



Ana
Sayfa
Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı
Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle İletişim Dünyası
Farklı Renkler, Farklı Kültürler
Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü
Diğer
Minidev'de yazmak ister misiniz?
Reklamlarınız İçin
İletişim
YAZARLAR |

|
|
|
|
Güncelleme:
14. 09. 2007
|
İbrahim
Karagül / Yeni
Şafak:
İsrail Türkiye'den İran'a Saldırırsa!..
İsrail savaş uçaklarının Suriye'ye girmesi, Türkiye'nin hava sahasını
kullanması, Türkiye topraklarına yakıt tanklarını bırakması sıradan
bir olay değil. Belirsizlikler, kafa karışıklıkları çok ama dikkatle
bakıldığında özellikle Türkiye için ciddi tehditler içeren bir durum
var ortada. Söz konusu olayla ilgili iki önemli tespit yaptık.

Birincisi: Suriye son bir yılda hava savunmasını ciddi biçimde
güçlendirdi. Rusya'dan 1 milyar dolarlık Pantsyr S1E füze sistemi satın
aldı. Faturayı İran ödedi. Rusya'nın en iddialı savunma sistemlerinden
olan Pantsyr S1E İran'ın nükleer tesislerini de koruyor. İsrail, ABD
ile danışıklı olarak, Suriye'nin savunma sistemi üzerinde bir test yaptı.
Sistemi kilitleyip kilitleyemediğini denedi. Olaydan önceki günlerde,
bu sistemin ABD-İsrail saldırılarının önüne geçemeyeceğinin iddia edilmesi
bir garip rastlantı mıydı acaba?

İkincisi: İsrail, hem kendisi hem ABD için yaptığı bu test ile
aslında İran'ın hava savunma sistemlerinin gücünü de ölçtü. Bir şey
daha yaptı: İran'ın bazı bölgelerini vurmak için uzun mesafeli uçuş
denemeleri. Olası ABD/İsrail saldırısı, ya da İsrail'in münferit saldırısı
Türk hava sahası kullanılarak yapılırsa ne kadar başarılı olur denemesi
bu.

İsrail'in İran nükleer tesislerini vurmak için iki yolu var. Ürdün/Suudi
Arabistan/Irak üzerinden uçmak. 1981'de Irak tesislerini böyle vurdu.
İki ülkeye haber vermeden hava sahalarını kullandı. Şimdi aynısını yapabilir
mi? Bu ülkeler izin verir mi? Vermez, vermeye cesaret edemez. Ayrıca
bu mesafe uzun.
Geriye Suriye ve Türkiye hava sahasını kullanmak kalıyor.
İran'ın, Suriye hava savunma sistemlerinin faturasını ödemesinin nedeni
burada ortaya çıkıyor. İran aslında Suriye üzerinden kendi savunmasını
güçlendiriyor.
Peki ya Türkiye!

Türkiye, İran'a ya da Suriye'ye yönelik bir saldırıda kendi topraklarını
ya da hava sahasını kesinlikle kullandırmayacaktır.
1 Mart Tezkeresi'nden sonra, Paul Wolfowitz'in; "Güneyinizdeki
bir ülkeye karşı işbirliği yaparsanız affederiz" mealindeki sözlerini
hatırlayalım. Hem İran hem de Suriye için Türkiye'den desteği istenecek,
isteniyor da. Ama köprünün altından çok su aktı. Türkiye, kesinlikle
böyle bir suça iştirak etmeyecektir.

Ancak Ankara'nın önünde bir tuzak var, bilmiyorum ne kadar farkındayız!
İsrail savaş uçakları, Trük hava sahasını kullanarak Suriye'ye girebiliyor.
Buna niye ihtiyacı olabilir! Suriye hava sahasına Golan'dan girebilir,
Akdeniz'den girebilir. Türkiye'ye ihtiyacı yok ki! Ama burada bir kötü
niyet var. Türkiye üzerinden giriyor ve Türkiye-Suriye ilişkilerini
riske atıyor. Ankara'yı öfkelendiren de bu.

Peki İsrail, bir süre sonra aynı şeyi İran'a karşı da yaparsa ne olacak?
Yapar mı, bence yapar, yapabilir! Türkiye ile İsrail arasındaki askeri
anlaşmaları hatırlayalım. Bu çerçevede İsrail savaş uçakları Türk hava
sahasında eğitiliyor. Böyle bir hakları var. Ancak bu hakkı kötü niyetli
kullanmaya eğilimli olduğunu son Suriye olayında gösterdi. Yarın, aynı
anlaşmalar çerçevesinde bu ülkenin hava sahasında uçan birkaç İsrail
savaş uçağı İran hava sahasına girer, birkaç bomba bırakırsa Türkiye
ne yapacak? "Türkiye üzerinden İran'a saldırı!"
Kulağa nasıl geliyor? Eminim Ankara'dakiler, son olaydan sonra bunları
düşünüyorlardır.

1996-97'lerde bugünkü Ortadoğu düzenini kurmak için inanılmaz yükümlülükler
yüklendi bu ülke. Şimdi bunlar birer kambura dönüştü. Şimdi o Ortadoğu
düzeni Türkiye'nin kendisini tehdit ediyor. On yıl sonrasını öngöremeyenlerin
marifeti bu! ABD/İsrail'in İran'ın nükleer çalışmaları ve Suriye'ye
yönelik planları gündemde, unutan biziz... ABD Başkanı George Bush,
28 Ağustos'ta; "nükleer silaha sahip olursa İran'ın Ortadoğu'da soykırım
yapabileceğini" iddia etti. Gariptir aynı tarihte, Londra Üniversitesi
Ortadoğu ve Afrika Araştırmaları Bölümü'ndeki Uluslararası Araştırma
Merkezi, İran'a saldırıyı içeren 80 sayfalık bir tahrik edici bir rapor
yayınladı (Bkz.: www.rawstory.com/).
Rapora göre ABD, İran'ın nükleer, askeri, enerji, devlet ve ekonomik
tesislerini yok edecek saldırı hazırlıklarını tamamladı. İran içinde
10 bin hedef belirlendi.
Bu hedefler konvansiyonel silahlarla vurulacak. Ancak bunların etkili
olamadığı yerlere, özellikle nükleer tesislere karşı silahlar kullanılacak.
Böyle bir çılgınlık olur mu? Böyle bir dünyada olur? Sonuç ne olur,
sadece İran için değil, ABD ve İsrail için de felaket olur!

İsrail eski Başbakanı Benjamin Netanyahu, geçtiğimiz hafta Herzilya'da
yapılan terör toplantısında, "Eğer İran'ın nükleer silahı gerçekleşirse
kesinlikle askeri müdahale gerekir. Askeri seçenek masada olmalı" dedi.
Ona göre bölge 1939'ları yaşıyor ve bir dünya savaşı patlamak üzere.
Tabii o dönemin Almanya'sı Netanyahu'ya göre İran oluyor! Bir
şey daha hatırlatayım:
New York Times ve Washington Post'ta küçük haber olarak yayınlandı,
bizim dikkatimizi çekmedi. 6 Eylül'de, ABD Hava Kuvvetleri'ne ait bir
B-52 bombardıman uçağı nükleer silahlarla havalandı. Kuzey Dakota'daki
askeri üsten kalkan uçak, 6 adet nükleer başlıklı Cruisse füzesi taşıyordu.
Louisiana'ya kadar bu füzelerle uçtu. Her bir füze 150 kilotonluk patlayıcı
taşıyordu ve Hiroşima'ya atılandan on kat daha güçlüydü. Olay Bush'a
kadar aktarıldı ve bunun "yanlışlıkla" olduğu açıklandı. "Yanlışlıkla"
bir
B-52 bombardıman uçağı nükleer füzelerle havalanabiliyor, inanıyor musunuz?
Peki, 40 yıl sonra ilk kez bir ABD uçağının nükleer silahla kalktığını
söylersek!

Garip, tuhaf olaylar oluyor.
Sessiz bir hareketlilik var.
Türkiye, İran ve Suriye'ye yönelik askeri planlamanın tam merkezinde.
Sen istediğin kadar karşı koy, kabul etme, taraf olma. İsrail'in
son tacizinde, istismarında olduğu gibi bir oldu bittiyle karşı karşıya
kalabilirsin.



ABD Özgür Ruhunu Kaybetti
Radikal
(LA Times - Başyazı): Bush, terörle savaş sırasındaki polis devletini
andıran uygulamalarıyla, Amerika'yı Amerika yapan değerleri zedeleyip
özgürlüğün altını oydu

ABD'nin bugün altıncı yılına giren 'terörle savaş'ı ulusumuzun kaderini
gelecek bir veya birkaç kuşak boyunca belirleyecek gibi görünüyor. Afganistan'daki
savaş sürüyor; bu yıl 100'den fazla intihar saldırısı düzenlendi, geçen
pazartesi korkunç bir saldırıda en az 28 insan öldü. Irak'ta da bir
türlü bitmiyor savaş; General David H. Petraeus'la ABD'nin Irak Büyükelçisi
Ryan Crocker ise pazartesi günü Kongre'ye ABD birliklerinin, sayıları
azar azar düşürülmekle birlikte, bölünmüş durumdaki Irak istikrara kavuşana
dek kalması gerektiğini tavsiye etti. Ve görünen o ki bir üçüncü cephe
de açılıyor; İran'la açıklanmayan, fakat giderek kötüleşen bir ihtilaf
yaşanıyor.

11 Eylül saldırılarını izleyen yıllar boyunca tek bir önemli başarıya
işaret edebiliriz: Amerikan topraklarına yönelik bir başka saldırı düzenlenmedi.
Kaide'nin acımasızlığı ve kurnazlığı göz önüne alındığında bu azımsanacak
bir başarı değil. Bunun için ABD'nin iç ve dış istihbarat servislerine,
iç güvenlik birimlerine, cesur antiterör savaşçılarına, ordunun her
kolundaki zeki stratejistlere ve kitlesel ölümlere yol açabilecek saldırıların
yetkililerce ortaya çıkarılmasına yardımcı olan vatandaşlara teşekkür
borçluyuz.

Ancak bize göre Irak'ı işgal kararı, radikal İslamcı terörizme karşı
mücadeleyi zayıflatan bir rol oynadı ve bize pahalıya patladı. 3 bin
700'den fazla Amerikan askeri yabancı topraklarda hayatını yitirdi.
27 bini yaralanarak eve döndü; birçoğu ömrü boyu sakat kalacak. On binlerce
Iraklı öldürüldü veya yaralandı, yaklaşık 4 milyonu kaçmak zorunda kaldı
ve bunların yarısı yabancı ülkelerde akıbeti meçhul mülteciler haline
geldi. ABD'nin Irak işgaline ve Guantanamo Üssü'ndeki adaletsizliklere
duyulan öfke düşmanı besledikçe, onların yaraları geleceği de mahvedecek.
Bunlar, düşmanını ve düşmanının tarihteki yerini yanlış anlayan bir
yönetimin başlattığı bir savaşın vahim sonuçları. Fakat mevcut başkanın
askeri ve ülke içindeki aşırı uygulamalarının en acı bedeli, bizzat
Amerika'ya, bu ulusu tarihsel olarak tanımlayan değerlere ve kurumlara
duyulan inancın kaybedilmesi.

ÖZGÜRLÜKLER GÜVENLİĞİ ARTIRIR
Söz konusu değerler diğer mücadelelerden alnının akıyla çıkmıştı. Bu
mücadeleleri verirken ABD kendisini tanımlayan özgürlüklere her zaman
riayet etmedi; 2. Dünya Savaşı sırasında Amerikan vatandaşı Japonların
toplama kamplarına gönderilmesi bunun örneklerinden biriydi. Fakat fanatikler
sadakat yeminleri dayatıp polis devleti uygulamaları talep ederken,
bu ulusun gücünü idrak edenler ırkçı ayrımları sona erdirdi, bireysel
özgürlükleri genişletti, mağdurlara avukatlar sağladı, şüphelilerin
haklarını tam olarak kullanması gerektiğini savundu ve aramalarda izin
alınmasında ısrar etti. Bu ve buna benzer özgürlükler güvenliği zayıflatmak
şöyle dursun, daha da güçlendirdi. Onlar Amerika'yı bir model, sadece
güçle değil, yasayla yönetilen bir ulus haline getirdi.

İstediği kadar aksini iddia etsin, Başkan Bush Amerikan özgürlüğüne
yönelik bu temel inançtan yoksun. Bunun sonucunda da açtığı savaş ABD'nin
askeri çıkarlarını zedelemekle kalmadı, bu ulusa gıptayla bakılmasına
yol açan özgürlüklerin de altını oydu. Son altı yılın gerçek ve trajik
bedeli işte budur.


 
Umur
Talu / Sabah:
Al Sana Tank!

Sanırım "dostluk" da denebilir, "mütekabiliyet" de,
"askeri işbirliği" yahut "ticaret" de:
Verirsen tankı, alırsın tankı!

***

Bilindiği ama unutulduğu, yutulduğu gibi;
Ecevit Hükümeti, Genelkurmay'ın da ısrarıyla, "tanklarımız"ın
modernleştirme işini İsrail'e vermişti. O sırada batık olan, kapatılması,
dağıtılması, özelleştirilmesi dahi düşünülen
"İsrail Askeri Endüstrisi (IMI)" adlı askeri devlet şirketi ise
o sayede belini doğrultmuştu. O işin parasal, "komisyonsal" tartışmaları
(Aslında tartışan filan da pek yoktu; Dipsiz Kuyu,
bir de birkaç yerde mesele ediliyordu) bir yana; Yerli sanayinin (mesela
"ulusalcılık" açısından!) pas geçilmesini, ticaret bir yana,
o sırada tam Filistin tarumar edilirken sivil ve askeri koyu İsrail
muhabbetini de "boşu boşuna" dert edinmiştik.
(Arşivlere girseniz de, bugünün mangalda kül bırakmayan kimi "cumhuriyetçi,
ulusalcı, bağımsızlıkçı" yazarının mazarının
o ihaleyi nasıl mazur gösterdiklerini hatırlasanız!)

Ama şimdi müsterihim:
Çünkü tank verdik, tank aldık!

***

Beş yıl önce verdiğimiz; 170 adet "M60 A 1" tankı ile
beraberinde 700 milyon ABD dolarcığı idi. Üç gün önce aldığımız ise;
İsrail savaş uçaklarının tepemize attığı iki adet "yakıt tankı"
oldu.

Muhtemelen,
bir ihtimal, kuvvetli ihtimal; Suriye hava sahasını ihlal eden, savaş
tamtamı çalarak "egemen bir ülke" üstünde "alçak" uçan,
onun füze sistemlerini mi kontrol eden yoksa Rusya ile işbirliğine gözdağı
mı veren veya kör gözüm parmağına Türkiye'yi işbirlikçi yapan, artık
her ne ise, bölgede yeni gerilim yaratan İsrail uçaklarının, yükte hafiflemek
üzere Antakya dolaylarına salladığı tanklar.
Yani;
Verdiğimiz tank bizim, aldığımız tank bizim!

***

"Suriye'ye,
Akdeniz'den gelip Kuzey sınırından giren..."
İsrail savaş uçaklarının güzergâhı böyle tanımlandı.
"Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan" yurdumuz ise tam da oradaydı.
Gökten bir elma düştü: Yarısı bana, yarısı ona. İki tank bize düştü,
galiba iki tane de tam sınıra.
Akla ilk düşen de, İsrail uçaklarının, arada bir katıldığı Konya'daki
"Anadolu Kartalı" tatbikatı sırasında mı, "o hava sahası Türkiye'nin,
şu hava sahası Suriye'nin, gidip de görmeyenin" diyerek uçuverdiği
ihtimaliydi.
Başbakan bunu yalanladı.
Ama İsrail yalanladı mı?
Suriye, Türkiye'yi zor durumda bırakmamak için, İsrail'e "misilleme"
duyurusu yaparken bizi açıkça telaffuzdan
kaçındı mı?

Dışişleri
İsrail'e "tankları" sordu.
Onlara parayla verdiklerimizi değil; tepemize bedavadan düşenleri. Genelkurmay'ın,
meşhur muhtıralı internet sitesi ki, onca Yunan ihlalinin yanı sıra,
geçende "Hakkari'de bir mevsim"de,
"Seninle 4 dakika" deyip hava sahamızı ihlal eden (sanki üslerdeki
uçakları başka memleketteymiş gibi) Amerikan uçaklarını dahi duyurarak
"post modern" yenilik yapmıştı ya,
"tanklar ile ihlal" üstüne bir şey demedi.

Hayır,
İsrail'e verilen kara tankları ile o dönemdeki ihlalleri değil; İsrail
uçaklarının bağımsız topraklarımıza attıkları yakıt tanklarını; ne zaman
içeri girip de attıklarını; yoksa zaten içerideyken mi, Suriye'ye sınır
ötesi yaparken mi salladıklarını; henüz sormadı, söylemedi.

"Anadolu"nun
Hatay yörelerine tank inerken,
"Anadolu Kartalı"nda İsrail'in olup olmadığı dahi belirsiz:

***

Daha önce,
"İsrail'in İran'a saldırı senaryoları"nda, Türkiye hava sahasının
da kullanılması gündeme gelmişti. "Gündem" işte böyle, "muhafazakar
demokrat sivillerle cumhuriyetçi, ulusalcı askerler"in devlet yönetiminde,
"tank, tank" yürüyor. Kafamıza "dank" etmesi için daha
kaç "tank" düşmesi şarttır?

Bir de
İran seferini bekleyen ABD uçakları var.
Bakalım hava sahasını ihlal mi, iğfal mi etmek isteyecekler!




|
Savaş
Karşıtı
Afişler

Küresel
Barış ve
Adalet Koalisyonu
 
Savaş
Karşıtları


Arşiv

TÜM
STK'lar
İÇİN TIKLAYIN
Yazarlar

Merih
Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı
 
Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin
Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol
Yurderi
Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?

Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin

miniDEV'i
Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın
|