



Ana
Sayfa
Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı
Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle İletişim Dünyası
Farklı Renkler, Farklı Kültürler
Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü
Diğer
Minidev'de yazmak ister misiniz?
Reklamlarınız İçin
İletişim
YAZARLAR |

Güncelleme:
15. 08. 2005

Yaz
sonu için bir masal:
Üzümcü
Baba


Bir
varmış bir yokmuş.
Dağlar kar altındayken, akan sular donmuş.
Baba oğluna bir bağ bağışlamış.
Oğul babaya bir salkım üzüm vermemiş.
Her masalda oğul küser, yola düşermiş, ya da Keloğlan küser anasına,
alır başını şehirlere gidermiş. Bu masal tam tersine, tersine
dediysek, anlatım itibarıyla tersineymiş. Bu masalda baba küsmüş
yola düşmüş.
Az gitmiş uz gitmiş dere tepe dümdüz gitmiş.
Gitmiş gitmiş altı ay bir güz gitmiş.
Bir yere varmış ki, Kaf dağı desek değilmiş.
Pürü piğan hiç değilmiş.
Bir yere varmış ki dostlar, in cin top oynuyormuş.

Yaşlı baba sağa bakmış, bir tek canlı görememiş. Sola bakmış bir
tek canlı görememiş. İçecek bir damla su istemiş ama nerde, bir
damla su bile bulamamış. Yiyecek bir lokma ekmek aramış ama nerde,
bir lokma ekmek bulamamış. Ulu orta dönmüş dönmüş dolanmış. Bir
kaya dibinde sinmiş, oturmuş. Çünkü o yerlerin üstüne ışık verip
aydınlatan güneş batmaya gidiyormuş.

Küskün baba, az durmuş, uz durmuş, esen rüzgar üzerinde buz durmuş.
Üşümüş yaşlı baba, üşümüş. Tir tir titremiş. Sığdıramamış bedenini
kayaların dibine, yaş çukurlar içine.

Gece acımasız karanlığıyla, bütün hışmıyla gelirmiş, bu yaşlı
babanın üstüne, gelirmiş.
Az oturmuş, uz oturmuş.
Bazen kıvrılmış, bazen düz oturmuş.
Yaşlı beden dayanamaz olmuş soğukların baskısına.
Gelmiş, gelmiş iki değirmen taşı asılmış yaşlı gözlerin kapaklarına.
Çırpınmış yaşlı beden uyumamak için çırpınmış, durmuş.

Korkusu kurttan, kuştan. Yılandan, çıyandan, akreptenmiş.
Bir yandan korku basmış, bir yandan karanlık basmış.
Ortalıkta in cin top oynuyormuş. Ateş yakmaya odun gerekliymiş,
ama odun da bulamıyormuş. Bu yaşlı baba karanlıklar içinde uykuya
yenik düşmüş. Uyumuş bir daha uyanamamış.

Uyanamamış çünkü, kurtlar gelip parçalamış yemişler.
Orta yerde yaşlı babanın etsiz kemikleri, toprakta ve kayalarda
kan izleri kalmış.

Biz haberi size nerden verek, biz haberi size yaşlı babanın evinden
verek. Ev halkı yaşlı ninenin sesiyle uyanmış:
"Babanız bu gece gelmedi" diye bağırmış.

Ev halkı, sonra köy halkı bu yaşlı babayı aramaya koyulmuşlar.
Tüm köylü üç gün üç gece aramışlar. Sonra kuzgunların yırtıcı
kuşların dönüp dönüp kaldığı yere doğru yürümüşler. Ha yürümez
olsalarmış.

Köy halkı gitmiş, bu yaşlı küskün babanın etsiz kemiklerini toplayıp
bir çuvala doldurmuşlar. Çuvalı omuzlayıp köye dönmüşler. Normal
bir cenaze gibi, kefenlemişler köy mezarlığına gömmüşler.

Tarihte hiçbir sır gizli kalmamıştır.
Gizli sırlar en çok kırk gün gizli kalırmış.
Bu işin gizi de kırk gün sonra ortaya çıkmış.
Tüm köy halkı olayın bir salkım üzümden kaynaklandığını öğrenmiş.

Bağ sahibi olan oğlunu köyden kovmuşlar. Babasının verdiği bağı
bahçeyi de elinden almışlar. Bu bağın tüm üzümlerini götürüp bu
babanın mezar taşının üstüne yığmışlar. Bu yetmezmiş gibi, yaşlı
babanın adını mezar taşından silip üstüne, "ÜZÜM BABA"
yazmışlar.

Her yıl bu babanın mezara konulduğu gün üzüm kesme zamanıymış.
Kendi bağlarından üzüm keserler ama tüm köy halkı kestikleri ilk
salkım üzümü bu babanın mezarına götürürlermiş.

Gel zaman git zaman, bu bir gelenek olmuş ve yöreye yayılmış.
Derler ki:
Gün bugündür o yörede kim üzüm kesmek için üzüm bağına girerse,
bu babanın bir salkım üzümünü vermeden bağın üzümünü kesmezmiş.

Bu yaşanılan olay zamanla bir derbeder havasıyla türkü olmuş diller
düşmüş. Türküyü kimin yaktığı belli değilmiş. Bugüne kadar kimin
söylediği de bilinmezmiş:

Oğul
Oğul
Oğul oğul giderim yolum yeniş
Oğul oğul bu yolda olmaz dönüş
Oğul oğul bağı döktüm mezara
Oğul oğul yar dönüp de yememiş

Oğul oğul bul yari burda yari
Oğul oğul koydun çukurda yari
Oğul oğul ne muhannet oğuldun
Oğul oğul yedirdin kurda yari

Oğul oğul bu dağlar ala dağlar
Oğul oğul başıma bela dağlar
Oğul oğul yari aldı vermiyor
Oğul oğul hay miras kala dağlar

Oğul oğul bul beni burda beni
Oğul oğul koydun çukurda beni
Oğul oğul ne muhannet oğuldun
Oğul oğul yedirdin kurda beni


Orhan
Bahçıvan
Essen
Diğer
yazıları için tıklayınız
|
|


Yazarlar

Merih
Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı
 
Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin
Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol
Yurderi
Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?

Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin

miniDEV'i
Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın
|