Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





Güncelleme: 26. 10. 2007





Çocuk bedeninin medyadaki yeri

"Çocuk" haber unsuru olarak medya için hep el altındadır; güler güldürür, ağlar ağlatır, düşündürtür. Ne yazık ki, çocuk medya için sahiden "unsur"dur, "eksiklidir", ve "çarpıtılmıştır" genellikle. Bir türlü "birey" olamaz.

Derler ya; medya da sonuçta bu toplumun içinde ve toplumdan besleniyor; o halde bu bakışın toplumsal çocuk algısıyla yer yer buluştuğunu söylemek yanlış olmayacak.

Dertlerinden biri de "Çocuk odaklı habercilik" olan bianet'te bir yıllık çocuk haberleri editörü olarak sunumumda esas olarak çocuk-beden-medya çerçevesinde ana akım medyadaki durum üzerinden örnekler sunmak ve bu dolayımla bianet haberciliğindeki deneyimlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

bia'nın "Çocuk Odaklı Habercilik" kitabında 12 haber taraması yapılıyor, bunun dışında da yapılan saptamaya göre ana akım medyada en az çıkan haberler çocuk odaklı haberler.

Şunu söylemek gerekiyor, biz bianet'te çok sayıda çocuk haberi yapıyoruz ancak ana akımın alışkanlıklarından uzak olduğumuz için en az okunan haberler çocuk haberleri.

Fransız düşünür Michel Foucault "Gözetleme ve Cezalandırma" adlı eserinde deliler ve cüzamlılar gibi aydınlanmadan hemen önce, orta çağla aydınlanmanın buluştuğu anda çocukların da hastalar, deliler yani "normal olmayan"lar gibi adalara gönderildiğinden söz eder.

O dönemde Foucault'ya kulak verirsek çocuklar hastalıklara açık yapılarıyla zayıf ve bir kenara atılabilecek "insancıklar" olarak görülüyordu. Kendilerini savunamayacak kadar güçsüzdüler.

Tarihin her dönemi de doğuda ya da batıda çocukların zorlu yolculuklarını bize anlatır. Oğlan çocukları ulak, asker, kız çocukları cariye, hizmetçi, eş olarak yetişkinlerin hizmetine sunulmuştur. O günden bugüne ne değişti?

Tam da Foucault'un işaret ettiği biçimde, Türkiye medyasında, hatta biraz daha ileri gidip dünya medyasında rastlamak hala sıradan. En son hatırlayacaksınız Fransa medyası cinsel tacize uğrayan dört yaşındaki oğlan çocuğu günlerce manşet oldu. Fotoğrafları basıldı. Artık kasabasında herkes onu, dahası onun bedenini, uğradığı tacizin tüm detaylarını pornografik unsurlar biçiminde okudu, muhtemelen yaşadı.

Çocuk pornografisi için internete gerek yok, Le Monde ve Liberation gibi ciddi sayılan gazetelere ve bizdeki bildiklerinize bakmak yeter.

Hem Fransa hem Türkiye medyası "çocuk istismarı"ndan 18 yıl hapis yattıktan sonra 2 Temmuz'da şartlı tahliye edilen Francis Evrard'ı adeta "canavar" ilan ettiler. Evrard'ın hapisten çıktıktan sonra Viagra alabilmesi de Fransa medyasının "haklı olarak" merak nesnesi oldu ancak "anlaşılmaz bir biçimde" de olayı pornografik merkezli bir hikaye haline getirdi.

Kadın bedenini kimi zaman kendi iradesiyle sunabiliyor ancak çocuğun tamamen kendi irade ve arzusu dışında bir süreç işliyor ve çocuk bedeni medyada sıkça çocuğun kendi iradesinden bağımsız olarak temsil ediliyor.

Zaten toplum da aslında çocuğu bir iradi varlık olarak, kendi düzeyinde bir "birey" olarak görmeyerek bu irade dışı süreci başlatmış oluyor.

Toplumsal yargı, tarih ve gelenekler de çocuğun "tamamlanmamış", "eksik", "birey olmayan" bir "var olan" olduğu yolundadır. Oğlan çocuğu sünnet edilirken vicdani olarak onun ileri yaşlarda seçimlerinin başka olacağı konusu asla akla getirilmez, kız çocuğun pembe giymek istemeyeceği asla düşünülmediği gibi.

Oysa Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'ye bakılırsa, "çocuk" olarak tanımlanan 18 yaşın altındaki bireyler, en az yetişkinler kadar "bireydir", yetişkinlerden beklenen, çocukların yaşama katılımlarını sağlamak, bu konuda onlara destek olmaktır, nasıl bir hayat süreceklerini belirlemek değildir.

"Yaşama hakkı", "eksiksiz biçimde gelişme hakkı", "zararlı etkilerden, istismar ve sömürüden korunma hakkı", "aile, kültür ve sosyal yaşama eksiksiz katılma hakları" çocuğun temel haklarıdır.

Ergenlik, ilk gençlik ve hatta "bebeklik" çağında da çocuk "bireydir.", yani çocuk, eğer varsa, ailesine aidiyeti, "kimlerden geldiği", cinsiyeti üzerinden de değerlendirilemez.

Son günlerde beni en çok çarpan, bir gazeteci olarak çok öfkelendiren bir haberden söz etmek istiyorum.

Biz bianet'te üç sözcükle haberi tanımlamak gerekirse, "haber bir iddiadır" tanımına başvuruyoruz ki akademik ortama rağmen bu doğrultudaki kuramsal metinlere başvurmadan "haber"e/"iddia'ya geçmek istiyorum.

Evet iddia şu: 16 yaşında – fotoğrafa bakarsanız çok daha az gösteriyor—bir oğlan çocuğu emrinde çalıştığı hırsızlık çetesinden bir diğerine geçek istiyor. Patron çocuğa aşırı dozda uyuşturucu veriyor ve çocuk ölüyor. Sonra da cesedi baltayla parçalıyor.

Şimdi Sabah gazetesinin 16 ağustos 2007 tarihli sayısından çocuğun toprağa verilme haberinin öne başlığını sizlerle paylaşmak istiyorum:

"Hızlı hırsız Kimsesizler Mezarlığı'na gömüldü"

Öncelikle "ölmek/öldürülmek bile yetmiyor" demek gerekiyor galiba. Her şeyden önce bu haberde, "TCK ve Gazeteciler Hak ve Sorumluluk Bildirgesi"ne rağmen çocuğun fotoğrafı ve adı verilmiş. Bir hırsız olduğu söylenerek, damgalanmış. Ayrıca hırsızlık suçuna itilen çocuktan söz ederken yoksulluğun hiç sözü geçmiyor.

Çocuğun "suçlu" olduğundan gazete çok emin, üstelik bunu ailesinin de "hırsızlık yaptığı gerçeği"ne bağlıyor. Burada, "belirlenmişti," "öğrenildi", "belirtildi" gibi öznesi belli olmayan ancak kaynak kabul edilen "haber kaynakları"na da değinelim. Biz" belirten"in, "öğreten"in, "belirleyen"in kim olduğunu biliyoruz: Polis.

Emniyet'ten alınan bilgilerin doğru olduğunu bize kim söyleyebilir? Eğer, öyle olsaydı yargıya ne gerek vardı? Öte yandan çocuğun ailesi de "suçlu" olarak damgalanıyor. Bu "iddia"/haberle ilgili 3 Eylül 2007 Sabah Okur Temsilcisi köşesinde okurlardan gelen tepkileri okuyoruz. Ve düzeltme yapılırken yine isim tekrarları, "sağda solda yaşayan aileyi de zor duruma sokmuşuz" ifadesine rastlıyoruz.

Öyle ki, isim yazmama gibi en temel ilkeyi bile "katı bir kural olmamakla birlikte" denerek gazetenin politikasına uygun haline getirme çabasını da görüyoruz.

15 Ağustos gazetelerine dönersek 16 yaşındaki çocuğun "testereyle kesilmiş" görüntüleriyle de karşılaşıyoruz ki,bedenin pornografisi insanı neredeyse haberi okumaktan men ediyor, iyi ki… Ama, ne kadar kişiyi men ediyor? Bu da ayrı bir soru…

Biz bianette böyle bir "olay" üzerinden böyle bir haber yapmayı reddediyoruz. Çoğu zaman da bu tür haberleri gazetelerde televizyonlarda görünce payımıza öncelikle evrensel gazetecilik kurallarını hatırlatan yazılar yazmak düşüyor.

Böyle bir haberde bianet'te öncelikle üzerine eğildiğimiz konu çocuğun suça karışma nedenleri. Biz "ne oluyor da çocuk suça itiliyor?" sorusunu soruyoruz.

Ve çocukların suça itildiklerini okuduğumuz haberlerin yoksullukla da ilgisini kuruyoruz.

Medyanın da bu noktada genel kabulleri yeniden üretmek ve yaygınlaştırmak yerine çocuk haklarından yana, bu hakları görünür kılacak yayınlar yapması beklenir.

Örneğin bizim yerel medya eğitimlerinde de kullandığımız bir örnek haber de "Suç makinesi P.B.". Güzel ve tehlikeli bir kız çocuğu olarak mitleştirilen P.B. "suçtan pişman olmayan", "iflah olmaz" bir "baş belası" olarak sunulur.

Savcılık birkaç ay önce bu çocuğun fotoğraf ve görüntülerini yayınladıkları için Kanal D ve Hürriyet hakkındaki başvuruyu kovuşturmaya gerek görmedi. Aile ise "teşhir, iftira, hakaret"e uğradığını iddia etmişti.

Savcı dava için "Anayasal özgürlükler çerçevesinde haberin duyurulmasında atılı suçların manevi kasıt öğesinin oluşmadığı düşüncesine varılmıştır" ifadesini kullandı.

Medyada ölen, yaralanan ve "talihsizliklerin" nesnesi olan çocukların fotoğrafları ve şanssızlıkları haberin en kışkırtıcı öğesi haline getirilir. Buna örnek milyonlarca haberden biri "Antalya'nın Kumluca ilçesine bağlı Hacıveliler köyünde beş yaşındaki bir çocuğun devrilen demir matkabının altında kalarak yaşamını yitirmesi".

Bu haberde bizim okur olarak çocuğa merhamet duymamız hedefleniyor ancak çocuğun planlı bir şehirde yaşama hakkı tamamen göz ardı edilmiş.

Çocuğun fotoğrafı, acı, keder ve daha da ötesi "acıma" duygusunu kışkırtmaktan kaçınmayarak teşhir edilmiş. Çocuğun bedeni temsili olarak ya da alenen yukarıda örnek verdiğim tür haberlerde kullanıldığı gibi reklamlarda ve ticari amaçlı iletişim biçimlerinde de sıkça kullanılıyor.

Bebek yaşta olsa bile aslında bir çocuk bezinin tanıtılması için çocuk bedeninin teşhirine gerek yoktur. Buradaki itiraz noktası ahlakçı bir bakış açısından kaynaklanmıyor. 18 yaşına kadar korunmak ve yaşama katılmak için erişkinlerin desteğine ihtiyaç duysa da çocuk, erişkinin "malı" değildir, onun tasarrufunda olmamalıdır.

Çocuk eğer fikir beyan edemeyecek kadar küçük, bebeklik çağında ise konuşanların dünyasında konuşamayan olarak hakkı ihlal ediliyor demektir.

Diyelim bir ütü reklamında, "o" marka ütüyle, anne ütüyü daha hızlı yapar ve çocuğuna daha fazla zaman kalır. Burada çocuğun göze hoş ve sevimli gelen bedeni, dünyası onun iradesi dışında teşhire açılmıştır.

Babasını camda bekleyen çocuk "o" marka araba sayesinde babasına daha çabuk kavuşur. Burada bebeğin ya da çocuğun çıkarına, yararına bir durum yoktur. Çocuk o noktada "tamamlanmamış" görüldüğü için yetişkinin eliyle kitlenin seyrine sunulur.

Burada pornografik olan yetişkin dünyanın aracısız ve güç kullanarak bu teşhir eylemini uygulamasıdır.

Bu ikisinin dışında kalan bir haber türü de çocuğun özüne dair sevimliliğinden yararlanarak siyasi ya da ideolojik mesaj vermek. Buna örnek bir haber çok yakınlarda çıktı: "Erdoğan'ın çocuklarla arası iyi.. İki eve konuk oldu. Eliyle pasta yedirdi.

Bu haber Meclis'te hala bir çocuk adalet sistemi geliştirmemiş bir hükümetin Başbakanının "çocuk bedenini" aracı ederek sahneye çıkmasına ön ayak olmaktan öteye gitmiyor.

Bir diğer haber, "Bağdat'ta, çocuklara şekerleme dağıtan ABD devriye aracına intihar saldırısı düzenleyen teröristler 32 çocuğu öldürdü, 18'ini yaraladı. Bir baba, 'Mahalledeki bütün çocuklar öldü' dedi."

Bu örnekte de görüyoruz ki, çocuğun ölü bedeni savaşa çare değil. Ölü çocuk bedeni insan bakışının görmek istemeyeceği hem de bakmadan duramayacağı bir pornografik görüntü teşkil ediyor.

Biz, bianet olarak çocuğun konu olduğu haberleri, çocuk haklarını görünür kılmaya, çocuğun varlığını korumaya, medyaya katılımını sağlamaya çalışıyoruz."

"Çocuktan Ver Haberi" diyerek çocukları ilgilendiren haberlerde çocukların da sesine kulak veriyor, ve çocukları çocuklardan daha iyi anlatacak bir ses olmadığına inanıyoruz.

bianet'in çocuk haberciliğinde çocuklar için talep yükseltme kaygısı da var. Örnek vermek gerekirse, 2007 genel seçimlerine aylar kala, çocuk hakları dernekleri ve komisyonlarıyla temas halinde, Meclis'te çocuk haklarının uygulanması ve takibi için gerekli çalışmaların yapılmasını talep eden haberler hazırladık.

Örneğin yaz boyunca ana akım medyada özellikle Güneydoğu'da sulama barajlarına serinlemek için girip boğulan çocukların cesetlerinin fotoğraflarını gördük. Oysa bianet'te bu çocukların o barajlara girmemelerinin nasıl sağlanabileceğini tartıştık.

Olayların adli boyutlarını ve kamuda gerekli hassasiyeti uyandırıp uyandırmadığını izlemeyi yeğledik.

Öte yandan diyen Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin 13. maddesine uygun olarak çocukların görüşlerine yer veren bir medya alanı olmayı gözetiyoruz.

Gündemdeki konularla ilgili yazı yazan çocuk yazarlarımız ve haberlerimizde çocukların görüşlerine geniş bir biçimde yer veriyoruz.

Ayrıca çocuk yazarlarımız da var. Onlar da hiçbir kısıtlamaya uğramadan düşüncelerini kendi dillerine uygun olarak yazıyorlar.

Öte yandan ana akım medyada çocuklar da kadınlar gibi başarıları ve iyi öyküleriyle haberlere konu olmuyor. Oysa bianet'te yerel ya da ulusal olmasına bakmaksızın çocukların olumlu öykülerini haberleştiriyoruz. Yazın ortalarında Hopa'da çocukların satrançta erişkinleri yenmesi örnek bir haberimiz.

Sonuç olarak bianet yedi yıldır süren çocuk odaklı habercilik deneyiminde bazı sonuçlara vardı. Çocuğu "kurban/mağdur" modelinin dışında olumlu öyküleriyle de haberleştirmek, suç faili ya da mağduru olarak damgalamamak, çocuğu herhangi bir biçimde teşhir etmemek, çocuğun medyaya katılımını sağlamak çocuk odaklı haberciliğin olmazsa olmazları.

Bu konuda iletişim fakültelerinden, müfredatlarına insan hakları, kadın, çocuk hakları ve ifade özgürlüğ konulu dersler ekleyerek ve kaynak çoğaltarak destek olmalarını bekliyoruz.

Nilüfer Zengin (Bianet)



Diğer duyurular için tıklayın


SİVİL TOPLUM













TÜM STK'lar
İÇİN TIKLAYIN


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla