Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR

info@minidev.com

Anayasa İçin
Somut Öneriler

İdris Kardaş / 06. 09. 2007
Hayırdan Şer Çıkarmak
T. Erdem -Radikal / 06. 09. 2007
Türkiye Sivil Anayasa Yapacak Kabiliyete Sahiptir
D. Dursun-Y.Şafak / 06. 09. 2007
Atatürkçülük ve Anayasa
Sami Selçuk-Star 06. 09. 2007

Anayasa İçin Somut Öneriler
İdris Kardaş: Yeni bir Anayasa yazmak, hem de Cumhuriyet tarihinde ilk defa sivillerin hazırlayacağı bir Anayasa yazmak daha demokratik bir Türkiye hayali kuran Türkiye toplumu için çok önemli ve heyecan verici bir çalışmadır. AK Parti'nin seçim programında en önemli vurguyu yaptığı yeni Anayasa çalışmaları ile ilgili tartışmalar devam ederken gözden kaçırılan bir hususun üzerinde durmakta fayda var. O da yeni Anayasa'nın ne içerdiğinden ziyade nasıl yazılacağı konusudur. Yani, yeni Anayasa yazımında toplumun tüm kesimleri, kanaat önderleri, demokratik kitle örgütleri, sivil toplum kuruluşları -ki bu ülkede sadece TÜSİAD ve TOBB sivil toplum kuruluşu değildir bunu da hatırlamak gerekir- sürece dahil edilmeden hazırlanacak anayasa yine yeniden demokratik olma özelliğini barındırmayacaktır maalesef.

Şimdiye kadar AK Parti'nin bu konudaki çabaları ve aldığı tutum yetersiz olmakla birlikte entresan bir şekilde henüz Anayasa taslak metni ile ilgili toplum olarak bir bilgimiz de yoktur. Çalışmaların başına getirilen Mir Mehmet Dengir Fırat'ın yaptığı açıklamalardan (bunları küçük ip uçları olarak algılayabiliriz) anlaşıldığı kadarı ile gerek en büyük toplumsal ve demokratik meselemiz olan Kürt meselesi, gerekse başörtüsü meselesi, gerekse de sivilleşmenin en önemli adımlarından biri olacak MGK'nın kaldırılması ile ilgili yeni bir düzenlemeye gidilmeyeceğini görmekteyiz.

Bu noktada yazılacak olan anayasanın sadece AK Parti'ye bırakılmaması, ülkedeki diğer siyasi partilerin de kendi önerilerini varsa taslak metinlerini hazırlayarak ve tartışmaya açarak katkıda bulunmaları demokratik ve sivil bir anayasa için kaçınılmazdır. Ancak görünürde aşağıda ayrıntılarını ele alacağım Güçlü Türkiye Partisi'nin dışında, DSP'nin hazırlamakta olduğunu duyurduğu çalışmalardan başka bir çalışma da ne yazık ki henüz yoktur.

BİREYİ TEMEL ALAN ANAYASA
Nasıl bir Anayasa olmalı ile ilgili daha teknik bilgilere geçmeden önce, yeni anayasanın ruhunu yani başlangıç metnini demokrat bir zihniyete dayandırmanın yapılacak en önemli iş olduğunu söylemek gerekir. Elbette ki sivil ve demokratik bir anayasa yazmak ile tüm toplumsal meselelerimizi çözeceğiz diye bir kural yoktur. Bu meselelerin çözümü için demokratik bir irade ve siyaset olmazsa olmazlardır. Bu hem anayasa metni içerisindeki maddelerde, hem de başlangıç metninde çok net bir şekilde görülmelidir. Başlangıç metninde ideolojik yaklaşımlardan arınmış, "birey için devlet" anlayışını hissettiren, her koşulda farklılıkları koruyan, eşitliği gözeten, hak ve özgürlükler alanını genişleten, bağımsız yargıyı güvence altına alan bir zihniyet kendini ortaya koymalıdır.

Yeni Anayasa'nın vazgeçilmezleri şu konular olmalıdır:
MGK, YÖK, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Askeri Yargı, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi gibi çağdaş bir demokrasinin tesisine engel olan tali organlara yer verilmemelidir. Bu maddelerin çıkarılması, genel olarak ülkemizin daha sivil ve ideolojilerden arınmış bir Anayasa'ya sahip olması için önemli ve gerekli adımlardır.

1982 anayasasında Temel Hak ve Özgürlükler konusunda AB'ye uyum sürecinde birçok madde daha demokratik ve özgürlükçü bir hale getirilmiştir. Ancak burada da, 82 anayasasının özü değişmediğinden, hak ve özgürlüklerin kullanımında soyut engeller çıkarılması söz konusu olmuştur. Örneğin, kamusal alan ve kamusal olmayan alan gibi özgürlükleri formülize eden sınırlandırmalar özgürlüklerin ve eşitliğin ruhuna aykırıdır. Bu anlamda yeni anayasada hiçbir hak ve özgürlüğün keyfi ve soyut çizgiler ile sınırlandırılmaması, sonu "ama"lar ile biten maddelerin bulunmaması önemlidir. Zira basın özgürlüğü engellenemez maddesinin altına yazacağınız, "ama milli menfaatler vs. söz konusu olduğunda bu özgürlük sınırlandırılabilir" gibi soyut tanımlar, söz konusu hakkın kullanımı şiddet içermese de bu özgürlüğün keyfi olarak sınırlandırılması ile son bulacaktır.

Demokratik bir anayasada zorunlu din dersleri, doğal afet dışında olağanüstü hal ve sıkıyönetin gibi uygulamaların antidemokratik olması hasebiyle yer verilmemesi gereklidir.

Zorunlu askerlik yerine alternatif kamu hizmeti seçeneği gelistirilmeli, Turkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının cinsel, etnik, inanç vd. her türlü ayrımcılığa karşı korunma hakkı getirilmelidir. Devlet, anayasanın demokratilk özü ve ruhuyla paralel olacak şekilde ve toplumdaki farklı kimliklerin varlığından hareketle her vatandaşın anadilini öğrenebilmesi, öğretebilmesi, yayabilmesi, konuşabilmesi için gerekli tedbirleri alır. Hiçbir vatandaşın anadili yasaklanamaz olmalıdır. Bu özgürlüklerin anayasada güvence altına alınması gereklidir.

Türkiye Cumhuriyeti'ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan Türkiye toplumunu oluşturan herkes etnik kökenine bakılmaksızın vatandaşlık itibariyle Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak kabul edilmelidir.

Kamu hizmetine girmede ve kamu mallarından ve hizmetlerinden yararlanmada her türlü ayrımcılığın önlenmesi devlet güvencesi altında olmalı ve eşitlik ilkesi gözetilmelidir.

Ülkenin yaşadığı iktisadi, siyasi ve sosyal sorunların en temelinde yatan nedenlerden biri olan merkezi yönetim anlayışı daha esnek bir yerel ve yerinden yönetim anlayışına dönüştürülmelidir. Yeni anayasada yönetim devletçi ve merkezi zihniyetten arındırılıp, yerinden yönetim anlayışı teşvik edilmeli, Türkiye, coğrafya ve ekonomik ilişkiler gözönüne alınarak bölgelere ayrılmalı, bölgesel meclisler kurulmalı ve ilgili yerel organlara yasama ve yürütme görevleri tahsis edilmelidir.

Ayrıca yapılacak önemli bir düzenleme de egemenliğin kayıtsız şartsız milletindir düsturuna uygun olarak Anayasa Mahkemesi'nin yapılan yasal düzenlemeler ve yürütme ile ilgili birçok meseleyi denetlemesinin soyutluktan doğan keyfiliğe yol açan, egemenliği milletin elinden alıp Anayasa Mahkemesi'ne devreden durumunun da, esas denetiminin demokrasi/laiklik/çoğulculuk/eşitlik ilkeleriyle sınırlanması yoluyla düzeltilmesi ayrıca önemlidir. Son zamanlarda tartıştığımız ve seçim sürecine giden yolda soru işaretlerine yol açan Anayasa Mahkemesi'nin yapısında da yeni bir düzenleme yapılmalıdır. Cumhurbaşkanı tarafından, Yargıtay ve Danıştay üyelerinden seçilen Anayasa Mahkemesi üyeleri ayrıca meclisin seçeceği üyeleri de içinde barındırmalıdır. Böylece, Anayasa Mahkemesi üyelerinin atanmasında pek çok kurum söz sahibi olabilecektir. Ayrıca, "Egemenlik Milletindir" anlayışı yargı içinde de haklı yerini bulabilecektir. Yargı ile ilgili yapılan düzenlemeler içerisinde yine askeri harcamaların yani savunma giderlerinin Sayıştay denetimine tabi tutulması da sivilleşme ve hakkaniyet açısından önemli bir adım olacaktır.

Bütün bu düzenlemeler daha demokratik, barış içerisinde yaşayabilen, farklılıkları ile daha zengin bir Türkiye için kaçınılmaz düzenlemeler olacaktır. 21. yüzyılda kendi anayasasını kendisi yazabilen sivil aktörlerin varlığı Türkiye'nin dünyada da itibarını daha güçlendirecek ve özgürlükler konusunda sıkıntılar yaşamaya başlayan Batı'nın da kendine çıkaracağı paylar olacaktır. Bu açıdan herkesin ama en geniş anlamda herkesin anayasa metnine katkıda bulunması ve bu imkanın AK Parti iktidarı tarafından yaratılması çok önemlidir.

İdris Kardaş: Güçlü Türkiye Partisi Genel Başkan Yrd.



Hayırdan Şer Çıkarmak

Tarhan Erdem / Radikal: Görmediğimiz 'taslak'tan sızdırılan cümlelerle başlayan yeni anayasa üzerinde konuşmayı sürdürüyoruz. Evvelki gün AKP'li Dengir Fırat, partilerinin taslağını yakında kamuoyuna açıklayacaklarını söyledi.

Anlaşılan iktidar partisi, anayasa önerilerini bir bütün olarak açıklayacak, sonra diğer partilerin ve kamuoyunun bu bütünü tartışmasını bekleyecektir. 'AKP taslağı', Anayasa'nın tartışılarak yenilenmesi gibi hayırlı bir işten, toplumdaki ayrışmayı katılaştıracak bir şer, kötülük çıkarmaya adaydır.
AKP'nin yeni anayasa üzerinde çalışmaya başlaması 'hayırlı' bir işe girişmektir, ama kendi ilkelerine dayanan 'AKP taslağını' bütünüyle tartışmaya sunması 'şer' yolunu açmaktır!
Niçin şer yolu açılmak üzeredir?

Her düzenleme metninde, ilkeleri ortaya koyan maddelerle bunları açıklayan kurallar birlikte bulunur; AKP taslağının da dayanacağı bazı temel kabulleri ve ilkeleri olacaktır. Bir partinin kabullerine ve ilkelerine dayanarak hazırlayacağı AKP taslağı, nasıl yazılırsa yazılsın, ilkelerle kuralları birlikte ele alınarak tartışılacaktır. Örneğin, yasama ve yürütme erkiyle ilgili ilkelerle, yürütmenin denetlenmesi birlikte konuşulabilecektir. Yürütmenin yasamadan ne kadar bağımsız olacağı tartışılıp belirlenmeden, denetleme yerinin ve yönteminin konuşulmasının ne anlamı olabilir? AKP'nin yasama-yürütme ilkesini kabul edenlerle kabul etmeyenlerin, aynı yerde 'gensoru' müessesesini tartışmalarından yarar beklenmemelidir.

Yönetimin temel ilkesi, yönetimin yerinden ya da merkezden olması ilkesi tartışılmadan, yerel yönetimlerin görev ve yetkilerinin ülkenin yönetim sistemiyle birlikte masaya konulması görüşmeyi çıkmaza sokar. İlkesinde uyum olmadan yerel yönetim bütçe kaynaklarını ya da seçim sistemini tartışarak yol alınamaz. Yargının temel ilkesini bir yana bırakıp, savcıların durumunun tartışılması verimli olabilir mi?

Cumhurbaşkanının yetkileri, demokrasinin korunması, yükseköğretim-devlet ilişkisi, devletin gelir kaynakları gibi bütün temel konularda ilkeler görüşülmeden, tüm anayasayı birlikte görüşme, uzlaşmayla sonuçlanamaz. AKP taslağı, sayın Dengir Fırat'ın açıkladığı gibi bütünüyle tartışmaya başlandığında, siyasal partilerin 'Bütünüyle kabul ediyoruz' demeleri herhalde beklenmiyordur! Farklı partilerin, yanlış buldukları ilkeler ve kurallar yerine kendi önerilerini açıklamaları, kendi önerilerinin yurt hayrına olduğunu söylemeleri doğaldır. Ortaya konulan yöntemle tartışılırsa partiler, birbirinden farklı önerilerinin, AKP taslağının ilgili maddelerinin yerine geçmesinin ülkenin geleceği için yaşamsal ve zorunlu olduğunu ileri süreceklerdir. Önerilerle taslağın bütününün, en azından birçok maddesinin değişmesi istenmiş olacaktır.

Böyle bir tartışma, anayasanın yenilenmesi hedefini değiştirecek; önemli ya da önemsiz öneriler öne çıkacak, anayasayla günlük politik tartışmalar iç içe girecek; anayasa yerine partiler, gerçekte liderler tartışılmakta olacaktır.

AKP taslağından uzlaşı çıkmaz, ayrışma derinleşir. Her partinin kendi taslağını hazırlayarak ortaya çıkması şer yoludur. Hayır yolu ilkeleri tartışmaktır. Özellikle iktidar partisi, olupbitti havasına girmeden, ilkelerin tartışılmasını sağlamaya çalışmalıdır.



Türkiye Sivil Anayasa Yapacak Kabiliyete Sahiptir

Davut Dursun / Yeni Şafak: Türkiye'nin siyasi gündeminden hiçbir dönem inmeyen belli başlı konuların başında anayasa meselesi gelmektedir. Tek parti döneminde ciddi bir anayasa tartışmasının olması düşünülemezdi. Ancak çok partili dönemde anayasa konusu hep tartışmalı olmuştur. Çok partili hayata geçilen yılların başında Demokrat Partinin iktidara gelmeden önce vatandaşlara vaat ettiği anayasa değişikliğinin yapılıp yapılmayacağı tartışması önemli bir konu idi.

Demokrat Parti, her ne kadar iktidara gelmeden önce mevcut 1924 anayasasını değiştirme ve çok partili demokrasiye uygun yeni anayasa yapma vaadinde bulunmuşsa da iktidarda kaldığı on yıllık süre zarfında mevcut anayasayı değiştirme yönünde hiçbir adım atmadı ve herhangi bir değişiklik yapmaksızın iktidarını tamamladı. 1924 Anayasasına göre değişiklik yapmak son derece kolaydı. Normal kanun değişiklikleri için uygulanan sistem anayasa değişiklikleri için de geçerliydi. Anayasa değişikliği için özel ve ayarı bir sistem getirilmiş değildi. Buna rağmen Demokrat Parti anayasada herhangi bir değişikliğe gitmemiştir.

Oysa ki 1924 Anayasası temelde bir tek parti anayasasıydı ve çok partili demokratik hayatın gereklerine uygun bir temel oluşturmaktan uzaktı. Buna rağmen Demokrat Parti iktidarının anayasada değişikliği gündeme getirmemesinin anlaşılabilir sebepleri vardır. Demokrasiyi savunma ve buna uygun bir sistem kurma konusunda herhangi bir kuşku bulunmamakla beraber Demokrat Parti kurucuları da tek parti yönetimi kültüründen gelmiş kişilerdi. İktidara geldiklerinde takip ettikleri siyasalara bakıldığında yer yer tek parti yönetimini aratmayacak nitelikte olduğu görülür. Muhalefete tahammül noktasında, diyalog kurma noktasında ciddi zaaflar ortaya konulmuştur. Bu nedenle iktidarı güçlendiren, muhalefete rahat bir çalışma imkanı vermeyen anayasayı değiştirmek pek tercih edilebilir olmamıştır.

27 Mayıs darbesi Atatürk'ün ve Cumhuriyetin yegane anayasasını yürürlükten kaldırıp bürokratik vesayet sistemi getiren 1961 Anayasasını yürürlüğe koymakta tereddüt etmemiştir. Bu anayasanın yapılış biçimi ciddi bir meşruiyet sorunu yaratmış olduğundan özellikle Demokrat Partinin çizgisindeki siyasi kesimler çok sert eleştiriler getirmiş ve asla kabul etmemişlerdir. Devamlı şikayet konusu olmuştur. Bunu rağmen 1965 vc 1969 seçimlerinde iktidara gelmesine rağmen Adalet Partisi (AP) anayasayı değiştirebilecek güçte ve çoğunlukta olmadığı için herhangi bir değişikliğe gidememiştir. Çünkü 1961 Anayasası değiştirme konusunda zorlaştırıcı yeni ve farklı bir sistem getirmişti; Meclisin üçte ikisinin oyunu gerekli görmüştü. Hatırlanacağı gibi 1961 Anayasasında önemli değişiklik ancak 12 Mart olağanüstü dönemde mümkün olmuştur. Bu dönemde anayasanın üçte biri değiştirilmiş olmasına rağmen bunda inisiyatif Meclisteki sivillerde olmaktan çok askeri iradede olmuştur. Eğer askeri irade bu yönde devreye girmeseydi anayasanın değiştirilmesi mümkün olmayacaktı.

12 Eylül 1980 darbesi 1961 Anayasasını yürürlükten kaldırıp yerine 1982 Anayasasını ikame edince anayasa değişikliği konusunda yeni bir sistem getirmiş oldu. Darbe ürünü anayasada değişiklik yapmak daha da zorlaştırılmış, yerine göre değişikliğin yürürlüğe girmesi referandumla onaylanması şartına bağlanmıştır. Buna rağmen 1983'ten bu yana anayasada pek çok kez değişikliğe gidilmiştir. Bu dönemdeki değişikliklerin arkasındaki yönlendirici Saikler farklı farklı olmuştur. Özellikle Avrupa Birliği sürecinde yapılan değişikliklerin daha çok dış etkenin etkisiyle olduğu açıksa da bunların Türkiye'nin demokratikleşmesine önemli bir katkı yaptığı açıktır.

Bir bakıma Türkiye 1982 Anayasasında yapmayı başardığı değişikliklerle anayasa değişikliği yapma tecrübesi kazanmış, bu yönde belli bir olgunluğa erişmiş, cesaret elde etmiş ve anayasa değişikliği yapma konusundaki tedirginliğini üzerinden atmasını bilmiştir. Şimdi mevcut anayasayı nerede ise tümüyle değiştirme ve yerine sivil bir anayasa yapma gündemiyle karşı karşıyadır.

Türkiye'nin sivil bir anayasa yapmayı başarıp başaramayacağı önemli bir soru olarak önümüzde durmaktadır. Seçimler sonunda ortaya çıkan toplumsal siyasal iradeye bakıldığında ve siyasi partilerin bu konudaki eğilimleri dikkate alındığında bunu başaramaması için hiçbir sebebin olmadığı söylenebilir. Toplumun yarısının oyunu olan iktidar partisi toplumu sivil anayasa vaat etmiş ve toplumsal desteği yanında bulmuştur. Bunun yanında Milliyetçi Hareket Partisi de anayasa değişikliği konusunu savunmaktadır. Gerçek bir toplum sözleşmesi olacak bir anayasa özlemini dile getirmektedir.

Anamuhalefet partisinin böyle bir vaadi ve çabası yoksa da diğer siyasi kesimlerin değişiklik yönünde açık görüşleri bulunmaktadır. Dolayısıyla anayasa değişikliği ve sivil anayasa konusunda toplumsal irade ve istek ortadadır. Burada temel sorun bürokrasinin tavrı ve meseleye yaklaşımı ile sivil anayasa yapabilecek bir kabiliyetin varlığı meselesidir. Bürokratik vesayeti yücelten mevcut anayasayı bürokratik çevrelerin sahiplenmelerini anlamak zor değil; ancak toplumun talebiyle bürokrasinin refleksi arasında rasyonel bir uyumun sağlanmasının başarılması gerekiyor.

Türkiye'nin sivil anayasa yapabilecek toplumsal kabiliyete sahip olduğunu herkese göstermesi ve bunu başarması gerekiyor.

Devamını okumak için tıklayınız


Diğer Yazılar için tıklayınız



Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


 

Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla