|

İnsan
Hakları İzleme Komitesi Raporu-2007
Türkiye Ülke Özeti
Human Rights Watch World Report 2007 - hrw.org/englishwr2k7/docs/2007/01/11/turkey14845.htm

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın hükümeti, geçtiğimiz yıllarda insan
hakları alanında gösterilen ilerlemeyi pekiştirecek reformları gerçekleştirmedi.
Ordu da dahil olmak üzere değişime karşı çıkan devlet içinde bulunan
kadrolar, reformlara direnmeye devam ediyor. Kürdistan İşçi Partisi
(PKK)'nin Ekim ayında ateşkes ilan etmesinden sonra çatışmalar azaldı.
Ancak, yasadışı silahlı grupların yanısıra, güvenlik güçleri içindeki
başına buyruk unsurlar da reform sürecini tehdit eden şiddet eylemlerine
devam ettiler.

Ölümcül Kuvvetin Gerekçesiz Kullanımı
Güvenlik güçlerinin, hem genel polislik görevlerinde hem de protestoculara
müdahalesi sırasında ayrım gözetmeyen ve gerekçesiz ölümcül kuvvet
kullanımında keskin bir artış gözlendi. Mart ayında PKK militanlarının
cenazesine katılan gençler polisle çatışarak taş ve petrol bombaları
attılar. Diyarbakır'da ve diğer şehirlerde bunun ardından devam
eden sokak savaşları sırasında polis, taş atan ayaklanmacılara ateş
açmak ve gaz bombası atmak suretiyle, olaylarla ilgisi olmayan vatandaşlar
ve 10 yaşından küçük dört çocuk dahil olmak üzere toplam sekiz kişiyi
öldürdü. 2006'daki başka olaylarda polis, yanlışlık sonucu ya da
dur ihtarına uymadıkları için 13 kişiyi öldürdü. Hükümet, bu ölümlere
yol açan ölümcül kuvvet kullanımları hakkında soruşturma açmak yerine,
Haziran ayında Anti-Terör yasasını değiştirerek, güvenlik güçlerinin
"doğrudan ve gecikmeden silah kullanımına" yetki verdi.

Polis Karakollarında İşkence ve Kötü Muamele
İşkence ve kötü muamele bildirimleri, 1990'ların ortasındakine kıyasla
çok daha düşük seyretmeye devam etti. Ancak, Mart ayında Diyarbakır'da
çıkan karışıklıklar sırasında, yaklaşık iki yüzü çocuk, yüzlerce
kişi gözaltına alındı ve kötü muameleye tabi tutuldukları iddiasında
bulundular. Bu dönemde göz altına alınanların tamamına yakınının
dövüldüğü, elbiselerinin çıkarıldığı, soğuk suyla ıslatıldığı ve/veya
aç bırakıldığı bildirildi.

İfade Özgürlüğü
Elliden fazla kişi, din, etnik köken ve ordunun rolü gibi tartışmalı
konuları sorgulayan ifade ya da konuşmaları nedeniyle yargılandı.
Hükümet ifade özgürlüğünü sınırlayan kanunları kaldırmadı.

Nisan ayında Adana'da bir mahkeme, yayıncı Sabri Ejder Öziç'i,
parlamentonun yabancı birliklerin Türk topraklarında faaliyet göstermesine
izin veren bir kararı "terör" olarak nitelendirdiği için, Türk Ceza
Yasasının 301. maddesine göre "meclise hakaret etmek"ten dolayı
altı ay hapse mahkum etti. Öziç temyiz kararını beklediği şu sıralarda
tutuksuz. Yargıtay Temmuz ayında, Agos (Saban İzi) gazetesi editörü
Hrant Dink'e, 1915 yılında Anadolu Ermenilere karşı toplu öldürmelere
dair bir yazısından dolayı, 301. maddeye göre "Türklüğe hakaret
ettiği" gerekçesiyle verilen altı ay hapis cezasını durdurdu ama
Dink hakkında başka yazıları nedeniyle yapılan suçlamalar devam
ediyor. Eylül ayında İngiliz sanatçı Michael Dickinson, Başbakan
Erdoğan'ı ABD Başkanı Bush'un finosu olarak gösteren bir kolaj yayınladığı
için iki hafta tutuklu kaldı ve ardından sınır dışı edildi.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün ilk eşi
Latife Uşaklıgil'in biyografisini yazan İpek Çalışlar, Atatürk'ü
koruma kanununa göre mahkemeye verildi. Çalışlar'ın bir gazete röportajı
sırasında, Mustafa Kemal'in 1923 yılında silahlı bir hasmından kurtulmak
için eşinin çarşafını giydiğini aktardığı hikaye, savcıya göre utanç
vericiydi.

Azınlık Hakları
Radyo Televizyon Üst Kurulu, günde bir saatle sınırlı da olsa, nihayet
özel Kürtçe radyo ve televizyon yayınına izin veren önemli adımı
attı. Azınlık dilleri ile ilgili diğer dillerin kamusal alanda kullanımı
ile ilgili sınırlamalar devam ediyor. Örneğin bir mahkeme Nisan
ayında, dernek içi işlerini Kürtçe yaparak Dernekler Kanununu ihlal
ettiği gerekçesiyle Kürt Demokratik Kültür ve Dayanışma Derneği
(Kürt-Der)'i, kapattı.

İnsan Hakları Savunucuları
İnsan Hakları Savunucuları sürekli olarak gözetim altın alınıyor,
çoğu zaman halka açık toplantılar yapmalarına engel olunuyor ve
sık sık konuşma ve toplanmayla ilgili suçlar nedeniyle haklarında
soruşturma açılıyor. İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul şubesi
başkanı Eren Keskin Mart ayında, askerlerin kadınları cinsel olarak
taciz ettiğini açıkladığı için 10 ay hapis cezasına çarptırıldı
ve bu ceza sonra para cezasına dönüştürüldü. Diyarbakır Ceza Mahkemesi
Ekim ayında, İHD Bingöl şubesi eski başkanı Rıdvan Kızgın'ı, 2003
yılında Bingöl'ün Yumaklı köyünde beş köylünün iddiaya göre güvenlik
güçleri tarafından öldürülmesiyle ilgili bir rapor hazırladığı için,
"yasadışı bir örgüte yataklık yapmak" suçuyla üç yıl dokuz ay hapis
cezasına çarptırdı. Sağcı gruplar, Temmuz ayında Türkiye Ekonomik
ve Sosyal Etüdler Vakfı'nın (TESEV) tarafından yerinden edilenler
hakkında yapılan bir basın toplantısı da dahil olmak üzere, insan
hakları örgütleri tarafından yapılan faaliyetlere müdahale etti.
Yine Temmuz ayında, İnsan Hakları ve Mazlumlarla Dayanışma Derneği
(Mazlum-Der) başkanı Ayhan Bilgen, 1998 yılında İHD başkanı Akın
Birdal'a yapılan ve Birdal'ın neredeyse ölümüyle sonuçlanan saldırıdan
önce yapılan tehditlere benzer şekilde, Türk İntikam Tugayı (TİT)
tarafından ölümle tehdit edildiği gerekçesiyle polis koruması istedi.

Yerinden
Edilenler
Türk hükümeti, 1980'li ve 1990'lı yıllarda PKK ile yapılan silahlı
çatışmalar sırasında ordu tarafından köylerini terk etmeye zorlanan,
yerinden edilmiş tahmini 378.335 köylünün geri dönüşünü sağlamakta
yeterli gayret göstermedi. Hükümet, çatışmalar sırasında ordu tarafından
tahrip edilen köylerin çoğunda, temel alt yapıyı rehabilitasyon
çalışmalarını gerçekleştirmedi. Bir çok köyün hala elektriği, telefonu,
yolu ve okulu yok. Dahası, bazı bölgelerdeki güvenlik koşulları
hala kötü; hükümet tarafından PKK ile savaşmaları için silahlandırılan
ve maaş verilen Kürtlerden oluşan 58.000 köy korucusu birlikleri,
sık sık terkedilen arazileri işgal ediyor ya da kullanıyor ve son
dört yılda, içlerinde geri dönmek isteyenlerin de bulunduğu 18 kişiyi
öldürdüler.

Yerinden edilenlerden köylerine geri dönenler, evlerini yeniden
yapacak ya da yeniden tarıma başlamalarını sağlayacak maddi imkanlardan
yoksunlar. 2004 yılında çıkarılan Tazminat Kanunu'nun amacı, yerinden
edilenlerden köylerine geri dönenlere maddi imkan sağlamak idi,
ancak bazı yerel zarar tespit komisyonları, yerinden edilenlere
(3.000 $ gibi) alay edercesine düşük miktarlarda tazminat verdi
ya da tazminat taleplerini tümden reddetti.

Ordu
ve Yasadışı Silahlı Gruplarının Bombalamaları
2005 Kasım'ında Hakkari ili Şemdinli'de bir kitapçı dükkanına atılan
bir el bombası, bir kişiyi öldürdü, sekiz kişiyi de yaraladı. Yerel
halk olay yerinde bulunan üç jandarmayı yakaladı. Olay yerine gelen
bir jandarma zırhlısı, kalabalığa ateş açarak bir kişiyi daha öldürdü.
Haziran ayında Van Ceza Mahkemesi bu jandarmalardan ikisini, adam
öldürmek ve çete oluşturmak suçuyla 39 yıl hapis cezasına çarptırdı.
Kürdistan Özgürlük Şahinleri (TAK) tarafından Türkiye'nin batısında
nuhtelif yerlere yerleştirilen bombalar sekiz kişiyi öldürdü, çok
sayıda kişiyi de yaraladı. Diyarbakır'da yedisi çocuk 11 kişinin
ölümüyle sonuçlanan bombalamanın sorumluluğunu ise sağcı TİT üstlendi.
Bu grupların kimlikleri ve statüleri belirsiz ama Türkiye'nin kırılgan
reform süreci üzerinde ciddi bir tehdit oluşturuyorlar.

Din
Özgürlüğü
Dini sebeplerle başörtüsü takan kadınların yüksek öğrenim, kamu
hizmeti ya da siyasi hayata erişimi hala yasak. Ancak, 2006 yılında
yasak devlet kurumlarının ötesinde çok daha yaygın şekilde uygulandı.
Danıştay 2005 sonunda, öğretmen Aytaç Kılınç'ın, okul dışında da
olsa başörtüsü taktığı için terfi edemeyeceğine hükmetti. Görevliler,
okul törenleri ya da yüzme havuzuna giden çocuklarına eşlik eden
annelerin başörtülerine de yasak getirdiler; avukatlar ve gazeteciler,
başörtülerini çıkarmayı reddettikleri için mahkeme salonlarından
ve üniversitelerdeki toplantılardan çıkarıldılar.

Uluslararası
Kilit Kurumlar
Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) adaylığı, ülkede insan haklarına
saygıyı geliştirmek için en etkili uluslararası faktör olmaya devam
ediyor. AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, reformlardaki
yetersizliği açıkça dile getirirken, Türkiye'nin Avrupa'yla bütünleştirilmesi
konusunda Komisyon'un kararlılığını tekrar tekrar vurguladı. AB'nin
Kasım ayında yayınlanan Türkiye İlerleme Raporu, ordunun "belirgin
siyasi nüfuzu"na dikkat çekti ve ordu mensuplarının kamuoyu açıklamalarının
askeri ve güvenlikle ilgili konularla sınırlı kalmasını önerdi.
Rapor, ifade özgürlüğü ile ilgili süregiden ihlalleri eleştirdi
ve Türkiye'nin azınlık haklarının sağlanması konusunda çok az ilerleme
kaydetmesine dikkat çekti.

Eylül ayında Avrupa Konseyi'nin İşkenceyi Önleme Komitesi (İÖK),
Aralık 2005'te Türkiye'ye yaptığı ziyaretle ilgili raporunu açıkladı.
Rapor, işkenceyle mücadele konusunda "umut verici" gelişmelere dikkat
çekti ama bazı polis karakollarındaki dayak ve hayaların sıkılması
vakaları da dahil olmak üzere, süregiden ihllaller konusunda endişelerini
de dile getirdi. İÖK, psikiyatri kurumlarında anestetik ve kas gevşetici
ilaçlar verilmeksizin yapılan elektrokonvulsif terapi uygulamalarının
yaygınlığına dikkat çekti ve kapsamlı bir ruh sağlığı kanunu çıkarılmasını
önerdi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2006'da işkence, adil olmayan yargılama,
ifade özgürlüğü ve yasadışı infaz ve başka ihlallerden dolayı Türkiye
aleyhine yaklaşık 200 karar verdi. Örneğin Ocak ayında mahkeme,
Türkiye'nin, 1996 yılında polis tarafından evlerinden alındıktan
sonra "ortadan kaybolan" evli çift, Fahriye ve Mahmut Mordeniz'in
yaşam hakkını ihlal ettiğini hükme bağladı. (Mordeniz-Türkiye davası).

Türkiye 2006 yılında BM insan hakları izleyicileri tarafından üç
kez ziyaret edildi. BM'nin terörle mücadele sırasında insan hakları
ve temel özgürlüklerin korunması özel raportörü Martin Scheinin,
Şubat ayında ülkeyi ziyaret etti. Scheinin, güneydoğudaki durumla
ilgili yorumlarında, Türkiye'deki tecrübelerin, "terörle mücadele
çerçevesinde devletin önlemlerinin bazılarının, insan haklarıyla
uyumsuz sonuçlara yol açabileceğini" gösterdiğini ifade etti. Scheinin,
Türkiye'nin terörle mücadele yasasındaki terör tanımının çok geniş
kapsamlı tutulmasıyla ilgili endişelerini de dile getirdi. Kadınlara
karşı şiddet kullanımı özel raportörü Yakın Ertürk, ülkenin bazı
bölgelerinde sıkça yaşanan kadın ve genç kız intiharlarını özel
olarak araştırmak üzere Mayıs ayında Türkiye'ye geldi. Ertürk, "ataerkil
aile yapısı ve bundan kaynaklanan insan hakları ihlallerinin-örneğin
genç yaşta aile zoruyla yapılan evliliklerin, hane içi şiddetin
ve üreme haklarının esirgenmesi-el ele gittiğini ve Türkiye'nin
doğu ve güneydoğusunda kadın ve kızlar arasında görülen intiharlarda
en belirgin etkenlerın bunlar olduğunu tespit etti. BM'nin keyfi
gözaltı çalışma grubu, Ekim ayında Türkiye'ye yaptığı ziyaretin
sonuçlarını açıklarken, işkence ve keyfi gözaltılara karşı 2005
yılında yapılan yasal düzenlemelerin, terörle ilgili suç işlediğinden
şüphelenilen bireyleri kapsamaması ve "uygulamada Türkiye'de iki
ayrı cezai adalet sistemi" yaratacağı hakkındaki "ciddi endişelerini"
dile getirdi.

Baş tarafı
|