



Ana
Sayfa
Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı
Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle İletişim Dünyası
Farklı Renkler, Farklı Kültürler
Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü
Diğer
Minidev'de yazmak ister misiniz?
Reklamlarınız İçin
İletişim
YAZARLAR |

|
|
|
|
Güncelleme:
14. 06. 2007
|
|
|
|
|
|
|
Ah!
Ece Temelkuran - Milliyet
|
|
|
|
|
Muhammed
Nureddin-Şark
Gazetesi/Radikal:
Harekât Değil Siyaset Gerek
Türk ordusu PKK'yı Irak'ta vurma yanlısı olsa da, Kürt sorununun
çözümü Kürtlerin Türkiye siyasetine daha fazla katılımından geçiyor.
Türkiye ve Kuzey Irak'taki Kürt sorunu gerginlik kaynağı olarak yerli
yerinde duruyor. 1923'ten bu yana süren sorun, gelecek birkaç yılda
da mutlu sona erecek gibi görünmüyor. Zira Ankara kendi Kürtlerinin
sorununa hâlâ nihai bir çözüm bulamadı. Kürtler, varlıklarının tanınmasını
sağlayacak kültürel ve siyasi haklar istiyor. Hiç kuşkusuz bu her ülkedeki
azınlıkların hakkı. Fakat Türkiye'deki hâkim sistem, daha fazla hakkın
verilmesinin Kürtleri bağımsızlığa götüreceği gerekçesiyle soruna bu
çerçeveden bakmaya hâlâ karşı çıkıyor.

Birbiri ardına iktidara gelen Türk hükümetleri de Kürtlerin siyasete
katılımını teşvik etmek için çaba harcamadı. 1994'te bazı Kürt asıllı
vekiller Meclis'ten çıkarken barbarca bir yöntemle tutuklandı. Meclise
girmek için yüzde 10 barajı aşmayı şart koşan seçim sistemi, Kürt partisi
DTP'yi meclis dışında tutuyor. Zira partinin oyları yüzde 5-6 civarında
ve Kürtler böylece kendilerini demokrasinin dışında buluyor. Doğal olarak
sonuçta silahlanıyor ve kalkınma projelerinde hayal kırıklığına uğramaları
sonrası bağımsız devlet söylemine yeniden başvuruyorlar.

Operasyon AKP'yi en iyi devirme yolu
Dolayısıyla Kürt sorununda daha fazla tıkanıklık yaşanacak. Kürt adaylar
meclise bağımsız olarak girmeye hazırlanıyor ve bu durum 25-30 milletvekilliğini
garanti altına alabilir. Halihazırdaki gerginliğin gölgesinde meclis,
Kürt asıllı vekillerle diğerleri arasında savaş alanına dönüşebilir.

Dış düzlemdeyse şu günlerde, Türk ordusunun yoğun hareketlenmelerinin
yarattığı atmosfer ve Irak sınırına yakın bölgelerde gerçekleştirdiği
geniş kapsamlı operasyonlar hâkim. Bu operasyonlar, Türkiye, Irak ve
İran arasındaki sınır üçgenindeki Kandil dağında bulunan PKK üslerini
vurmak için Kuzey Irak'a girmeye hazırlık bağlamında görülüyor.

Hiç kimse PKK'ya karşı çekişmeyi askeri araçlarla bitirme imkânı bulunduğunu
düşünmese de, Türk askerinin niyeti ortamı gerginleştirmek.

Genelkurmay Başkanı 7 Haziran gecesi, silahlı güçlerin terörle mücadelede
sarsılmayacak kararlığına vurgu yapan ve Türk milletini tepkisini göstermeye
çağıran bir bildiriyi internette yayımlandı. Bu kışkırtıcı bildiri pratikte
hükümete karşı yayımlandı. Bildiri, Genelkurmay Başkanı General Yaşar
Büyükanıt'ın 'ordu Kuzey Irak'a girmek için siyasi talebe ihtiyaç
duyar' sözünü tamamlıyor.

Siyasi talebin hükümetten gelmesi gerekir fakat hükümet genel seçimlere
hazırlanıyor ve seçimlerin tankların etkisi altında yapılması mümkün
değil. Kan gölü de seçimlerin iptal edilmesine veya milliyetçi akımların
lehine sonuçlanmasına yol açar. Türk ordusu AKP'yi devirmekte kararlıysa,
bunun için Kuzey Irak'a düzenlenecek bir askeri operasyondan daha iyi
bir yöntem yok.

Fakat Türk ordusu Kuzey Irak'ta çok rahat hareket edemeyecek; zira,
Irak Kürtleriyle merkezi hükümet birleşir.

PKK savaşçılarının Kuzey Irak'ta bulunduğu yerler de epey dağlık. Türkiye
yine kerpetenin iki dişinin, yani Irak ve kendi Kürtlerinin arasında
kaldı. Çözümün tek adresinin Ankara olduğunuysa herkesten önce Türkler
biliyor.

(Katar gazetesi Şark, Beyrut Stratejik Araştırmalar
Merkezi Genel Direktörü, 10 Haziran 2007)



İbrahim
Karagül-Yeni
Şafak:
Kan üzerinden iktidar
ve savaşla yüzleşmek

Önceki akşam yapılan güvenlik zirvesinde alınan kararlar, zirve sonrası
yapılan açıklamalar kadar mıydı?

Terörle mücadelede tam uyum, terörle mücadelenin bütün siyasi hesapların
üstünde oluşu, mücadelenin demokrasi ekseninde yapılması, bütün kurumların
ve halkın işbirliği ile yürütülmesi şeklinde özetlenebilecek açıklama,
cumhurbaşkanı seçimiyle başlayan iç iktidar krizini sona erdirecek bir
uzlaşma görüntüsü veriyor. O zaman, bundan sonra hükümetle Genelkurmay
arasında medya üzerinden bir iletişim türü görmeyeceğiz demektir.

O zaman, şehid cenazeleri üzerindeki siyasi tartışma bitecek demektir.

O zaman kan üzerinden iktidar mücadelesi yürütme gibi çirkinlikler sona
erecek demektir.

O zaman, toplumun bir kesimini bir başka kesime karşı sokağa çağırma
basiretsizliğine son verilecek demektir.

Terör Türkiye'nin en önemli konusu değil mi?
Türkiye, haftalardır bu sorun üzerinden gerilmiyor mu?
Madem bu yapılabiliyor, şimdiye kadar bir toplantı yapsalardı ve bu
iş bitseydi. Bu kadar gürültüye hiç gerek kalmazdı. Ama acaba öyle mi?

Açıklama, kamuoyunun beklentilerine göre kaleme alınmış. Herkesin evet
diyebileceği cümleler kurulmuş. Ama gerçekten neler tartışıldığı, ne
kararlar alındığı ya da ne tür hedefler belirlendiği yok. Gerçekten
terör üzerinden şekillenen iç iktidar mücadelesinin seyrine ilişkin
hiçbir veri yok. Buradan bakıp da, "aslında hiçbir sorun yokmuş. Türkiye
boşuna paniklemiş" diyesi geliyor insanın. Ne olacağını önümüzdeki günlerde
yaşayacağımız somut gelişmelere göre anlayacağız. Bakalım nerelerde
yeni saldırılar olacak, seçime kadar daha ne sürprizler göreceğiz?
Uyum görüntüsü verenler dışarıda ne tür bir tavır izleyecek?
Dar anlamda terörle mücadele operasyonları mı yoksa savaş kavramı ile
ifade edilecek gelişmeler mi göreceğiz?
Yeni bir tezkere ile mi karşılaşacağız?
Bir seferberlik havası mı estirilecek?

Bir an, konuyu iç iktidar kavgasının dışına çıkaralım.
Alınan güvenlik önlemleri, yoğun operasyonlar, neredeyse olağanüstü
hale varan tedbirler ne kadar başarılı olabilir?

Oluşturulacak tampon bölge, krizi bir süre erteleyebilir. Ama sadece
erteleyici bir çözüm olacak. Ayrıca sadece bir başlangıç. O zaman ne
yapılacak?

Günü kurtarmanın ötesinde kimse gerçekle yüzleşmek istemiyor.

ABD, İsrail ve İngiltere Kuzey Irak'ta bir proje uyguluyor mu?
Evet uyguluyor.
Türkiye'ye yönelik tehdit bu ülkelerin uygulamalarından kaynaklanmıyor
mu?
Elbette öyle. Alınan tedbirler bunu sona erdirecek mi?
Tabii ki hayır?
Bu ülkeler Türkiye ile işbirliği yapıyor mu?
Kesinlikle yapmıyor, yapmayacaklar da.

O zaman sadece PKK'ya odaklanmak, sadece güvenlik tedbirleri almak neyi
değiştirecek?

Bunu biz görüyoruz da bu ülkenin siyasi ve askeri elitleri görmüyor
mu? Görüyordur herhalde. Peki nasıl bir çözüm öneriyorlar? Bilmiyoruz…

Mesele PKK değil.
Mesele sadece Barzani de değil.
Mesele iç iktidar kavgası kadar dar bir alana hapsedilemez.
Yeni Ortadoğu dizaynı Türkiye'yi de dönüştürüyor. Rejimini, muhalefetini,
toplumsal yapısını sarsıyor. Çok boyutlu biçimde tartışmaya açıyor.
Bütün bunlar karşısında bu şey söylemek, bir çözüm üretmek gerekiyor.

Terörle mücadele söyleminin bir anlamı kalmadı. Bütün boyutlarıyla bir
pozisyon belirlemek gerekiyor. Bu da ancak radikal, can yakan kararlarla
mümkün. Beş yolda çok şey değişti. Tehdit, çözüm, söylem, strateji yeniden
belirlenmek zorunda.

PKK'yı tasfiye, terörle mücadele yöntemlerinin bir anlamı yok artık.
Daha önce Saddam vardı, işbirliği yapan. ABD Türkiye ile işbirliği yapıyordu.
NATO destek veriyordu. Kürt liderler Ankara'ya yakındı. Irak dünyanın
merkezinde değildi. O zaman PKK'ya operasyon anlamlıydı. Şimdi bunların
hiçbiri yok. Bağdat'ta işe yaramaz bir hükümet var. Kürt milliyetçiliği
kontrolden çıkmış durumda. Kürt liderler Ankara'dan çok uzak ve PKK
ile dayanışma içinde. Kuzey Irak'ta ABD /İsrail destekli başka bir devlet
var. Ve ABD'nin Soğuk Savaş dönemi çıkarları çoktan değişti.

Bu değişiklikleri görmeyerek terörle mücadele adı altında yıllardır
uyguladığınız politikaya devam edemezsiniz. Ederseniz, Türkiye'yi kandırırsınız.
Bunları görür, iyi hesap yapmadan bir savaşın içine girerseniz sonu
gelmez etnik savaşların, bölgesel savaşın, Irak bataklığının içine çekilirsiniz.
Bütün bunlara karşı neler tartışıyoruz biz?

Bağdat yönetimi merkezi otoriteyi güçlendirme, Şii devletine destek
karşılığında Kerkük'ü Barzani'ye sattı. Güney-Kuzey Irak dayanışması
Türkiye'nin önünde yeni bir direnç oluşturuyor. Kürtlerle Sünni Araplar
arasında gerilim tırmanıyor? Sünni örgütler Kerkük üzerindeki Şii-Kürt
dayanışmasına karşı çıkıyor?

ABD'nin Irak için bir B planı hâlâ yok.

Bunlar, Türkiye için hem bir fırsat hem de tehlike içeriyor. Etnik çatışmaların,
iç savaşın hatta bölgesel savaşın içine çekilebilir.
Ya da bu ayrışmaları dikkatle izler pozisyon belirler.

İşaretler krizin tırmanacağı, yaygınlaşacağı yönünde.

Endişe, "operasyon"un yerini "savaş"ın alacağı şeklinde.

Korku, hiç istemese de savaşın Türkiye'ye dayatılacağı…
 

Abdurrahman
Erraşid - Şark ül Evsat - Radikal:
Lübnan
Bu Yaz da Çetin Savaşlara Teslim Olabilir
Lübnan'da orduyla çatışan Fetih el İslam'a benzer birçok Sünni örgüt
var. Hükümeti isyan ettirmek isteyen İran yanlısı bu gruplar, yaz boyu
orduya ter döktürecek

Geçen yaz İsrail'le Hizbullah arasında sürpriz bir savaş patlak
vermiş, şiddeti ve yol açtığı yıkım herkes için sürpriz olmuştu. Bu
yaz Hizbullah'ın aynı hatayı yapması beklenmiyor ve zaten yıkılanları
da henüz inşa etmiş değil. İsrail'in de geçen yazki gibi sınırdaki operasyonlara
yanıt olarak büyük bir savaşa atılması uzak ihtimal. Hizbullah'ın geçen
yazki tahriki çok pahalıya patladı ve herkesi tehlikeli bir sürece taşıdı.
Yine de, İsraillilere bulaşmasalar da bu yaz şiddeti sürdürmeleri bekleniyor.

Çatışma küçük ama acı olacak. Zira, yazın ilk işaretleri farklı bölgelerdeki
patlamalar ve Fetih el İslam örgütüyle Lübnan askerleri arasında Nehr
el Bared mülteci kampında çatışmaların patlak vermesiyle belirdi. Bu
terörist örgüt, Lübnan'da İran'la bağlantılı altı köktenci Sünni örgütten
biri.

Sünni örgütlerin aşırılık yanlısı Ahmedinecad rejimi döneminde
Şii Tahran'ın gözetiminde olması tuhaf sayılabilir ancak bu durum yeni
şartların göstergesi. Zira Kaide, köktenciler arasındaki koalisyonun
gereği mahiyetinde geçici de olsa Tahran'la aynı noktada buluştu.

İran, genişleme yanlısı ve Batı düşmanlığına dayanan projesinde Sünni
köktencilere ihtiyaç duyuyor. Köktencilerse rejimlere karşı savaşlarında
İran ve Suriye dışındaki bölge ülkelerinden destek bulamadı. Nahr el
Bared kampı, bu yaz Lübnan için hazırlanan çatışmalar dizisinin ilk
durağı. Bütün bu çatışmalar mülteci kampları etrafında ve köktencilere
karşı gerçekleşecek.

Hedef de Lübnan yönetimini isyan ettirmek ve bölgeyi ateşe vermek. Lübnan
yönetimi bir haftadır süren kamp savaşında Fetih el İslam'a karşı verdiği
mücadeleyi kaybederse, kendisini kesinlikle diğer örgütlerin de saldırıları
karşısında bulacak.

Zira bu yaz örgütlerin kendi savaşlarına girmeleri için uygun bir zaman.
Fakat, Lübnan ordusu Nahr el Bared savaşını kazanırsa diğer örgütler
bombalama eylemleri ve suikastlar düzenleyip siyasi karmaşayı yaymayı
sürdürseler de asıl savaşlarını ileri bir tarihe erteleyebilirler.

Yerli ve yabancı örgütlerin katıldığı programlı suikast girişimlerine
maruz kalan Lübnan rejimi ölüm kalım savaşı veriyor.
(Londra'da Arapça yayımlanan Şark ül Evsat gazetesi, 9 Haziran 2007)


|
Savaş
Karşıtı
Afişler

Küresel
Barış ve
Adalet Koalisyonu
 
Savaş
Karşıtları


Arşiv

TÜM
STK'lar
İÇİN TIKLAYIN
Yazarlar

Merih
Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı
 
Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin
Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol
Yurderi
Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?

Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin

miniDEV'i
Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın
|