




Gümüşlük Akademisi:
"Tehdidkâr Operasyonu Kınıyoruz"
Gümüşlük Akademisi Sanat, Kültür, Ekoloji ve Bilimsel Araştırma
Merkezi Vakfı, 1995 tarihinde kurulmuş tüzel kişiliğe haiz, yalnız
Bodrum ve Muğla yöresinde değil, ülke ölçeğinde tanınmış, uluslararası
kültür elçiliği misyonunu gönüllü olarak sürdürmeyi görev edinen
bir kuruluştur.

Kuruluşundan bu güne kadar yapılan çalışmalar vakfın resmi internet
sitesinde yer almaktadır, herkese açıktır ve Vakıflar Genel Müdürlüğü'nce
sürekli olarak denetlenmektedir. Çalışma ve etkinliklerimiz yurt
içi ve yurt dışında da bilinmekte, bilim, sanat ve felsefe ile ilgili
çok sayıda kişi ve kuruluş tarafından yakından izlenmekte ve takdir
edilmektedir. Yönetim Kurulu Genel Sekreterimiz ülke içi ve dışında
tanınmış, yapıtları çok sayıda dile çevrilmiş, ülkemizin önde gelen
roman yazarlarından Latife Tekin'dir.

Vakfımız tarafından şu anda yürütülen Bodrum'la ilgili bir yerel
tarih çalışması Bodrum Belediyesi ve çeşitli yerel kuruluşların
desteğini almış, Muğla Üniversitesi öğretim görevlileri ve çeşitli
gönüllülerin desteğiyle sürdürülmektedir.

Vakfımıza ait Gümüşlük Akademisi'ndeki mekanlarımızda 17 Temmuz
2007 tarihinde bir "arama operasyonu" yapılmıştır! Bu operasyon
kimliği belirsiz bir kişinin telefon ihbarı gerekçe gösterilerek,
Bodrum Cumhuriyet Savcılığı'nın talebi üzerine, mahkeme hakimince
alınan bir arama kararına dayandırılmıştır. Yapılan operasyona bölge
jandarma birimleri, Bodrum Emniyet Müdürlüğü Narkotik Birim görevlileri
ve bir narkotik köpeği katılmış, yaklaşık 6 saat sürmüştür.

Gerçekleştirilen "arama operasyonu" sonucunda iddia ve isnat edilen
suçlamalara ilişkin herhangi bir bulgu ve kanıta rastlanmadığı tutulan
resmi tutanakla kayıt altına alınmıştır.

İddia edilen haksız ve yersiz suçlamalar neden gösterilerek yapılan
bu operasyonun, vakfın amacı, geçmişi, çalışmaları göz önüne alındığında,
biz kurum yöneticilerini ve gönül bağı içinde olduğumuz, mahkeme
kararında "bazı enteller" olarak aşağılanan dostlarımızı aşırı derecede
rahatsız ve rencide etmiştir.

Kimliği belirsiz bir kişinin asılsız ihbarıyla, gerek kurumumuza,
gerekse şahsımıza yönelik suçlamalara ilişkin bazı kanıtların olabileceği
kanaatinin ve bunun için bir operasyon yapılması yolundaki kararın
cumhuriyet savcısı ve ceza mahkemesi yargıcında nasıl oluşabildiği,
bu operasyonun asıl amacının ne olduğu yanıtlanmasını beklediğimiz
sorulardan sadece bazılarıdır.

Söz konusu operasyon, sanki önceden haber verilmişçesine, üstelik
bizlerden görüş almadan, tek taraflı olarak yerel medyada işlenmiş
ve yanlı bir şekilde kamuoyuna duyurulmuştur. Bu operasyon ve kamuoyuna
yansıtılma biçiminin vakfımızca halen yürütülen çalışmaları, bu
çalışmalarda yer alan gönüllüleri ve kamuoyundaki imajımızı olumsuz
etkileyeceği açıktır.

Söz konusu arama kararı kadar, bir sanat kültür merkezinin dört
bir taraftan otomatik silahları elinde kolluk kuvvetlerince sarılarak
basılması, gayrıyasal işler kovalayan "bir terör odağı"na yönelik
operasyon havasında gerçekleştirilmiş olması da ayrıca düşündürücüdür.

Bu operasyondan kaynaklanan mağduriyetimizin tazmini için yasal
başvurularımızı yapacağımızı ve haklarımızın her düzeyde sonuna
kadar takipçisi olacağımızı Gümüşlük Akademisi dostlarına ve bilimden,
sanattan, kültürden yana duyarlı kamuoyuna duyurur destek ve katkılarının
sürmesini bekleriz.

Gümüşlük Akademisi
Sanat, Kültür, Ekoloji Ve Bilimsel Araştırma Merkezi Vakfı
Vakıf Başkanı: Ahmet Filmer
Vakıf YK Gn.Sekreteri: Latife Tekin
www.gumuslukakademisi.org
info@gumuslukakademisi.org
0252/ 394 43 01 - 02 Gümüşlük, Bodrum - MUĞLA





LGBTT Bireylerin İnsan Hakları
İhlalleri İzleme
ve Hukuk Komisyonu:
Türkiye'de İnsan Hakları İhlalleri
Bitmek Bilmiyor
Kaos GL Derneği, Kaos GL İzmir, Lambdaistanbul LGBTT Derneği,
MorEl Eskişehir LGBTT Oluşumu ve Pembe Hayat LGBTT Derneği'nden
oluşan LGBTT Bireylerin İnsan Hakları İhlalleri İzleme ve Hukuk
Komisyonu konuyla ilgili bugün bir basın toplantısı düzenledi. Kaos
GL'de yapılan basın toplantısında hem Lambdaistanbul'a yönelik açılan
dava hem de genel olarak Türkiye'deki LGBTT bireylere yönelik insan
hakları ihlallerine dair bir açıklama yapıldı:

Türkiye'de
lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transeksüel (LGBTT) bireyler
kamusal ve özel alanda ayrımcılığa ve şiddete uğramaktadırlar. Bireyler
uğradıkları haksızlıklar karşısında gerekli hukuksal desteği alamayacaklarına
ya da adil yargılanma sürecinin gerçekleşmeyeceğine inandırıldıklarından,
çoğunlukla susmayı seçmektedirler. Haklarını aramaya karar veren
bireyler ise, cinsel yönelimleri veya cinsiyet kimliklerine dair
özel hayatlarının ifşa edileceği endişesiyle kimliklerini gizlemek
zorunda kalmaktadırlar.

Bu durum, LGBTT bireylerin ve sorunlarının görünmezliğe mahkumiyetini
pekiştirmekte ve buna kayıtsız kalmaya devam eden ilgili kurumlarca
da, eşcinsellerin örgütlenmeleri güçsüzleştirilmeye çalışılarak
engellemektedir. Türkiye Cumhuriyeti'nin anayasasında eşcinsel bireyler
hakkında herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır.

Yasalarda eşcinsel davranışı yasaklayıcı ya da cezalandırıcı bir
düzenleme olmamasının yanında, heteroseksüel olmayan bireyleri ayrımcılığa
karşı korumak için de eşcinselliğe değinilmemektedir. Bu, LGBT bireylerin
T.C. devleti tarafından görmezden gelinerek yok sayıldığının göstergesidir.
Tüm yasal düzenlemeler heteroseksüellere yönelik, oysa herkes heteroseksüel
değildir.

Ayrımcılığa karşı koruyucu maddeler yasalarımızda yerini bulamazken,
Türk Ceza Kanununda muğlak tanımlamalarla geçen, genel ahlak, müstehcenlik,
teşhircilik, doğal olmayan cinsel ilişki gibi ifadeler gerekçe gösterilerek
eşcinsel, biseksüel, travesti ve transeksüel bireyler mağdur edilmektedir.
Eşcinsel bireylere yönelik işlenen suçlar cezasız kalmakta, takibi
yapılmamakta, cezalandırılmak yerine ağır tahrik indirimleri ile
ödüllendirilmektedir.

Bunun yanında, hem devlet kurumları hem de özel kurumların hukuki
düzenlemelerinde "yüz kızartıcı suç" ifadesinin yer aldığı maddeler,
genç ve yetişkin eşcinsel ve transeksüel bireylere karşı kullanılmaktadır.
Bu yolla, eşcinsel ve transeksüel bireylerin işten, okuldan atılmasına
kadar varan yaptırımlar uygulanmaktadır. Öğrenci yurtları yönetimleri
"yüz kızartıcı suç" kavramının eşcinsellere karşı kullanımının en
çarpıcı örneklerinden birisidir.

Yönetmeliklerde yer alan "efemineler öğretmen olamaz", "homoseksüeller
kaptan olamaz" gibi ifadelerle, eşcinsel ve transeksüel bireylerin
kamusal alanın dışına itilmesi ve çalışma haklarının elinden alınması
söz konusudur. Düşünce, İfade ve Örgütlenme Özgürlüğü Son 10 yıldır
yapılan pek çok değişikliğe rağmen Anayasa, halen temel hak ve özgürlükleri
sınırlayıcı ve yargı bağımsızlığı ilkesini zedeleyici nitelikleri
içinde barındırmaktadır. Bu durum Türkiye'yi gerçek bir hukuk devleti
niteliğinden de uzaklaştırmıştır. Bu Anayasanın altında üretilen
ve yaşamın her alanını düzenleyen yasaların ve kurumsal yapıların
da aynı felsefi temele sahip olması, eşcinsellerin insan hakları
ve özgürlüklerinin korunması ve geliştirilmesinin önünde bir engel
olarak ortaya çıkmaktadır.

LGBTT organizasyonların dernekleşme sürecinde valiliklere bağlı
Dernekler Masası, yapılan başvuruları "genel ahlak ve Türk aile
yapısına uygun olmadığı" gerekçesiyle Cumhuriyet Savcılıklarına
yönlendirmekte ve İçişleri Bakanlığı'nın derneklerin kapatılması
talebi eşcinsel örgütlenmelerine bakışını yansıtmaktadır. Bu engelleyici
tavır hem LGBT bireyleri hem de örgütleri olumsuz yönde etkilemektedir.
Türkiye'deki lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transeksüel(LGBTT)
örgütleri "Bu toplumda sadece heteroseksüeller yaşamıyor!" çıkışıyla,
cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığının ortadan kaldırılması
için söz hakkını kullanmaya çalışıyor. İnkâra, dışlanmaya, damgalanmaya
ve şiddete karşı hem hayatta kalma hem de lezbiyen, gey, biseksüel,
travesti ve transeksüel varoluşların toplumsal hayatta tanınması
mücadelesini veriyor.

Bu süreçte oluşturulan gruplar ve örgütler 2005 yılından bu yana
resmen dernekleştiğinde hep aynı engelleme girişimiyle karşılaşıyor.
Önce Kaos GL Derneğine yönelik ayrımcı bir uygulama ve "ahlaka aykırı
dernek kurulamaz" suçlamasıyla eşcinsellerin örgütlenme özgürlüğü
ihlal edilmeye kalkışıldı. Şimdi ve en son da Lambdaistanbul Lezbiyen,
Gey, Biseksüel, Travesti ve Transeksüel (LGBTT) Dayanışma Derneği
aynı suçlama ile İstanbul Valiliğince kapatılmak isteniyor. Lambdaistanbul'a
açılan davaya, derneğin adında geçen lezbiyen, gey, biseksüel, travesti,
transeksüel kelimelerinin ve derneğin amacının "Genel ahlaka ve
Türk aile değerlerine aykırı" olduğu gerekçe gösteriliyor.

Anayasanın 10. Maddesi ile Türk Ceza Kanunu (TCK)'nın "ayrımcılık"
ana maddesini homofobik bir yaklaşımla yorumlayanlar, lezbiyen,
gey, biseksüel, travesti ve transeksüel vatandaşların ifade ve örgütlenme
özgürlüklerini kullanmalarını engellemeye kalkışarak cinsel yönelim
ve cinsiyet kimliği ayrımcılığı yapıyorlar. Hatırlanacağı gibi 2004
yılında TCK Kadın Platformu ile birlikte Lgbtt örgütlerinin TBMM'ye
giderek, yeni TCK'nın ayrımcılık maddesine eklenmesini istedikleri
ifadeler arasında "cinsel yönelim ayrımcılığı" da vardı. Bunu takiben,
Ankara Cumhuriyet Başsavcısının da altını çizdiği gibi "cinsel yönelim
ayrımcılığı" TCK sürecinde tartışılmış ve başlangıçta "ayrımcılık"
ana maddesine eklenmişti. "Cinsiyet" ile "cinsel yönelim" farklı
durumlar olduğu halde Adalet Bakanı Cemil Çiçek, benzer şeyler ifade
ettiğini öne sürüp "cinsel yönelim" ibaresinin "ayrımcılık" ana
maddesinden çıkarılmasını istemişti.

Daha önce Ankara Valiliğinin Kaos GL Derneği'ne yönelik aynı gerekçesine
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının Dernekler Kanunu'nu, AB siyasi
kriterlerini, Katılım Ortaklığı Belgesini, Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi ve taraf olunan uluslararası insan hakları sözleşmelerini
dikkate alarak hazırladığı ret kararını hatırlatmak isteriz: "Yasa,
devletin derneklere karşı baskıcı değil, kollayıcı tavrını göstermesi
usulüne göre yapılandırılmıştır. "Lezbiyen" ve "gey" kelimeleri
günlük hayatta ve bilimsel araştırmalarda rahatlıkla kullanılmaktadır.
Bu kavramlar, toplumlara göre değişir.

Yeni TCK'nın yapılandırılmasında 'cinsel yönelim ayrımcılığının'
tartışıldığı bir dönemde, eşcinsel olmak ahlaksız olmak anlamına
gelmez. Aslolan tüm ahlak bilimleriyle uğraşanların ortak birleştikleri
nokta olan insan iradesinin hür olması gerektiğidir" Söz konusu
kararda, derneğin adında ve amaç bölümünde "ahlak dışı olarak tanımlanabilecek
bir husus bulunmadığı" ifade edilmiş ve uluslararası sözleşmeler
de dikkate alınarak derneğin kapatılması talebiyle kamu davası açılmasına
gerek olmadığı kaydedilmişti.

Lambdaistanbul LGBTT Derneği de 14 yıldır Kaos GL Derneği ile aynı
amaçlar için açıktan ve yasalar çerçevesinde çalışan ve aynı amaçlar
için dernekleşen bir organizasyondur. Tüzüğündeki eylemlilikleri
dernekleşmeden önce de örgütlü bir şekilde açıktan gerçekleştiren
Lambdaistanbul, ulusal ve uluslararası herhangi bir yasayı çiğnemeden
bugüne kadar gelmiştir ve bundan sonra da var oluşuna aynı çizgisinde
devam edecektir. Kamu görevlileri ve politikacıların eşcinsellerin
insan hakları savunucularını, sivil toplum örgütü temsilcilerini
hedef alan yaklaşım ve uygulamaları, eşcinsel ve transeksüel bireylerin
açılmalarını engellerken örgütlenmeyi de geciktirmektedir. Travesti
ve Transeksüel Yurttaşlar ve Yaşadıkları İnsan Hakları İhlalleri
Lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transeksüeller emniyet güçlerine
mağdur olarak başvurduklarında, cinsel yönelimleri nedeniyle hemen
zanlı konuma düşebilmekte ve süreç eşcinsel ve transeksüel bireyin
aleyhine işlemektedir. Eğitim, barınma, sağlık, sosyal güvenlik,
çalışma hakkı gibi en temel haklarından yoksun bırakılan travesti
ve transeksüeller, tek seçenek olarak fuhuşa sürüklenmektedir.

Travesti ve transeksüel bireylere yönelik ihlalleri genellikle kolluk
kuvvetleri işlediğinden, bu bireylerin adil yargılanma hakları sürekli
olarak ellerinden alınmaktadır. Şikayetçi olmak için karakola gittiklerinde
şikayetleri kabul edilmemekte, kötü muameleye ve işkenceye maruz
kalmaktadırlar. Fuhuş yapmak Türk Ceza Kanuna göre suç olmamasına
rağmen, fuhuş yaptıkları iddiasıyla travesti ve transeksüeller gözaltına
alınmakta, izinsiz ve gerekçesiz olarak evlerine baskınlar düzenlenmekte,
zorla işgal edilen kendi özel alanlarında kötü muamele ve işkenceye
maruz kalmaktadırlar. Travesti ve transeksüellerin yaşadıkları evler,
bağlı bulundukları mülki idarelere bağlı fuhuş komisyonları tarafından
keyfi olarak mühürlenmekteyken, bu "mühürlenme kararlarına" itiraz
edildiğinde kararlar bozulabilmektedir. Kararın bozulması ve mühürlerin
kaldırılması bir hafta ile 3 hafta arasında değiştiğinden, bu sürede
travesti ve transeksüel bireyler sokakta yaşamak zorunda bırakılmaktadır.
Ev baskınları, keyfi gözaltılar medyayla topluma ifşa edilerek,
travesti ve transeksüel bireylere yönelik önyargılar beslenmekte,
nefret suçlarının zemini hazırlanmaktadır. Son süreçte özellikle
Kabahatler Kanunu bahane edilerek, hukuksuz bir şekilde, travesti
ve transeksüeller bireylere 117 YTL para cezası kesilmektedir.

Bu yöntem, Pembe Hayat LGBTT Derneği üyesi travesti, transeksüel,
heteroseksüel seks işçilerine yönelik bir yıldırma politikası olarak
uygulanmaktadır. Travesti ve transeksüel yurttaşların eğitim, barınma,
sağlık ve çalışma haklarının olmadığı mevcut koşullarda, bu haklarından
faydalanabilmeleri için politika ve hizmetleri geliştirmek yerine,
travesti ve transeksüeller bireylere ödeyemeyecekleri para cezaları
kesilmesi, onları yeniden fuhuşa sürüklemektedir.

Tüm bunlar açıkça "yok etme" politikasının araçlarıdır. Bu insan
hakları ihlalleri, ayrımcılık ve şiddet olayları karşısında sessiz
kalan TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu'nun, Türkiye'de LGBT
bireylerin sorunlarına ilişkin incelemeler yapmasını talep ediyoruz.

LGBTT Bireylerin İnsan Haklarını İzleme Komisyonu
Kaos GL Derneği
Kaos GL İzmir
Lambdaistanbul
LGBTT Derneği
MorEl Eskişehir LGBTT Oluşumu
Pembe Hayat LGBTT Derneği



Baş tarafına dönmek için tıklayınız
|