Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





Güncelleme: 08. 01. 2007


İnsan Hakları Gündemi Derneği
İdam İnsanlık Dışı Bir Cezadır

ÖLÜM CEZASI İNSANLIK ONUR
VE HAYSİYETİNİ KIRICI BİR "CEZA"DIR!


Madde 1- Ölüm cezası uygulama yasağı 1. Bu protokole taraf bir devletin egemenlik alanında bulunan hiç kimse ölüm edilemez. 2. Her bir taraf devlet kendi egemenlik alanı içinde ölüm cezasını kaldırmak için gerekli bütün tedbirleri alır.
BM Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesine Ek Seçmeli Protokol II
-------------------------------------------------
Madde 1 - Ölüm cezasının kaldırılması Ölüm cezası kaldırılmıştır. Hiç kimse bu cezaya çarptırılamaz ve ölüm edilemez.
Madde 2 - İstisna getirme yasağı Sözleşme'nin 15inci maddesine dayanılarak bu protokol'ün hükümlerine istisna getirilmeyecektir. Avrupa İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Koruma Sözleşmesi'ne Ek Ölüm Cezasının Her Koşulda Kaldırılmasına Dair 13 No.lu Protokol


Bugün Irak'ın devrik lideri Saddam Hüseyin'in idam edilmesinden hemen önce çekilen görüntüler, insanlık tarihine kara bir leke olarak geçecektir. Televizyon ekranlarına gayet sıradan bir şeymiş gibi yansıyan, Saddam Hüseyin'in idam görüntüleri, ölüm cezasının ne kadar ilkel ve aşağılayıcı bir ceza olduğunu bir kere daha gözler önüne sermiştir. Bu yüzden, ölüm cezasının aynı zamanda işkence, kötü-muamele, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele veya cezalandırma kapsamında olduğunu hatırlatmak isteriz. Kişinin fiziksel ve zihinsel bütünlüğünü yok etmeye yönelik olduğu için doğrudan doğruya yaşam hakkını ihlal eden ölüm cezasının, devlet eliyle gerçekleştirilmiş olması ölüm cezasına meşruiyet kazandırmaz, tam tersine onu daha da iğrençleştirir. Amerika Birleşik Devletleri ve müttefiklerinin uluslararası hukukun tüm kurallarını hiçe sayarak Irak'a yaptığı müdahale ne yazık ki Ortadoğuyu bir kan gölüne çevirmiştir. Son olarak, yine uluslararası insan hakları değerleri ve hukuku hiçe sayılarak Saddam Hüseyin'in asılması, mevcut hukuksuzluğun bir diğer örneğini teşkil etmektedir.

Uluslararası Af Örgütü'nün verilerine göre günümüzde dünya ülkelerinin yarıdan fazlasında ölüm cezası yasaklanmıştır.

· 88 ülke ve bölgede ölüm cezası tüm suçlar için yasaklanmış bulunmaktadır.
· 11 ülke savaş zamanında işlenen suçlar gibi olağanüstü durumlar hariç ölüm cezasını tüm suçlar için yasaklamıştır.
· 29 ülkede ölüm cezası var olmakla birlikte, 10 yıldan daha fazla bir süredir pratikte uygulanmamaktadır.
· Toplamda 128 ülke kanunlarında veya pratikte ölüm cezasını yasaklamıştır.
· Halen 69 ülke ve bölgede ölüm cezası mevcuttur ve uygulanmaktadır. Ancak her yıl ölüm cezası uygulamalarında bir azalma görülmektedir.

2005 yılı boyunca 22 ülkede en az 2.148 kişi ölüm edilmiş ve 53 ülkede en az 5.186 kişi de ölüm cezasına çarptırılmıştır. Rakamlar en az değerleri ifade etmektedir ve gerçekte daha yüksek olabilir. 2005'teki ölüm cezalarının %94'ü Çin, İran, Suudi Arabistan ve Amerika Birleşik Devletleri'nde gerçekleştirilmiştir (1).

Yukarıdaki verilerin ışığında da görüleceği gibi başta, ABD olmak üzere Saddam Hüseyin'in idam edilmesine destek veren ülkeler, ölüm cezasının uygulanması konusunda en sabıkalı ülkelerdir. Uluslararası İnsan Haklarını İzleme Örgütü'nün raporuna göre, Saddam Hüseyin adil olmayan bir yargılama sonucunda ölüm cezasına çarptırılmış bulunmaktadır (2). Dolayısıyla Saddam Hüseyin'in idam edilmesi pek çok diğer insan hakları ihlalinin bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Kuşkusuz ki Saddam Hüseyin, daha önce Başkanlığı döneminde gerçekleştirilen insanlığa karşı suç ve savaş suçu gibi oldukça ağır ve ciddi ihlallerin faili durumundadır. Ancak bu suçlara dair yargılama, Irak'taki gibi siyasi güdümlü hareket eden, uluslararası standartlardan uzak ve güvenlikten yoksun bir mahkemede değil; adil yargılama standartlarının işletildiği, her türlü işkence ve kötü-muamelenin yasaklandığı, ölüm cezasının uygulanmadığı, suç tanımlarının açık ve net bir şekilde yapıldığı - Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi (3)- tarafsız ve bağımsız bir mahkeme yoluyla gerçekleştirilmeliydi.

Ölüm cezası insanlıkdışı ve çağdışı bir uygulamadır. Ölüm cezasının insanlık onur ve haysiyetini kırıcı bir "ceza" olduğu bir kere daha ispatlanmıştır!

Ölüm cezasının dayatılması, suç işleyen kişinin topluma yeniden kazandırılmasının mümkün olduğu görüşüne dayanan çağdaş ceza infazı anlayışına ters düşer. Adli bir hata yapılması olasılığı, ölüm cezası gerektiren yargılamalarda, bu yargılama hangi suç hakkında olursa olsun insan hakları ihlali açısından çok daha büyük bir tehlike oluşturur. Çünkü ölüm cezası dönüşü olmayan bir cezalandırmadır ve bu ceza infazdan sonra asla düzeltilemez. Ölüm cezasının bu niteliği, siyasi muhaliflerin ölüme mahkûm edildiği ülkelerde daha da belirgindir. Böylesi durumlarda, adli bağımsızlığa sahip olma olasılığı zayıf mahkemelerin, hükümet politikasını uygulaması söz konusu olabilir. Fiilen hükümet politikasıyla bağdaşmayan, her türlü siyasi faaliyetin ölüm cezası gerektiren bir suç olarak tanımlandığı koşullar altında, ölüm cezası zorla dayatılabilir. Hepsinden önemlisi, ölüm cezası, cinayeti lanetlemek için kullanılamaz; çünkü kendisi bir cinayettir (4).

Irak'ta Saddam Hüseyin'in yargılanması ve idam edilmesi süreci yukarıda ifade etmeye çalıştığımız görüşlerin somut bir göstergesidir. Bu nedenle başta ABD ve mevcut Irak Hükümeti olmak üzere, ölüm cezasını uygulayan ve destek veren tüm ülkeleri protesto ediyoruz. Ölüm cezasını yasaklamış bir ülke olarak Türkiye'nin "bu Irak'ın bir iç meselesidir" diyerek, Saddam Hüseyin'in idam edilmesini önlemek yönünde herhangi bir tavır almamış olması, işlenen suça iştirak etmekten başka bir şey değildir. Bu yüzden Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin bu basiretsizliğini de protesto ettiğimizi belirtmek isteriz. Türkiye tarihsel, kültürel, siyasi ve ticari açıdan ilişki içinde olduğu tüm ülkelerde ölüm cezasının yasaklanması yönünde etkin bir rol oynamalıdır. Bu vesileyle, ölüm cezasını uygulayan tüm ülkeleri öncelikle bu uygulamayı durdurmaya, ardından ölüm cezasını tüm suçlar için ve her koşulda yasaklamaya davet ediyoruz. Saddam Hüseyin'in idamı, ölüm cezasının tüm insanlık için onur kırıcı niteliğini bir kere daha tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermiştir. Saddam Hüseyin'in idamı adaletsizlik duygusunu besleyerek, yeni cinayetlerin ve çatışmaların üzerine inşa olacağı verimli bir zemine katkıda bulunmuş, barış umudunu zayıflatmıştır.

İNSAN HAKLARI GÜNDEMİ DERNEĞİ
www.rightsagenda.org
(1) Facts and Figures on the Death Penalty, Amnesty International, Last updated: 12 December 2006, http://web.amnesty.org/pages/deathpenalty-facts-eng web sitesinde mevcuttur.
(2) Judging Dujail, The First Trial before the Iraqi High Tribunal, Human Rights Watch, November 2006 Volume 18, No. 9(E), http://hrw.org/reports/2006/iraq1106/ web sitesinde mevcuttur.
(3) International Criminal Court, http://www.un.org/law/icc/ web sitesinde mevcuttur. (4) İdam, cinayeti lanetlemek için kullanılamaz; çünkü kendisi bir cinayettir; Uluslararası Af Örgütü; İdam Cinayettir; İzmir Barosu Bülteni; İnsan Hakları Merkezi Özel Sayısı; Nisan 2002, s. 58

Sivil Toplumu Geliştirme Merkezi:
STGM, Kapasite Geliştirme Eğitimleri ile İstanbul'da

STGM'nin Yalova, Tekirdağ, Kırklareli, Kocaeli, Sakarya ve İstanbul'da çalışmalarını sürdürmekte olan STK'ların katılımına açık olan Kapasite Geliştirme Eğitimi 08-12 Ocak 2007 tarihleri arasında İstanbul'da gerçekleştirilecektir. Eğitim programlarımız hakkında ayrıntılı bilgi almak, başvuru koşulları ve başvuru formuna ulaşmak için www.stgm.org/egitim adresini ziyaret edebilirsiniz.

Gamze Göker
STGM İletişim Sorumlusu
Tel: 312 442 42 62/115 Faks: 312 442 57 55
e-posta: gamze@stgm.org.tr web: www.stgm.org.tr
Turan Güneş Bulvarı 89.sok. 14/9 06550 Yıldız Çankaya-Ankara


art'ishake e-dergi
Sanatı Değerlendirme Çağrısı
art'ishake e-dergimizle
- sanat, kültür, sosyal değişim ve gelişim konularını birlikte inceleme;
- disiplinler ve sektörler arası bakış açısıyla kalkınma projelerini ve sanatı değerlendirme,
- sosyal sorumluluk kavramları hakkında bilinç yaratma, bu alanda yapılan çalışmaları geliştirme ve yaygınlaştırma,
-ve sanatı projelerinde kullanan sivil grupların ve sosyal içerikli sanatçıların uluslar arası platformlarda tanınmalarına fırsat yaratıyoruz.

Avustralya'dan Çin'e, Bolivya'dan, Türkiye'ye, Ukrayna'dan, Fransa'dan Güney Afrika'ya kadar dünyanın birçok yerinden yüzlerce okuyucuya ulaşıyoruz. Okuyucular ve dergiye çalışmaları / eserleriyle katkıda bulunanlar arasında sanatçılar, genç sosyal girişimciler, sanat ve sosyal bilimler alanında çalışan uzmanlar, eğitmenler, gönüllüler, saha görevlileri ve önde gelen sivil toplum, kamu ve özel sektör temsilcileri var…

Eğer kalkınma inisiyatiflerinizde sanatı-sanatsal süreçleri değerlendiriyorsanız, sanatınızı sosyal değişim için yaratıyorsanız; bizimle paylaşın; yazılarınızla, sanatsal-bilimsel araştırmalarınızla ve sanatsal çalışmalarınızla dergi içeriğine katkıda bulunmak, art'ishake'le eserlerinizi yayınlamak istiyorsanız lutfen artishake@art4development.net adresine yazın. Bir sonraki sayı için son gönderim 15 Şubat, 2007. Katılım detayları için: www.art4development.net/artishaketr.html

İnsan Hakları Derneği
Halil Savda'ya Destek İçin Mumlu Oturma Eylemi

Vicdani Ret Hakkını kullandığı için Çorlu Askeri Mahkemesi tarafından "emre itaatsizlik" gerekçesiyle tutuklanarak cezaevine konulan Halil Savda, hâlâ özgürlüğünden yoksun olarak demir parmaklıklar arkasında...

Vicdani ret hakkını kabul etmek istemeyen ve bu hakkı kullananları yargı-cezaevi kıskacında oluşturulan baskı mekanizmasıyla susturmaya çalışan militarist zihniyete karşı Halil Savda ile dayanışmayı büyütüyoruz.

Halil Savda Özgürlüğüne kavuşuncaya kadar sürekli eylem yapma kararı doğrultusunda yeni yılın ilk eylemini 8 Ocak 2007 - pazartesi günü saat 19.00'da İHD İstanbul Şubesi önünde yapacağız.

Vicdani ret hakkı için, duyarlı kurum, kuruluş ve kişileri mumlu oturma etkinliğimize destek vermeye davet ediyoruz.

İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi

TARİH: 8 Ocak 2007-Pazartesi
SAAT: 19.00 YER: İHD İstanbul Şubesi Önü

"Yurt" haberi verirken biraz daha özen lütfen:
Medya Çocuğu "Kullanıyor!"
BASIN AÇIKLAMASI
Konu: Yetiştirme Yurtlarındaki Kız Çocuklarının Fuhuşta Kullanılması
Korunmaya muhtaç çocuklar ve bu çocukların bakılıp korunduğu kurumlar olarak Çocuk Yuvaları ve Yetiştirme Yurtları toplumda en az bilinen ama haklarında en çok konuşulan, 'konuşulabilen' kurumlar oldu. Oysa çok fazla bilinmeyen bu hassas kurumlar hakkında basına haber vermeden önce çok daha dikkatli ve hakkaniyetli olmak gerekmektedir. Bu kurumlar hâlâ hem basında hem kamuoyunun genelinde 'hayırseverlik' ve 'kimsesizler' alanı olarak görülmektedir. Oysa genel olarak 'sosyal hizmetler' özel olarak 'korunmaya muhtaç çocuklar' alanı bir kamu alanı olarak modern bürokratik alanının bir parçasıdır. Bu alan yani çocukların tespiti, bakımı, kurumlardan izinsiz ayrılışı, çocukların 'kaçak' durumdayken yapılacak işlemler tanımlanmış, bir mevzuata bağlanmış ve her isteyenin 'öğrenebileceği' bilgilerdir. Ancak bu konuları gündeme getirenler çoğu kez bu mevzuat yokmuş gibi davranmaktadır.

En son AKP Milletvekili Turhan Çömez'in İstanbul Atatürk Kız Yetiştirme Yurdu ile ilgili olarak gündeme getirdiği konular aynı yöntemle tartışılmaktadır. Yurtta otuz çocuğun 'olmadığı' bilgisi, ancak konuya ilişkin mevzuat ve uygulamaların bilinmemesi, bilinmek istenmemesi ya da 'manipülatif' amaçlı kullanımı ile açıklanabilir. Birkaç yıl içinde Yurt'tan ayrılan çocukların sanki hepsi bir gece ayrılmış gibi gösterilmesi bu manipülasyonu göstermektedir. Bu alanı bilen ya da bilmek isteyen için 'anlaşılabilir' bir sorun iken; saptırmak isteyenler için bir 'skandala' dönüşebiliyor. Çocukları 'fuhuştan' koruyan kurumlar maharetli ellerde 'fuhuşa' zemin hazırlayan kurumlar gibi gösterilirken; hepimizin ortak değer kabul ettiğimiz çocuklara zarar verildiğini unutur olduk. Bu konuların en son tartışılacağı alanda, yani basında ilk tartışılmak iyi niyetle açıklanmaktan uzaktır. Bu nedenle aşağıdaki hususları kamuoyu ile bir kez daha paylaşma ihtiyacı duymaktayız:

1) SHÇEK birçok diğer kamu kurumu gibi ciddi ve yapısal sorunları olan bir kurumdur. Bu kurumun en temel sorunu toplumsal sorunlar karşısında yetersiz kurumsallaşma, yetersiz meslek elemanı, yanlış personel rejimi ve bütçe yetersizlikleridir.
2) Dernek olarak daha güçlü bir SHÇEK gerekliliğine inanmaktayız. Ancak konuyu yanlış yansıtan bu tür manipülatif haberler bu Kurumu sürekli zayıflatmaktadır; hem buralarda barınan çocukları hem de çalışanları sürekli taciz etmektedir. Kurum ve çocuklar toplum nezdinde sürekli 'dışlanmaktadır' ve itibar kaybına uğratılmaktadır.
3) SHÇEK problemsiz bir kurum değildir; ama 'çocukların fuhuşa' itildiği gibi ciddi iddialar gündeme getirilmeden önce mutlaka doğrulanmalı; sorunun tarafları olarak yetkililer ve iligili sivil toplum kurumlarının görüş ve bilgisine mutlaka başvurulmalıdır.
4) Siyaset de 'problemsiz' bir alan değildir. Birçok siyasetçi arasında birçok sorun olabilir; ama kendi aralarındaki sorunları çözmeye çalışırken; 'çocukları' alet etmenin hiçbir etik yanı yoktur. Çocukları, çocukları 'koruma adına' hareket eden kişilerden nasıl koruyacağız? Bu noktada basının haberlerinde daha sıkı süzgeçler kullanmasının tek seçenek ve bir basın ahlak görevi olduğu açıktır. 5) Meslek örgütü olarak yaptığımız incelemelerden Kurumun ihmalinden kaynaklanan bir 'fuhuş'un söz konusu olmadığı anlaşılmıştır. Sorun çocuklardan çok 'çocukların' sözde koruyucuları arasındadır. Halen adı geçen Kuruluşun müdürlüğünü yürüten meslektaşımızın bu konularda herhangi bir ihmali söz konusu değildir. Kendisine karşı yürütülen çirkin muhalefette, çocuklar kullanılmaktadır.
6) Toplumda küçük yaşta kız çocuklarının fuhuşa sürüklendiği bilinen bir durumdur; eğer Milletvekillerimiz bu konuda duyarlılarsa, bu fuhuşun kaynağı olan mafyavari kesimlere yönelmelidirler; bu çocukları koruyan 'sosyal hizmet kurumlarını' mesnetsiz suçlamak ise bir hedef saptırmadır. Bu kurumlara bu toplumun ve çocukların daha çok ihtiyacı olduğu unutulmamalıdır. Sosyal hizmet kurumları denetime ve incelemeye açık olmalıdır; ama 'baskınlara' da kapalı olmalıdır. Buralarda 'gece baskınları' ile alınacak her tür bilgi 'gündüz ziyaretleri' ile de alınabilirken neden 'İlgililer' gündüz aydınlığından korkuyorlar?

Basında "Bahçelievler Çocuk Yuvasında Fuhuş" haberleri ile 'sosyal hizmetler' ve 'çocuklarımız' bir kez daha hak etmedikleri bir bağlam içinde gündeme gelmiştir; ama bilinmelidir ki bu 'muhbirlik bilgisine dayalı basında tartışma' geleneği 'çocukların' daha iyi korunmasına hiçbir fayda getirmemiştir. Aksine bu yöntem sosyal hizmet kurumlarını, çalışanları ve savunmasız çocuklarımızı sürekli rahatsız etmiş, rencide etmiş ve çocukları cinsel istismardan koruyacak sistemi zayıflatmış, güçlendirmemiştir.

İrtibat için: Abdullah Karatay (Şube Başkanı)
akaratay@yahoo.com




Diğer duyurular için tıklayın

SİVİL TOPLUM













TÜM STK'lar
İÇİN TIKLAYIN


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla