Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR

info@minidev.com

Anayasa Tartışmaları...
K. Kolcuoğlu / 07. 09. 2007
Anayasa Türkiye'nin mi, AK Parti'nin mi?
M.Yetkin-Radikal / 07. 09. 2007
Sivil Anayasa iyi de...
A. Bostancıoğlu-Birgün 07.09.2007

Anayasa Tartışmaları... (Devamı)
Bu noktada da önemli saydığımız bir gözleme işaret etme gereği duyuyoruz. Hazırlanan metnin kamuoyu ile paylaşılmasından önce, üç konunun tartışılması, başka temel tartışma konularını geride bırakmıştır. Bunlar, anayasa metni içinde,
* Atatürk ilke ve devrimlerine atıf yapılıp yapılmayacağı,
* Laiklik tanımının değişip değişmeyeceği,
* Üniversitedeki türban yasağının kaldırılıp kaldırılmayacağıdır.

Siyasal iktidarın geride bırakılan dört buçuk yıllık döneminde, kendisi için "sorun" teşkil eden bu başlıkları çözümleyememiş olması, onu yeni bir anayasa yapma noktasına getirmiş ise, bu temeldeki bir değişikliğin hiçbir yararı olmayacaktır. Daha açık deyişle, salt bu değişiklikleri yapmak, o arada da aksayan veya aksadığı konusunda ortak tavır oluşan kimi maddeleri değiştirmek amacıyla yola çıkmak, çok ciddi sorunları geleceğe taşıma anlamının göstergesidir.

Kuşkusuz ki, metnin paylaşılmasını takiben İstanbul Barosu olarak bizden beklenen ve öneri içeren çalışmalarımızı kamuoyu ile paylaşacağız. Hatta Türkiye Barolar Birliği tarafından kurulan
ve İstanbul Barosu'nun da başkan düzeyinde temsil edildiği komisyon, ilk toplantısını geçen hafta akademisyenlerle birlikte yapmıştır. Ancak, özenle ve dikkatlice izlemeye çalıştığımız sürecin daha bu ilk aşamasında, yukarıda belirttiğim üç tartışma konusu ile birlikte Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK), Anayasa Mahkemesi'ne üye seçimi ile yüksek mahkemenin Yüce Divan sıfatıyla yaptığı yargılamalar konusundaki tartışmaların öne çıkması, yargı bağımsızlığı ve etkin yargı denetimini kısıtlayıcı bazı değişikliklerin yapılacağı haberleri bizi kaygılandırmaktadır.

Anayasa Mahkemesi'ne başvuru hakkı yalnızca Meclis'e bırakılmamalı, bu hak daha da genişletilmelidir. Örneğin bir hukuk kurumu olarak TBB'ye bu konuda yetki verilmesinin yararlı olacağı kanısındayız.

Biz biliyoruz ki, Atatürk ilkelerinin anayasa metninde yer almaması, anayasal denetimde, onun bir "ölçü norm" olarak kabul edilmemesi sonucunu doğuracaktır. Laiklik tanımının değiştirilmesine yönelik talebin içeriğini oluşturan "herkesin dilediği biçimde yaşama hakkı" çok hukuklu bir düzenin gerekçesi olacaktır. Nihayet biz biliyoruz ki, anayasasını ideolojilerden arındırmak iddiası, bir ideolojinin simgesi sayılan türbanın üniversitelere girmesiyle yeni ve başka bir "arınma sürecinin" arayışını ifade edecektir.

Hukukçu kimliğinin yüklediği sorumluluğumuzun bu döneme ilişkin özel bir duyarlılığa dönüşmesi kaçınılmaz olacaktır. Çağdaş hukukçular olarak, aradığımız anayasanın en belirgin özelliği, çağdaşlaşmayı hedeflemesidir. İlk tartışmaların bizi bu alanda kaygılandırmakta olması, nihai metnin özellikle de çağdaşlık konusunda yeni bir tartışmayı başlatacağı olasılığıdır. Atatürk ilkelerinin özü itibarıyla çağdaşlığı içermesi, bu içeriğin mevcut metinde de açıkça vurgulanması gerçeğine karşın, inatla böyle bir noktaya gelinmesi dikkatle değerlendirilmelidir.

YARGI BAĞIMSIZLIĞI
Henüz anayasa tasarısının metni açıklanmamış olduğu için haksızlık yapmak istemiyoruz ama büyük bir özlemle on yıllardır talep ettiğimiz yargı bağımsızlığına, bu kez de kavuşamayacağımız anlaşılıyor. Daha da önemlisi, getirileceği anlaşılan düzenlemeler ile sistemin daha da bağımlı hale geleceği gözleniyor.

Kısaca, anayasa taslağı tartışmaları siyasal iktidarın yarattığı kuşku bulutlarının arasında yapılıyor. Asıl olarak bugün ülkemizde yapılan tartışmanın odak noktası, mevcut anayasanın değişip değişmemesi veya onun yerine yeni bir anayasanın yapılıp yapılmaması değildir. Toplumun çok büyük bir çoğunluğunun talebi ileriye yönelik çağdaş bir anayasa oluşturmaktır. Ana sorun, bu tartışmayı başlatan iradenin, söz konusu temel metindeki düzenlemeleri amaçlarken ne denli içtenlikli olduğudur.

Bu alandaki kuşkunun kaynağını teşkil eden temel yaklaşım da, söz konusu iradenin "çağdaşlığı" amaçlayıp amaçlamadığıdır. Geriye dönük referans kaynaklarının, toplumsal düzlemde bir içtenlik testini gerektirmesi, boşuna değildir.

Anayasa konusundaki tartışmalarımızın önümüzdeki dönemde de devam edeceği anlaşılıyor. Bu tartışmalara meslektaşlarımızı da katacak etkinlik planlaması içinde olacağız. Yeni anayasamızın oluşmasına başta TBB olmak üzere barolarımız önemli katkılar sunacaklardır. Burada önemli olan bu önerileri dikkate alacak siyasi iradenin oluşup oluşmayacağıdır.

Av. Kazım Kolcuoğlu: İstanbul Barosu Başkanı



Anayasa Türkiye'nin mi,
AK Parti'nin mi?


Murat Yetkin / Radikal: Anayasa özgürlüklere daha açık yazılabilir. Ancak yazılış yöntemi şimdiden tartışma konusu oluyor.

Dün Meclis kulisinde, Hükümet Programı'ndan çok, AK Parti'nin hazırlamakta olduğu yeni anayasa taslağı konuşuluyordu. Genel Kurul'daki tartışmalar heyecandan uzaktı. Tek heyecan beklentisi DTP Grup Başkanı Ahmet Türk'ün konuşmasındaydı. Türk'ün konuşmasını Kürt sorunu üzerine kurması, diyelim o arada İmralı'ya ilişkin taleplere değinmesi gerilime yol açabilirdi. Neyse ki olmadı. Türk'ün konuşması, evet Kürt sorununa da değinen, ama genel olarak ekonomik ve demokratik haklara vurgu yapan bir siyasi eleştiri konuşması oldu, ciddi bir tepki de gelmedi.

CHP adına konuşan Kemal Kılıçdaroğlu'nun konuşması, (Ilımlı İslam bölümleri dışında) program eleştirisinden çok, bütçe eleştirisi gibiydi; zaten program da muhalefetten, 'Bütçe gibi' eleştirisi almıştı. MHP lideri Devlet Bahçeli'nin konuşmasını, kuliste karşılaştığımız eski bakanlardan Yılmaz Karakoyunlu, "Beklentilere uygun, sorumlu muhalefet konuşması" diye tanımladı, ama hemen ekledi: "Sudan bir konuşma".

AK Parti'nin adığı yüzde 47 oy oranını hak etmeyen böyle bir programa, demek ki ancak böyle muhalefet yapılabiliyor. Ama dikkatlerin hükümet programından çok Anayasa değişiklik çalışmasında olmasının nedeni, programın sıradanlığından çok, Anayasa değişikliğinin önemi.

Türkiye, askeri rejim koşullarında 1982'deki referandumda yüzde 92 oyla kabul ettiği mevcut Anayasa'dan o günden bu yana şikâyetçi. Anayasa'nın yaklaşık üçte biri değişti. Ama artık değişiklik yapmaktan, açıkları yamamaktansa, yenisini yazmak fikri uzunca süredir konuşuluyor.

Dolayısıyla AK Parti ve lideri Tayyip Erdoğan'ın, Meclis'in 22 Temmuz seçim kararı almasının hemen ardından, yeni Anayasa yazımı için çalışmaya başlanması talimatı vermesi uygun olmuştur. Aynı şekilde, Türkiye'nin bir yandan ülkenin olmazsa olmaz şartlarını koruyan, diğer yandan yasakları değil özgürlükleri, bireye karşı devletin değil, devletin kuruluş amacı olan bireyin haklarını temel alan bir Anayasa'ya ihtiyacı olduğu da gerçektir.

Yine de aksayan bir şeyler var. O da yeni anayasanın hazırlanış yöntemi. Mevcut Anayasa, 1982 koşullarında hazırlayıcıları dışında bir katkıya açık değildi. Sonuç ortada. Bu kez hazırlayanlar ise, taslağı bir kez hazırladıktan sonra tartışmaya açacaklarını söylüyorlar. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Dengir Fırat, bunun yöntemini açıkladı. Özetle, Prof. Dr. Ergun Özbudun başkanlığındaki ilim heyeti tarafından hazırlanan ve ancak bazı parçaları medyaya sızan bir metin, düne kadar Fırat başkanlığında 11 kişilik bir AK Parti hukukçu heyetince incelenmiş. Burada, neredeyse maddelerin sayısına yakın sorular ve notlar çıkarılmış. (Bu arada ne akademik taslağın, ne de notlar ve sorulaın kamuoyuna açıklanmadığını hatırlatmak gerekiyor.) Bu notlar muhtemelen bugün yeniden Özbudun heyetine verilecek, birkaç gün sonra, muhtemelen hafta sonu da, iki heyetin Erdoğan başkanlığında yapacakları toplantı sonrasında taslak kamuoyuna açıklanacakmış.

Fırat, "Üniversiteler açılmadan açıklamak istiyoruz" diyor, "Hukuk fakülteleri tartışsın. İnternet sayfasına da koyacağız. Herkes tartışsın istiyoruz."

Demek ki, Erdoğan ve AK Parti, kendi anayasa anlayışını topluma ilan etmek istiyor. Buraya kadar anlaşılabilir. Peki taslak diğer siyasi partilere sunulup görüş ve katkıları istenecek mi? Fırat, "Nasıl olsa Meclis Anayasa Komisyonu'na gelecek" diyor ve devam ediyor: "Orada her parti katkısını verebilir, hatta kendi anayasa taslağını getirebilir. Bizim için önemli olan özgürlükleri daraltıcı önerilerle gelmemesi. Özgürlükleri genişletici önerileri kabullenebiliriz de."

Fırat'ın bu sözleri kulağa çok hoş geliyor.
Ama akla takılan bir soru da var: O aşamada muhalefet partilerinden gelecek her teklifin, 'özgürlük istemediği' gerekçesiyle teşhir ve reddine de kapı açılmıyor mu? Mevcut Anayasa'nın hazırlanmasındaki kötü örnekten yola çıkılarak yeni anayasa daha şeffaf, 'İsteyen görüş bildirsin' yerine daha aktif katılımcı anlayışla hazılansa ülke ve halk için daha iyi olmaz mı?

Neyse ki, yöntem değiştirmek için henüz iş işten geçmiş değil. Türk Ceza Kanunu tartışmasında olduğu gibi, hükümet üyeleri medyayı 'Daha önce onayladılar, şimdi konuşuyorlar' diye suçlayamaz da. İşte şimdiden eleştirileri ve soru işaretlerini duyuruyoruz.

Erdoğan ve arkadaşları, vakit varken, anayasanın toplumun en geniş kesiminin katılımıyla hazırlanıp sahiplenilmesine imkân tanıyabilir.



Sivil Anayasa iyi de...
Adnan Bostancıoğlu / Birgün: Anayasa'nın sivilleştirilmesi tartışılıyor. Elbette 12 Eylül Anayasası'nın yerine yenisinin yapılmasına kimsenin itirazı olmaz. Hayırlı bir girişim, kısacası. Yalnız iki hususa dikkat çekmek istiyorum.


Bir: Taslağı hazırlanmakta olan yeni anayasadan, 'demokratik' sıfatıyla değil de 'sivil' diye söz edilmesi (ya da bu sıfatın daha sık kullanılması) neye yorulmalı, tam bilemedim. Hele bir taslak ortaya çıksın, belki daha anlaşılır hale gelebilir, bu 'sivil' sıfatı.

İki: Her şeye rağmen daha demokratik olmasını ümit ettiğimiz taslağın, bir sır gibi saklanması da ayrıca enteresan. Bu işin uzmanı falan değilim ama yeni ve demokratik bir anayasa hazırlanmaya niyet edilmişse bunun önkoşulu, toplumsal bir tartışma ortamının oluşturulmasıdır diye düşünüyorum. İster istemez.

***

Gelelim asıl konumuza... Türkiye'nin başka öyle meseleleri var ki, bunlarla anayasal düzlemde başa çıkmak pek mümkün görünmüyor. İşte size son on gün içinde basında yer alan birkaç haber:

Trabzon Valiliği, İstanbul Başsavcılığının Dink cinayeti nedeniyle 8 polis hakkında soruşturma açılması talebini reddetti.

'Hayata Dönüş' operasyonu sırasında Bayrampaşa Cezaevi'nde görev yapan emekli Binbaşı Zeki Bingöl yazdığı kitapta, tutukluları diri diri yakan sorumluların tutanaklardan isimlerinin çıkartılarak gizlendiğini anlattı...

20 Ağustos akşamı, arkadaşıyla birlikte Tarlabaşı'nda uyuşturucu bulundurdukları iddiasıyla gözaltına alınıp Beyoğlu Asayiş Şube Müdürlüğü'ne götürülen Festus Okey isimli Nijeryalı mülteci polisin silahından çıkan bir kurşunla öldürüldü.

Milyarlık gemi ve yat yapılan Tuzla tersanelerinde 12 günde 5 işçi iş kazalarında öldü. Son 15 yıllık bilanço 68 ölü.

Bütün bunların hazırlanmakta olan sivil anayasayla ne ilgisi var, diye düşünülebilir. Mesele şu ki, bu ülkenin yazılı olmayan bir anayasası var ve asıl büyük problem onu değiştirmek.
Nedir bu 'yazılı olmayan anayasa'?

Devletin kolluk kuvvetleri canının istediğini yapar (ya da işini yapmaz) ve sonra bunun üstünü örter.

Kâr ve rekabet hırsı her şeyi olduğu gibi, çalışanın can güvenliğini de yok sayar, 12 günde 5 işçi elektrik çarpmasıyla kavrulur, hiçbir yetkili zerre kadar umursamaz, ağızlarını bıçak açmaz.

Bu gerçek hiç değişmiyor. Kimse değiştiremiyor. AKP değiştirebilir mi?

Abdullah Gül'ün Çankaya'ya çıktığı günün akşamı Köşk'teki resepsiyona katılan erkek güruhunu izlediniz mi? Hani canlı yayına geçildiğinde ağızlarındaki son kanapeleri telaşla yutmaya çalışan coşkulu topluluğu...
Başbakan ve çiçeği burnunda Cumhurbaşkanı'nın etrafındaki halkada yer tutmak için itişen adamların, Türkiye'nin daha demokratik, insan haklarına daha saygılı bir ülke olması için, işçinin iş güvenliği ve güvencesi için samimiyetle çaba sarfedeceklerine dair en küçük bir umut ışığı verdiğini söyleyebilir misiniz?
Bana sorarsanız, mümkün değil!

***
Elbette önemli payı olmakla birlikte, mesele sadece Komünizmle Mücadele Dernekleri'nden, Milli Türk Talebe Birliği'nden, Milliyetçi Cephe hükümetlerinden, hasılı Türk sağının en muhafazakâr geleneğinden süzülüp gelen bir kadro olmalarından ibaret değil.
Asıl sorun...
Öyle anlaşılıyor ki AKP, karşısında tehditkâr bir güç olarak duran 'devletin asli sahipleriyle' uzlaşma zeminini -dindar Müslümanların hareket alanını nispeten genişletmek koşuluyla- demokrasinin sınırları üzerinden inşa etmek istiyor.




Baş tarafına dönmek için tıklayınız


Diğer Yazılar için tıklayınız



Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


 

Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla