Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR

info@minidev.com

Anayasa Tartışmaları...
K. Kolcuoğlu / 07. 09. 2007
Anayasa Türkiye'nin mi, AK Parti'nin mi?
M.Yetkin-Radikal / 07. 09. 2007
Sivil Anayasa iyi de...
A. Bostancıoğlu-Birgün 07.09.2007

Yeni Anayasada Hayatî Maddeler Neler Olmalı?
Prof. Dr. Yavuz Atar / Zaman: Yaşadığımız anayasal krizler, sivil ve demokratik bir anayasanın yapılması yönündeki talep ve beklentileri yükseltmektedir. 22 Temmuz seçimlerinin hemen ardından daha güçlü bir şekilde yeniden ülke gündemine gelen muhtemel yeni ve sivil anayasanın nitelikleri kadar, yapılmasında nasıl bir yol izleneceği de tartışmaların odağında olacaktır.

Anayasaların yapılması ve değiştirilmesi sürecinin özellikleri, ortaya çıkacak anayasanın kalitesini ve istikrarını büyük ölçüde etkiler. Bu bakımdan bu süreçte, anayasal değişmeye neden olan faktörlerin ve anayasal tercihlerin neler olduğunun doğru bir şekilde belirlenmesi, zamanlamanın iyi seçilmesi, anayasa yapımı sürecine geniş kesimlerin katılımı ile bunlar arasında olabildiğince uzlaşmanın sağlanması ve son olarak anayasa değişikliğinin hangi yöntemler kullanılarak ve hangi aşamalardan geçilerek gerçekleştirileceğinin kararlaştırılması temel öneme sahiptir.

DEĞİŞİM NEDENLERİ, ZAMANLAMA VE YÖNTEM
Anayasal değişmenin başlıca dinamiklerini, bir ülkedeki sosyal, ekonomik, siyasal ve teknolojik gelişmeler oluşturur. Bir toplumda bu faktörlerin ortaya çıkması durumunda anayasanın bu yeni realitelere uydurulması zorunludur. Zira demokratik toplumlarda anayasal değişme toplumdan ve gerçek hayattan soyutlanamaz. Kuşkusuz yeni anayasanın bu toplumsal dinamiklerle örtüşmesi beklenir. Yakın zamanın başarılı anayasa yapımı örneklerinden olan 1978 İspanyol Anayasası'nın hazırlayıcılarından Miguel Herrero De Minon'un ifadesiyle: "Yaşayan anayasa bir kimse tarafından, protez gibi değil, kendi derisi gibi hissedilmelidir". Bu nedenledir ki, bir anayasa, egemen seçkinler tarafından kullanılan bir "sosyal kontrol" ya da "toplumsal mühendislik" aracı olamaz. Hemen her alanda büyük bir dönüşüm yaşayan Türkiye'nin, toplumun gerisinde kalan "protez" bir anayasadan, "yaşayan" bir anayasaya geçmesi için yeterli nedenler mevcuttur.

Bir toplumun siyasal gelişim sürecinde anayasanın yapımı veya değiştirilmesi için en uygun ve elverişli zamanın seçilmesi de önemli bir unsurdur. Bu anlamda toplumların hayatında, yeni bir anayasanın yapımı için uygun ya da uygun olmayan dönemlerden söz edilebilir. Aynı şey kanunlar bakımından da geçerlidir. 19. yüzyılın başlarında, Alman Medeni Kanunu'nun kodifikasyonu üzerine Alman hukukçular arasında cereyan eden büyük tartışma buna iyi bir örnektir. Fransız Kanunu'nun iktibasına karşı çıkan 'tarihçi okul'un kurucusu Savigny, iddialarını daha iyi açıklayabilmek için "halk ruhu" (Volksgeist) halkın ayırt edici hukuk dehası- kavramını geliştirerek şu görüşü ortaya atmıştır: "Başarılı bir kodifikasyon için en uygun zaman, bir milletin siyasal ve hukuki olarak tam olgunluğa ulaştığı andır." Bir kodifikasyonun vaktinden önce yapılması, ulusal gelişmeyi önler veya sınırlar; vaktinden sonra yapılması ise, ulusal gerileme ve çöküşü önleyemeyeceğinden yararsız bir faaliyet olur.

Türkiye'de de, bu anlamda, 1921 Anayasası'nda bir anayasanın içermesi gereken bütün unsurlara yer verilmeyerek, daha sonra o dönemin anayasalarına paralel olarak 1924 Anayasası'nın yapılmış olmasını, ülkenin bir kurtuluş savaşı içinde olması sebebiyle nihai bir anayasanın yapılması için gerekli şartların oluşmamasıyla açıklamak mümkündür. Buna karşılık, 1946-50 arasındaki demokrasiye geçiş sürecinin siyasal güçleri, demokrasiye geçiş üzerindeki uzlaşmalarını yeni bir anayasanın yapılması üzerinde de yoğunlaştırabilmiş olsalardı, daha sonra ortaya çıkan anayasal sorunlar belki de yaşanmayacaktı. Çeşitli etki ve tepkilerin ürünü olan 1961 ve 1982 darbe anayasalarından sonra, bireyi esas alan ve devletin yetki haritasını modern anayasacılığın temel ilkelerine (demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü) göre düzenleyen "sivil ve demokratik" bir anayasanın yapılması için zamanlama bakımından olgunlaşma çağındaki Türkiye'nin önünde iyi bir fırsat vardır.

Anayasacılık tarihine bakıldığında anayasaların içeriği gibi, yapılış yönteminin de, demokratik ya da antidemokratik olabildiği görülür. Antidemokratik yöntem, anayasanın hiyerarşik, yani halkı temsil etmeyen güçlerce "tepeden inme" bir biçimde yapılmasını ifade eder. Demokratik olarak nitelendirebileceğimiz yöntemler ise, sözleşme yöntemi ve organik yöntemdir. Sözleşme yöntemi, uzlaşarak (tabana dayalı olarak) anayasa yapması anlamına gelir. Organik yöntemde ise, yeni bir anayasanın yapılması ya da değiştirilmesi, yürürlükteki anayasanın öngördüğü usul ve kurallara göre seçilmiş yetkili organlar tarafından gerçekleştirilir.

Organik yöntem, sözleşme yöntemi ile birleşebilir. Yani, anayasal usullere göre anayasayı değiştirecek olan organlar, toplumun önemli kesimlerinin görüşlerini alarak onları da sürece dahil edebilirler. Keza, anayasanın yapılması sürecinin, kamuoyuna açık ve tartışmaların mümkün olduğu kadar geniş kitlelere ulaşacağı biçimde cereyan etmesi, bütün grupların ve genel olarak vatandaşların anayasanın yapımına katkıda bulunmasını sağlar ve onların anayasayı sahiplenmesini kolaylaştırır. Ancak, geniş ve kapsamlı bir uzlaşma mümkün olmadığı takdirde, yeterli sayılabilecek bir toplumsal konsensüsün sağlanması halinde, anayasa yapımcıları bunu makul bularak anayasal değişmeyi gerçekleştirmeye girişebilirler.

Böyle durumlarda, anayasa değişikliğinin üzerinde uzlaşma bulunan konularla sınırlı tutulması en uygun yoldur. Bu şekilde anayasal değişme bir anda tek bir paket olarak gerçekleşemese de, bunun belli bir zaman içinde spesifik konular üzerinde uzlaşmaya varıldıkça gerçekleştirilmesi mümkündür. Demokrasilerde anayasaların yapılması veya değiştirilmesi, genellikle, anayasal tercihlerin "politika kararlaştırıcılar" tarafından belirlenmesinin ardından uzmanlardan oluşan komisyonların anayasa taslağını hazırlaması, parlamentolar ya da kurucu meclislerin bu metni görüşerek kabul etmesi ve nihayet yeni anayasanın halkın onayına sunulması gibi aşamalardan geçer.

ANAYASANIN NİTELİKLERİ VE DİZAYN İLKELERİ
Bir anayasanın uygulanabilir, istikrarlı ve etkili, yani başarılı olması nasıl sağlanabilir? Kuşkusuz bunu sağlayacak ve bütün ülkeler için geçerli, sihirli formüller mevcut değildir. Bununla birlikte, ülkelerin anayasacılık deneyimlerinden hareketle anayasa yapımı bakımından önemli sayılabilecek bazı genellemelere ulaşmak mümkündür.

Bir anayasa, toplumun tamamı için "temel norm ve koordinasyon mekanizması" işlevini görecekse, bunun, üzerinde başlıca toplum kesimlerinin anlaştığı değerleri ve kuralları içeren bir belge olması icap eder.

Anayasanın siyasal-ideolojik anlamda "nötr" olması sağlanmalıdır. Başka bir ifadeyle, demokratik bir anayasanın resmi bir ideoloji öngörmemesi gerekir. Aksi takdirde anayasa, belli bir siyasal düşünce, parti ya da baskı grubu ile özdeşleşmiş olur. Kuşkusuz demokratik olma iddiasında bulunmayan sistemler için anayasanın bu anlamda "nötr" olması da beklenmez.

Anayasanın, anayasal sistem içinde değiştirilmesine imkan vermeyecek derecede çok fazla katı olması doğru değildir. Keza anayasanın, gerekli güvenceleri içermek kaydıyla, mümkün olduğu kadar kısa ve basit olması tercih edilmelidir. Anayasanın dili açık, anlaşılır ve tutarlı olmalı, teknik terimlerden mümkün olduğunca kaçınılmalıdır. Anayasanın, sadece anayasa uzmanları ve yüksek mahkeme hâkimleri tarafından değil, sıradan vatandaşlarca da okunup anlaşılması amaçlanmalıdır. Ayrıca anayasa, onursal jestler, iltifatlar ve benzeri belirsiz ve gereksiz ifadelerle dolu bir "bildiri"ye dönüştürülmemelidir.

Anayasaların beklentileri karşılayabilmesi için, gerçekleştirilemeyecek ütopik hükümlere yer vermemesi gerekir.
Bu tür hükümler, anayasaların diğer alanlardaki başarısını da olumsuz yönde etkileyebilir. Yakın zamanda Doğu Avrupa ve Orta Asya ülkelerinde kabul edilen yeni anayasalar bakımından bu sorunun yaşandığını görmekteyiz. Bu ülkelerden bazılarının anayasalarında, eski sosyalist anayasa geleneğinin etkisiyle devletin bu aşamada üstesinden gelemeyeceği birtakım sosyal hükümlere yer verilmiştir. Ancak, bu ülkelerin söz konusu anayasal ödevlerini geçiş sürecinin ekonomik sıkıntıları nedeniyle gerçekleştirememeleri, kaçınılmaz olarak siyasal başarısızlıklara ve devletin meşruluğunun zayıflamasına yol açabilecektir. O halde anayasaların, devletin kapasitesini aşan ütopik amaç ve politikalara yer vermekten kaçınarak, mümkün olduğu kadar gerçekçi düzenlemeler yapması tercih edilmelidir.

Anayasal düzenlemede, başka toplumlar için geliştirilmiş farklı sistemlerden yapılacak alıntılar konusunda çok dikkatli olunmalıdır. Anayasal kurumların bir sistemden ötekine aynen transferi son derece güç, hatta çoğunlukla imkansızdır. Bir toplumda çok iyi işleyen bir kurum ya da mekanizma, başka bir topluma aktarıldığında beklenmeyen, farklı ve kötü bir sonuç verebilir. Çünkü değişik toplumlar, birbirinden oldukça farklı siyasal, sosyal ve ekonomik şartlara sahip olabilirler. Çeşitli sistemlerden alıntı yapılabilir; ancak son tahlilde alınan mekanizmanın, anayasanın düzenlendiği toplumun şartlarına doğru bir biçimde uyarlanması gerekir.

Görünürde küçük ve sınırlı bir anayasal değişme, gerçekte anayasal sistemde geniş kapsamlı ve beklenmedik sonuçlar meydana getirebilir. Çünkü prensip olarak anayasal kurumlar arasında karşılıklı bir bağımlılık ve bütünlük bulunur. Bu nedenle bir kurumda yapılacak bir değişikliğin, etkileşim yoluyla diğer devlet kurumlarını ve genel olarak anayasal sistemin kontrol ve dengeler sistemini etkileyeceği açıktır. Bu yüzden, anayasal düzenlemede, anayasanın bütünlüğü ve kendi içinde uyumlu olması hususu temel öneme sahiptir.

"Anayasa-üstü" ya da "anayasa-dışı" olarak niteleyebileceğimiz öyle bazı kurallar da vardır ki, bunlar anayasanın uygulanmasını etkin bir biçimde sınırlar ya da kayda bağlar. Örneğin, bir ülkede uygulanan temel seçim sistemi veya seçim kanunlarında yapılacak bir değişiklik; en az, yasama, yürütme ve yargı gibi başlıca devlet organları ve fonksiyonlarındaki bir değişiklik kadar önemli olabilir. Anayasa değişikliği önerilerinin "hazmedilebilirliği" ilkesine göre, bir ülkede belli bir zamanda işler durumdaki bir anayasal sistemde, onun kaldıramayacağı bir değişiklik yapılması halinde, sistemin işleyişinin bozulabileceği göz ardı edilmemelidir.

ANAYASA BİR KURTULUŞ BELGESİ Mİ?
Anayasanın bir "kurtuluş belgesi" olarak görülmemesi gerekir. Hiçbir anayasa, "hasta" bir toplumu kurtaramaz. Bu nedenle anayasal düzenleme yaparken, öngörülen anayasal sistemin işleyişinde karar-alma ve uygulama açısından "insan unsuru" da dikkate alınmalıdır. İyi kuralın, kötü uygulayıcı elinde iyi sonuç vermesi beklenemez. Yeni bir anayasanın yapılması, hiçbir zaman, anayasal gereklerin yerine getirilmesi ve "oyunun kuralları"na saygı duyulması gibi akıllı ve ferasetli davranışların yerini tutamaz.
Ünlü siyaset bilimci Sartori'nin işaret ettiği gibi, anayasa, "aralarında sıkı ilişkiler bulunan bir direktifler, emirler ve yasaklar sistemi" olarak anlaşılmamalıdır. Hiçbir örgüt, özellikle de devlet iktidarı, "uygun bir özendiriciler yapısı olmadan salt yasaklarla işleyemez". Anayasal yasakların muhatabı olanlar, aynı zamanda anayasayı yapan güçler olduğundan, "devletin örgütlendirilmesi... bir ödüller ve cezalar, iyi özendiriciler ve korkutucu caydırıcılar yapısıyla ayakta tutulmak zorundadır."

İstikrarı tehdit eden şiddetli siyasal ve ekonomik çatışmalar ve sorunların bulunduğu toplumlarda, anayasanın bu çatışmaların ve sorunların sebeplerini ortadan kaldırması mümkün değildir. Bu nedenle, anayasa yapımı bir "siyasal mühendislik" olarak ele alındığında, anayasa düzenleyicilerin "çözümsüz mühendislik sorunları" bulunduğunu kabul etmeleri gerekecektir. Kısaca, anayasa yapımı, siyasal toplumun çatışan değerleri, menfaatleri, algılamaları ve düşüncelerine dayanan ve onları bağdaştırmaya çalışan karmaşık bir süreçtir ve bu nedenledir ki, bir bilim ve politika işi olmanın da ötesinde bir "sanat"tır.

(*) Anayasa yapımı üzerine çok sayıda çalışma vardır. Özellikle şu eserlere bakılabilir: Ergun Özbudun: Demokrasiye Geçiş Sürecinde Anayasa Yapımı, Ankara 1993; Giovanni Sartori: Karşılaştırmalı Anayasa Mühendisliği, (Çeviren: Ergun Özbudun), Ankara 1997; Edward McWhinney: Constitution-making: Principles, Process and Practice, Toronto 1981; Yavuz Atar: Demokrasilerde Anayasal Değişmenin Dinamikleri ve Anayasa Yapımı, Konya 2000.

Prof. Dr. Yavuz Atar: Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi



Anayasa Tartışmaları...

Av. Kazım Kolcuoğlu / Cumhuriyet: Siyasi iktidar tarafından, önümüzdeki dönemde TBMM gündemine getirileceği belirtilen anayasa değişiklik paketiyle ilgili hazırlıkların basına yansıdığını görüyoruz. Bilindiği üzere '82 Anayasası, halkoylamasında aldığı büyük çoğunluk oyuna karşın, çağdaş anayasaların taşımakta olduğu normatif temellerden uzaktır. Esasen bu anlayışın bir uzantısı olarak, 2001 yılında Türkiye Barolar Birliği (TBB) tarafından bir anayasa taslağı hazırlanmıştı. İstanbul Barosu'nun da katkı verdiği ve ülkemizin önde gelen hukukçuları tarafından oluşturulan bu taslak, toplumda anayasa değişikliği için beliren bir temel gereksinimin ifadesiydi. Dolayısıyla, yeni bir anayasaya olan gereksinim, yıllar önce başta Barolar Birliği olmak üzere baromuz tarafından dile getirilmiş ve ilk taslak metin Türkiye Barolar Birliği (TBB) tarafından 2001 yılında kamuoyuna sunulmuştur.

Ancak tam da bu noktada bir erken uyarı olarak dikkat çekmemiz gereken konular vardır. Anayasa yapımı, yöntemi itibarıyla son derecede önemli bir girişimdir. Özellikle de tüm toplum katmanlarının uzlaşısını ve katkısını zorunlu kılması bakımından
asla aceleye getirilmemesi gereken ve tartışma zeminlerinin tümüyle açık tutulduğu, platformların zamanla sınırlı olmaksızın işletildiği bir anlayışla oluşturulmalıdır. Bu nedenle ilk koşul olarak, geniş bir tartışma ortamına ve zamana ihtiyaç olduğu,
asla göz ardı edilmemelidir.

MUTABAKAT METNİ
Anayasanın bir "mutabakat metni" olması da olağanüstü önemlidir. Toplumun demokratik yapısını pekiştiren en önemli unsurun, onun çoğulculuğu olduğu gerçeği asla unutulmamalıdır. Anayasanın TBMM'de kabulünü sağlayacak uzlaşma, bu açıdan gerekli olmakla birlikte yeterli değildir. Öyle bir uzlaşma ile yetinilmesi, çoğulcu yapıyı değil, çoğunlukçu yapıyı öne çıkarmak anlamına gelecektir. TBMM'nin seçimle oluşturulan ve herkesin saygı duyması gereken meşru ve hukuki iradesi, anayasa yapımı aşamasında bir geniş mutabakat arayışında belirmelidir. 22 Temmuz seçim sonuçları, halkın hangi siyasi görüşlere itibar ettiğini "sayısal" olarak belirlemiş olsa da, "anayasa yapma tekniği" açısından "siyasal" olarak belirleyici değildir. Anayasa, TBMM içinde sadece bir grubun değil, Meclis'in tüm gruplarının iradesi olarak biçimlenmelidir.

2007 seçimlerinin parlamentoya yansıttığı büyük orandaki seçmen iradesine karşın, bu iradenin eksik kalan kısmının da gözetilmesi amaçlanmalı ve özellikle de sivil toplum kuruluşları ile demokratik kitle örgütleri, üniversiteler, yargı kurumları ve baroların görüşlerine önem verilmelidir.

Anayasa değişikliği tartışmaları, işin alfabesi sayılacak bu iki temel yaklaşım konusunda bir kuşku taşınmadığı noktada başlamalıdır. Kısaca, metin herkesin fikir sahibi kılınacağı ölçüde geniş bir zaman dilimi içinde tartışılmalıdır. Tartışmaların odağında, toplumdaki tüm kesimlerin mutabakatını alma amacı bulunmalıdır.

TARTIŞILMALI...
Salt "görüş sorduk" demek için görüş sormak, "politik bir yaklaşım" olarak kabul edilse bile, anayasa yapımında amaçlanan bir "siyasal yöntem" olarak kabul edilemez. Bu konularda içtenlikli tavırların kanıtlanmasından sonra, metnin içeriği ile ilgili tartışmalar yapılmalıdır.




Devamını okumak için tıklayınız


Diğer Yazılar için tıklayınız



Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


 

Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla