Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





Güncelleme: 01. 08. 2007





TMMOB Çevre Mühendisleri Odası:
"Su ve Su Hizmetleri Özelleştirilemez!"
Hükümetin su krizine çözüm önerisi olarak sunduğu akarsularımızın yap işlet devret modeli ile özelleştirilmesi, kamuya ait suyun kamu yararına kullanılmamasını getirecektir!
Su kaynaklarının kötü yönetimi, sınırlı imkanlar ve çevresel değişiklikler yüzünden temiz içme suyuna ulaşamayan insan sayısı giderek artmaktadır. Su; ekolojik yaşam, içme-kullanma, tarım, enerji ve sanayi için gerekli, sosyal ve ekonomik gelişme için vazgeçilmez bir değerdir. Bu noktada, su politikası ve su yönetimi, gerek küresel ölçekte gerekse de ulusal ölçekte büyük önem taşımaktadır.

Su haklarının erozyonu artık küresel bir olaydır. Neoliberal politikalarla su ve su hizmetlerinin yönetilmesi dünyanın birçok yerinde milyonlarca insanı içme suyuna erişimini engellemektedir. İçme suyundan yoksun bırakılan bu insanların özü itibari ile kamuya ait suyun özelleştirilmesi sırasında yaşadıkları korkunç tablolar önümüzde durmaktadır.

1990'ların başından beri, Dünya bankası tarafından yönlendirilen özelleştirme programları birçok ülkede uygulanmaya başlanmıştır. 2000 senesinde Uluslararası Finans Kuruluşları tarafından ödenen 40 IMF kredisi içinde 12 tanesi, su teminin kısmi veya tamamen özelleştirmesi koşulunu dayatmakta ve "tüm maliyetlerin karşılanması" için politika geliştirilmesi ve sübvansiyonların kaldırılması hususunda ısrar etmektedir.

Geçen on yıllık deneyimler gösteriyor ki su haklarının piyasalaştırılıp özelleştirilmesinin sonuçları olarak en çok göze çarpan bulgu, birçok ülkede özel sektörün gelişiyle birlikte artan su ücretleri. Gana'da insanlar, IMF politikaları sonucunda gelirlerinin yarısını su alabilmek için harcamışlardır.

Paris ve Manila'da olduğu gibi Jakarta'da 1997 yılında yapılan başlanan özelleştirmelerle su hizmetleri çok uluslu şirketlerinin ortaklığına bırakıldı. Şirketler beş yılda yaklaşık yüzde 35'lik bir ücret artırımı yapmışlardır. Kazablanca'da tüketiciler su fiyatlarının üç misli arttığını görmüşlerdir. İngiltere'de su ve kanalizasyon faturaları 1989-90 ve 1994-95 yılları arasında yüzde 67 artmıştır. Bağlantı kesintileri ise yüzde 177 artmıştır.

Güney Afrika'da Johannesburg'un su temini Suez Lyonnaise des Eaux tarafından devralınmıştır. Kısa süre içerisinde su güvensiz, erişilmez ve aşırı pahalı hale gelmiştir. Binlerce insanın su bağlantısı kesilmiş ve kolera enfeksiyonu yayılmaya başlamıştır Filipinler'de Sibic Körfezi'nde Biwater su fiyatlarını yüzde 400 artırmıştır.

Fransa'da suya halkın ödediği bedel yüzde 150 artmış ancak kalite bozulmuştur; bir Fransiz raporu 5.2 milyondan fazla insanın bakteriyel yönden kabul edilemez kalitede su aldığını ortaya koymaktadır. İngiltere'de su ücretleri yüzde 450, şirket karları yüzde 692 artmıştır.

Su paylaşımında yaşanan ülkeler arası sorunlar, suyun meta haline gelmesi, uluslararası tekellerin su yönetiminde etkin rol almaya başlamaları, kıtlık olgusunu tetikleyen gelişmelerdir. Türkiye'de su kaynaklarının yönetimi ve planlanmasına dair yaşanan sorunlar, son 10 yılda Dünya Bankası ve uluslararası su tekellerinin ülkemiz su yönetimini belirleyen ticari girişimleri, sanayileşme ve kentleşme süreçlerinin plansız seyri, yenilenebilir su miktarında olumsuz değişimlere yol açmıştır. Bu miktar, 1995 yılında 8500 m3 iken, 1990'da 3625 m3'e 2000'de 3250 m3'e gerilemiştir. 2025 yılında bu değerin 2186 m3'e kadar ineceği tahmin edilmektedir.

UNEP'in Raporu'na göre dünya ortalaması 7000 m3 olarak belirlenmiş olup, Türkiye 2002 yılı itibarı ile kişi başına 2940 m3 tatlı su kaynağı ile düşük sınıfta yer almaktadır. Türkiye 1990'lı yıllarla birlikte, su işletmeciliğinin özelleştirilmesi ile tanışmıştır. Su hizmetlerinin özelleştirildiği kentsel yerleşimler giderek artış göstermektedir. Hükümetin çözüm önerisi olarak sunduğu paketle suyun kendisi metalaştırılmakta ve kamuya ait olduğu unutulmaktadır.

Kamusal hizmetler kamu niteliğinden çıkarılırken neden vergi ödediğimiz sorusu yanıtsız kalmaktadır. Kamusal hizmeti vermek için seçilenler bu hizmetleri alınır satılır hale getirmek için seçilmemiş olmalıdır. Bir trilyon dolar pazar büyüklüğü ile ifade edilen su hizmetlerini sağlıklı ve güvenli olarak almak en temel yaşam hakkımızdır. Bizi yaratılacak olan pazarın büyüklüğü değil, suya rahat ve güvenli ulaşımımız ilgilendirmektedir.

Halk, ekonomik kaygılardan bağımsız olarak temiz su elde edebilmeli, kullanılmış su, kullananın gelir seviyesine bakılmaksızın arıtılabilmelidir. Nasıl ki su kamuya aitse, su hizmetleri de özü itibari ile kamusal bir hizmettir ve kamuya ait kalmalıdır. Hükümete, bu önerilerindeki nesnenin, suyun bize ait olduğunu; bize ait suyu onların yönetememesinin faturasının bizlere çıkarılamayacağını bir kez daha hatırlatırız.

Ö. Eylem TUNCAELLİ
TMMOB Çevre Mühendisleri Odası
İstanbul Şube Başkanı



İnsan Hakları Derneği:
İran'da İki Kürt Gazetecinin
İdamına Karşı Çıkalım


İran'ın Sine kentinde İran İstihbarat Servisi tarafından tutuklanarak cezaevine konan Hîva Botîmar ve Ednan Hesenpûr adlı iki Kürt gazetecisinin idam cezasına çarptırıldı. Ednan Hesenpûr ve Hîva Botîmar, 2005 yılında kapatılan haftalık Aso gazetesi çalışanı. Kürtçe ve Farsça dillerinde çıkan gazetenin İran rejimine ters düştüğü için kapatıldığı ve gazetecilerin bu nedenle tutuklanıp 'idam' cezasına çarptırıldığı öğrenilmiştir. Yaklaşık 8 aydır Sine cezaevinde tutuklu bulunan Kürt gazeteciler, cezaevinde yaşam mücadelesi veriyor. İnsan hakları savunucuları olarak; 3 Ağustos 2007 tarihinde cezalarının infaz edilmesi beklenen gazetecilerin, idam edilmemesi talebiyle İran Konsolosluğu önünde bir basın açıklaması yapacağız. Doğrudan idam edilme ihtimali ile karşı karşıya olan Adnan Hasan Poor ve Abdel Wahd Butimar'a ilişkin kaygılarımızı ifade etmek ve idamların durdurulması çağrısında bulunacağımız bu etkinliğe yaşama hakkına saygı duyan herkesin destek vermesini istiyoruz. Son derece zalim, insanlık dışı, insanı küçük düşürücü ve yaşam hakkını ihlal eden bir cezalandırma biçimi olarak idama cezasına karşı çıkalım.

İnsan Hakları Derneği
İstanbul Şubesi




Munzur Kültür ve Doğa Festivali
9 Ağustos'ta başlıyor

Her yıl Türkiye ve Avrupa başta olmak üzere dünyanın dört bir yanında yaşayan on binlerce Dersimlinin ve misafirlerin katıldığı festivale ilişkin basın açıklaması yapan DTP'li Dersim Belediye başkanı Songül Erol Abdil 9-12 Ağustos tarihleri arasında gerçekleşecek olan festivalin yedincisinin 'Halkların Kardeşliği Munzur'dan Aksın, Doğa Yaşasın' sloganı altında zengin etkinliklerle kutlanacağını dile getirdi.

Songül Erol Abdil açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
"Munzur'a baraj yapımını tartışırken aynı zamanda küresel ısınmayı, Dersim'in inanç ve kültür tarihini konuşurken aynı zamanda yaşadığımız coğrafyanın farklı kimliklerini, Türkiye'de toplumsal barışı irdelerken aynı zamanda küresel anlamda barış ve demokrasi mücadelesini tartışacağız,dinleyeceğiz ve göreceğiz. Yani, yereli ve evrenseli beraber ve uyumlu bir biçimde, birbirine ne kadar bağlı ve birbirini ne kadar etkilediğini bilerek tartışacağız,paylaşacağız. Sanatın ve edebiyatın tüm seslerini ve renklerini beraber yaşayacağız. Şiirlerimiz su olup Munzur'a akacak, film ve belgesellerle geçmişi ve bugünü görüp geleceğe uzanacağız, atölye çalışmalarıyla sanatsal üretim ve yaratımın altyapısını oluşturacağız, panel ve söyleşilerle kadını, toplumu, doğayı, inancı, barışı tartışacağız ve kendimizi göreceğiz. Gezilerle güzel ve kutsal coğrafyamıza bir kez daha uzanıp onunla buluşacağız, doğa anayı hissedeceğiz. Dinleti ve konserlerde ise onbinlerin sanat, barış ve özgürlük duygularının en yalın halini yaşayacağız. Herkesi, her sesi ve her rengi; kutsallık derecesindeki doğamızla buluşmaya ve insanın kaynağını anlamaya, sanatın ve edebiyatın ruhu güzelleştiren etkinliklerine katılmaya, toplumsal barış ve demokrasi mücadelesine bir kez daha güçlü bir ses olmaya davet ediyoruz."


Munzur Festivali'nin zengin içerikli programı için tıklayınız.




Tüketiciler Birliği:
"Telekom'da iki ileri-bir geri"
Türk Telekom, Telekomünikasyon Kurulu onayının ardından 1 Mart 2007 tarihinde yeni tarifesini uygulamaya başlamıştı. Bu tarife ile rekabetin olduğu ve Türk Telekom'un gelirlerinin yüzde onbeşini oluşturan şehirlerarası görüşmeler, GSM görüşmeleri ve milletlerarası görüşmelerde yüzde altmışa varan oranlarda indirim yapılmış ve fakat gelirlerinin yüzde 85'ini oluşturan, rekabetin olmadığı ve Türk Telekom'un doğal tekelinin sürdüğü şehir içi görüşmelerde ve sabit ücretlerde, yüzde yirmibeş oranında zam yapılmış, sabit ücretlerin mahsubunu da tek taraflı olarak ağır koşullara bağlamıştı.

Tarifelerin açıklanması ile birlikte başta Tüketiciler Birliği olmak üzere bir çok sivil toplum örgütünde tepkiler yükselmiş, süreç içerisinde Tüketiciler Birliği, TELKODER, ATO ve EMO tarafından tarifeleri onaylayan Telekomünikasyon Kurulu kararının iptali için Danıştay'da dava açılmış; Danıştay 13. Dairesi, Telekomünikasyon Kurulu'nun tarifeleri onaylayan kararının yürütmesinin durdurulmasına karar vermiştir.

Bu süreçte Tüketiciler Birliği tarafından, Cumhuriyet tarihinin en büyük kampanyası olan TELEKAZIK kampanyası başlatılmış, dört aya yakın sürdürülen kampanya ile kamuoyunda Telekom sektörüne ilişkin tüm olumsuzluklar konusunda ulusal düzeyde ortak bilinç ve tepkinin oluşması sağlanmış, kampanya kapsamında toplanan 200.000 imza gereğini yapması için Telekomünikasyon Kurulu'na ulaştırılmıştı Yürütmeyi durdurma kararı ile yargısal süreçte, 1 Mart 2007 tarihinden bu yana uygulanmakta olan tarifenin yürürlüğünün durdurulması ve 1 Mart 2007 tarihinden önceki tarifelere geri dönülmesi gerekirken, Türk Telekom tarafından alelacele yeni bir tarife hazırlanarak, Telekomünikasyon Kurulu'na onay için gönderilmiştir.

Bu noktada Tüketiciler Birliği tarafından Telekomünikasyon Kurulu'na çağrı yapılarak, tarifenin değerlendirilmesi aşamasında tüketicilerin görüşlerinin alınması talep edilmiş, ancak Anayasanın 172. maddesi ve Telekomünikasyon Kurulu'nun kuruluş yasasına aykırı davranılarak, ilginç bir zamanlama ile Milletvekili Genel Seçimlerinden iki gün önce yeni tarifenin onaylandığı duyurulmuştur.

Türk Telekom'dan gelen her türlü tarife talebini bunca tepkiye rağmen aynen onaylayan Telekomünikasyon Kurulu'nun yerinde olmayan bu tutumundan daha vahimi de, aynen 1 Mart 2007 tarife sürecinde olduğu gibi Türk Telekom'un henüz onaylanmamış yeni tarife ile ilgili bilgileri, onaylanması kesinmiş gibi kamuoyuna açıklaması olmuştur. Bu tutum hem Türk Telekom, hem de Telekomünikasyon Kurulu'nun saygınlığına gölge düşürmüştür.

21 Temmuz 2007 tarihinde yürürlüğe giren yeni tarife incelendiğinde;
· Şehir içi görüşme ücretlerine yüzde sekiz zam yapılmış,
· Şehirlerarası ve milletlerarası görüşmelerdeki fiyatlar aynen korunmuş,
· Sabit ücretlere yüzde yirmibeş zam yapılmış,
· Standart Hatt'da sabit ücret karşılığı verilen yüz kontör uygulaması kaldırılmış,
· Hesaplı Hatt'da sabit ücret karşılığı verilen yüzaltmış kontör, yüz kontöre indirilmiş,
· Yoğun tepki üzerine gece 22:00 den sonraki konuşmalara uygulanan ücretsiz kontör uygulaması, saat 20:00 ye çekilmiştir.

Yeni tarifenin esası bu olmakla birlikte Türk Telekom, şehirçi görüşmelere yapılan yüzde sekiz oranındaki zammı, "şehirçi görüşmelerde, yüzde onaltı indirim yapıldı reklâmıyla kamuoyuna duyurmuştur. Türk Telekom'un bu beyanı doğru değildir, tüketiciyi aldatmaya yöneliktir. Çünkü hukuken yürürlüğü durdurulmuş bir tarife üzerinden indirim yapılması mümkün değildir. Kıyaslama için dikkate alınacak tarife, 1 Mart 2007 tarihinden önceki tarifedir. Nitekim bu duyuru ile ilgili olarak, Tüketiciler Birliği tarafından Reklâm Kuruluna başvuru yapılmıştır.

Ücretsiz kontörlerin kullanım zamanı konusundaki yoğun tepkimiz üzerine, saat aralığı 22:00-07:00 dan, 20:00-07:00 çekilmişse de, bunu göstermelik bir adım olarak nitelendirmekteyiz. Büyük çoğunluğu işyerlerinde olan sabit telefonlar için ödenen sabit ücret karşılığı alınan kontörlerin nasıl olup da gece 20:00 den sonra tüketilebileceği sorunu bir yana, uygulamanın neden 2007 yılı sonuna kadar geçerli olacağı da bilinmemektedir.

Türk Telekom, 2007 yılından sonra kontör uygulamasını nasıl şekillendirecektir? Yine Tüketiciler Birliği tarafından dile getirilen saniye bazlı ücretlendirme konusunda, Telekomünikasyon Kurulu tarafından bu sisteme geçileceği açıklanmış, ancak Türk Telekom'un yeni tarifesi içinde yer alan kontör aralığının yirmi saniyeden, altmış saniyeye çıkartılması talebini onaylamaktan kaçınmamıştır. Böylelikle altmış saniyeyi, bir saniye geçen tüketiciden yüzyirmi saniye parası alınmasının önü açılmıştır.

Bu süreçte Telekomünikasyon Kurulu tarafından şehiriçi görüşmelerde, rekabetin sağlanmasına ilişkin kararın Başbakanlığa gönderildiği açıklanmıştır. Seçim sonrası Anayasa gereği istifa etmiş ve yenisi kuruluncaya kadar görevde kalması Cumhurbaşkanı tarafından rica edilmiş bir Başbakana gönderilen bu kararın zamanlaması, yeni hükümetin kurulmamış olması, hükümet programının yazılmamış olması, güvenoyu alınmamış olması ve en önemlisi 21 Temmuz tarihli tarife onay işleminin ardından yapılması nedeniyle hayli ilginçtir.

Açıkçası üçbuçuk yıldır bu konuda adım atmayan Telekomünikasyon Kurulu, bu aşamadaki yaklaşımı ile bu konunun yine zamana yayılmasına yardımcı olmuştur. Telekomünikasyon Kurulu, 21 Temmuz tarifesini onaylamadan önce rekabete açılma kararının sürecini çalıştırmalı, rekabet ortamı sağlanarak, fiyat oluşumu sağlandıktan sonra onay konusunu değerlendirmeliydi. Bu şekildeki bir uygulama ile şu anda şehiriçi görüşmelerde yüzde otuz-elli oranında indirim yapılması sağlanmış olacaktı.

Kuruluş Yasasında, "tüketici yararını korumak" yükümlülüğü kendisine verilen Telekomünikasyon Kurulu böylelikle milyonlarca tüketicinin sömürülmesine katkı sağlamış bulunmaktadır. Başta Telekomünikasyon Kurulu olmak üzere konuyla ilgili tüm kamu ve özel sektör kuruluşları, tüketicinin nezdindeki saygılıklarına halel getirecek bu türlü uygulamalardan kaçınmalı, yasaların ve yargının emirlerini aynen uygulamalıdırlar. Aksine ilişkin her türlü uygulamanın karşısında olacağımızı, tüketici ile alay eder gibi gerçekleştirilen yap-boz oyununun canımızı sıktığını bir kez daha belirtiyoruz.

"Canımızı artık sıkmayın. Bu ülkenin uymakla yükümlü olduğunuz yasaları ve yargı kararları vardır. Aksine direnciniz, Türkiye tüketicisinin ağır tepkisi ile karşılanmaktadır. Bizi, "sizi tüketmeme" silahını kullanmaya mecbur etmeyin."

Üstün Bol
Genel Başkan Vekili
Tüketiciler Birliği Genel Merkez
Tel:(212)567 97 44 Faks:(212)567 36 47
www.tuketiciler.org E-Posta: bilgi@tuketiciler.org

 

Diğer duyurular için tıklayın


SİVİL TOPLUM













TÜM STK'lar
İÇİN TIKLAYIN


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla