




İnsan Hakları Gündemi
Derneği:
Demokrasilerde Hak Ve Özgürlükler
Keyfiyete Bırakılamaz!

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in
13 Haziran 2007 tarihinde onayladığı ve polise olağanüstü yetkiler
getiren 5681 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu'nda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun (PVSK) yürürlüğe girmiş bulunmaktadır.
Bu kanun, totaliter ve otoriter rejimlerdeki uygulamaları andıran
düzenlemeleriyle, bugün sahip olduğumuz temel haklar ve özgürlükler
düzeyinde ciddi bir gerilemeyi ifade etmektedir.

İnsan haklarına dayalı demokratik bir toplum ilkesi ve standartlar
açısından bu kanunun sakıncaları, ana başlıklar halinde şöyle özetlenebilir:
1- Yürürlükteki CMK gereğince arama, ancak makul şüphe var ise ve
hâkim kararıyla olanaklıydı ve Cumhuriyet Savcılarına ancak istisnai
durumlarda, geçici yetki veriliyordu (gecikmesinde sakınca bulunması
ve makul şüphe koşullarının bir arada bulunması kaydıyla). Eski
PVSK'nın 9. maddesi uyarınca, polis ancak hâkim kararı veya gecikmesinde
sakınca bulunan hallerde, en büyük mülki amirin yazılı izniyle önleme
aramaları yapabiliyordu.

Getirilen değişiklik ise, hâkim denetimini kaldıran, makul şüphe
yerine polisin sübjektif değerlendirmesini koyan keyfi aramaya
yer verilmektedir. Buna göre polis, hiçbir objektif ölçüye bağlı
olmaksızın, kendi kültürüne, deneyimine, tehlike algısına, yani
tamamen sübjektif niyetine göre keyfi arama yapabilecektir.
Artık her an yolda bir kolluk kuvveti tarafından durdurulabilir
ve aranabiliriz; hem de defalarca.

Polis artık hâkim kararı olmadan kimlik tespiti yapabilecek, üst
ve eşya arayabilecek, hatta durdurup fiili gözaltı yapabilecektir.
Soru sorabilecek ve eğer yanıtlamazsak bizi karakola da götürebilecektir.
Bu durum, Anayasa ve yasalarla, üstün iç hukuk normu olan uluslararası
sözleşmelerle güvence altına alınan özel yaşamın gizliliği, seyahat
özgürlüğü, barışçıl gösteri yapma hakkı başta olmak üzere, kişi
özgürlüğü ile ilgili tüm hakların ihlaline kapı açmaktır.
|
Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi(AİHS)
Madde: 5- Özgürlük ve Güvenlik Hakkı
1. Herkesin özgürlüğe ve kişi güvenliğine hakkı vardır. Aşağıda
belirtilen haller ve kanunda belirlenen yollar dışında hiç
kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.
2. Tutuklanan her kişiye, tutuklanmasını gerekli kılan sebepler
ve kendisine yöneltilen her türlü suçlamalar en kısa zamanda
ve anladığı bir dille bildirilir.
3. Bu maddenin 1/c fıkrasında açıklanan şartlara göre tutuklanan
veya gözaltına alınan herkes hemen bir yargıç veya adli fonksiyon
yapmaya kanunla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılır.
Kendisinin makul bir süre içinde muhakeme edilmeye veya adli
kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverme,
ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata
bağlanabilir.
4. Tutuklanma ve gözaltına alınma nedeniyle özgürlüğünden
yoksun kılınan herkes, özgürlük kısıtlamasının kanuna uygunluğu
hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesini ve kanuna
uygun görülmemesi halinde serbest bırakılmasını sağlamak için
mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.
5. Bu maddenin hükümlerine aykırı olarak bir tutuklama ve
gözaltına alınma işleminin mağduru olan herkesin tazminat
istemeye hakkı vardır.
Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi Kararı (AİHM):
Hüseyin Esen v. Türkiye; 49048/99; 08.08.2006; Para 65-81:
Mahkeme başvuru sahibinin dava sırasında 5 yıl 4 ay alıkonulduğunu
belirtti. Ama verilen bilgilere göre başvuranın alıkonulması
sırasında hukuk otoriteleri başvuru sahibinin kanıtlarının
ortadan kaybolması ya da imha edilmesi konusunda bu kadar
ısrarcı olması riskini belirtmede başarısız oldu. Ayrıca her
ne kadar 'kanıt devleti' mevcut olan ve varlığını sürdüren
yasalara aykırılığın bir işareti ise de genellikle bu durumlar
konuyla ilgili etkenler olabilir, bunlar alıkonulmanın bu
denli uzun olmasının geçerli nedeni değildir.
Sonuç olarak, mahkeme madde 5/3'e aykırılık olduğunu tespit
etmiştir. Mahkeme başvuru sahibi tarafından yapılan tüm temize
çıkma taleplerinin aynı nedenlerle reddedildiğini gözlemledi.
Başvuru sahibinin dava sırasında alıkonulmasına, kanuna uygun
olarak meyden okuması için etkili bir yol olmadığı göz önünde
bulunduruldu. Buradan da madde 5/4'ün ihlali söz konusudur.
|
2-Teknik
araçlarla dinleme ve izleme, CMK' da var olan şekliyle ancak "bir
suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine
dair KUVVETLİ ŞÜPHE varsa ve BAŞKA SURETTE DELİL ELDE ETMEK MÜMKÜN
DEĞİLSE, hâkim kararıyla, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde
ise savcı kararıyla" mümkündü ve savcının kararı derhal hâkimin
denetimine tabi idi.

Mevcut haliyle bile, pratikte ilgili ilgisiz herkesin dinlenmesine,
kişilerin yakınlarıyla yaptıkları özel konuşmaların kolluk kuvvetlerince
dinlenerek kayıt altına alınmasına, trajikomik göz altılara, soruşturmalara
yol açan bu yasanın kapsamının daraltılması gerekirken, daha da
genişletilmesi, bir gerileme anlamını taşıdığı gibi, özel yaşamın
gizliliğini tümüyle ortadan kaldırılması gibi tehlikeli sonuçlara
yol açabilecektir.

Kabul edilen yeni yasa "soruşturmanın varlığı, kuvvetli suç şüphesi
ve başka şekilde delil olanağı bulunmaması " koşulları ile sınırlandırılan
izleme-dinleme faaliyetleriyle ilgili tüm şartları ortadan kaldırmaktadır.
Polise "istihbarat faaliyeti kapsamında ve hâkim kararı olmadan"
herkesi dinleme izleme yetkisi verilmektedir. Bu durumda, keyfi
bir şekilde suç ve suç delili yaratılabileceği gibi, ülkede büyük
bir gözaltı oluşturulmaktadır. "Uygulamada kötüye kullanılabilecek
bu yetki, Anayasanın ve AİHS'nin koruması altındaki özel ve aile
yaşamına saygı hakkını tümüyle kolluğun insafına terk edecek bu
düzenlemedir. Geçtiğimiz yıllarda MİT'in Diyarbakır 6. Ağır Ceza
Mahkemesinin bir kararına dayanarak belli bir bölgede, suç ve sanık
sınırlaması olmaksızın herkesi dinlediği hala hatırlardadır. Bu
örnek ve geçmişte tüm ülkenin dinlendiği Telekulak skandalları uygulamada
nelerin olabileceğine dair en somut ihlal örnekleridir. Ayrıca sınırlanan
haklar ile elde edilmesi öngörülen sonuçlar bakımından getirilen
önlemler orantılı olmadığı gibi, bütün bunlar demokratik bir toplum
için zorunlu tedbirlerden değildir.
|
AİHS
Madde:8- Özel ve Aile Yaşamına Saygı Hakkı
Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı
gösterilmesi hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanılmasına bir
kamu otoritesi tarafından müdahale, demokratik bir toplumda
ancak ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı,
dirlik ve düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi sağlığın
veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması
için gerekli olan ölçüde ve kanunla öngörülmüş olmak şartıyla
söz konusu olabilir.
AİHM
Kararı: Ahmet Özkan ve Diğerleri v.Türkiye;
21689/93, 06.04.2004; Para 285:
Mahkeme 20 Şubat 1993 günü güvenlik güçlerinin eylemleri neticesinde
3 köylünün evinin kasten yakıldığına ve 11 köylünün evinin
ateş nedeni ile harap olduğuna karar vermiştir.
Mahkeme bu nedenle ilgili hükümetin Sözleşmenin 8. maddesine
göre bu 14 evin yanmasından sorumlu tutulacağına hükmetmiştir.
Siirt cumhuriyet savcılığı tarafından yürütülen soruşturmaların
ortaya çıkardığı bulguların 20 Şubat 1993 tarihinde yaşanan
olaylarda evleri zarar gören Ormaniçi köylülerine tazminat
ödeme amacına yönelik ayrı bir iç hukuk yolu izlenmesine yol
açtığını gösterir bir bulgu yoktur.
Bu nedenle de Sözleşmenin 8. maddesi ihlal edilmiştir.
|
3- Uluslararası insan hakları hukukuna göre; olağanüstü durumlarda
bile sınırlandırılamayan ve güç kullanımını belli koşullara bağlayan
yaşam hakkı, yeni düzenlemede güvenlik güçlerine tanınan silah kullanma
yetkisiyle tamamen keyfiliğe terk edilmiştir. Bu yasayla, Anayasa
Mahkemesi'nin iptal ettiği doğrudan silah kullanma yetkisi yeniden
getirilmektedir. Yakın geçmişte Uğur Kaymaz ve babasının öldürülme
şekli hatırlandığında, bugün güvenlik güçlerinin orantısız güç ve
silah kullanma sorunu çözülememişken, böyle bir yetki genişletmesi,
kişilerin yaşam hakkının daha büyük bir tehdit altına girmesine
yol açacaktır. Silah kullanma yetkisi çok sıkı kurallara bağlanması
gereken ve çok istisnai olarak kullanılması gereken bir yetkidir.
Bu nedenle bu yetkinin böylesine geniş bir biçimde düzenlenmesi,
yaşam hakkı açısından vahim bir durum arz etmektedir. Türkiye'de
çok önemli bir sorun olan, kolluk güçlerinin gerçekleştirdiği işkence
ve yaşam hakkı ihlalinden doğan davalardaki cezasızlık sorunu ile
birlikte düşünüldüğünde, zor kullanma ve silah kullanma yetkilerinin
genişletilmesine ilişkin bu düzenlemenin vahameti daha iyi anlaşılabilir.
Geçtiğimiz yıllarda AİHM Türkiye'yi hem etkili soruşturma yürütmediği
hem de aşırı güç kullandığı gerekçesiyle, yaşam hakkını ihlal ettiği
için defalarca mahkûm etmiştir. İnsan haklarıyla ilgili tüm metinlerde
kutsal bir değer olarak kabul edilmiş olan insan varlığının fiziksel
ve zihinsel bütünlüğünü bozma potansiyeli taşıyan bu tür yasaların
acısını geçmişte hepimiz fazlasıyla yaşadık.
|
AİHS
Madde:15-
Olağanüstü Durumda Yükümlülük Azaltma
1. Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel
tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, ancak durumun
gerektirdiği ölçüde ve uluslar arası hukuktan doğan başka
yükümlülüklere ters düşmemek şartıyla bu Sözleşmede öngörülen
yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
2. Yukarıdaki hükme dayanılarak, meşru savaş fiilleri sonucunda
meydana gelen olum olayları dışında ikinci madde (Yaşama Hakkı)
ile üçüncü (İşkence Yasağı) ve dördüncü maddeler (Kölelik
ve Zorla Çalıştırma Yasağı) (fıkra-1) ve yedinci madde (Kanunsuz
Ceza Olmaz İlkesi) hiçbir suretle ihlal edilemez.
AİHM
Kararı; Şemse Önen v. Türkiye; 22876/93 14.05.2002; Para
80.:
Komisyona göre, saldın sonrası yapılan araştırma ve daha sonra
yürütülen soruşturmalar bir takım eksiklikler içermektedir.
Komisyona göre, olay yeri incelemesi iyi yapılmamış, olay
sonrası bazı tanıkların ifadesi alınmamış, Orhan Ertaş'tan
olay saatinde nerede olduğu araştırılmamış ve Devlet Güvenlik
Mahkemesince bazı tanıklardan hayati önem taşıyan bilgiler
alınmamıştır. Bu bulgular muvacehesinde, madde 2 anlamında
etkili bir soruşturma yapılmamıştır ve bu sebeple 2. maddenin
ihlali söz konusudur.
AİHM
Kararı; Hamiyet Kaplan ve diğerleri v. Türkiye; 36749
/ 97;13.09.2005; Para 46-63:
AİHS'nin 2. maddesinde bizzat belirtildiği gibi, güvenlik
güçlerinin öldürücü güce başvurmaları belli hallerde meşru
sayılabilir. Bununla birlikte 2. madde, sınırsız bir yetki
tanımamaktadır. Devlet görevlilerinin fiillerinin sınırlarının
kurallarla çizilmemiş olması ve bu konuda keyfiliğe izin verilmesi,
insan haklarına saygı ilkesi ile bağdaşmamaktadır. Bu husus,
gücü keyfi ve kötüye kullanmaya karşı, yerinde ve etkili bir
sistem içinde, polis operasyonlarının iç hukukla yetkilendirilmesinden
başka, bu hakkın yeterince sınırlandırılması gerektiğinin
göstergesidir. (…) Mahkemeye sunulan deliller ışığında AİHM,
AİHS'nin 2 § 1. maddesinin ilk bölümünde uygun yasal ve idari
çerçeve kapsamında yetkililere yüklenen pozitif yükümlülükle
ilgili olarak, mevcut durumdaki gibi olayların özel koşullarında,
öldürücü potansiyel güce başvurulan polis operasyonunda istisnai
olarak oluşabilecek gerçek risk faktörlerini doğrudan gidermek
için Türk yetkililerin vatandaşların hayatlarını koruma düzeyinde
gerekli önlemleri almak bakımından makul olarak bekledikleri
söylenememektedir. Bu doğrultuda AİHS'nin 2. maddesinin ihlal
edildiği tespit edilmiştir.
AİHM
Kararı; Ahmet Güleç v. Türkiye; 54/1997/838/1044; 27.07.1998;
Para 68: (…)
Komisyon Sözleşme'nin 2. Maddesi kapsamında, düzenlenen gösterinin
bir ayaklanma olarak değerlendirilebileceğini kabul etmiş,
ancak düzeni korumak için bir gösteri sırasında savaş silahı
kullanılmasının uygun olamayacağı görüşünü ifade etmiştir.
Para 71.; Mahkeme, Komisyon gibi, mevcut davada güç kullanımının,
2. Maddenin 2. paragrafının (c) bendi kapsamında haklı gösterilebileceğini
kabul eder; ancak bu hususta amaçlanan hedefe ulaşmak için
kullanılan araçlar arasında bir denge kurulması gerektiği
dikkate alınmamaktadır.
Jandarmalar, çok güçlü bir silah kullanmışlardır, çünkü copları,
koruyucu kalkanları, su topları, plastik mermileri veya göz
yaşartıcı gazları yoktur.
Bu malzemelerin olmaması, tamamen anlaşılamaz ve kabul edilemezdir,
çünkü Şırnak ili, Hükümet'in de belirttiği üzere, olağanüstü
halin ilan edildiği bir bölgedir, söz konusu tarihte her türlü
kargaşanın çıkması olasıdır.
Para 73.: Sonuç olarak, Mahkeme, davaya neden olan olaylar
sırasında Ahmet Güleç'in ölümüne sebebiyet veren ve göstericileri
dağıtmak amacıyla kullanılan gücün 2. Madde kapsamında gereksiz
olduğu kanaatine varmıştır.
|
Açıklamanın
devamını okumak için tıklayın


|