Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR



Ozanca
Düşünceler

Orhan Bahçıvan

orhanbahcivan@yahoo.de
Güncelleme: 14. 09. 2007


Satın Bu köyü de Kurtulalım:
Asırlık Bir Mahkemenin Masalı




Giriş: Masal gibi bir mahkeme yeniden başladı. Bu mahkemenin ben neresindeyim diye düşünüyorum. Bu masalın içine girmeye çağrıldım. Sadece ve sadece vekalet ve para vermek koşuluyla. Binlerce soru var kafamın içinde. Bu sorular tamamen hukuksal çıkmazların getirisidir. Soruları ikinci yazımda soracağım. Onun için bu yazının birinci yazı olarak gündeme gelmesini istedim. Ben bu sorularımın yanıtını bulana kadar yazacağım. Hukuk alanında kim görevliyse onların tümüne gideceğim. Mahkeme devam ederken ben de çözülmeyen soruları çözmeye çabalayacağım. Eğer hukuksal bir hata yoksa, vekalet verip, para ödemeye devam edeceğim.

Eğer ki, süreç içinde hukuksal bir hata varsa sorumlusu olanlar yani, bu mahkemeyi başlatanların tamamına yakını ölmüşler. Kalanlar bu hatayı ödeyecektir, biliyorum.

Bu sözü edilen mahkemenin geçtiği alan GÖLE ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'dir. Yazının ikinci bölümü gelince olaylar biraz daha netleşecektir. Bu mahkemenin başlangıç tarihini tam olarak bilemiyorum. Ancak, verilen bir karar da 21.1. 1958 yazıyor. Sanırım mahkeme bu tarihten çok önceleri başlamıştır. İkinci yazıda, mirasçılar isim ve isim açıklanacaktır. Bana anlatılan ve benim elimdeki kararlara göre varis olarak hak alanlar da anlatılacaktır.

Evet benim babam 1996 yılında öldü. Şimdi babam adına mahkemelerde ben ya da vekaleten biri bulunacak. Ancak kuşkularımı hep yazacağım. Bu böyle biline. Bu köyden ve bu mahkemeden kurtulmak istiyoruz. Lütfen Özelleştirme alanına alınıp bu köy satışa çıkartılsın...

Birinci Bölüm: BİR MASAL
(Üç Baba İmdi) ÜÇ BABA İMDİ!!!
Bir varmış bir yokmuş
Evvel zaman içinde,
Kalbur saman içinde
Cinler cirit atarmış
Yıkık hamam içinde
Develer tellal iken
Pireler berber iken
Ben babamın beşiğini
Tıngır mıngır sallar iken

Bundan üç ya da dört yüz yıl evvel, çukur çukur denen ovaların birinde yaşıyan, adıyla şanıyla bir adam varmış. Bu adamın adına Çolak Ömer derlermiş. Çolak dediysek gerçekten çolakmış. Çolak olduğu kadar da güçlü kuvvetli ve de paralı pullu imiş. Gel zaman git zaman. Bu çukur çukur ovalarda acı rüzgarlar esmiş, Çolak Ömer bu acı esen rüzgarlara dayanamayınca, yaylalara çıkmak için göç etmiş. Göç dediysek, öylesine bir göç değil. Uzun uzun yollar gitmiş. Yani az gitmiş uz gitmiş, dere tepe dümdüz gitmiş. Altı ay bir güz gitmiş. Göle denen yayların eteğine ulaşmış. Bu yaylaları çok beğenmiş. Havasına suyuna hayran kalmış. Acı acı rüzgarların estiği çukur çukur ovalara bir daha geri dönmemek üzere bu yaylaları yurt tutup, vatan eylemiş.

Çukur çukur denen ovaların içinde kalanlar ise, Çolak Ömer için ağıtlar yakmış, türküler söylemiş:
Nen eyle nen eyle
Çolak nen eyle
Yayladan ovaya
dön selam eyle.

Çolak Ömer bu söylenen türkülere aldırmadan yaylaların serinliğinde yaşamını sürdürmek için, büyük büyük yerler alıp, kendisine bir köy kurmuş. Derler ki, bu köy halen varlığını sürdürürmüş. Sonra, Çolak Ömer'in soyu sopu, bu köyde ve bu yaylalarda yaşar imiş. Çolak Ömer yurt tutup, yuva kurmuş. Evlenip çoluk çocuğu kavuşmuş. Çoluk çocuk dediysek, İki oğlan çocuğundan söz edilir olmuş. Büyük oğlanın adı İbrahim, küçüğün adı ise Musa imiş.

Eeee dünya ölümlü dünyadır. Gelimli gidimli dünyadır. Kimseye baki kalmaz. Hemi de öyle olmuş. Bu dünya Çolak Ömer'e de kalmamış. Çolak Ömer'e kalmayan dünya, iki oğluna kalmış. Babaları ölünce iki kardeş, çarçabuk, ölüyü gömmüşler sonra da arazilerin bölümüne başlamışlar. Koca koca yaylaları parmak işaretiyle bir güzel ikiye bölmüşler.

Büyük oğlan kendi hakkına düşen yerleri senetli sepetli hale getirmiş. Yani günümüzün deyimiyle üzerine tapulamış. Küçük oğlan ise, buna gerek görmemiş. Ondan olsa diyorlar, Çolak Ömer'den kalma soy iki guruba ayrılmış. Adları ise, tapulular ile tapusuzlar olarak anılmaya başlamış. Bu masal da tam burada ikiye ayrılıyor. Tapusuzlar bu masalın dışına çıkıyor. Tapulular ise masalın can damarını oluşturuyor.

Masalı anlatmaya devam edelim. Çolak Ömer'in oğlu İbrahim uzun yıllar bu yaylalarda ömür sürüp, gün geçirmiş. Eeee ölümlü dünya, gelimli gidimli dünya. Derken gün gelip vakit erişince Çolakoğlu İbrahim'de bu dünyadan göçüvermiş.

Çolakoğlu İbrahim bu dünyadan göçünce babasına nisbet olsun diye iki değil dört oğlan bırakmış. Tapulu ve sulu sulu yaylalar bu dört oğlanın adına padişah fermanıyla devri miras yazılmış.
Bini İbrahim Oğulları: İsa, Es'at, Mustafa, Ataş olarak babadan kalma arazilerin sahibi olmuşlar. Ataların dediği gibi, çok bilen çok danışır, az bilen az danışır. Bu dört oğlan da çok bilip çok danışmışlar. Birbirleriyle durmadan yarışmışlar. Birinci oğlanın hiç oğlu olmamış. Bir kızı olmuş da bir daha başka bir çocuğu olmamış. Diğer üç oğlun ise, üçer beşer oğullar olmuş.

Bir kızı olan oğul, kızını bir başka yaylaya köçürünce, sulu sulu yaylalar. Diğer üç oğlun evlatları tarafından parmak hesabıyla yeniden dörde değil üçe bölünmüş. Masalın burasında bir gerçeği söyleyelim. Ne bu masalı anlatan, ne de bu masalın mirasçısı kızdan haber vermiyor. Hak alıp almadığını bilmiyor. Bildikleri şey çok sonra yaşanacak. Biz bu sözleri burada bırakarak dönelim
üç babaya.

Üç baba imdi
Arabadan indi
Faytona bindi
Bir kızı yendi, servetini aldı. Diyenler böyle diyorlar. Dünya kalımlı dünya değil, ölümlü dünya. Gelimli gidimli dünya. Bu dünyaya gelen baki kalmamış. Giden ise geri gelmemiş. İşte bu kızdan başka... Sulu sulu arazilerin üstünde yaşayan üç baba, bu sulu sulu yaylaları üç babaya bölerek, çocuklarına miras bırakmışlar. Daha sonra teker teker göçüp göçüp gitmişler. Aradan yıllar geçmiş. Ne yılları kardeşim, asırlar geçmiş. Zaman gelip yarım asır ötesine dayanmış. Yani günümüzden yarım asır önce olsa gerekir. Tapusuzlarla tapulular arasında mahkemeler başlamış.

Mahkeme dediysem de kadılık falan gibi. Bir yıl kadı huzurunda tapulular mahkemeyi kazanırmış, ertesi yıl tapusuzlar. Derken efendim. Elde elek kalbur selek. Yiyen melek yemeyen kelek. Tapulular, tapuların kurtarmak için, tapusuzlar da tapuluları yenmek uğruna elde elek kalbur selek kalmışlar. Kırılan baş, yarılan kaş, derken efendim ölenler hep Allah'ın emri diye toprak adına, toprağa gömülmüşler.

"Kim bu tapular için olmaz ki feda, yiğitlik, ar deyip, namus" deyip, dava uğruna harcamışlar. Kalanlar şalvarı şaltak uçkuru kaypak olup, diyarı gurbete göçmüşler. Göçmek Çolak mirasıdır, göçelim demişler. Tapu, Bini İbrahim mirası olunca üç baba imdi, arabadan indi, trene bindi. Biz haberi nereden versek sizlere üç baba imdi üçüncü kuşak. Masalı anlatan sekizinci kuşak. Olmaz olmaz demeyin. Olmuş, olmuş... Üç baba imdinin tapuları dava ile birlikte yedinci kuşaktan sekizinci kuşağa miras kalmış. Miras baba mirası, zaten bölünme de baba üstüne bölünüyor. Paylaşıma gelince, altta kalanın canı çıksın. Üstekinin rızkı artsın. Derken efendim, yumurtanın kabuğunu çıt diye kırmaz mı civciv?

Cik cik cikleme
Bu bir tekerleme
Tekerleme tekerlenir
Tekerlenen şekerlenir. Kimi şeker bulamaz. Kimi limonlu ganfet ile çay içer. Kimi çarık giyemezken, kunduralı dedelerin canı sağ olsun. Canı sağ olsun sözü bugünden çok öncelere aittir.
Yani o dedeler, çoktan göçüp gittiler. Al gülüm ver gülüm.
Nesli değiştiriyor ölüm. Değişmeyen; sulu sulu yaylalar ile Bini İbrahim tapuları. Delinin biri bir taş atmış kuyuya, bin akıllı elli yıldır bin urgan sallasalar da taşa ulaşamamışlar.
Gel gelelim dünyanın bu mihengine.
Daddıra terazi kim olmuş bu işten razı.

Biz haberi size üç baba imdinin dördüncü kardeşinden söz edelim. Bu kardeşin oğlu olmadığı için babalar üçe inmişti. Çolak torunları, tapulu olduklarına inanarak üç baba imdi oyununu oynarlarken cığıza cur bahane üçüncü kuşaktan İsa kızı çıkıp gelmiş,
"Verin ulan üç babaların torunlarının torunları, verin benim babamın hakkını" demiş. Demekle kalmamış doğru soluğu kadının önünde almış. Kadı bu kadını dinlemiş dinlemiş, sonrada fetvayı vermiş. "Ya kadun sen haklısun" demiş, "Ulan zındıklar verin bu kanayaklının babasının hakkını"

Eeeee söz kadı sözü olunca kimse ağzını açamamış.
Neyin ne olduğunu anlatamamış. Kadının fermanıyla, bu kadın tüm hakkını bir tamam almış. Üç babanın torunlarının torunları yemini billah etmişler. Biz bu haksızlığı etmedik. Ezelden bele gelir bele gitsin isterdik amma, kanayaklı hakkını isteyince, herkes korkmuş. Korkanların bazıları altına kaçırmış. Bazıları yurttan yuvadan firar etmiş.

Olmaz demeyin, olmuş olmuş. Az yiyen ses edememiş.
Çok yiyen ise, çok çok yediği için, dava uzadıkça uzamış.
Bu işten kimseler bir şey anlamamış. Anlayan ise tapusunu erkenden almış. Almayan ise oturup masal yazmış. Baba mirası yarım asırlık bir mahkemenin neresindeyim diye düşünmeye başlamış. Satsan satılmıyor. Alsan alınmıyor. Sahip çıksan çıkılmıyor. Yıkılası bu dünyada sekizinci kuşak da göçmek üzere, dava asrını tamamlıyor. Biter sanmayın, vallahi bitmez.

Mezarından kalkan hakkını alıyor da, yaşayan hak alamıyor.
Batsın bu dünya. Masal burada bitiyor. Dava bitmiyor.

Bu masalı anlatan çocuklarına bu davayı miras bırakmak üzere vasiyetini bu masalın içende saklı tutuyor. Gökten üç elma düştü, siz sanıyorsunuz ki, gökten düşen üç elmanın da, her masalda olduğu gibi, biri anlatanın, biri dinleyenin biri de masal kahramanının.

Olur mu be kardeşim üç baba imdi, arabadan indi, faytona bindi, üç elmayı onlar yedi. Bir kız geldi. Hani bana, hani bana deyip kadıya gitti. Şimdi bir de elma davası çıkmaz mı karşımıza.
Çıkın işin içinden çıkabilirseniz.

Selam ve saygılarım sunulsun, davacı kim, davalı kimdi.

Sekizinci kuşak gelimli gidimli dünyadan teker teker çekiliyor. Dokuzuncu kuşak, size sesleniyorum.
Bu mirasa hazır olun.






©
Orhan Bahçıvan
Essen
Diğer yazıları için tıklayınız


 



 

 


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla