|

Türkiye İnsan Hakları Vakfı:
Sorun
Sadece 301 Değil,
İfade Özgürlüğüdür de... (Devam)

Abdulbari Tiryaki, Mehmet Gönden: Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı,
23 Eylül 2006 tarihinde PKK'ye ateşkes çağrısı yapan emekli din
adamları Abdulbari Tiryaki ve Mehmet Gönden hakkında 'yasadışı örgüt
propagandası' iddiasıyla dava açtı. İddianamede, sanıkların Terörle
Mücadele Yasası'nın 7/2-3 maddesi uyarınca cezalandırılmaları istendi.
Belma Akçura: 'Derin Devlet Oldu Devlet' adlı kitabı nedeniyle
Milliyet gazetesi muhabiri Belma Akçura hakkında açılan davanın
2006 yılı Aralık ayında sonuçlandığı öğrenildi. Kararın gerekçesi
25 Ocak günü açıklandı. Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Belma Akçura'yı
'Abdullah Çatlı'nın arkadaşı Nevzat Bor'a hakaret ettiği' gerekçesiyle
üç ay hapis cezasına mahkum etti. Ceza, 1.800 YTL para cezasına
çevrildi.
Hrant Dink: 19 Ocak günü öldürülen Agos gazetesi Genel Yayın
Yönetmeni Hrant Dink hakkında İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi
tarafından eski TCY'nin 159. maddesi uyarınca verilen altı ay hapis
cezasının ertelenmesi yönündeki kararın Yargıtay tarafından bozulması
üzerine Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde dava yeniden görülmeye
başlandı.
Osman Baydemir: Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman
Baydemir hakkında 2006 yılbaşında gönderdiği tebrik kartlarında
'w' harfi kullanıldığı gerekçesiyle açılan dava, 6 Şubat günü başladı.
Baydemir'in Kürtçe 'yeni yılınız kutlu olsun' yazısı nedeniyle TCY'nin
222. maddesi ve 'Türk Harflerini Kabul ve Tatbiki Hakkındaki Kanun'a
muhalefet iddiasıyla cezalandırılması isteniyor.
Türkiye İnsan
Hakları Vakfı

Ruh
Sağlığı Çalışanları
F-Tipi Tecrit Rejimine 'Hayır'

Cezaevinde bir süre kalmak durumunda olan kişi (hükümlü ya da tutuklu),
alışık olduğu sosyal çevreden ve toplumun genelinden yalıtılmıştır
ve kuralları ve mekanları çok daha katı bir şekilde belirlenmiş
bir "kapatılma" yaşamaktadır. Türkiye'de bir süredir gündemde olan
F tipi cezaevleri ise, bu kapatılma ile yetinmeyip kişinin zaten
oldukça sınırlanmış olan sosyal çevresiyle etkileşimini, özel ve
aşırı bir mahrumiyet rejimine tabi kılmaktadır. Algı ve duyu kaynaklarının
sınırlandırılması ile oluşan psiko-sosyal yoksunluk, insanın benlik
algısını, kişiliğini tehdit etmekte, bireyi, kendisini var eden
fikri ve yaşantısal değerleri kaybetme riski altında bırakmaktadır.
Ruh sağlığı alanında çalışanlar, mesleki duyarlılıkları ve etik
sorumlulukları itibariyle, F-tipi cezaevlerinde vücut bulan ve insan
olmanın temel niteliklerine yönelen tecrit temelli bir infaz rejimini
kabul edemezler. Bilimsel çalışmalar, bir kültür için ideal olabilecek
ilişki miktarının başka bir kültür için yalnızlık ve yalıtılmışlık
deneyimine neden olabileceğini kanıtlamaktadır. Tecrit temelli cezaevlerindeki
infaz rejiminin, her kültür mensubu için ciddi zorluk yaratması
beklenir; ancak Türkiye gibi daha fazla sosyal ilişki ihtiyacının
belirgin olduğu kültürel havzalarda bu tarz bir tecrit rejiminin
yaratacağı insani ve toplumsal tahribat çok daha ağır olacaktır.
Biz aşağıda imzası bulunan ruh sağlığı çalışanları, tecrit tipi
mahkumiyet sisteminin psikolojik ve bedensel tahribatlara neden
olduğunu, tecrit altında tutmanın bilimsel bakış açısından "işkence"
olarak kabul edildiğini, F tiplerinde yaşananların ruh sağlığı çalışanları
için bir utanç tablosu olduğunu beyan ediyor; kamuoyunu bu konuda
sesini yükseltmeye, yetkilileri de acilen tecriti sonlandırmaya
çağırıyoruz.

İmzacıların listesi için tıklayınız.

Adalet Gözet

İstanbul Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve
Araştırma Merkezi Haziran 2006'dan beri Adalet Gözet
isimli bir proje yürütmektedir. Bu proje, hukukun vatandaş tarafından
anlaşılmasının ve sahiplenilmesinin demokratik bir toplum için şart
olduğu inancı üzerine kurulmuştur. Projenin asıl amacı Türkiye'de
vatandaş ile hukuk arasındaki ilişkiyi her iki taraf açısından sergilemektir.
Bir taraftan hukuk vatandaşın hayatında nasıl bir yer kaplar, hukuka
ne zaman başvurulur, hukuktan beklentiler nelerdir ve bu beklentiler
ne derece karşılanmaktadır gibi sorulara cevap aramakta; diğer taraftan
da, hukuk denince akla ilk gelen kurum olan mahkemelerin vatandaş
için gerek yapısıyla gerek işleyişiyle ne derece anlaşılır, erişilebilir
ve kullanılabilir kurumlar olduğunu ortaya koymaya çalışmaktadır.
Bu çerçevede, Adalet Gözet Projesi aynı zamanda adalet anlayışının
da vatandaşın hukuk ile olan ilişkisiyle ne derece bağlantılı olduğunu
ve hukuk ile olan deneyimlerin bu anlayışı nasıl etkilediğini de
göstermeye çalışacaktır.

Bu proje çerçevesinde toplanan veriler, projenin kendi web sayfasında
yayınlanmaktadır. Proje kapsamında üç temel yöntem ile veri toplanmaktadır:
Medya Arşivi, Adliye Gözlemleri ve Adalet Barometresi Anketi. Medya
araştırması dâhilinde Türkiye'nin son bir yılda gündemini meşgul
eden davalar hakkında bilgiler toplanmakta ve bu davalar hakkında
seçilen gazetelerde çıkmış olan tüm haberler, yorum katılmadan gazetelerde
yazıldıkları şekilde web sayfasında yayınlanmaktadır. Adliye Gözlemleri
ile ise çift taraflı bir bilgi alışverişi sağlanarak kişiler ile
mahkemeler arasındaki boşluğun giderilmesi amaçlanmaktadır. Bu iki
taraflı bilgi alışverişi, halkı mahkemelere getirmek ve mahkemeler
hakkındaki bilgileri de tekrar halka ulaştırmak şeklinde gerçekleşecektir.
Adliye gözlemleri bünyesinde seçilen adliyelere düzenli olarak gerçekleştirilmekte
olan ziyaretler çerçevesinde bu adliyelerin fiziksel durumu, erişilebilirlikleri,
adliyelerde alınan güvenlik önlemleri, rastlantısal olarak seçilen
mahkemelerde görülen davaların gecikme oranları gibi konularda bilgiler
toplanmakta ve bu bilgiler web sayfasından duyurulmaktadır. Son
olarak Adalet Barometresi kapsamında ise , halkın genel olarak yargıyla
ilgili, adaletle ilgili konular hakkında ne düşündüğünü anlamaya
yönelik bir anket çalışması yürütülmektedir. Anket sayesinde, vatandaşın
mahkemeler önündeki tecrübeleri, yargıya ve adalete olan güveni,
yargıya başvurma oranları ve başvurmama nedenleri ve de genel olarak
adalete erişim konularında Türkiye'deki genel durum ortaya konulmaya
çalışılacaktır.

Proje hakkında daha detaylı bilgi almak ve toplanan
verilere ulaşmak isteyenler için: www.adaletgozet.org

Küresel
Barış ve Adalet Koalisyonu
Dünya 17 Mart'ta "Irak işgaline
karşı" sokakta

13 Şubat Salı günü saat 12.30'da Galatasaray Meydanı'nda Küresel
Barış ve Adalet Koalisyonu üyeleri bir basın açıklaması yapacak.
Basın açıklamasını sanatçı Mehmet Ali Alabora okuyacak, etkinliğe
sanatçılar ve Meslek Odaları temsilcileri de katılacak. Çağrının
genel hatları şöyle belirlenmiş:
Katiller Irak'ta işbaşında. ABD işgalle birlikte oluşturduğu Irak
ordusunu da yanına alarak Bağdat'ta çok büyük bir operasyona başladı.
Daha geçtiğimiz hafta Necef'te yüzlerce sivili öldüren ABD ordusu,
şimdi de Bağdat'ta kanlı bir katliama hazırlanıyor. Bush Irak'ta
yenildikçe saldırganlaşıyor. Saldırdıkça yeniliyor. Şimdi 17 bin
askerle giriştiği operasyonda da istediği sonuca ulaşamayacak. ABD'nin
bu savaşı kazanma ihtimali yok! Bush, Irak'ta kitle imha silahlarını
bulamadığı günde savaşı politik olarak kaybetti. O gün bugündür
Irak'ta sadece katliam yapıyorlar ama ırak halkının teslim alamıyorlar.
İşgalin kanlı her adımı, Bush'un mağlubiyetini hızlandırıyor. Bu
operasyona destek olan tüm güçler desteklerini hemen çekmelidir.

Savaşa, işgale hayır!
Operasyon maskesiyle başlatılan katliama hayır!
Irak halkı yalnız değildir!

17 Mart'ta tüm dünya ile birlikte "Irak işgaline karşı"
sokakta olacağız.
www.kureselbarisveadalet.org
0 212 243 89 57

Kadın
Emeğini Değerlendirme Vakfı
Erken Çocukluk Döneminde
Ayrımcılık Karşıtı Eğitim
1987
yılından beri aralıksız olarak ihtiyacın çok gerisinde olan erken
çocukluk bakım ve eğitim hizmetleri alanında çalışan KEDV, özellikle
"Çocuklarımızı nasıl yetiştirmek istiyoruz?", "Nasıl bir eğitim?"
soruları kapsamında, mevcut duruma alternatif modeller üretmek üzere
yaptığı bir çalışmayı daha sizler ile paylaşmaya hazır hale getirdi.
KEDV Aralık 2004 - Mart 2006 tarihleri arasında Avrupa Birliği desteğiyle
"Erken Çocuklukta Kültürel Çeşitliliğe Saygı" projesini yürüttü.

Bu proje kapsamında "farklılıklara saygılı / ayrımcılığa karşı"
eğitim yaklaşımını hayata geçirmek üzere, teorik bir çerçeve oluşturuldu.
Çocuklar ve yetişkinler için eğitim programları geliştirildi. Ülkemizde
bu alanda çalışan akademisyenler ve M.E.B. Okul Öncesi Eğitim Genel
Müdürlüğü ve bağlı anaokulları ile işbirliği yapıldı. Ek olarak,
erken çocukluk döneminde ayrımcılığa karşı eğitim alanındaki yurt
dışı deneyimlerden ve kuramsal çalışmalardan yararlanıldı. Eğitim
programı geliştirme süreci içinde, İstanbul ve Mardin'de toplam
12 erken çocukluk eğitim kurumundan öğretmenler, çocuklar ve anneleriyle
birlikte çalışıldı. Bu kurumlar KEDV desteğiyle anneler tarafından
yönetilen Mahalle Yuvaları ve Oyun Odaları, MEB'e bağlı anaokulları
ve özel anaokulları arasından seçildi. Süreç, temel ayrımcılık alanlarının
tespitiyle başlatıldı ve bir taslak program geliştirildi. Bu taslak
program, proje katılımcısı yuva ve hazırlık sınıflarından yaklaşık
600 aile, eğitici ve çocuk ile yakın işbirliği içinde çalışılarak
uygulandı. Uygulma sürecinde geliştirilen yeni materyaller de eklenerek,
yine tüm çalışmayı gerçekleştiren ve takip eden uzmanların da ortak
çabaları ile son halini aldı. KEDV Yayınları tarafından fotograf
ve video görüntüleri ile destekli bir el kitabı olarak basıldı.

"Erken Çoçuklukta Farklılıklara Saygı Eğitimi El Kitabı" adıyla
yayınlanan bu kaynak, bir yıldan fazla bir süre emek harcanarak
geliştirilmiş olan bu programı tamamı ile içermektedir. İçeriği
açısından bu alanda ülkemizde yayınlanmış ilk kaynak olduğunu söyleyebiliriz.
Amacımız, erken çocukluk eğitimi kurumlarında çalışan eğiticilerin
ve annelerin, farkılılıklar konusunda duyarlık geliştirmesine ve
çocuklarımızın doğrudan/dolaylı olarak tecrübe ettikleri ayrımcı
uygulamalar ile başetmesine katkıda bulunmaktır. Bu doğrultuda hazırlanan
kitabımızın ayrıca, eğiticilerin ve ailelerin, işbirliği içerisinde,
çocuğu aile kültürü ve sosyal çevresinden koparmadan kanatlandıracak
yeni programlar da geliştirmelerine katkıda bulunacağını umuyoruz.

Olabildiğince geniş bir kitleye ücretsiz olarak iletmeyi amaçladığımız
"Erken Çocuklukta Farklılıklara Saygı Eğitimi El Kitabı"nı edinmek
için lütfen bizimle bağlantıya geçiniz. Son olarak bu konuda başlatacağınız
girişimlerde, deneyimlerimizi paylaşmaya her zaman hazır olduğumuzu
da hatırlatmak istiyoruz.

Şengül Akçar
Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı
Foundation for the Support of Women's Work
Bekar Sok. NO:17, Beyoglu/İstanbul/Turkey
Tel:(90)212 292 2672-75 Fax:(90)212 249 15 08
kedv@kedv.org.tr www.kedv.org.tr
İletişim için; Bugda Savaşır Uluğ- erkencocukluk@kedv.org.tr

STK'lara
Çağrı
Allianoi'a Destek

Bu
açıklamanın altında imzası bulunan bizler, son haftalarda Bergama
Allianoi ören yerinin sulama amaçlı Yortanlı baraj suları altında
bırakılması riskinin hızla büyüdüğünü üzüntüyle gözlüyoruz. 
Oluşturulan bilim kurulunun yaptığı öteki öneriler dikkate alınmaksızın,
kazı alanının üstü örtülerek tümüyle terk edilmesi seçeneğinin,
bazı yerel politikacıların baskıları sonucu olarak, ilgili Bakanlık
ve Devlet Su İşleri'nce bu kurulun isteği gibi yorumlanıp, baraj
çalışmalarının başlatılması, her açıdan geri dönülmez bir yanlış
olacaktır. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu'nun,
korumacılık alanındaki uluslararası ilkelere aykırı olarak aldığı,
717 sayılı son kararını, ancak bu kurulun üyelerinin büyük bir bölümünün
bağımsız uzmanlardan değil memurlardan oluşması ve idari baskı altında
biçimlenmiş bulunması ile açıklayabiliyor ve Danıştay'ın ilgili
kararı iptal edeceğine güveniyoruz.

Yalnız Anadolu'nun değil, evrensel kültür mirasının değerli bir
parçası olan Allianoi, küçük çıkar ve oy hesaplarına kurban edilmemelidir.
Bölgenin ve Türkiye'nin Allianoi'un korunup turizme açılması ile
sağlayabileceği daha kapsamlı, daha uzun erimli ve çok yönlü kazanç
olanaklarının yok sayılması kabul edilemez bir hesap hatasıdır.
Allianoi'daki kazıların en dar çerçevede tamamlanması bile beş yıllık
bir süreyi gerektirirken, sanki bu alandan sağlanabilecek veri ve
bilgiler toplanmış gibi hareket edilmesini, bilime ve kültüre yönelik
ağır bir değer bilmezlik olarak değerlendiriyoruz.

Allianoi'a ilişkin süreci, özellikle ülkemizdeki başka baraj yapımlarında
tarihi ve doğal mirasın görmezden gelinmesine bir örnek oluşturabilmesi
yönünden de tehlikeli bulduğumuzu, söz konusu yanlıştan uzak durulması
için, başta Sayın Başbakan olmak üzere yetkilileri göreve davet
ettiğimizi, kamuoyunun dikkatine sunuyoruz.
Özgen Acar (Gazeteci - Yazar, Cumhuriyet) Prof.
Dr. Zeynep Ahunbay Prof. Dr. Berna Alpagut (Müzeciler Derneği Başkanı)
Nazan Atasoy (Sanat Tarihi Derneği Başkanı) Halim Bulutoğlu (Tarih
Vakfı Başkanı) Prof. Dr. Cevat Erder Prof. Dr. Ufuk Esin Prof. Dr.
Doğan Kuban Prof. Dr. Çelik Kurtoğlu (TEMA Başkanı) Prof. Dr. Neriman
Özhatay (Doğal Hayatı Koruma Derneği Başkanı) Faruk Pekin (Tarih
Bilincini Geliştirme Vakfı Başkanı) Orhan Silier (Avrupa Kültürel
Miras Kuruluşları Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi) Prof. Dr. Metin
Sözen (ÇEKÜL Başkanı) Prof. Dr. Ahmet Tırpan (Arkeoloji ve Arkeologlar
Derneği Başkanı) Dr. Ahmet Yaraş (Allianoi Kazısı Bilimsel Heyet
Başkanı)

Baş
tarafı
|