Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR


 
Güncelleme: 31. 08. 2007
Genetik Silahlar Dünyayı Tehdit Ediyor!
Prof. Dr. Oktay Hüseyin-Zaman Gazetesi
Batı cephesinde yeni bir şey yok!
Dr. İbrahim Kalın - Zaman
Irak İşgali Terörü Besliyor
Financial Times-Radikal
Prof. Dr. Oktay Hüseyin/Zaman:
Genetik silahlar dünyayı tehdit ediyor!

Yalnızca yaşları 20'nin altında olan yeşil gözlüleri veya Avustralya'da yaşayan yerlileri veya Yahudiler ile uzaktan bile akrabalıkları bulunmayan bazı Arap toplumlarını veya esmer İngilizleri öldüren veya sakat bırakan veya kısırlaştıran bombaların (silahların, mikroorganizmaların) olduğunu düşünün
Şimdi insanları kısır yapan, belirli bir milleti çok kısa veya kısmen uzun zamanlarda öldüren genetik bombalar vardır. Ama halen bu tür genetik silahların amaca doğru kesin şekilde yöneltilmesi, yani belirlenmiş toplum dışındakilere hiçbir ziyan vermemesi meselesi tam olarak çözülmemiştir.

Zorlukları aradan kaldırmak için bilim adamlarına 5-10 yıl zamanın gerekli olduğu gazetelerde yaygın şekilde yazılmaktadır. Örneğin T. Hartmann "The Genetically Modified Bomb" veya Andrey Belov'un "www.rusedina.org, Sooteçestvenniki" dergisindeki makalesi. Böyle bombaların nerede, ne zaman, kim tarafından patlatıldığını tespit etmek çok zor. Bu bomba bir ilaç şişesinde olabilir ve kırılarak rüzgârla yayılır. Etki yapmak için gerekli geni taşıyan bakterilerin veya virüslerin birkaçının hava ile insan vücuduna girmesi gerekir. Hatırlatalım ki, normal basınç ve sıcaklıkta, bir küp cm'de 1019 molekül oluyor ve bu da dünyada yaşayan insan sayısından birkaç milyar defa çoktur. Yani nerede gizlenirsen gizlen o şişeden çıkmış bakteriler veya virüslerin de sayısı çok fazla olduğundan, hedef alınan genleri taşıyan insanları bulurlar.

Bir küçük şişedeki bombanın etki mesafesi binlerce kilometre olabilir. Genetik silahlar meyve ve sebzelerin tohumlarında da taşınabildikleri için insanlar bu bombaları-silahları yiyecekleri ile de kabul edebilirler. Bu genetik silahların meyve kurtlarına ve böceklere karşı kullanıldığını hatırlayın. Amerika'da balarılarının ölmesini de öldürülmek istenen böceklere karşı kullanılan genetik silahların yan (halen kaçınılma yolları bilinmeyen) etkilerin sonucu olduğu düşünülmektedir.

Bir ilaç kutusu virüs, insanlığı yok edebilir
Ancak bir milleti ne bir bölgede yaşayan insan türünü, diğerlerinden farklı yapan tek bir gen yoktur. Her bir insanın özelliklerinin (boyu, saçlarının ve gözlerinin renkleri, burnunun ve alnının şekli...) temelinde duran çok sayıda genler vardır. Diğer yandan insanların kanları karışmış ve bu nedenle de örneğin Çinli ve Alman aynı genlerin taşıyıcıları olabilirler. Bu nedenle de ortak değil, kesin şekilde olarak farklı genleri arayıp bulmak gerekir. Böyle işler yapılmaktadır ve farklı genleri taşıyan milletlere ve bölgelerdeki insanlara karşı genetik silahlar yaratılır. Günümüzde genetik silahların tehlikesi, atom ve hidrojen, kimyasal ve bakteriyolojik silahlardan daha fazladır. Üretilmiş genetik silahların miktarı da diğer silahların hepsinin toplamından daha fazla insan öldürmeye yeterlidir. Bu yeni silahların önemini bilerek gelişmiş ülkeler gelecek savaş stratejilerinde genetik silahlara daha fazla önem verirler.

Hatırlatmak gerekir ki atom ve hidrojen bombaları kullanıldığında onlar şehirleri yakıyor ve yıkıyor. Büyük bombanın düştüğü yerden yaklaşık 100 kilometre kadar mesafede bütün canlıları öldürüyor veya hasta ediyor. Bu yıkıcı ve yakıcı etkini azaltmak amacı ile nötron bombaları üretildi. Bu bombaların büyükleri aynı mesafelerde canlıları öldürmek için kullanılabilirler; ama asıl amaçları taktik silah gibi tanklar ve diğer zırhlı araçlardaki insanları öldürmektir. Bu bombalar gibi kimyasal ve bakteriyolojik silahlar da milletleri ve bölge insanlarını birbirinden ayıramıyor ve hepsini öldürebiliyor. Bu silahların nereden geldiğini ve düşmanın hangi ülke olduğunu da bilmek kolaydır. Diğer yandan bunların bir tanesi, bir ülkenin insanlarının hepsini hedef alamıyor. Bu tür silahları kullanan ülke, kendi vatandaşlarını hedef olan ülkeden önceden çıkarmak zorundadır ve karşı ateşlerin kendi ülkesine vereceği zararları göz önünde bulundurmalıdır. Böyle olduğu için atom bombaları dünyaya savaş değil, barış getirdi.

Genetik silahlar ise atom bombası ve diğer bombalardan çok farklılar, onlar yalnız bir milletin, bir bölgenin insanlarını hedef alıyor. Hedef halinde olmayan, yani belirlenmiş geni taşımayan insanlar bombanın patladığı merkezde (gerçekte bu merkezin nerede olduğunu yalnız bombayı patlatan- ilaç şişesini kıran insan bilebilir) olsalar bile hiç etkilenmezler. Doğal olarak böyle özelliğe sahip genetik silahların kesin olarak kullanılacağı düşünülür. Hemen hazır olduğunda kullanmayabilirler mi? Tam olarak geliştirilmiş genetik silahlar bulunduktan sonra (yani yaklaşık 5-10 yıldan sonra) Birleşmiş Milletler Teşkilatı'na gerek kalır mı? Irak'taki Sünni-Şii veya Afganistan'daki Talibanların savaşları devam eder mi? Toptan yok olmazlar mı? Neden Amerika acele etsin ve İran'a savaş açsın ki?

Bombalar dökerek petrolü yakmak, gerekli yolları, boruları ve fabrikaları yıkmak iyidir veya 5-10 yıl İran'ın atom bombasının engellenmesini saklayarak, diğer yandan genetik silahların gelişimini hızlandırmak. Dünyanın çok yerinde milletleri, halkları ve bölgelerin kökenli insanlarını birbirinden ayıran (yalnızca birine mahsus olan) genleri belirlemeye çalışıyorlar. Bu günler için Amerika'da yaklaşık 50 tür insanları kesin şekilde ayırabilen genler bulunmuştur. Bu o demek ki bir ülkenin elinde herhangi bir etnik gruba karşı genetik silahlar olsa, onlar yeryüzünden yok edilebilir. İngiliz Tıp Birliği'nin (BMA) raporunda şöyle yazıyor: "Genetik bilimin hızla gelişmesi, yakın yıllarda, etnik grupların yok olmasını getirebilir."

Ortadoğu'da da kullanılıyor mu?
Batı ülkelerinin verilerine göre İsrail yıllardır hızlı şekilde yalnızca Arapları etkileyen biyolojik silahlar üzerinde çalışıyor. Onlar özel gen taşıyan insanlara karşı bakteriler ve virüsler üretmeye çalışıyor. Bu bakteriler ve virüsler insan vücuduna dahil olduktan sonra oradaki genetik kodları değiştirirler. Unutmamak gerekir ki insana zarar vermek onu tedavi etmekten daha kolaydır. Bu yöndeki çalışmalar Nes Tziyona Biyoloji Merkezi'nde yapılıyor. Elde olan bilgilere göre Irak Araplarının genleri Yahudilerinkinden daha fazla farklı olduğu için, onlara karşı genetik silahı bulmak daha kolaydır. Genetik silahlar olan mikroorganizmaları hava (rüzgâr) veya su ile iletmek kolaydır. Biyolojik silahlar çok defa denenmiştir, ne zaman ve kimler tarafından denendikleri de biliniyor.

Genetik silahlar denenmiş mi?
Bu soruya cevap vermek zor; çünkü genetik silahın etkisi başka bir hastalık altında gizletilebilir (örneğin bağışıklığın kaybı gibi). Kimlerin denediğini de bilmek imkânsızdır. Ama bazı belgeler vardır. Örneğin 2002 Ağustos ayında Birleşmiş Milletler Teşkilatı, Madagaskar adasına doktorlar takımı göndererek garip bir hastalık ortaya çıkarmıştı. Güçlü baş ve karın ağrısı veren enfeksiyon hastalığı yalnızca aynı etnik gruptan olan insanları iki günde öldürüyordu.

Genetik silahlar yalnızca insanlarda hastalıklar ve ölüme sebebiyet vermesi için üretilmiyor. Moleküler biyolojinin (genetik mühendisliğinin) hızla gelişmesi diğer projeleri de öne çıkarmıştır. Örneğin genleri değişilmiş böceklerin üretilmesi. Böyle böcekler asfalt ve beton yolları, metalleri ve boyaları kemirerek dağıtmak, yakıtları bozarak düşman ülkeye zarar vermek amacı taşıyor.

Hepimiz masallar dinlemişiz ve gökten üç elma düşeceğini biliyoruz. Hıristiyanların da masallarında çok zaman üç sayısı geçiyor. Ama bir fark vardır. Avrupa'da yaşayanlar elmanın neden düştüğünü de biliyorlar; ama diğer Hıristiyanların eğitim sistemleri bizimkine benzediğinden Newton kanunlarını gerekli seviyede bilmiyorlar. Avrupalılar üç meselesinde de masal çerçevesinin dışına çıkmışlar. 200-300 yıldır biliyorlar ki farklı süreçlerin (aydınlatılmak istenen olayın) bağlı olduğu bağımsız değişkenlerin sayısı üçten farklı olabilir. Matematik dilde desek incelenen fonksiyon farklı sayıda değişkenlerle belirlenebilir. Bizler düşünce tarzımızı belirleyen geleneklerimize daha fazla bağlı olduğumuzdan her zaman anlatmaya çalıştığımız problemin de üç bacağı olduğundan konuşuyoruz.

Bilim ve teknoloji anlamında süper devletler atom, hidrojen ve nötron bombalarını birbirinden kalkan gibi korunmak amacı ile ürettiler. Hindistan, Pakistan ve şimdi de İran komşularından korunmak ve gerekirse vurmak için. İran'ın bombası en fazla bizler ve Araplar için tehlikelidir. Bu bombaların yaratılması temel bilimlerin gelişmesinden daha fazla teknolojilerin incelenmesine, üretilmesine ve ekonomik güce dayanırdı. Ama çok daha fazla insanı yenmek gücü olan genetik silahlar esasen temel bilimler seviyesine dayanır. Bu silah kalkan rolü oynamayacak, kullanılacak ve yenecek. İlk hedefler de Afganistan, İran ve Ortadoğu toplumları olmayacaklar mı?

Gen teknolojisi kontrol edilmezse...
Adeta insanlar, hayvan ve bitki türlerinin yeryüzünden silinmesini istemiyorlar. Şimdi bazı hayvan türlerinin korunması için onların tane başına yapılan masraflar, sıradan bir insanın yaşamı için yapılan masraftan çok fazla olabilir. Bu açıdan bakarsak bölge insanlarının da hepsinin ortadan kaldırılması söz konusu olmamalı. Sadece genetik bilimini kullanarak bunların türünü değiştirerek ve sayısını belirleyerek onları kullanmak istemeyecekler mi? Böyle fikirler 60 yıl önceden vardır. İnsan, bitki ve hayvan türünü değiştirmeyi çoktan öğrenmiştir ve bunlarda onu böyle düşüncelere yöneltmiştir (Hitler zamanı bunlar açık şekilde tartışılırdı) diyebilir miyiz? Tarih boyu toplumların birileri diğerlerinin topraklarına sahip olup, onları kendilerine köle etmemişler mi? Ama günümüzde yer (zenginlikleri ile birlikte), su ve hava daha da fazla önem taşıyor. Sadece ileri teknoloji devirde fabrikalarda ve toprakta basit işçi küvetine pek gerek kalmamıştır.

Gelişmiş ülkelerde çok insan servis alanında çalışmaya başlamıştır; çünkü bu alanlarda işçi küvetine ihtiyaç devamlı olarak artmaktadır. Çoğu zaman insanı hayvandan ayıran (dış görkem dışındaki, hayvanlarda dış görkeme göre birileri diğerlerinden ayrılılar) en önemli faktör olarak sosyal hayat sayılır. Örneğin yaklaşık milyar yıldır dünyada yaşayan karıncaların (insan toplumlarınınki 10-50 bin yıl mertebesindedir) hayatına göz atsak, görüyoruz ki onların çok milyonlu ailelerinde basit sosyal hayat, insan toplumlarında gördüğümüzden daha mükemmeldir. Bir milletin içindeki basit (eğitim, bilim ve kültür içermeyen) insaniyettik, milyonlarca karıncayı birleştiren karıncalıktan daha mükemmel değildir. (Unutmamak gerekir ki doğa hakkında basit bilgiler karıncalarda olmasaydı onlar bu kadar zaman yaşam sürdüremezlerdi, örneğin yerin altında su basmayan yuvalar ve çamurdan dayanıklı ve milyonlarca karıncayı barındıran, çok mükemmel havalandırma sistemleri olan inşaatlar yapabilirler.)

Bilim ve teknoloji seviyesi yükseldikçe, dünyanın milyon yıllar boyunca ürettiği ve biriktirdiği yakıt 300-1000 yıl arasında tükenir. Yeryüzünde insan sayısı çok hızla artmış; ama onun yaşamı için gereken toprak, temiz su ve hava yetersiz kalmış. Küresel ısınma tehlikenin boyutunu artırır. Bu gidişat genetik silahların gelişmesini hızlandırarak, onların kullanılmasını da yaklaştırmıyor mu? Gelişmiş ülkelerin (gelişmekte olan ülkeler içinde Çin'i ve Rusya'yı unutmayalım) bu süreci hızlandırmakta amaçları kendilerine gelecek kazanmak değil mi? Gelişmiş ülkeler, Güney Kore, Çin ve Rusya kaçınılmaz büyük zorluklara direnmenin yolunu iyi eğitim, yeni bilim ve teknolojiler üretmekte görüyorlar.

Bizim böyle bir derdimizin olmadığı, kurumlarımızın yaptıklarından (YÖK, Milli Eğitim Bakanlığı, TÜBİTAK ve TUBA dahil) ve yüksek seviyesi olmayan (uzmanlıktan uzak) bu konulara bağlı TV programlarından ve çok az tartışılan eğitim ve bilime bağlı konuşmalarından görüyoruz. Gerekenin yapılacağından konuşuyorlar; ama gerekenin ne olduğunu bilmiyoruz. Kesin bilinen o ki, okul ve üniversite sayısının katlanması, hükümetin eğitime ve bilime bilinçsiz ayırdığı para ne kadar artsa da kalitede ilerlemek, olmayacak. Gelişmiş ülkelerle aramızdaki fark hızla büyümeye devam edecektir.

Allah bizi genetik silahlardan korusun.


PROF. DR. OKTAY HÜSEYİN
AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ / ODTÜ ESKİ ÖĞRETİM ÜYESİ


ig

David Ignatius - Radikal:
İran'a karşı 'geleceğe dönüş' stratejisi savaşı kızıştıracak

Bush yönetimi, Ortadoğu stratejisinde fazla göze çarpmayan ama önemli bir değişiklik yapıyor: İran'ın bölgede daha fazla güçlenmesini engellemeyi önceliklerden biri haline getirmek. Bu yaklaşımı, ABD'nin İran devrimi sonrası güttüğü stratejiye çarpıcı bir biçimde benzediği için, 'geleceğe dönüş' diye tanımlayabiliriz. Köşetaşlarından biri, önde gelen Sünni Araplarla ittifaklar kurmak. İsrail, Mısır ve Suudilere silah satılacak, Filistin barış süreci canlandırılacak. Bir Dışişleri yetkilisi, "İran'a verilen mesaj şu: Hâlâ güçlüyüz, dostlarımızı koruyoruz, bir yere gitmiyoruz" diyor. Hikâyenin Irak ayağının sonunu henüz görmemiş olsak da, yeni yaklaşımın burada başarı elde edememe ihtimali yüksek. Irak Sünni-Şii fay hattında bulunmaya devam edecek. İran'a siper olmaktan ziyade, Şiilerin yönettiği yeni Irak savaş alanına dönecek.

Bu yeni durumda İranlılar güçlü taraf gibi görünse de, aslında güçlerini derinleştirmek için altın bir fırsatı kaçırdılar. Bir zamanlar, bölgesel hegemonyaları karşısında ABD'nin sessiz rızasını alabilecek durumdaydılar; şimdiyse artan Amerikan direnişiyle karşı karşıya kaldılar. Yaz başında, Bush yönetiminin üst düzey yetkilileri, İran'la Irak'a istikrar getirme konusunda hâlâ işbirliği yapılabileceğini umuyordu. Teoriye göre, Şii Irak Başbakanı Maliki'nin başarılı olması iki ülkenin de çıkarınaydı. ABD, Irak'ta ortak bir güvenlik çerçevesi çizilmesi için İranlılarla görüşmeyi kabul etti. ABD'nin İranlılarla çalışmak için biçtiği mütevazı bedeli, Bağdat Büyükelçisi Ryan Crocker açıklamıştı: Devrim Muhafızları, Irak'ı istikrarsızlaştıran silahları bu ülkedeki Şiilere vermeyi kesecekti. ABD, İran'ın bu basit talebi yerine getirip getirmediğini izlemelerini sağlayacak istihbarat kaynaklarına sahipti. Konuştuğum Dışişleri yetkilisiyse, "Bu talep yerine getirilmiyor" diyor.

İran'a karşı öfke, ABD'nin Maliki'ye karşı artan hayal kırıklığını da açıklayabilir; Maliki hükümeti, ortak bir ABD-İran projesi olabilirdi. Fakat Maliki şiddeti durduramadı, hizmet sağlayamadı veya yolsuzluğu engelleyemedi. ABD'nin Irak'a ek asker göndermesinin gerekçesi, bu hükümetin uzlaşma yönünde ödünler vermesi için siyasi alan sağlamaktı. Fakat bu gerçekleşmiyor. ABD'nin Irak'ta kaydettiği son 'mütevazı' ilerlemenin büyük kısmı, Sünni bölgelerinde gerçekleşti. Sünniler ABD'yi giderek artan bir biçimde, İran'ın Irak'taki gücünün artmasını engelleme noktasında müttefik olarak görüyor. ABD'nin yeni Sünni dostlarının baskısı artarken, Maliki'nin yerine geçebilecek bir koalisyona ilgi de arttı. 'Geleceğe dönüş' modunda, adı geçen kişi İyad Allavi. Allavi, geçici başbakanlık yapmış eski bir Baasçı, laik bir Şii olmasına rağmen de Sünniler arasında geniş desteğe sahip. Siyasi destek 'satın alabilecek' parası var; fakat bu para ABD değil, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nden geliyor.

Dışişleri yetkilisi, ABD'nin İran üzerindeki baskıyı artıracağını söylüyor. Yönetim gelecek ay, İran'a nükleer programı nedeniyle yaptırım dayatacak yeni bir BM kararı için bastıracak. ABD, Devrim Muhafızları'nı terörist bir örgüt olarak tanımlayarak yeni bir 'silah' hazırlığı da yapıyor. Böylece, Başkan Ahmedinecad'ı daha az fanatik olan çoğunluktan uzaklaştırmayı hedefliyor. 'Geleceğe dönüş' stratejisindeki sorun tabii ki, bu noktada daha önceden bulunmuş olmamız. Silahlar Suudi Arabistan'a kalıcı güvenlik getirmeyecek, otoriter Sünni rejimleri desteklemek İslamcı radikalizmin çekiciliğini azaltmayacak, bölünmüş bir Irak bölgeyi sürekli gerilim halinde tutacak. Fakat yeni yaklaşım gerçekçi; Irak'ta en iyisini ummak yerine en kötüsüne hazırlanıyor.



ig

Devamını okumak için tıklayınız

Önceki

Savaş Karşıtı
Afişler


Küresel Barış ve
Adalet Koalisyonu


Savaş Karşıtları


Arşiv


TÜM STK'lar
İÇİN TIKLAYIN


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 

Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla