Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR



Ozanca
Düşünceler

Orhan Bahçıvan

orhanbahcivan@yahoo.de
Güncelleme: 25. 07. 2005


Yaz tatili için bir masal:
Bücür Oğlan ile Gürgen Dalı


Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, cinler cirit atarmış yıkık hamam içinde. Derken zaman o zaman, devran o devran dedikleri gün imiş. Bir şehrin kenar mahallesinde bir küçük ev, evin içine bir karı ile bir koca yaşarmış. Bu iki insanın evliliği yıllar yıllar içinde gelip geçmiş. Ama ne hikmetse çocukları olmuyormuş. Gitmedikleri hoca, hekim, yaptırmadıkları ilaç, muska kalmamış. Sonuç yok.

Nihayet bu çocuk işinden umut kesmişler ve kendi dünyalarında, kendi işlerine dalmışlar. Adam, her gün, omzunda çantasıyla hocaya giden çocukları görünce, "Benim de bir oğlum olsa omzuna çanta alsa ve her çocuk gibi koşa koşa hocaya gitse" diye söylenirmiş. "Ah bir oğlum olsa da şuracıkta bana bir tas su verse, omzunda çantasıyla hocaya gitse" dermiş. Sonra da bir türkü tuttururmuş:

Ah bir oğlum olsa gitse hocaya
Okusa elif be gelse heceye
Muştucular çıksa bizim bacaya
Neyleyim boş duran kolu neyleyim
Nenni nenni demez dili neyleyim

Koşup elekçiden bir elek alsam
Sallana sallana höllük elesem
Kutnuya kumaşa beze belesem
Neyleyim boş duran kolu neyleyim
Nenni nenni demez dili neyleyim

Elesem ha kurban höllük elesem
Ağ bebemi kundaklara belesem
Koyun olsam kuzum diye melesem
Neyleyim boş duran kolu neyleyim
Nenni nenni demez dili neyleyim

Mor ineğim gelmiş sağılmak ister
Kadir mevlam bana bir evlat göster
Evlatsız göçersem kınaman dostlar
Neyleyim boş duran kolu neyleyim
Nenni nenni demez dili neyleyim

Kadın da bir diğer köşede kocasının sesine ses katarak aynı türküyü birlikte söylermiş. Bu türkünün bu iki insanın sesiyle yörede duyulduğunu, kulaktan kulağa yayıldığını herkes bilirmiş. Aynı zamanda bu türkü Bücür Oğlan türküsü olarak da bilinirmiş.

Derken yıllar böyle gelmiş böyle geçmiş. Bir gün adam tarlaya ekin ekmeye gitmiş. Karısıysa çoğu zaman olduğu gibi evde kalmış. Tarlada herk eden adam bir zaman sonra yorulmuş. Güneş de hayli bastırmış. Adam öküzlerini açıp, su başına sürmüş serinlesinler diye. Kendisi de uzanıp gölgelikte biraz dinlenmek amacıyla uyumaya başlamış. Derin bir uykuya dalan adam, rüyasında Hızır'ı görmüş. Yeşil bir cüppe içinde görünen Hızır, adama:
"Senin derdinin dermanı bu kasedeki suyun içinde, sen bu suyu içince, istediğin çocuğa kavuşacaksın," demiş. Hızır elindeki kaseyi adama uzatmış. Adam kaseyi alıp bir dikişte bitirmiş. Bu arada Hızır da oradan ayrılmış. Adam rüyasından uyanınca, hemen öküzlerini alıp erkenden karısının yanına eve gitmiş.
Karısı:
"Hayrola adam bugün neden böyle erkenden geldin" demiş.

Adam olanı biteni karısına bir bir anlatmış. Sonra da o gece karı koca yatmışlar. Derken, aradan dokuz ay, dokuz gün, dokuz saat, dokuz dakika geçince bu iki insanın bir oğlan çocukları olmuş. Olmaz olmaz demeyin, olmuş işte… Oğlan çocuğunun adını Hızır koymuşlar. Hızır ile evin içine bir neşe bir mutluluk gelmiş ki sormayın gitsin. Adam işine daha bir hevesle sarılmış. Kadın her gün türkü söyleyerek bütün işlerini yaparmış.

Gün gelmiş günler geçmiş, oğlan büyümüş. Büyümüş diyorum ama, yaş olarak büyümüş boy olarak hiç büyümemiş. O şehrin insanları ve o mahallenin insanları bu çocuğun adını Bücür koymuşlar. Bücür aşağı Bücür yukarı. Bu zavallı oğlan kendi adının Hızır olduğunu bile unutmuş. Bücür adıyla bir olmuş gitmiş.

Bu çocuğun on parmağında on marifet varmış. Elini attığı işi anında çözermiş. Şehrin en büyük pehlivanlarını dize getirirmiş. At gibi atla koşarmış, kuş gibi kuşlarla uçarmış. Bu hünerlerini gören mahalle halkı bu çocuğunu yanına gelip ona bu ülkenin padişahını şikayet etmişler. Ahali hep bir ağızdan:
"Kurtarsan kurtarsan bizi bu zalim padişahın elinden sen kurtarırsın" demişler.

Bücür Oğlan:
"Benim o padişahın yanına gitmem için bir geçerli bahanem olmalı yoksa ne diye gideceğim söyleyin" deyince, ahalinin en yaşlısı söze başlamış:
"Bu zalim padişah, yıllar önce senin babanı evinin içinde bizim gözümüzün önünde döve döve yirmi altınını almıştı. Git babanın altınlarını ger alıp babana getir."

Bücür Oğlan:
"Bakın emmiler şimdi oldu. Ben at gibi koşar, kuş gibi uçar gidip o zalim padişahı bulur babamın yirmi altınını alıp getiririm."

Bu sözden sonra, hazırlık gören ve yola koyulan Bücür Oğlan, önce at gibi koşmuş, sonra da kuş gibi uçmuş. Az gitmiş uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş. Bir dağ yamacında bir gürgen ağacının üstüne konmuş. Şöyle bir soluklanayım derken ağacın altında oturan bir adam görmüş. Ağaçtan aşağı inip yine kendi kılığına geçerek adamla konuşmaya başlamış. Gidip o zalim padişahtan babasının altınlarını alacağını söylemiş. Adam ise:
"Bu işi gerçekten yapmak istiyorsan şu gürgen dalanı al eline," demiş. "Bu dal sihirlidir. Sen ne komut verirsen o onu yapar. Ama komutu şöyle vereceksin: 'Vur gürgenim vur!' Durdurmak istiyorsan 'Dur gürgenim dur', dersin. İşte böyle komutlar vereceksin," deyip adam oradan kaybolmuş.

Bücür Oğlan eline gürgen dalını alıp yeniden yola koyulmuş. Bücür Oğlan kuş olunca, elindeki gürgen dalı da gagasında taşıyabileceği küçücük bir çöp oluyormuş. Bücür Oğlan, at gibi koşmuş, kuş gibi uçmuş ve döne döne gidip o zalim padişahın sarayının penceresine konmuş. Pencere kenarında oturan padişahın kızı bu kuşu görünce önce şaşırmış. Sonra da eline alıp sevmek istemiş. Uzanıp kuşu tutmuş. Tuttuğu kuşu sevmeye başlamış. Elinin arasındaki kuş birden bire konuşmuş. Kız önceleri pek bir şey anlamamış. Sonra dinlemeye başlamış.

Kuş:
"Bırak beni zalimin kızı, bırak beni," demiş. Bu sözleri duyan kız çok şaşırmış. Sonra Kuş'a seslenmiş:
"Kuş kuş, benim babam bu ülkenin padişahıdır. Bundan senin haberin var mı?"
Kuş:
"Var," demiş.
Kız:
"Babam senin bu sözlerini duyarsa seni öldürür biliyor musun?" Kuş:
"Biliyorum. Zaten bir zalimden daha ne beklenir ki?"

Böyle dedikten sonra kızın elinden fırlayıp uçarak sarayın içinde kayıplara karışmış. Kız, babasının bu kuşu öldürmesinden korktuğu için kimselere bir şeycik söylememiş. O akşam öylece uyumuş ve bu kuşun nereden ve niye geldiğini düşünüp durmuş. Aslında kız da babasının bir zalim olduğunu ve birgün birilerini gelip ondan hesap soracağını biliyormuş. Ama, gelen bir kuş olunca, işler karışmış. Kız, küçücük bir kuşun bu hesabı sormasının olanaksız olduğunu düşünmüş durmuş.

Biz haberi nereden verelim sizlere? Kuş olup uçarak saraya giren Bücür Oğlan'dan verelim. Bücür Oğlan elindeki gürgen dalıyla açılmayan tüm kapıları açmayı başarmış. "Bu kapıyı aç gürgenim aç" dediği zaman gürgen dalı o kapıyı açıyormuş. "Bu kapıyı kapat gürgenim kapat" dediği zaman gürgen dalı o kapıyı kapatıyormuş.

Derken efendim, Bücür Oğlan gelip padişahın saraydaki toplantı odasına girmiş. Sarayın ileri gelenleri bu Bücür Oğlan'ı görünce, şaşkına dönmüşler. Padişah, askerlere bağırmış:
"Tutun şu kendini bilmezi, atın zindana".
Bücür Oğlan hemen gürgen dalına emir vermiş.
"Beni yakalamak isteyen şu askerlere vur gürgenim vur."
Gürgen dalı orda bulunan tüm askerleri vura vura yere sermiş. Askerler perperişan olmuşlar. Padişah anlamış ki pabuç pahalı. Çevresine bakınarak seslenmiş:
"Ola Bücür ne istiyorsan iste, al ve git bizi rahat bırak".
Bücür Oğlan:
"Ey zalim padişah sen yıllar önce benim babamı döve döve altınlarını almışsın, ben de seni döve döve onları geri alacağım."

Padişah bakmış ki işin içinde çıkmak zor. Dayak yiyen askerlere seslenmiş:
"Getirin bunun babasından aldığım altınları, geri verin!"

Askerler gidip altınları getirmişler ve Bücür Oğlan'ın önüne koymuşlar. Bücür Oğlan:
"Bunlar benim babamın altınları değil. Ben babamın altınlarının tıpkısının aynısını istiyorum".
Padişah:
"Evet ama, o altınlar hazinenin içinde, tüm hazinenin altınlarının arasında nasıl buluruz?" demiş.
Bücür:
"Ben bulurum beni orya götürün," demiş.

Padişah: "Olmaz" demiş ama aklına da bir hainlik gelmiş. Askerlere, gizlice şöyle emir vermiş.
"Bunu hazineye götürüyorum diye, dipsiz kuyunun yanından götürün ve bir hamle ile onu o kuyuya atın da bir daha çıkmasın".



Masalın devamı için tıklayınız

Orhan Bahçıvan
Essen

 

Diğer yazıları için tıklayınız

Önceki



 

 


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 




Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla