Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





Güncelleme: 13. 10. 2007





İstanbul 19-20 Ekim 2007:
Organik Tarım Kongresi 

AB’ye hazırlık ve uyumda en zorlanacağımız konulardan biri şüphesiz tarım olacak. Türk tarımının verileriyle AB ve gelişmiş dünyanın tarım verileri arasında muazzam farklar var. AB’nin Ortak Tarım Politikası’na (OTP) uyum için büyük değişim ve fedakârlıklar gerekecek. Ancak durumumuz söylendiği kadar kötü değil zira Türkiye’nin kayda değer bir organik tarım potansiyeli mevcut.

Organik tarım herkesin kazançlı çıkacağı bir tarım ve yaşama biçimi. Verimliliği artırmak amacıyla küçük işletmelerin ortadan kalkması ve üretimin mekanize olması gerektiği tezini savunanlar bu dönüşüm sonucunda atıl olacak, milyonlarla telaffuz edilen vasıfsız işgücünün nasıl iş bulacağını ve hayatını nasıl idame ettireceğini hiç hesaba katmıyor. Sanayii işçisi olmaları, onları istihdam edecek artık öyle bir sanayii kalmadığından mümkün görünmeyen ve tek çareleri göç etmek olan bu insan yığınlarının kentlerde ne şartlar altında yaşadığını  görüyoruz. Üstüne üstlük Dünya Bankası tahminlerine göre 2010’da 14 milyon yeni iş yaratmış olmamız gerekiyor.

Bu kara senaryoya karşılık organik tarım ve dolayısıyla kırsal kalkınma Türkiye’nin çıkış yolu konumunda. İlgi ve dikkat isteyen organik tarım emek-yoğun bir tarım biçimi. Konvansiyonel tarım 100 işçi çalıştırıyorsa organik tarım 180 işçi çalıştırıyor. Bu tarım biçiminin artı değeri konvansiyonel tarımınkinden kıyaslanamayacak kadar yüksek. Gerçekten de bu beslenme biçimine gelişmiş ülkelerden talep olağanüstü. Bilinçli yurttaş herkesin üretebildiği sası domatesi yemek, kokmayan çiçekleri vazosuna koymak istemiyor.

Diğer taraftan organik tarım yaygınlaştıkça, çığ gibi büyüyen çevre sorunlarımıza da çare oluşturacak, yerli tüketicinin de vasıflı ürün tüketmesini sağlayacak. Türkiye, insan gücü, toprak kalitesi, 11.000’den fazla endemik türle zengin biyolojik çeşitliliği, iklimi ve asırlık bilgi birikimine rağmen organik tarımda son derece zayıf bir konumda. Ancak elimizdeki olanaklar ve AB hazırlık dönemi bu konumdan hızla kurtulmamızı sağlayabilecek fırsatlar. Nitekim Türkiye elindeki olanakları iyi değerlendirerek bir nevî  organik ürün ambarı haline gelebilir.

1985’te sadece sekiz üründe yapılan organik tarım 2005’te yüz yetmiş dokuz üründe, 13.000 üretici tarafından, 100.000 hektar aktif alanda ve yıllık 300.000 ton kadar yapılıyorsa da organik tarım toplam tarım üretiminin binde biri seviyesinde seyrediyor. Üretimin neredeyse tamamı AB’ye ihraç ediliyor ancak ülkenin bundan kazancı çok az. 25 milyar dolarlık pazarda Türkiye’nin payı 37 milyon dolar. Organik ürünlerin yıllık içpazar payı ise sadece 3 milyon dolar civarında.

Türkiye’nin bu potansiyeli uluslararası kuruluşlar tarafından da kaydediliyor. Nitekim Ekim 2004 tarihli OECD Türkiye Raporu, adını vermeden organik tarım ve kırsal kalkınmanın önemine dikkat çekiyor: “İşgücünün  %30’dan fazlası tarım sektöründe istihdam edilmesine rağmen, bu sektör Türkiye’nin Gayri Safi Yurtiçi Hasılası’na yalnızca %12 oranında katkıda bulunmaktadır. Bu da bu sektördeki düşük verimliliğin bir göstergesidir. Düşük okuma-yazma oranına sahip pek çok çiftçi, modern tarımsal bilgi ve teknolojiye ancak sınırlı şekilde erişebilmekte ve daha çok geleneksel üretim yöntemlerini kullanmaktadır. Türkiye, meyve ve sebze gibi yüksek katma değerli, emek-yoğun ürünlerin üretimini artırmak için çok uygun doğal koşullara sahip olup, özellikle dış piyasalara, hele bu pazarlar daha da açıldığında bu ürünlerin ihracatını artırabilir. Ancak bu potansiyelin gerçekleşebilmesi ve üreticilerin, uygun üretim tekniklerine, yeni çiftçilik teknolojilerine ve piyasa koşullarına dayanan bir ortamda desteklenebilmesi için tarım sektöründeki danışma ve eğitim hizmetlerinin iyileştirilmesi önemli bir unsurdur. Alternatif istihdam ve gelir kaynağı olarak, çiftçilik dışı kırsal faaliyetler de teşvik edilmelidir.”

Ekolojik tarım denince, akla gelen sayısız avantaj arasında ülkemizi çok yakından ilgilendiren bir nokta kuşkusuz bu tarım biçiminin emek-yoğun olması. Araştırmalar üretimin her aşamasında  insan emeğinin ne denli gerekli olduğunu gösteriyor : S. Padel & N.Lampkin (eds.) Economics of Organic Farming: An international perspective, CAB International, Wallingford, 1994 / Organik Tarım Ekonomisi: Uluslararası bir perspektif).

Önümüzdeki dönemde, organik tarımın altyapısını ivedilikle oluşturmak; Aralık 2004 tarihli Organik Tarım Yasası’nı organik tarım seferberliğinin ilk ayağı olarak hayata geçmesini sağlamak; hazırlanmakta olan Ulusal Strateji Raporu ve Eylem Planı’nı tamamlayıp hızla son kullanıcılara mal etmek; tarıma verilen ve AB’den verilecek desteklerde ekolojik tarıma öncelik vermek ve en canalıcısı, AB’ye hazırlık çalışmalarında muhataplarımıza ekolojik tarımın önceliğini vurgulamak ülkemize yepyeni ufuklar açacaktır.

Türkiye’nin çiftçi ve köylüsü, modern diye adlandırılan konvansiyonel tarım tekniklerinin yaygınlaşması sonucunda işsiz kalarak ve yerinden yurdundan olarak değil doğduğu yerde  organik tarıma yönelerek, bu tarım biçiminin tüm gereklerini yerine getirmeyi öğrenerek, bilgisayarda organik veri tabanını güncel tutarak, büyükbaş hayvanının doğumdan itibaren şeceresini kayda geçirerek modernleşmeli. 

Organik Tarım Kongresi programının kısa ve ayrıntılı versiyonları ile sunumların özetlerini www.organik.bahcesehir.edu.tr sitesinde bulabilirsiniz. Kongreye katılım ücretsizdir. Bütün oturumlar Bahçeşehir Üniversitesi'nin İstanbul Beşiktaş kampüsünde gerçekleşecektir. Kayıt ilk günün sabahı olacaktır. Açılış ve kapanış oturumları dışında kalan sekiz çalıştayın dördü ilk gün öğleden sonra, diğer dördü ikinci gün sabahtan paralel olarak yapılacaktır. Oturumlarda konuşmacılar azamî yirmişer dakikalık sunumlar yapacak ardından tartışma açılacaktır. Kongre'nin çalışma dilleri Türkçe ve İngilizce olacak ve simültane tercüme verilecektir.




4. Uluslararası Çocuk ve İletişim Kongresi ile
4. Uluslararası Çocuk Filmleri Festivali ve Kongresi:

'Risk Altındaki Çocuklar'
Değerli Üniversite Öğretim Üyeleri ve Öğrencileri

Düzenlemekte olduğumuz Uluslararası Çocuk ve İletişim Kongresinin bu yılki konusu Risk Altındaki Çocuklar olarak saptanmıştır. Çocukların risk altında olması kavramının geniş açılımlarının tartışılacağı üç gün boyunaca, yalnızca hemen akla geliverdiği gibi sokak çocuklarının ya da uyuşturucu bağımlılığının değil, sıradan çocukların, evde, okulda, televizyonun ya da bilgisayarın önünde iken, arkadaşları ile bahçede oynarken ne tür riskler altında olduğunun sorgulanmasını amaçlamaktadır.

Kongrenin konukları arasında bu yıl İngiltere Ulusal Üstün Yetenekli Çocuklar Derneğinin (Nace) başkanlığını yapmakta olan ve Ulusal Okul Öncesi Çerçeve Programının ana hatlarının oluşturulmasına katkı sağlayıp “düşünme yetenekleri” konulu kitaplar serisini geliştiren
Dr. Belle Wallace bulunmaktadır. Kongrenin diğer yabancı konukları arasında Norveç Film Enstitüsü’nden Jan Erik Holst, Almanya’dan Donata Elschenbroich, Micronesia’dan Edmondo Farolan, Hollanda’dan Herma-Jozé Blaauwgeers ve Katherine Smith, Macaristan’dan Levente Nyakas, Amerika’dan Adam Jacobs, Romanya’dan Luminita Dumanescu, Slovenya’dan Iveta Kovalcikova, Finlandiya’dan Leena Graeffe ile Yunanistan’dan Titi Papoulia Tzelepi yer almaktadır.

Etkinlikte çeşitli başlıklar altında 100 kadar bildirinin sunulması planlanmakta, Türkiye’den gösterime girecek uzun metrajlı, eğitisel ve belgesel filmlerin yanı sıra, Filistin’den, İsrail’den, Almanya’dan, Sri Lanka’dan, Çek Cumhuriyeti’nden ve Norveç’ten filmlerin de gösterimi öngörülmektedir. Kongre etkinlikleri içinde halka açık medya, sağlık ve eğitim panelleri gerçekleştirilecektir.

Çeşitli performansları ile okulların katılımının yer alacağı “Paylaşım Alanı”nda ise, çocuklara yönelik çeşitli atölyeler (fotoğraf ve film atölyeleri, resim ve öykü atölyeleri, beden perküsyonu atölyesi, küresel ısınma atölyesi, seramik atölyesi) ile sanatsal etkinlikler de yer alacak, Resim ve Heykel Müzesi Güzel Sanatlar Galerisi Müdürlüğünce, Müdür, Sayın Vadullah Taş’ın destekleri ile gerçekleştirilen Türk Sineması Afişleri Sergisi Rektörlük Binasında ziyarete açık olacaktır.

Kongrenin katılımcıları, ulusal ve uluslararası pek çok saygın yüksek öğretim kurumlarından gelen bilim insanları, eğitim, iletişim, tarih, felsefe, psikoloji, tıp, sanat, hukuk gibi disiplinlerarası bir yelpazeyi içermekte, benzer şekilde konferans izleyicileri de büyük
oranda İstanbul ve Ankara’dan katılan iletişim, eğitim, sağlık alanındaki öğrenci ve öğretmen gruplarından oluşmaktadır. Etkinliklere ve film gösterimlerine katılımlar tüm eğitimcilere ve
öğrencilere ücretsiz olarak gerçekleşmektedir. Lütfen kimliklerinizi yanınızda getirmeyi unutmayınız.

4. Uluslararası Çocuk ve İletişim Kongresi il 4. Uluslararası Çocuk Filmleri Festivali ve Kongresi’nde sizleri de aramızda görebilmekten büyük bir mutluluk duyacağız.

Doç. Dr. Nilüfer Pembecioğlu Öcel
Kongre Düzenleme Kurulu Başkanı

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi
Radyo Televizyon Sinema
Bölümü Beyazıt 34452 İstanbul
Tel : +90 212 440 00 00 / 12648 Fax: +90 212 440 03 16
e-mail: nilocel@istanbul.edu.tr



İnsan Hakları Derneği:
Dostumuz, Arkadaşımız, Barış İnsanı, Kürt Yazar Mehmet Uzun’u Yitirdik


Mide kanseri nedeniyle uzun süredir tedavi gören, ağırlaşan hastalığına rağmen yaşama sıkı sıkı sarılan,  dostumuz, arkadaşımız barış insanı, Kürt edebiyatının önemli isimlerinden  Mehmet Uzun’ vefat etti. Uzun yıllar yaşadığı İsviçre’den hastalığı nedeniyle Diyarbakır’a gelen Mehmet Uzun, “Yukarı Mezopotamya toprağının, Diyarbakır’ın bana şifa olacağından emindim. Halkımın moral desteği ile bugünlere geldim. Ez qurbana wan im ” diyordu, yorgun ama gülen gözleriyle.

Barış ve kardeşliğe olan umudunu her fırsatta dile getiren yazar, Kürt sorununun çözüleceğini, ‘’bunun için çalışmak ve üretmek zorundayız’’ diyordu. Uzun, barışa bir mektup da yazmıştı. 14 Ocak 2007 tarihinde Türkiye Barışını Arıyor konferansının kapanış konuşmasını yapması gereken, ancak sağlık sorunları nedeniyle Ankara’ya gidemeyen Uzun, konferansa “Türkiye’de Barış ve Umutlar” başlıklı bir konuşma metni göndermişti. Uzun mektubunda barışa olan umudunu dile getiriyordu.

‘’Konumuz barış ve barışla ilgili her şeye umutla başlamak gerektiğine inanıyorum’’ diyen Uzun, ‘’Daha fazla romantik ya da ilgi çekici olmak için değil, tersine daha fazla hakikatlere yakın olmak için umuda ihtiyacımız var. İnsanlık tarihinin bize öğrettiği hakikatlerden biri de şu; hiçbir siyasal ya da toplumsal atılım, değişim ve yenilenme umudu olmadan gerçekleşmez. Umut imkansız bir sevda değil, imkansızı gerçeğe dönüştürecek bir yol haritasıdır’’ sözleri ile umudu anlatıyordu.  Eğer insanlık, tüm olumsuzluklara, felaketlere ve musibetlere rağmen bugünkü haline ulaşmışsa, bunda umudun belirleyici bir rolü olduğunu söylüyordu. Uzun, ‘’En berbat koşullarda bile umutlu olmamızı gerektirecek çok fazla neden var’’ diye not düşüyordu.

İnsan hakları savunucuları olarak; bir barış gönüllüsünü, insan hakları savunucusu edebiyatçı insanımızı, arkadaşımızı, dostumuzu yitirmenin acısı içindeyiz.

Sevgili Mehmet Uzun, seni;  Aşk Gibi Aydınlık, Ölüm Gibi Karanlık, Mirina Kalekî Rind (Yaşlı Bir Rind'in Ölümü), Bîra Qederê (Kader Kuyusu) gibi sayısız romanlarında dile getirdiğin hayatlar, aşklar ve mücadelelerle, barışa olan sarsılmaz inancıyla, Kürt edebiyatına sunduğun müthiş katkıyla  hatırlayacağız.

Derin bir acıyla; Kürtlerin, Türklerin, Ermenilerin, Süryanilerin, Keldanilerin kısacası bu coğrafyada yaşayan tüm halklarına, sevenlerine başsağlığı diliyoruz.

Sevgili dostumuz seni unutmayacağız.

İnsan Hakları Derneği
İstanbul Şubesi





İnsan Hakları Gündemi Derneği
İç Hukukta İnsan Hakları Semineri


Avrupa Konseyi, 20 - 21 Eylül 2007 tarihlerinde Belgrat'da, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin iç hukukta uygulanmasında yüksek mahkemelerin rolünü konu edinen bölgesel bir seminer düzenledi. Seminere Avrupa Konseyine üye 13 Devletin Yüksek Mahkemelerinden temsilciler katıldı. Seminere Arnavutluk, Avusturya, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Hırvatistan, Macaristan, Moldova, Karadağ, Romanya, Sırbistan, Slovenya, Makedonya ve Türkiye'den temsilciler katıldı. Seminer sırasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Başkanı Jean-Paul Costa'da bir konuşma yaparak "Tarafsız ve bağımsız yargıç yoksa adil yargılanmaya riayet de yoktur ve sonuçta da insan haklarının etkili bir biçimde korunması da yoktur." dedi.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin iç hukukta uygulanmasında yüksek mahkemelerin rolününe dikkatleri çeken Jean-Paul Costa'nın konuşma metnini Fransızcadan Zafer Salan çevirdi. Metnin tamamını okumak için lütfen ziyaret ediniz: http://www.rightsagenda.org/main.php?id=237

İnsan Hakları Gündemi Derneği
(0312) 428 06 10-11 (Ankara)
(0312) 428 06 13 (Ankara)
(0232) 489 55 28 (İzmir)
(0232) 489 70 39 (İzmir)
www.rightsagenda.org




Diğer duyurular için tıklayın


SİVİL TOPLUM













TÜM STK'lar
İÇİN TIKLAYIN


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla