



Ana
Sayfa
Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı
Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle İletişim Dünyası
Farklı Renkler, Farklı Kültürler
Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü
Diğer
Minidev'de yazmak ister misiniz?
Reklamlarınız İçin
İletişim
YAZARLAR |

|
|
Güncelleme:
23.06.2001
Şanar
Yurdatapan'dan mektup:
Düşünceye Özgürlük-2000'de son durum
'Temel'li
bir duyuru Sevgili arkadaşlar, Keyifli bir habere, bir Temel
fıkrasıyla başlayalım. Temelin mezar taşında şunlar yazılıymış:
"- Hastayum dedum, hastayum dedum, inanmadinuz. Ne oldi?.."

7
yıldır, hemen her davada aynı tartışma yapıldı: "Suç sayılan
yazıları yeniden yayınlamanın da suç olduğunu yazan, TCK'nun
162. maddesi. Siz bizi ondan değil de, yazının kendisini
suç sayan maddeden (Terör 8/1, TCK 312, 159, 155 vs.) yargılıyorsunuz.
Bu neye benziyor?

Dursun,
İdris'i vurmuş. Bir ay sonra bunu duyan Temel: "Oh olsun,
eyi ettu" demiş. Rize DGM'de Temel'i cinayetten mahkum etmiş!

Hemen
her davamızda bunları söyledik, mahkemeler bildiklerini
okumaya devam ettiler. Taa ki, geçen gün Yargıtay 9. Ceza
Dairesi, "Düşünceye Özgürlük - 2000" adlı kitap için DGM'nin
verdiği beraat kararını bu gerekçe ile bozana kadar!

Beraati
kendimiz temyiz ettik!
Anadolu Ajansının haberinde kararı savcının temyiz ettiğini
söylüyor. Ayrıca o da etti mi, bilemeyiz. Ama biz kendimiz,
ettiğimizi biliyoruz. Hem Yargıtay kararı da aynen bizim
itiraz gerekçemize dayanıyor: Davanın yanlış maddeden açıldığını,
suçumuzu belirleyen 162.maddenin insanı hapise "Kastı olsa
da, olmasa da" koyduğunu, bu maddenin düzeltilmek üzere
Anayasa Mahkemesine gönderilmesi gerektiğini söylemiştik.
Ama savcı da, mahkeme bu taleplerimizi "Ciddi" bulmayarak
reddetmiş, bildiğini okumaya devam etmişti.

Savcı
beraat isteyince de biz itiraz etmiştik: "Çok uygun bulduğunuz
bu madde, aslında sizin de elinizi kolunuzu bağlıyor. Artık
bize ceza vermekten başka çareniz kalmadı" demiştik ama
karar "Beraat" idi. Biz de bu kararı temyiz ettik. Çünkü
bu kadar hukuksuz, hatta kanunsuz bir kararı kabul etmek,
"yasaların keyfe göre uygulandığı ya da uygulanmadığı bir
ülkede yaşamak" cezasını kabul etmek demekti. Bu kadar ağır
bir ceza olamaz!

Ne
olacak şimdi?
DGM'de tekrar duruşma yapılacak. (Aman tam kadro olalım
ki kamuoyuna sesimizi duyurabilelim. Kapalı kapılar ardında
en büyük zaferi kazansak, ertesi gün, gene kapalı kapılar
ardında geri verebiliriz kazandığımızı. Bu işin tek güvencesi
kamuoyu bilinci.) Bize soracaklar: "Ne diyorsunuz, Yargıtay
kararına uyulsun mu?" diye. Tabii ki uyulmasını istemeliyiz.
Aksi taktirde bu işi neden yaptığımızı bilmiyoruz demektir.
Ama DGM kararında ısrar edebilir. Bu durumda konu Yargıtay
Daireler Kuruluna gider. Orada alınacak karar kesin. Beğenmeyen
AİHM'ne gitsin! (D.Ö.2 kitapçığı için aynı şeyler olmuş,
"Beraat" kararı tarafımızdan temyiz edilmiş ama Yargıtay
kararı onaylamıştı. AİHM'e başvurduk. Sırası gelince ne
olacak, kimse bilemiyor, çünkü daha önce emsali olmamış!)

İlk
büyük yasal kazancımız Yargıtay'ın, 162. maddeye dayanarak
verdiği bu bozma kararı bir İLK oluyor ve bizim de ilk büyük
yasal kazancımız. Bu kararla Devlet, Sivil İtaatsizlik hareketinden
kurtulmak için kendi yasalarını göz göre göre çiğnemekten,
yani gündelik dildeki basit karşılığıyla "yaptığı mızıkçılıktan"
vazgeçmiş oluyor. Tabii şimdiye kadar "Yeniden yayınlama
suçu!?"nu işlediği halde yazının kendisini yazmış gibi cezalandırılanlar
da yeniden Yargıtay'a başvurabilecekler.

Sırada
"Askeri Mahkemeler" var. 29 Haziran'da Ankara Genelkurmay
Askeri Mahkemesi'ndeki duruşmamız (Çağrısı ekte) sonrası
bu iş de herhalde karakolda değil, AİHM'de bitecek. DGM'nin
bir tek askeri hakim yüzünden başına gelenleri hatırlarsak,
tüm üyeleri asker olan Askeri Mahkemelerin akıbetini kolayca
tahmin edebiliriz. Askeri Mahkemeler, olması gerektikleri
şeye, yani "Askerlik hizmetiyle ilgili kişilerin, bu hizmetin
özel gereği olan konularda işleyeceği, emre itaatsizlik,
görevden kaçma gibi suçlarla ilgilenen ve sınırlı cezalar
verebilen Disiplin Kurulları"na dönüşmek zorunda kalacaklardır.
İkinci büyük yasal kazancımız "Türkiye'de Yargı Birliği"
ne böyle bir katkı olabilir ki, Türkiye'yi bilemem ama en
azından bizim, kendimizle gurur duymaya hakkımız doğar.

Ve
sonuçta, herhalde Eylül ayında meclise gelecek Anayasa değişikliklerini
(Ecevit'in gençlik deyimiyle) tribünlerden seyretmemiş oluruz.
Tabii hiç birimiz, "Düşünce Suçu"nun 2001 Eylül'ünde tarihe
karışacağı gibi güzel bir hayale kapılacak kadar deneyimsiz
değiliz. Ancak işi sonuna kadar sürdürmek için gösterdiğimiz
kararlılığın boşa olmadığını görmüş ve göstermiş olacağız.
Yolun gerisini kısaltmak ve yolculuğu kolaylaştırmak için
az kazanç sayılmaz.

Artık
bir toplansak
Yolun bundan sonrasını, sanıklar ve avukatlarla bir arada
konuşup ortak bir strateji belirlemek amacıyla bir araya
gelsek çok iyi olacak. Bunun için ilk fırsat, Ankara'da,
29 Haziran Cuma günü saat 13:00'te İHD Genel Merkezi'ndeki
basın toplantısı sonrası. Hazır İstanbullu sanıkların çoğu,
Ankaralı 5 sanık ve kimi avukatlar bir aradayken kendi aramızda
da toplanıveririz. Ankaralı sanıklar, Hüsnü Öndül, Yılmaz
Ensaroğlu, Yavuz Önen, Atilla Maraş, Salim Uslu, basın toplantısı
sonrasına başka bir iş koymaz ve -varsa- avukatlarını da
şimdiden haberdar ederlerse çok seviniriz. Tabii bu, duruşma
için Malatya'dan gelip dönecek olan Lale Mansur ve İstanbul'dan
gelip dönecek sanık ve avukat arkadaşlar için de geçerli.
Basın toplantısı en geç 13:30'da sona erer. Hemen arkasından
toplantıya oturursak, bizim için hiçbir yeni konu olmadığına
göre, en çok bir saatte bitiririz sanıyorum. Çeşitli nedenlerle
Ankara'ya gelemeyecek arkadaşlar için de aynı toplantıyı
4 Temmuz Çarşamba saat 17:00'de, hep buluştuğumuz yerde,
Bayram Bahri Belen'in bürosunda tekrarlayabiliriz.

Topyekûn
Saldırı
Artık birbiri ardınca CEZA kararları çıkacağı ve böylece
devleti yasaları düzeltmek için zorlayabileceğimiz belli
oldu. Ancak bunu şimdilik kendimiz ve yakın çevremiz biliyoruz.
Oysa 1995 yılında ilk yola çıktığımızdaki geniş çevreye
tekrar ulaşmamız gerekli. Kendimizden ve yakın çevremizden
başlayarak konuyu kamuoyu gündemine taşımak için elbirliğiyle
bir hamle yapmamız şart. Yeniden bir KAMPANYA başlatalım.
Kampanya'ya pratik bir ad takalım, bir hedef süre koyalım.
(Mesela Meclisin tatilden çıkışında önüne konacak somut
bir istekler dizisi). Destek istediğimiz kişilerden çok
somut ve çok basit şeyler isteyelim. Önce çok yalın bir
metne imzasını koymaktan başlayan, sonra köşesinde bir yazı
yazmak, konu ile ilgili bir TV ya da radyo programı yapmak,
bir demeç vermek, kurumsa bir bildiri yayınlamak gibi gene
gayet somut ve basit işler. Tabii eli kalem tutan ve yazacak/söyleyecek
yeri olan arkadaşlarımızdan (köşe yazarları, radyo/TV program
yapımcıları) beklentilerimiz çok daha geniş. Örneğin Açık
Radyo, İstanbul'da aydın kesimlerce en çok dinlenen radyo,
Ömer Madra, pekala bu kampanyanın koordinasyon noktası olabilir.
Ankara'da benzeri bir Radyo vardır herhalde. Bu işi tabii
ki bir tek noktadan bekleyemeyiz. Üstelik 7 yıllık çalışmanın
getirdiği bir yıpranmayı da hesaba katarsanız, yükü paylaşmak
isteğimi herhalde makul karşılarsınız. Bu yeni hamleyı her
birimiz kendimize dert edinirsek ve çevremizden uzağa, birbirini
harekete geçiren dalgalar halinde yaymayı başarabilirsek
etkili olacağımız açık.

İlk
olarak, bir araya gelmek ve bir çeşit "Yüksek sesle düşünmek"le
başlayalım. Tabii herkes dağarcığı dolu olarak gelsin, 29
Haziran'da Ankara'da, ya da 4 Temmuz'da İstanbul'daki toplantılara.

Sevgi ve saygılarla,
Şanar Yurdatapan

Duruşmaya
ve uğurlamaya çağrı
1. Ankara Genelkurmay Askeri Mahkemesinde: KARAR CELSESİ.
15 yayıncı hüküm giyecek.
2. İHD Genel Merkezinde BASIN TOPLANTISI: Fikret BAŞKAYA
hapse uğurlanıyor.

Biz,
DÜŞÜNCEYE ÖZGÜRLÜK - 2000 kitabı yayıncıları, Cengiz Bektaş,
Yılmaz Ensaroğlu, Siyami Erdem, Vahdettin Karabay, Ömer
Madra, Etyen Mahcupyan, Lale Mansur, Atilla Maraş, Prof.
Ali Nesin, Zuhal Olcay, Hüsnü Öndül, Yavuz Önen, Erdal Öz,
Salim Uslu, Şanar Yurdatapan, hepinizi 29 Haziran 2001 Cuma
günü saat 9:30'da Ankara Genelkurmay Askeri Mahkemesindeki
karar celsesini izlemeye ve Saat 13:00'de İHD Genel Merkezinde
hep birlikte yapacağımız basın toplantısı ile Fikret Başkaya'yı
hapisaneye uğurlamaya bekliyoruz.

Başkaya'nın
suçu: Doç. Dr. Fikret Başkaya'nın suçu, her zamanki gibi
bir yazı. BAKIŞ gazetesinde 1 Haziran 1999 tarihinde yayınlanan
"Tarihi dava mı?" başlıklı yazısı nedeniyle, İstanbul 2.
DGM tarafından verilen toplam 15 aylık hapis cezasını çekmek
üzere Kalecik cezaevine gidecek. (Bunun dörtte üçü yatılacağından,
sonuçta bir yıla yakın bir süre demek oluyor. Onunla birlikte
yargılanan sorumlu yazı işleri müdürü Zeynel Abidin Kızılyaprak'ın
cezası ise paraya çevrilmiş.)

Sabahki
duruşmanın geçmişi: Sanıklar hakkında, 2000 yılı Nisan ayında
yayınladıkları "Düşünceye Özgürlük-2000" adlı kitap için
DGM, Asliye Ceza ve Ağırceza'dan sonra 4. dava Genelkurmay
Askari Mahkemesinde açıldı. Bu mahkemede, kitapta yeralan,
biri ÖDP 2. Bşk. Saruhan Oluç'un, öteki "Vicani Red"ci Osman
Murat Ülke'nin yazıları nedeniyle, TCY 155. maddesinden
-halkı askerlikten soğutmaya teşebbüs suçundan- yargılanıyorlar,
daha doğrusu yargılanmıyorlar, yargılıyorlar. Çünkü:
1. Düşüncenin ve ifadenin suç olabileceğini hiçbir şekilde
kabul etmiyorlar.
2. Askeri bir kurulun, "Adil Yargı" ilkesiyle bağdaşmayacağı
gerekçesiyle ifade vermeyi ve savunma yapmayı da reddediyorlar.
DGMlerdeki bir tek asker yargıçtan ötürü Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi tarafından "Adil Yargı" mercii olamayacaklarının
karar bağlandığını, bu mahkemede ise yargıçların ve savcının
hepsinin asker olduğunu hatırlatıyorlar.
3. "Halkı Askerlikten Soğutmak" denilen suçu da reddediyor,
demokratik bir ülkede hiçbir kurumun kendini "Eleştiri"
dışı, "Toplum denetimi dışı" ilan edemeyeceğini söylüyorlar.

İlk
celsede yalnızca "Usul Hakkında" itirazlarını yaptılar,
yani bu görüşlerini kayda geçirdiler. Üstelik mahkemeye
gelişlerine neden olan yasa maddelerinin Anayasa'ya aykırılığını
ileri sürerek düzeltilmeleri talebiyle Anayasa Mahkemesi'ne
gönderilmelerini istediler. Bu istek "ciddi" bulunmadı.
Kurul, bu davadan kurtulmak için önündeki son fırsatı da
kaçırmış oldu. Artık sonuç önceden belli. Çünkü Şanar Yurdatapan
ve gazeteci Nevzat Onaran, AYNI YAZILAR nedeniyle ve AYNI
MAHKEME tarafından hapis cezasına çarptırıldılar, hapse
girip yattılar. (Dava Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yollandı
bile.)

Gerek
bu iki yazıyı, gerekse Fikret Başkaya, Mehmet Kutlular,
Fehmi Koru, Emine Şenlikoğlu, Ahmet Altan gibi düşünce suçlularının
suç sayılan yazılarını içeren "Düşünceye Özgürlük - 2001"
adlı kitapçık, farklı kesimlerden 10 kadar tanınmış kişi
tarafından önümüzdeki ay içinde yeniden yayınlanacak.

Hepinizi
bugünkü önemli duruşmayı ve uğurlama törenini izlemeye davet
ediyoruz. Türkiye değişimlere gebe, ama her gebenin bir
de ebeye ihtiyacı var. Demokrasi ne yazık ki kendiliğinden
doğmuyor. Sevgilerimizle..

Ölüm Oruçları
Hakkında Açıklama
20 Ekim 2000 tarihinde, F tipi Cezaevleri modelinin izolasyon
koşullarının değiştirilmesi için başlatılan ölüm orucu eylemi
245 gündür sürüyor. Bugüne değin ölüm oruçlarında 24 kişi
yaşamını yitirdi.

Samuel Beckett, İrlanda asıllı dünyaca ünlü bir tiyatro
yazarı. "Godot'yu Beklerken" onun en iyi, insanlık açısından
da tüm zamanların en iyi oyunlarından birisi. Oyun 1957
yılında Amerika'da San Fransisko'da San Quentin Hapishanesinde
de sahnelenir. Oyunu en iyi anlayanlar, mahpuslardır.

Hüsnü Öndül
İHD Genel Başkanı

Godot'yu
Beklerken *
Estragon: Bütün ölü sesleri.
Vladimir: Kanat çırpar gibi bir gürültü çıkarır.
Estragon: Yapraklar gibi.
Vladimir: Kum gibi
Estragon: Yapraklar gibi
Vladimir: Bir ağızdan konuşur herkes.
Estragon: Her biri kendi kendine.
Vladimir: Fısıldarlar daha çok.
Estragon : Hışırdarlar.
Vladimir: Mırıldanırlar.
Estragon: Hışırdarlar.
Vladimir: Ne derler?
Estragon Hayatlarından bahsederler.
Vladimir: Yaşamış olmak onlara yetmez.
Estragon : Bir de bahsetmeleri gerekir.
Vladimir: Ölmüş olmak onlara yetmez.
Estragon: Yeterli gelmez.
Vladimir: Tüy sesi çıkarırlar.
Estragon: Yapraklar gibi.
Vladimir: Kül gibi.
Estragon: Yapraklar gibi.
Vladimir: Bir şey söyle!
Estragon: Arıyorum.
Vladimir: (Korkuyla). Ne olursa olsun bir şey söyle!
Estragon: Şimdi n'apıyoruz?
Vladimir: Godot'yu bekliyoruz.
Estragon: Ha!
Vladimir: Berbat bir şey!
Estragon: Bir şarkı söyle!
Vladimir: Yo, yo! (Dalar) Belki yeni baştan başlayabiliriz.
Estragon: Kolay olmalı.
Vladimir: Başlamaktır zor olan.
Estragon: Her noktadan yola çıkılabilir.
Vladimir: Evet ama karar vermek gerekir.
Estragon: Doğru.
* Beckett Samuel, Godot'yu Beklerken, Çevirenler,
Uğur Ün-Tarık Günersel, Kabalcı Yayınları, İstanbul, 2000,
s.80-81

"RTÜK
İptal Edilmelidir"
Kampanya yön değiştirerek devam ediyor
Sayın
Cumhurbaşkanı'nın RTÜK yasasını parlamentoya geri göndermesi
sonucunda kampanya şu hedeflere yönelmiştir:
i) Cumhurbaşkanına teşekkür
ii) RTÜK ve İnternet konusunda yeni düzenlemenin özel sektör,
üniversiteler, meslekî ve sivil toplum örgütlerinin katılımı
ile yapılması talebi
iii) STK'ların bu yönde hazırlık yapması ve karşı teklif
hazırlaması http://protesto.inet.org.tr/
adresinde
i) Sayın Cumhurbaşkanı'na desteğinizi belirtebilirsiniz.
ii) Yeni yasal düzenlemeler konusunda görüşlerinizi, içerik
ve yöntem açısından bir forum ortamında Türkiye İnternet
kamuoyu ile paylaşabilirsiniz.
Katkınızı ve desteğinizi bekliyoruz.
BT STK Platformu adına Mustafa Akgül
|
|
|

SİVİL
TOPLUM


 










TÜM
STK'lar
İÇİN TIKLAYIN
Yazarlar

Merih
Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı
 
Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin
Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol
Yurderi
Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?

Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin

miniDEV'i
Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın
|