buna itirazımız yok. Bu bir zenginlik olarak algılanmalı, bir anlatım diğer bir anlatımı yok etmemeli. Bazı yöreler bu yöre böyle istiyor olabilir. Araştırmacılar bunu yazdıkları gibi, diğer anlatımları da unutmamalıdır.

Aynı anlatım Bayburt yöresinde bulunan Yılanlı Köy'de de anlatılıyor. Her yıl yılanların gelip, insanların derdine deva olduğunu söylüyorlar. Bu yılanlar işte o Şahmaran yılanlarıdır diye bana da babaannem anlatırdı. Yine babaannemin dediğine göre, şimdilik insanlarla dost olan yılanlar, Şahmaran'ın öldüğünü bilmiyorlar. Şahmaran geleneği olarak sürdürdükleri derde deva olma işine devam ediyorlar. İşte bu yılanlar Şahmaran'ın ölümünü duydukları an, Marsus şehrini basacaklar ve yerle bir edecekler.






Orhan Bahçıvan
Essen

Diğer yazıları için tıklayınız

 

Önceki



 

 


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 




Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla