|
Sinema
Platformu:
Savaşa hayır
Türkiye Sinema Platformu, ülkemizdeki girişimlerini desteklemek
amacıyla 25 Ocak'ta bir etkinlik düzenleyecek. Türkiye'de sinema
ve televizyon sektöründe çalışan oyuncular, yapımcılar, yönetmenler,
senaristler ve müzisyenler de dahil olmak üzere pek çok çalışan,
25 Ocak saat 10.00'da Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliği'nin
(SESAM) önünde toplanacak ve Taksim Anıtı'nın önüne, üzerinde 'Yurtta
sulh cihanda sulh' yazan bir çelenk bıracak. Sinemacılar aynı gün
saat 11.00'de Lütfi Kırdar Spor Salonu'nda düzenlenecek '100'ler
Bildirgesi' başlıklı toplantıya katılacak. Bilgi için Tel: 0212
245 46 45 (Radikal Gazetesi).

Savaşa Karşı Beyaz Kurdeleler.
Cumhuriyet Kadınları Derneği üyeleri, "Vatan toprağında yabancı
asker istemiyoruz. ABD'nin Irak'a olası müdahalesine destek olmak,
yurttaşlarımızın canına kıymak olacaktır" dediler; savaşı yakalarına
taktıkları beyaz kurdelelerle protesto ettiler.

Cumhuriyet Kadınları Derneği Bursa Şubesi, Amerika Birleşik Devletleri'nin
(ABD) Irak'a olası müdahalesine ve Türkiye'nin ABD'ye destek vermesine
karşı olduklarını açıkladı. Bursa Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı
Şükran Kurtiş, "Vatan toprağında yabancı asker istemiyoruz" başlıklı
basın açıklamasını, dernek üyeleri adına okudu. ABD'nin Irak'a saldırısının
amacını, "ABD'nin bölgedeki hakimiyetini güçlendirmek ve bölgedeki
hammadde, petrol kaynaklarına ulaşıp denetlemek" olarak açıklayan
Kurtiş, "Amerikan halkının bile açıkça karşı olduğu bu savaşa destek
olmak, yurttaşlarımızın ve komşu ülke yurttaşlarının canına kıymak
olacaktır" dedi.

Cumhuriyet Kadınları Derneği üyeleri, yakalarına beyaz kurdeleler
taktılar ve savaş karşıtı istemleri gerçekleşinceye kadar yakalarına
taktıkları beyaz kurdelelerle protestoyu sürdüreceklerini belirttiler.
www.bianet.org

Immanuel
WALLERSTEIN
Irak Savaşından Kaçınılabilir
mi?
Bu soruya verilecek basit yanıt hayır olacaktır, çünkü ABD'li şahinler,
Iraklıların söylediği ya da yaptığı hiçbir şeyi savaş köpeklerini
geri çekmek için geçerli bir neden olarak görmüyorlar. Kendimi Gabrial
Garcia Marquez'in, bir sosyal ritüel olarak ölümü konu aldığı Kırmızı
Pazartesi romanının tam ortasında gibi hissediyorum. Birleşik Devletler
Irak'la savaş yapmak amacıyla Irak'la savaş yapıyor. Bu yüzden ne
silah denetçilerinin söyledikleri, ne Güvenlik Konseyi'nin (Büyük
Britanya dahil olmak üzere) söyledikleri, ne de tabii, Saddam Hüseyin'in
söyledikleri bir şey değiştirebilir.

Irak savaşı, ilk olarak Clinton yönetiminin son yıllarında Cheney
ve Rumsfeld'in de içinde oldukları 20 şahin tarafından yapılan bir
açıklama ile kamuoyuna önerildi. 11 Eylül saldırısını izleyen ilk
günlerde Başkan Bush'un bu savaş için ön izni verdiğini biliyoruz.
Geri kalan her şey uzatma ve manevradır. Kuzey Kore'nin son üç aydır
Birleşik Devletler'e açıkça kafa tutması ve bu kafa tutmaya karşı
benimsenen geri çekilme yaklaşımı, gerçek sorunun Irak'ın çeşitli
BM kararlarına uymaması olmadığı konusunda yeni kanıtlar sunmuştur.

O halde neden Bush ve şahinler savaşı kaçınılmaz buluyorlar? Onların
gerekçelendirmeleri şöyle. Birleşik Devletler son günlerde iyi durumda
değil. Bazı analizcilerin sözleriyle, ABD hegemonik bir düşüş yaşıyor.
Ekonomisi belirli bir noktada tıkandı. En önemlisi de, gelecek onyıllarda
batı Avrupa ve Japonya/Uzak Asya ile rekabetten başarılı çıkabileceğinden
emin değil. Geriye kalan tek şey aşırı ölçüde güçlü ordu.

Madeleine Albright'ın, Dışişleri Bakanı olduğu dönemde, Balkanlarda
yapılması gerektiğini söylediği şeylere mesafeli duran bazı yüksek
düzey askerlere bir noktada kızarak şöyle dediği söylenir: "Asla
kullanamayacaksak, dünyanın en güçlü ordusuna sahip olmamızın yararı
ne?" Şahinler bu bakış açısını analizlerin merkezine yerleştiriyorlar.
ABD'nin dünyanın en güçlü ordusuna sahip olduğuna, ABD'nin önüne
koyduğu bütün askeri maceralardan başarılı çıkabileceğine ve ABD'nin
dünya sistemi içindeki prestij ve gücünün sadece bir güç gösterisiyle
sağlanabileceğine inanıyorlar.

Güç gösterisinin amacı Irak'ta bir rejim değişimi yaratmak değildir
(belki bu, mevcut rejimin yerini neyin alabileceği düşünüldüğünde,
küçük bir kazanım olacaktır). Güç kullanımının amacı Birleşik Devletler
müttefiklerini taciz etmek ve böylelikle de eleştiri ve yan çizmelerine
son vererek, şahinler tarafından birer okul çocuğu gibi hizaya dizilmelerini
sağlamaktır. Bush yönetimi tek-taraflılıkçılar ve çok-taraflılıkçılar
olarak bölünmüş değil.

Hepsi de tek-taraflılıkçı. Bizim "çok-taraflılıkçılar" diye adlandırdıklarımız,
ABD'nin resmi olarak başkaları (örneğin BM, NATO) tarafından kabullenilen
biçimlerde daha kolay pozisyon alabileceğini ve bu tür kararlar
alınırsa politikaların daha kolay uygulanabileceğini söyleyenler.
"Çok-taraflılıkçılar" her zaman, BM'de ya da başka yerlerde gerekli
gördükleri kararların alınamaması durumunda ABD'nin her zaman tek
başına hareket edebileceğini söylediler. Ve sözüm ona "tek-taraflılıkçılar"
da belirli kayıtlar nedeniyle bu çizgiye geldiler.

Her iki grup arasındaki tek fark ise diğerlerinin ABD çizgisini
ne ölçüde destekleyeceklerine ilişkin tahminlerindeki farktan ibaret.
O halde karşımızda olan şu biçimi alan bir çok-taraflılıkcçılıktır:
ABD, diğerleri ABD'nin tek taraflı konumunu kabul ettikleri derecede
çok taraflılığa inanır, yoksa inanmaz. Başlıca sorun şahinlerin
kendi analizlerine inanıyor olmalarıdır. Onlar, Irak'taki savaşın
kazanılması halinde (ve bunun da göreceli olarak kolay olacağına
inanma eğilimindeler), diğer herkesin hizaya gireceğine, tüm Ortadoğu'nun
ABD şahinlerinin arzularına göre yeniden biçimlenebileceğine, Avrupa'nın
sesini keseceğine ve Kuzey Kore ile İran'ın korkudan titreyerek
silahların tüm isteklerine boyun eğeceğine inanmaktadırlar.

Tüm dünya ABD'ye durumun bundan çok daha karmaşık olduğunu, Irak'taki
bir ABD askeri işgalinin dünyanın durumunu daha da kötüleştireceğini
ve rüzgar ektiklerini bağırıyor. Dinlemiyorlar çünkü böyle olduğuna
inanmıyorlar. Silahların gücüyle büyülenmiş durumdalar. Bunun adı
hybris. Bu savaşın akıl dışılığı o kadar çok söylendi ki; (sadece
Irak halkına da değil) tüm halklara gereksiz ve görülmemiş ızdıraplar
çektirecek olması bir yana, savaş gerçekte ABD'nin jeopolitik konumunu
zayıflatacak ve dünya politik sahnesinde bundan sonra alacağı yeni
konumların meşruluğunu da tamamen ortadan kaldıracaktır.

Gerçekten kaotik bir dünyada yaşıyoruz ve ABD'nin imkansız bir "imparatorluk"
yönündeki zorlamaları frenleri patlamış bir arabanın son hızla yokuş
aşağı inmesinden başka bir şeyi çağrıştırmıyor. Bu, ABD'nin sadece
kendisini sürüklemekle de yetinmediği bir intihar eylemidir.

Çeviri: Sendika.org
DİSK Barış İçin Diyarbakır'da
DİSK Başkanlar Kurulu barış çabalarına katkı sunmak amacıyla
toplandı. Genel Başkan Çelebi, "Olası savaşı İstanbul'daki ve Diyarbakır'daki
vatandaşımız farklı yaşayacak. Savaşlar bazılarını zengin eder ama,
çoğunluk için felakettir" dedi. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu
(DİSK) Başkanlar Kurulu, savaşa karşı mücadele sürecini değerlendirmek
üzere bugün (Çarşamba) Diyarbakır'da toplandı. DİSK Diyarbakır Bölge
Temsilciliği'nin açılışı da bugün yapıldı. Temsilciliğin açılışı
ve Başkanlar Kurulu toplantısı öncesinde bir basın toplantısı düzenleyen
DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, Diyarbakır'da insanların uzun
yıllar olağanüstü hal ortamında yaşadığını hatırlatarak, "Tam artık
bir şeyler değişecek denirken yeni engeller çıkıyor. Hepimiz biliyoruz
ki; olası bir savaşı İstanbul'daki bir vatandaşımızla, Diyarbakır'daki,
Şırnak'taki Hakkari'deki vatandaşımız aynı boyutta yaşamayacak"
dedi. Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği'ne (TÜSİAD) atıfta
bulunan Çelebi, "Birileri sürekli savaşa girmemiz için bizleri zorluyor,
ABD'nin yanında olmanın karlı olacağını söylüyorlar. Biz savaşların
bazılarını zengin ettiğini biliyoruz, ama toplumun büyük bir çoğunluğu
için felaket olduğunu da biliyoruz" diye konuştu. Habur Sınır Kapısı'nda
açıklama Çelebi, konuşmasını "Özgür bağımsız barış içinde ve sosyal
adaletin sağlandığı, bölgesel eşitsizliklerin ortadan kaldırıldığı
bir ülkenin vatandaşları olarak yaşamak istiyoruz" sözleriyle tamamladı...
DİSK Başkanlar Kurulu, yarın (Perşembe) Silopi'deki Habur Sınır
Kapısı'nda "savaş karşıtı" bir basın açıklaması yapacak. Yarın İstanbul'da
da Saraçhane Parkı'nda DİSK'e bağlı sendikaların yönetici ve üyelerinin
katılımıyla bir basın açıklaması yapılacak. www.bianet.org

"Savaş İnsanlık Ayıbıdır, Karşıyız"
Tüm Bel-Sen Genel Başkanı Baykara, AKP hükümetini "IMF politikalarının
sürdürücüsü olmakla" eleştirdi, 2003 yılındaki toplu sözleşme görüşmeleri
sırasında hükümetten kamu çalışanları için 1 milyar 300 milyon lira
isteyeceklerini belirtti. Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri
Sendikası (Tüm Bel-Sen) Genel Başkanı Vicdan Baykara, hükümetle
2003 yılında yürütecekleri toplu sözleşme görüşmeleri sırasında
yoksulluk sınırı üzerindeki bir temel ücreti hedef alacaklarını
belirtti, "Bu, şu anda 1 milyar 300 milyon liradır" dedi. ABD'nin
olası Irak Operasyonuna karşı olduklarını belirten Baykara, emperyalist
savaşa bütün demokrasi ve barış güçleri ile birlikte karşı çıkacaklarını,
savaşın bir insanlık ayıbı olduğunu söyledi. "Önemli adımlar attık"
Baykara, Doğu Karadeniz'deki sendika şube ve temsilciliklerini ziyareti
sırasında Tüm Bel-Sen Trabzon Şubesi'ni de ziyaret etti. Kamu çalışanlarının
grevli ve toplu sözleşmeli sendikal hakları konusunda önemli adımlar
attıklarını belirten Baykara, İstanbul Esenyurt ve İzmir Çiğli belediyelerinde
toplu sözleşme imzaladıklarını, bu hakkı kullanarak kamu çalışanlarının
önündeki hukuki engelleri kaldıracaklarını söyledi. Yerel yönetimler
iş kolundaki yetkili sendikanın Tüm Bel-Sen olduğunu belirten Baykara,
bu yetkiyi hükümet ile toplu görüşmeler sırasında kamu çalışanları
için azami ölçüde kullandıklarını belirtti. "58. hükümet de bir
önceki hükümetten farklı değil" diyen Baykara, "O da Uluslaları
Para Fonu (IMF) politikalarını sürdürücü rolünü sürdürüyor" dedi.
Baykara, "IMF ile yola çıkan hükümetler yolda zik-zaklar çizmeye
devam edecek ve asla düz yürüyemeyecek. Hükümetle, 2003 yılında
yeniden masaya oturacağız. Bu görüşmelerde daha önce belirttiğimiz
gibi yoksulluk sınırı üzerindeki bir temel ücreti hedef alacağız.
Bu, şu anda 1 milyar 300 milyon liradır" diye konuştu.
www.bianet.org

"İskenderun Limanı Üs Olmasın"
Mimarlar Odası Şube Başkanı Akgün, hükümeti ABD'nin Irak'a
müdahalesiyle ilgili net tavır almaya, ABD'yi barışa çağırdı; savaş
halinde İskenderun'dan yaşanacak göçün kentteki ekonomik krizi derinleştireceğini
açıkladı. Mimarlar Odası İskenderun Şubesi Başkanı Beyazıt Akgün,
Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümetini "Amerika Birleşik Devletleri'nin
(ABD) Irak'a olası müdahalesiyle ilgili çelişkili bir tutum izlemekle"
eleştirdi. "Savaş istemediklerini" açıklayan Akgün, ABD'yi savaştan
vazgeçmeye çağırdı. İskenderun risk altında mı? Hükümetin Türkiye'nin
üslerini kullanıma, liman ve havalimanlarını da incelemeye açtığını
hatırlatan Akgün, savaşa açılacak yeni üslerden birisinin de İskenderun
Limanı olacağını vurguladı. İskenderun Limanı'nda ve demiryolunda
temizlik - bakım çalışmalarının sürdüğünü belirten Akgün, savaş
anında İskenderun'un risk altında olup olmadığının da tartışmalı
olduğuna dikkat çekti. Körfez Savaşı'nın sonuçlarını unutmadık Körfez
Savaşı'nda risk altındaki İskenderun'u terk edenlerin aradan geçen
13 yıla rağmen geri dönmediğini, savaş sonrasında kentteki yatırımcıların
kaybolduğunu söyleyen Akgün, "GAP'a ve Ortadoğu'ya hizmet veren
liman çalışmaz oldu. Bundan da en büyük zararı İskenderun halkı
gördü. İskenderun'un sanayisi, inşaat sektörü, ithalatçısı, ihracatçısı,
petrol şirketleri ve esnafı zarar gördü, büyük krize girdi" dedi.
ABD'nin nedenleri bahane Akgün, şöyle konuştu:
* Mimarlar Odası İskenderun Temsilciliği olarak, müttefikimiz ABD'ye
komşumuz Irak ile savaşa girmemesi çağrısında bulunuyoruz. Savaşa
Hayır diyoruz.
* Türkiye'de milyonlarca insan savaşa karşı. Hep birlikte olalım
ve hepimiz birden savaşa hayır diyelim.
* Amerika, 11 Eylül'ün faturasını Asya'da, Afganistan'da, Ortadoğu'da,
Irak'ta çıkartmak bahanesiyle buralarda üslenmeyi, bölgedeki petrol
ve enerji yataklarına göz koymayı amaçlıyor.
* ABD, Irak'ın kitle imha silahlarını kullanacağı ve kendi halkına
da zarar vereceğini bahane ediyor, büyük güç olma vasfını kullanarak,
hiçbir şeyi dinlemeyerek savaş kararı alıyor. Oysa aynı ABD, İsrail'in
yaptığı kıyımı görmezden geliyor.
* Türkiye'nin borcunun bir kısmının silinmesi, Musul ve Kerkük petrollerinden
hisse verilme bahanesi ile Türkiye, savaşın içine çekilmek isteniyor.
Körfez Savaşı'nda destek veren Türkiye'ye ne verdiler? Bizi 35 milyar
dolar zarara soktular. En büyük zararı da İskenderun gördü.
www.bianet.org

"Petrol İçin Kana Hayır"
Savaş karşıtları, Irak'a savaş açma hazırlığındaki ABD'yi protesto
etti; bir deklarasyonla, İsviçre'nin savaş hazırlığı yapan ABD ve
müttefiklerine, başta hava sahası olmak üzere hiç bir destek vermemesini
istedi. Savaşa karşı uluslar arası dayanışma gününde 700 kişi, Cenevre
sokaklarında eylem yaptı. Irak'ta savaşa karşı çıkan eylemciler,
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve müttefiklerine hiç bir desteğin
verilmemesi ve silahlanma işbirliğinde çekilmesini istediler. Değişik
kesimlerden insanlar barış için yürüdü Savaş karşıtları, 300 bin
nüfuslu Cenevre'de 700 kişinin bir araya gelmesini olumlu bir gelişme
olarak değerlendirdi. 17 Ocak'taki eylemde, savaş karşıtı mesajları
taşıyan pankartların ardından nükleer karşıtı derneklerin temsilcileri,
Filistinliler, Kürtler, küreselleşme karşıtları ve her çeşit siyasi
ve dini oluşumdan barışseverler yürüdü. Bugün Cenevre'de, 15 Şubat'ta
Bern'de Eylemi, 15 Şubat 2003'de Bern'de ulusal bir eylem planlama
hazırlığında olan geniş bir ittifak düzenledi. İsviçreliler, Eylül
2002'de Birleşmiş Milletler'e katılan ülkelerinin temsilcileri yoluyla
barış mesajlarını ulaştırmaya çalışıyorlar. ABD ve müttefiklerine
destek yok Eylemciler, vatandaşların eylemlerine yakınlık gösteren
yeni Dışişleri Bakanı Micheline Calmy-Rey'den çok beklentileri var.
Ayrıca, eylemi düzenleyen ittifakın yayımladığı ortak deklarasyonda
da, İsviçre'nin savaş hazırlığı yapan ABD ve müttefiklerine, başta
hava sahası kullanımı olmak üzere, hiç bir desteğin verilmeme istendi.
Deklarasyon ile, ABD ve İsrail ile her nevi silahlanma işbirliğinden
çekilmesi istendi.
www.bianet.org

|