Arşivdeki yazıları listelemek için lütfen tıklayınız!

Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR


CUDİ’Lİ RAKEL’İN MASALI
Rıdvan Akar:


Kuşaklarca kaç göç yaşayan Türkiye’li azınlıkların neredeyse herbirinin sıradışı bir öyküsü var. Ailesinin kendinden başka bütün fertleri bugün Belçika’da yaşayan Rakel Dink’in öyküsü gibi...

“Türkülerimi dinleyenler var”
“Ben bir bülbülüm
Dağın eteğinde evim vardı.
Şimdi yüreğim alevli,
Yüreğim derin yaralı
Artık türkülerimi nerede söyleyeyim?”

Bu Ermenice türkü Rakel’in en çok sevdiği ezgi. Zira onu anlatıyor. Cudi Dağı’nın eteklerinde başlayan, bir ucu Tuzla’da yetimhaneye, diğeri ise Belçika’ya uzanan bir öykünün son mirasçısı, işte bu türküyle kayıplarını, yitik kavmini anıyor. Rakel Dink “son mirasçı”. Bugün onun aşiretinden, ailesinden hiç kimse Türkiye’de yaşamıyor. Cudi Dağı’nın doruklarında başlayan bir serüven, Ermeni Varto Aşireti’nin öyküsü Brüksel’in varoşlarında devam ediyor.

Serüven tam 85 yıl önce başladı. Cizre’nin en büyük aşiretlerinden olan Ermeni Vartolar’ın diğerleri gibi tehcirine karar verildi. Tehcir bilinmezlik, tehcir sıla demekti.

Aşiretin beş ailesi kendilerini Cudi Dağı’na emanet etti. Mala Varto yani Varto’nun Evi diye bilinen aile bunlardan biriydi. Cudi’ye saklandılar ve tam 25 yılhiç kimselere gözükmeden, Birinci Dünya Savaşı’nı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu, Ata’nın ölümünü hiçbir şeyi bilmeden dağlarda yaşadılar. Beş aile kendi aralarında çoğaldılar.

Sonra bir cesaretle ovaya, Cizre’ye indiler. Aşiretin yaşadığı topraklarda şimdi Kürt köyleri vardı. Ve giyimleri, yaşam tarzları ile Ermeni Varto Aşireti onlar gibi yaşamaya, onlar gibi konuşmaya başladı. Ermeni aşiretinin dili artık Kürtçe’ydi. Tek kelime Ermenice bilmiyor, dualarını bile Kürtçe ediyorlardı. Patrikhaneyi hiç duymamışlardı. Hatta Türkiye topraklarında başka Ermeni var mı, onu da bilmiyorlardı. Topraklarına başkaları el koymuştu. Kıl çadırlarda göçer hayatı sürdürdüler.

Kürtçe konuşuyor, ama Kürtler’den farklı olduklarını biliyorlardı. Şehirden hangi papaz gelirse Süryani, Keldani, Nasturi olmasına aldırmadan onunla dua ediyor, bsağ yani düğün törenlerini yapıyorlardı. Çevre köylerden sadece birine yakınlık hissediyorlardı. Hasana Köyü Keldani’ydi. Hatta bir de küçük kiliseleri vardı. O köye gidiyor, dostluk kuruyorlardı. Yarım gün uzaklıktaki bu köyün mezarlığına ölülerini gömüyorlardı. Aşiretin töresi dışarıyla evlenmeyi kesinlikle yasaklamıştı. Biricik istisnaları Hasana Köyü’nün gelinleri oldu.

Aşiretin Reisi Siyament Yağbasan’ın tam 13 çocuğu vardı. Karısı Delal vakitsizce öldüğünde çocuklar mahsun ve bakımsız kalmıştı. Bir gün köye Hrant Güzelyan diye bir papaz geldi. Ermeni Varto Aşireti İstanbul’da duyulmuş, Ermeni cemaati onları tanımak istemişti. Çocuklar gibi sevindiler. İlk kez Ermenice’yi, Ermenice duayı o gün duydular.

Papaz Güzelyan, köklerini bilen ama sulamayı unutan bu kavme bir teklif yaptı. Aşiretin çocuklarını İstanbul’da eğitmeyi, anadillerini öğretmeyi vaadetti. Bir kişinin bile okuma yazma bilmediği aşiret dindardı. Bütün çocukların ismini kutsal kitaplardan ya da Kürt adlarından seçmişlerdi. Kabul ettiler. Aşiretin reisi Siyament Yağbasan bu işe öncülük etti. Kutsal kitapta Yakup Peygamber’in karısından esinlenerek adını “kuzu” yani Rakel koyduğu 9 yaşındaki yavrusunu da İstanbul’a yollamayı kabul etti.

Rakel 25 aşiret çocuğu ile birlikte Tuzla’daki Ermeni Yetimhanesi’ne geldi. Şaşkın ve ürkekti. İlk hatırladığı şehriye çorbası ve kilisenin ihtişamı oldu. Bir de dersler... Öğretmen toprağın türlerini anlattığında o Cudi’nin otlaklarını hayal ediyordu. “Demek yamaçtaki otlağın toprakları humusluydu.”

Aşiret çocukları aralarında Kürtçe konuşuyordu. Kimi zaman öğretmenleri ve diğer arkadaşları onları garipsiyor, “yaban” buluyordu. Disipline isyan ettiklerinde “Yine Kürt inatları tuttu” deniyordu. Rakel okuma-yazmayı, en önemlisi kendi dilinde dua etmeyi öğrendi. Şimdi sıra ortaokuldaydı. Rakel’in babası kayıt yaptırmaya geldiğinde bürokrasiyle tanıştı. Nüfus idaresi “Siz Ermeni değilsiniz” diyordu. Anadili Kürtçe olan, Hıristiyan dinine inanan ve tapularında “Ermeni Varto Aşireti topraklarıdır” diye kayıt düşülen bu kavim Türk olduğunu öğrenmişti.

Babası Rakel’i okula göndermedi. Ermeni “kuzusu” onca bedeli Türk olmak için ödememişti. Rakel de köye dönmek istemiyordu. Zaten aşiretin 25 İstanbul’lu delikanlısı köye burun kıvırmaya başlamıştı. Aşiret İstanbul’a gelmeye karar verdi. Hep birlikte aşiret reisi Siyament Yağbasan’ın çevresinde toplandılar. 500 kişi kadardılar.

Ermeni cemaati onlara kol kanat gerdi. Kimi kilisede zangoç, kimi Ermeni işadamlarının yanında işçi ve hademe oldu. Bağlılıklarını, töreye saygıyı ve aşiret içi hukuku, evlenmeyi hiç değiştirmeden İstanbul’lu olmaya çalıştılar. Rakel ise değişmişti. Artık Ermenice’yi iyi konuşuyor, yatılı cemaat okullarında ablalık yapıyordu. Tuzla’daki yetimhaneden bildiği, tanıdığı bir ahbarik yani abisi vardı. Hrant Dink kendisinden beş yaş küçük bu kızı gördüğü an vurulmuştu. O da Hrant’ı sevmişti sevmesine ama, töreler bu birleşmeye karşıydı.

Aşiret dışarı kız vermezdi. Hrant kararlıydı. Aşiretin gençleri yolunu kesip bıçağın ucunu gösterdi. Ve düğümü Patrik Sinork Kalutsyan çözdü. Aşiretin reisi Siyament’i çağırıp “Ağa kızını ben istiyorum, verir misin” diye sordu. Siyament’in din büyüğü karşısında boynu kıldan inceydi. “Senin olsun” dedi. Patrik bu defa “Ben de kızı oğluma, yani Hrant’a alıyorum” dedi. Siyament itiraz edemedi. Ya başlık? Siyament 40 bin istedi. Patrik beş bine razı etti.

Hrant ve Rakel evlendiler. Üç çocukları oldu. Zor yıllardı. ASALA eylemleri Türkiye’deki Ermeni cemaatinin üzerine kâbus gibi çökmüştü. Ermeni, küfür yerine kullanılan bir deyime dönüşmüş; Ermeni vatan haini sayılır olmuştu. Çocuklarına Ermeni ismi koymaya çekindiler. İlk kızlarına Rakel’in annesinin ismini, Kürt adı Delal’i verdiler.

Hrant’la Rakel cemaatlerinin gelişip eğitilmesi için çalışmaya başladılar. Yetiştikleri, evleri bildikleri Tuzla’daki yetimhanenin bu defa yöneticisi oldular. 100’e yakın öğrencisi olan yetimhane 12 Eylül’den sonra bir sabah güvenlik güçleri tarafından basıldı. Acaba yetimhanede ASALA militanları olabilir miydi? Zor, çok zor günlerdi. Hrant 38 gün gözaltında kaldı. Ermeni okullarına bomba kondu, kiliseler taşlandı.

Ermeni Varto Aşireti hepsinden daha kırılgandı. Kürtçe konuşan, Ermeni kimliğini yeni öğrenen, İstanbul’da kıt kanaat geçinen aşiret üyelerinin bir bölümü Ermenistan’a göç etti. Ancak onlara iş değil, toprak verdiler. Oysa artık kent hayatını bilenler yeniden toprağa dönmek istemedi.

Sonunda reisleri Siyament kararını verdi. Aşiret Belçika’ya gidecek, yeni bir hayat kuracaktı. Denklerini yapıp hep birlikte Belçika’ya gittiler. Reis neredeyse aşiret de orada olmalıydı. Geride sadece bir kişiyi, Rakel’i bıraktılar.

Şimdi Ermeni Varto Aşireti Belçika’da kürkçülük, terzilik ve kurutemizleme işi yapıyor. Aynı semtlerde oturuyor, yine birbirlerinden kız alıp kız veriyorlar. Telefonları seslerini incelterek “Qui” diye açıyorlar. Rakel ise burada çocuklarını kendi kadar cesur yetiştirmeye gayret ediyor. Şimdiki en samimi arkadaşının tanıştıkları anda “Ermeniler nasıl olur ki” demesinden sonraki çaresizliğini hatırlıyor. Toplumda kimi dönemlerde uyandırılan/provoke edilen Ermeni ayrımcılığına karşı geliştirdiği savunma mekanizması onu yaşadığı toplumla barışık kılıyor. “Üzüleceğime onları ayıplamakla yetiniyorum. Onlardan çekineceğime onlar için üzülüyorum” diyor.

Kızının ilk üniversiteye gittiği gün bir anne ne öğüt verir? Rakel kızına “Aman kızım, kendini farklı ve ezik hissetme. Onlar nasıl bir bireyse, sen de osun” demiş. Kendi cemaatinin okullarında büyüyen, arkadaşlarını buradan seçen kızına nasihatı bu olmuş.

Şimdi Cudi Dağı’nın bu aykırı “kuzu”su üç çocuğu ve gazeteci eşiyle İstanbul’da yaşıyor. Cizre’de kalan anne mezarını, köyünü ve topraklarını hüzünle anıyor. 12 kardeşi sırayla evlendikçe Belçika’ya gidip aşiretini görüyor. Ancak içini ısıtan bir tesellisi var. Yıllar boyunca Ermeni vatandaşlara karşı yapılan ayrımcılıkta, hasrette ve üzüntülerinde hep aynı Ermenice türküyü söylermiş

“Ben bir bülbülüm
Dağın eteğinde evim vardı
Şimdi yüreğim alevli,
Yüreğim derin yaralı
Artık türkülerimi nerede söyleyeyim?”

O söyler, sesi içinde yankılanırmış.
Şimdi gülümseyerek “Artık türkülerimi dinleyenler var” diyor.
Duyuyor musunuz?


Rıdvan Akar
30.12.1999 Aktüel ve 25. 01. 2007’de Tempo dergisinde yayınlanmıştır.

EN YENİ 10 YAZI:
TSK VE KAVRAMLAR DÜNYASI
NASIL BYR ‘SOL’ SYYASET?
MYANMAR’IN YSYANCI RAHYPLERY
BU DA GLOBAL ‘YKYNCY CUMHURYYET’
BU MASKARALI?A ARTIK BYR SON VERYN…
?YDDETE ÖVGÜ VE BAROLAR
KENAN EVREN’YN YARGILANMASI
KORKUTUCU MUCYZE
SOLDA ORTAK ZEMYN ANAYASA KOMYSYONU KURUYOR
MALEZYA'DAN SEVGYLERLE!!!

Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin