Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR

info@minidev.com

Rötuş mu? Reform mu? Rövanş mı?
A. Ulusoy-Radikal 19. 09. 2007
Anayasa Sorunu, Demokrasi Sorunu!
H. Cemal-Milliyet 19. 09. 2007
'Amayasa'
N. Karaca-Zaman 19. 09. 2007
Çok Direnecekler
ama Boşuna

E. Ardıç-Akşam 19. 09. 2007


Rötuş mu? Reform mu? Rövanş mı?

Ali Ulusoy / Radikal: Anayasaların iki temel işlevi vardır: Devletin temel yapılanmasını belirlemek ve bireylerin temel hak ve özgürlüklerini güvenceye almak. Savaş ve darbe gibi olağanüstü dönemler dışında, mevcut bir anayasada değişiklikler yapmak yerine baştan yeni bir anayasa yapmak için tek bir haklı neden olabilir: Hem devletin temel yapılanması ve hem de bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin güvenceye alınmasında bütünüyle yeni reformlar yapmak.

Özbudun Komisyonu tarafından hazırlanıp kamuoyuna açıklanan anayasa önerisinde iki temel özellik göze çarpıyor:
Genelde yapılan, mevcut Anayasa'nın çoğu düzenlemelerinin özünü korumak ve bunların uygulamada sorun çıkaran yönleri ayıklayarak düzeltmek.
Yani mevcut Anayasa'yı kökten değiştirmeyip, makul şekilde 'rötuşlamak'.
Eksikler olmakla birlikte çalışma bu boyutuyla son derece başarılı ve takdire değer kabul edilebilir. Örneğin, seçimlerde geçici bakanlar kurulu öngörülmesi, hem milletvekili dokunulmazlığının ve hem de memurların yargılanmasında idari izin şartının sınırlanması, bireyler için anayasa şikâyeti yolunun açılması bunlardan sadece birkaçı. Sadece üç konuda yapılan ise reform sayılabilecek nitelikte önemli yenilikler öngörmek: Yargı erkinin yeniden yapılandırılması, cumhurbaşkanının yetkileri ve inanç-ibadet hürriyeti. Ne var ki bu üç konuda getirilen yenilikler çok önemli sorunlar içeriyor ve ileride büyük sıkıntılar doğurmaya aday.

SİYASİLEŞMENİN DAYANILMAZ AĞIRLIĞI
Yargı erkinin yeniden yapılandırılmasında öngörülen başlıca yenilik, Anayasa Mahkemesi üyelerinden önemli bir kısmının (17 üyeden sekizi) ve tüm yargı erkini denetleyen ve organize eden Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerinden yine bir bölümünün
(17 üyeden beşi) parlamento; gerektiğinde Bakanlar Kurulu kararlarını da yargılayan Danıştay üyelerinden dörtte birinin Bakanlar Kurulu (dolayısıyla siyasi iktidar) tarafından seçilmesi. Diğer bir yenilik ise yüksek mahkeme (Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay) üyelerinin görev süresinin dokuz yıl ile sınırlanması. Mevcut durumda emeklilik yaşına kadar görevde kalma güvencesi olan Yargıtay ve Danıştay üyelerinin dokuz yılın sonunda yeniden seçilme beklentisine mahkûm edilmeleri.

O halde yeni Anayasa bu şekilde yürürlüğe girerse iktidar partisinin kısa süre içinde yargı erki üzerinde kaydadeğer biçimde etki sahibi olması kaçınılmaz görünüyor. Ancak, iktidar partisinin uzun süredir yargı organlarını siyasi yönü ağır basan kararlar vermekle ve tarafsız olmamakla eleştirdiği de biliniyor. Bu durumda, bir yandan yeni anayasa ile yargı üzerindeki siyasi etkiyi artırıp, diğer yandan yargısal kararların siyasileşmesinden yakınmak 'ne yaman bir çelişki' oluyor?

MEŞRUİYETİN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ
Cumhurbaşkanının yetkilerinde ise çok önemli kısıntılar öngörülmüş. Yargı organları ile yükseköğretimdeki üst görevlere (YÖK üyeleri ve rektörler) üye atama yetkileri tamamen kaldırılmış, yüksek bürokrat atamalarındaki yetkileri ise büyük ölçüde sınırlanmış. Anayasa değişikliklerini referanduma sunma yetkisine de tamamen son verildiği gibi, devlet başkanlarının geleneksel olarak en bilinen yetkilerinden kanunları yayımlama yetkisi dahi sınırlanmış. Hatta kendisine Milli Güvenlik Kurulu'na üye olmak bile fazla görülebilmiş!

Buna karşın, cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi kuralı benimsenmiş. Bir yanda halk tarafından seçilmenin yadsınamaz önemdeki meşruiyeti. Diğer yanda iyice sembolik kalmanın 'mahcubiyeti'. Görünen o ki, artık cumhurbaşkanı adayları halktan oy isterken, seçilirlerse diğer adaylara göre ne kadar 'sembolik' yani 'etkisiz' bir cumhurbaşkanı olacaklarını anlatarak oy almaya çalışacaklar!

OLMAYACAK DUAYA AMİN
İnanç ve ibadet hürriyeti konusunda öngörülen değişiklikler için komisyonun çeşitli alternatifler arasında netleşmiş bir kanıya varamadığı anlaşılıyor. Bu konuda daha çok türban sorununa ve din eğitimine odaklanıldığı görülüyor, ama komisyona yapılan
'laiklik ilkesine ağır hasar verildiği' eleştirileri de abartılı.

Öğrenim özgürlüğünün düzenlendiği hükümde üniversitelerde türbanı serbest bırakmayı hedefleyen her iki alternatif de türbanın serbest olmasını sağlamaya elverişli görünmüyor.
'Kılık ve kıyafet serbesttir' şeklindeki hükmün Anayasa Mahkemesi'nce 'türban hariç olarak' anlaşıldığı ve yorumlandığı bilindiğine göre aynı ifadenin bu sorunun çözümü gibi sunulmasının mantığını anlamak kolay değil.
Aynı şekilde, 'Kimse kılık ve kıyafetinden ötürü yüksek öğretim hakkından mahrum bırakılamaz' hükmünün de yine yargı organlarınca, 'laiklik ilkesinin de bu hüküm gibi anayasal bir hüküm olduğu ve bu hüküm ile laiklik ilkesi birlikte değerlendirilerek, laikliğe aykırı olduğu ulusal ve ulusalüstü yargı organlarınca kabul edilmiş türbanın bu hükümde öngörülen serbestlik içinde görülemeyeceği' gibi bir yorumla türbanı serbest bırakmaya yeterli olmayacağı uzak bir olasılık değil. Bu konuda anayasa önerisinde dikkati çeken diğer bir husus ise, din ve inanç hürriyetinin düzenlendiği hükümde devlete verilen 'eğitimin ana-babanın dini inançlarına göre yapılmasını isteme hakkına riayet etme' görevinin ilginç sonuçları. Bu hükme göre çocuğun ana-babası örneğin ilköğretimde eğitim alan çocuğunun kendi dini inançları gereğince türbanla eğitim almasını isterlerse devlet bu isteme uymakla yükümlü olabilecek.

Alın size ironik bir çelişki daha: Türbanın üniversitelerde serbest bırakılması sağlanamıyor ama ilk ve ortaöğretimde serbest oluyor!

Komisyonun amaçladığı muhtemelen bunun tam tersi ama sonuç buna geliyor. Oysa bu soruna makul ve uzlaşmacı bir çözüm bulunmak isteniyorsa, bu aşamadan sonra yapılması gereken, türbanın üniversite öğrencileri için serbest, ilk ve ortaöğretim öğrencileri ile görevleri esnasında kamu görevlileri için yasak olduğunun Anayasa'da açıkça belirtilmesi.

Sonuç olarak, özellikle başkanının bilimsel yetkinliğinden kimsenin kuşku duyamayacağı Özbudun Komisyonu'nun anayasa önerisi baştan yeni bir anayasa yapmayı hak etmesi noktasından tartışmaya açık görünüyor. Bu konulardaki 'evrimsel' yaklaşımların 'devrimsel' yaklaşımlara göre daha iyi sonuç verdiği de bilindiğinden, belki de yapılması gereken konuyu mevcut anayasa için kapsamlı bir değişiklik paketi formatında sunmak. Yargı erkinin yeniden yapılandırılması, cumhurbaşkanın yetkileri ve inanç-ibadet hürriyeti konularında ise, öngörülen değişikliklerin bütünüyle yeniden gözden geçirilmesi zorunlu görünüyor. Aksi halde, 'Sistemden rövanş alma duygusuyla anayasa yapıldığı' suçlamalarına muhatap olmak kaçınılmaz.

Ali Ulusoy: Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekan Yardımcısı.




Anayasa Sorunu, Demokrasi Sorunu!

Hasan Cemal / Milliyet:
Anayasa alanında herhangi bir uzmanlığım yok.
Ama şunu iyi biliyorum:
Bu ülkenin öteden beri ciddi bir anayasa sorunu vardır ve bu aynı zamanda bir 'demokrasi sorunu'dur.
Bir başka deyişle:
Toplumsal ve siyasal mutabakata dayanan, hukuk devletini yerli yerine oturtan, devlete daha çok demokrasi götüren yeni bir anayasa, hiç kuşkum yok, bu ülkenin demokrasi sorununun çözümünde büyük bir adım olur.
İnanıyorum buna.
Sorabilirsiniz:
Birçok bakımdan içime sindirebileceğim bir anayasa demokrasi konusunda her derde deva mıdır?
Olabilir de... Olmayabilir de... Kolay değil.
Yazılı metinlerin önemi elbette yadsınamaz.
Ama fevkalâde bir anayasa da her şey demek değildir.
En demokratik, en çağdaş anayasalara sahip çıkacak bir toplumsal ve siyasal irade yoksa, bu açıdan gerekli zihniyet değişimi özellikle devlet hayatında, örneğin yargıda, sivil ve askeri bürokraside yaşanmazsa, sonuç hayal kırıklığı da olabilir.
Tek başına en iyi anayasa da yetmez demokrasi için.
Zihniyet değişimini kolaylaştıracak yasa değişikliklerinin de yapılması gerekir.
Örneğin Türk Ceza Yasası'nın 301'i, 216'sı, 288'si değişmeden kalırsa, Prof. Dr. Baskın Oran'ın deyişiyle özgürlükten hoşlanmayan zihniyetin koltuk değnekleri kırılamazsa, yeni anayasa da işe yaramayabilir.
Bunun gibi Siyasal Partiler Yasası'na, Seçim Yasası'na dokunmazsanız, parti içi demokrasi yolunda yasal adımlar atmaz, yüzde 10 barajını da aşağı çekmezseniz, ya da örneğin yerel yönetim reformu konusunda hareketsiz kalırsanız, anayasa yeni ve sivil de olsa hayal kırıklığı yaratabilir.
Ama şunu belirtmek isterim:
Sivil anayasa ile ilgili gelişmelerden dolayı ben heyecan duyuyorum.
Prof. Dr. Ergun Özbudun ve akademisyen arkadaşlarının hazırladıkları anayasa taslağı genel olarak olumlu.
12 Eylül askeri yönetiminin otoriter ve özgürlük alanlarını daraltıcı anayasasından kurtulmanın kapısını araladığı için bu taslağı yerinde buluyorum.
Ama bu da nihayet bir taslak.
Eksikleri elbette var.
Eksileri de var.
Bundan sonra önemli olan, bir yandan bu taslağın iyiye doğru geliştirilmesi, öte yandan bu taslağa alternatif çalışmaların ortaya çıkarılmasıdır.
Sivil toplumun ve muhalefet partilerinin yapması gereken budur. Demokrasilerde özellikle muhalefetin görevi sadece vozurdamak değildir; sadece muhalefet için muhalefet yapmak da değildir.
Bu kolaycı bir tutumdur.
Bu alaturkalıktır.
Ortaya çıkan taslağı beğenmiyorsanız, yapacağınız iş kolları sıvayıp alternatifini oluşturmaktır.
Yapıcı olmaktır.
Sadece kavga çıkarmaya çalışmak veya "Laiklik elden gidiyor!" diye feryat etmekle siyasette sorumluluğun gereği yerine getirilemez. Muhalefet yapayım derken darbe anayasalarını savunur duruma düşmek ise tek bir sözcükle anlatılabilir:
Hazin!
Kimilerinin durumu hazindir.
Yapıcı olacaklarına, oturup demokratik bir anayasa taslağıyla ortaya çıkacaklarına, geçmişe saplananların ya da geleceği geçmişte arayanların durumu tek kelimeyle hazindir.
Dökülüyorlar.
Prof. Dr. Ergun Özbudun'un haklı deyişiyle, "Sivil anayasa yapmak için ille de askeri darbe mi gerekiyor?"
Ayıp...




'Amayasa'

Nihal Karaca / Zaman: Sivil anayasa etrafında kopartılan yaygaralara bakan biri, yeni anayasayı 'milli görüş teşkilatı' yapıyor zannedebilir. Niyet okuma ve kurulu lekeleme çabası '... Türkiye'de başka hukukçu mu yok? Hayır, bu heyetin, AKP'nin milli görüşüne uygun şekilde bir taslak hazırladığı anlaşılıyor!' noktasına kadar gelmiş durumda. (Rahmi Turan/17.09.2007/ Hürriyet)

Oysa, sivil anayasayı hazırlayan kurulun başında yer alan Prof. Dr. Ergun Özbudun, Refah Partisi kapatılma kararına itiraz için AİHM'ye başvurduğunda Türkiye'yi savunma görevini üstlenmiş bir isimdir. Kurula milli görüş gömleği giydirmeye çalışanları bu 'sicil' bile kesmiyor ne gariptir ki. Refah Partisi'ni kapattıran kararı savunmayı üstlenmiş birinin vukufiyeti, yeni anayasa çalışmalarının AKP'nin dümen suyuna girmeyeceğini gösterecek denli sağlam bir delil değil midir?

Normal şartlar altında son derece tatsız sayılması gereken bu verinin, ülkemizin olağanüstü koşullarında, AK Parti'yi Refah'ın devamı gibi görüp içine sindiremeyenleri biraz olsun teskin etmesi gerekirdi; lakin bu bile olmuyor. Tutarsızlığın bile tutarlı olduğu anlar vardır, bu ülkede o bile mümkün değil. Acaba sebep, mütedeyyin kesime hitap eden medyanın söz konusu 'sivil anayasa' karşısındaki genel sessizliği ve bu sessizlikten mülhem 'onay' mı? Yani 'onlar onayladığına göre, bu kesin 'korkunç' bir şeydir' denklemine mi ayarlı kimin bu yasaya taraf olup olmayacağı? Eğer böyleyse sahiden, yaşımın tutmayacağını bile bile 'kamplaşmanın eski tadı yok' demek isterim. Öte yandan söz konusu sessizliğin merak uyandırmaması da imkânsız. Çünkü birilerinin AK Parti'nin gizli ajandasına hizmet etmek üzere hazırlandığına çok emin olduğu anayasanın bazı 'yeni' maddeleri en çok kendisine İslamcı, mütedeyyin ya da dindar diyecek kimselerin hayat alanını daraltıyor.

Sizi bilmem; ama doğrusu hayati önem arz eden 24. maddenin mevcut haliyle yeni halini kıyasladığım zaman 'Ahmet Necdet Sezer'e neden o kadar kızmıştık?' demekten kendimi alamıyorum.







Devamını okumak için tıklayınız


Diğer Yazılar için tıklayınız



Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


 

Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla