|
Güncelleme:
22.09.2001
Idea
Politika toplatıldı
"Ordu Ne İşe Yarar" kapak konulu dergi Genelkurmay'in istemi
ve Adalet Bakanlığı'nın emri ile toplatıldı. Genelkurmay'ın
isteği üzerine Adalet Bakanlığı Idea Politika Dergisi'nin
Güz sayısını 5680 sayılı Basın Kanunu uyarınca toplattı.

"Ordu
Ne İşe Yarar" kapak konulu sayıda Erol Özkoray imzasıyla yazılan
yazı için de soruşturma başlatıldı. İstanbul DGM tarafından
başlatılan soruşturmanın yanı sıra siyasi polis de konuyla
ilgili olarak devreye girdi.

Daha önce yine Genelkurmay'ın isteği üzerine Adalet Bakanlığı
Idea Politika Dergisi'nin Genel Yayın Yönetmeni Erol Özkoray'n
yazmış olduğu 3 yazı için de iki ayrı hazırlık soruşturması
başlatmışti. Bu yazılar "Sürekli Darbe ve Türk Usulü Totalitarizm",
"Türkiye'nin İflası: Pandemonium" ve "Oligarşik Kare: Türkiye'nin
Canı Fena Halde Sıkılıyor!"dan oluşuyor.

Genelkurmay, sözkonusu yazılarda Asker'in ve Cumhuriyet'in
tahkir ve tezyif edildiğini iddia ediyor. Üç ayda bir yayınlanan
demokrasi ve siyaset kültürü dergisi IDEA Politika'nin her
sayısı yayın ve internet sitesiyle toplam 25,000 okur ve toplum
önderine ulaşıyor. Avrupa Birliği'nin (AB) değerlerini savunan
ve hedefi Türkiye'de demokrasinin kurulmasına entellektüel
katkıda bulunmak olan dergi aynı zamanda Fransız Politique
Internationale adlı ünlü uluslararası derginin Türkiye temsilciliğini
de yapıyor. "Idea Politika Türkiye'de Batı normlarında demokrasinin
kurulması için kamu yararına yayıncılık yapıyor ve sivilleri
göreve çağırıyor. Türkiye'nin TSK'nin tekelinde olmadığını
tüm sivil kesimlerin göstermeleri gerekiyor" diyen Özkoray
"Türkiye'nin ve demokrasinin önündeki en büyük engel ordudur.
Avrupa Birliği Katılım Ortaklığı'nda demokrasinin kurulabilmesi
için ordunun siyasetin dışına çıkarılması gerektiği de belirtilmektedir.
Genelkurmay'ın bana ve yayınımıza olan olağandışı tepkisi
Türkiye'de basın özgürlüğünün, fikir hürriyetinin ve demokrasinin
olmadığının en somut kanıtıdır." görüşünü savunuyor. Erol
Özkoray ayrıca konuyu vakit kaybetmeksizin Batı basın organlarına,
Batı'daki mesleki basın örgütlerine ve AB yetkili kurumlarına
götüreceğini belirtti. Idea Politika'nın 12. Sayısının tüm
yazılarına derginin internetteki sitesi olan www. ideapolitika.com
adresinden ulaşılabiliyor.

Jeoloji Mühendisleri Odası'nın sempozyumu:
Altın İşletmeciliği: Nereye
Kadar?

Jeoloji Mühendisleri Odası'nca düzenlenen ve 22 Eylül 2001
Cumartesi günü Dokuz Eylül Üniversitesi-DESEM'de (Alsancak'ta
DEÜ Rektörlüğü bitişiği) sabah 9:30'da başlayacak olan "Altın
İşletmeciliği: Nereye Kadar?" konulu sempozyuma katılımınız
bekleniyor. Ayrıntılı bilgi http://www.geocities.com/siyanurlealtin/19eylul01.html
adresinde.

Mimarlar
Odası: "Çökme bir kaza değildir!"

İstanbul Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığınca
yapılan açıklamaya göre, İstanbul Metrosunun Aksaray güzergâhında
süren inşaat kazısı nedeniyle bir yapının çöktüğü, bir kişinin
öldüğü ve enkaz altında en az altı kişinin bulunduğu kamu
oyuna açıklanmıştır.

Daha önce de Metro inşaatının Beyoğlu güzergahında bulunan
yapı sahiplerinin ve uzman kuruluşların, inşaat sırasında
oluşan titreşimlerin tüm yapılara, bu arada özellikle tarihi
binalara verdiği zararlar nedeniyle, "bilimsel verilerden
yoksun kazı yapılıyor" uyarıları yapılmıştı. Ancak, bu uyarıların
ilgililerce dikkate alınmadığı anlaşılmaktadır.

Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi olarak her zaman
belirttiğimiz gibi, bilimin verilerinden yararlanarak ciddi
araştırma ve incelemeye dayalı planlama çalışmasının, metro
kazısı gibi yeraltında yapılan çalışmalarda, zeminin ve mevcut
yapıların durumunun bilimsel ön incelemesinin yapılmamış olması
bir kez daha can ve mal kaybına yol açmıştır.

Mimarlar Odası
İstanbul Büyükkent Şubesi
Yönetim Kurulu

İnsan Hakları Derneği'nden
Savaşa Hayır!
Yaşasın Barış!
İHD Merkez Yürütme Kurulu, dünyanın sürüklendiği savaşa dair
gelişmeleri değerlendirdi. İHD Genel Başkanı Hüsnü Öndül,
aşağıdaki açıklamayı yaptı: İnsan Hakları Derneği, Amerika
Birleşik Devletleri'nde 11 Eylül'de gerçekleştirilen saldırıyı,
aynı gün yaptığı basın açıklaması ile canice bir eylem olarak
nitelemiş ve kınamıştır.

Eylemin ardından, terörizme karşı dünya çapında bir kampanya
yürütüleceği ilan edildi. Ancak özgürlüklerin korunması adına,
insan hakları ve özgürlüklerinde sınırlamalara gidilme sürecine
girildi. Bu olayın hemen ardından, Türkiye gibi otoriter sisteme
sahip ülkelerin yöneticileri demokratik standartları gelişmiş
ülkelere, "güvenlikçi devlet" modelini ihraç etmeye kalkıştı.
Kendi deneyim ve birikimlerinden söz etmeye başladılar. "Başarılarını"
anımsattılar. "Terörizme karşı ve özgürlüklerin korunması
için" başlatılan kampanya, savaş olarak da nitelendirildi
ve savaş araçları devreye sokuldu. Şimdi dünya, bir yandan
hükümetlerin insan hakları ve özgürlüklerini sınırlayan işlemlerine,
bir yandan da ABD ve NATO'nun askerî birliklerinin hareketlerine
tanıklık ediyor. Her an, insanların, kentlerin ve köylerin
üzerine bombalar yağdırılabilir. Dünya, savaş koşullarını
yaşıyor. İHD olarak savaşa karşı, halkların barış hakkını
savunuyoruz.

Dünyaya egemen kılınmak istenen şiddet kültürü yerine barış
kültürünün yeşermesi için çalışıyoruz. Bunun için de, tüm
dünyada ve tüm ülkelerde, insan hakları hukukuna dayalı, adil
bir hukuk düzeninin kurulmasını, insan hakları ve demokratik
standartların yükseltilmesini istiyoruz. Şiddet şiddeti doğurmaktadır.
En başta devlet ve hükümet başkanlarını, ekonomik, siyasi
ve ideolojik nedenlerle, şiddete dayalı politika üreten gruplara
destek verme politikasından vazgeçmeye çağırıyoruz. Silahlandırılan
ve eğitilen kişiler ve örgütler, gün geliyor, kendilerini
eğiten ve destekleyenlere de yöneliyorlar. Bu yanlış ve tehlikeli
politika terkedilmelidir. Her ülkede, insan hakları ve demokratik
standartları geliştirme çabaları ise desteklenmelidir.

21 Eylül'de Türkiye Başbakanı Sayın Bülent Ecevit, Afganistan'daki
rejim muhaliflerine maddi ve manevi destek sunduklarını ve
Afganistan'da istihbarat çalışması yaptıklarını açıklamıştır.
İHD olarak yukarıda işaret ettiğimiz konu çerçevesinde, ülkemizin
başka ülkelerin iç işlerine karışmasına, silahlı muhalif gruplara
destek sunmasına şiddetle karşı çıkıyoruz. Zaten asıl sorun
da bu noktada çıkmaktadır.

1975 yılında AGİT Helsinki Belgesi'nde yer alan "içişlerine
karışmama, sınırların değişmezliği" ilkelerini, en başta bu
belgeyi imzalayan devletler, imzalarından çok kısa bir süre
sonra ihlâl etti. Sovyetler Birliği'nin Afganistan'ı işgali,
ABD'nin dünyanın çeşitli noktalarına müdahaleleri gibi...
Bu süreç hâlâ yaşanmaktadır.

Belirtilen durumda, başka ülkelerin içişlerine karışan, rejim
muhalifi adı altında silahlı örgütler kuran, şiddeti destekleyen
ülkelerin "terörizmden" söz etmeleri inandırıcılığını yitirmektedir.
Biz dünya halklarının kardeşliğine içtenlikle inanıyoruz.
Halkları birbirine düşüren ve kırdıran politikalara karşı
çıkıyoruz. Bu tür politikaların ve şimdi estirilen savaş rüzgarlarının,
insan hakları savunucularının anladığı özgürlüklerle hiçbir
ilişkisi bulunmamaktadır. Evet, özgürlükler korunmalıdır.
Onu koruyacak güç, özgürlük bilincine sahip insanlardır. O
insanların iradelerini yansıtan hukuktur. Ekonomik, siyasi
ve askeri çıkarlar uğruna özgürlük kavramının kirletilmesine
izin verilmemelidir. Halklar, gerçekten özgür olmak istiyor.
İnsan hakları ve temel özgürlüklerden yararlanmak istiyor.
Sağlık hizmetlerini, eğitim olanaklarını ve fırsatlarını,
dünya nimetlerinden adil bir pay almayı, istiyor. Dünya halkları,
kuruluş amacı "barışı tesis etmek ve korumak" olan Birleşmiş
Milletler'den barış atağını bekliyor. 11 Eylül iğrenç saldırısı
vesile kılınarak yeşertilen intikam duygularına ve yeni egemenlik
alanları yaratma politikalarına "dur" demesini ve kendi ilkelerine
sahip çıkmasını bekliyor. Yeryüzünü akıl ve kural dışı bir
savaşın tuzağından korumasını istiyor.

Birleşmiş Milletler, dünyanın barış güçlerine kurumsal düzeyde
tercüman olmalıdır.
Savaşa hayır!Yaşasın barış! 
|