Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR


info@minidev.com
Türkiye İçin
Nasıl Bir Anayasa?

M. Ali Arslan - / 29. 08. 2007
Anayasa Mahkemesi'ni sadece Çankaya seçmeyecek
Prof. Dr. Zafer Üskül-Neşe Düzel Radikal / 29. 08. 2007
"AKP Anayasa Taslağını Tartışmaya Açsın"
Gökçe Gündüç - Bianet
29. 08. 2007

Türkiye İçin Nasıl Bir Anayasa? (Devamı)

d) Hukuk Devletinin oluşması için temel şart olan Yargı Bağımsızlığı, yoruma ihtiyaç göstermeyecek ölçüde sağlam kurallara bağlanmalıdır. Hakim ve savcıların özlük işlerine, kendi aralarından seçtikleri kurullar bakmalıdır. Yürütme ve Yasama'nın Yargı üzerinde herhangi bir etkinliği olmamalıdır.
e) Milli Güvenlik Kurulu kaldırılmalı. Askeri bürokrasi sivil iktidarın emrinde olmalıdır. NATO üyesi olan Türkiye'de de, diğer NATO ülkelerinde olduğu gibi Genel Kurmay Başkanı, Milli Savunma Bakanlığı'na bağlanmalıdır. İktidarın demokratik ve sivil niteliğini gölgeleyecek, atanmışların seçilmişlere üstünlüğüne yol açacak gelişmeleri önleyici mekanizmalar oluşturulmalıdır.
f) Yürürlükteki 1982 Anayasasının 90. maddesinin son fıkrası "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz" der. Fakat Yargı organları, bu andlaşma hükümlerinin kanun kurallarıyla çelişmesi durumunda kanunlara öncelik vermektedirler.

Oysa, hukukun "ahde vefa" ilkesine göre, milletlerarası andlaşmaların öncelikli olarak uygulanması zorunludur. Parlamento tarafından onaylanan andlaşmaların bir devlet taahhüdü olarak da bağlayıcılığı vardır.

Türkiye, BM, Avrupa Konseyi, AGİT gibi bir çok uluslar arası kuruma ait sözleşmeleri imzalamış ve bunların çoğunluğu TBMM tarafından onaylanmıştır. Bunların önemli bölümü, evrensel hukuk kurallarının uygulanması ve insan haklarıyla ilgili sözleşmelerdir.
Bir "Hukuk Devleti"nin oluşmasında vazgeçilmesi mümkün olmayan temel kuralları içermektedirler.

Bu nedenle, Anayasada, TBMM tarafından onaylanan uluslar arası sözleşmelerin, yasa kurallarıyla çatışması durumunda, öncelikli olarak uygulanacağı kuralı yer almalıdır. Bu, Türkiye Cumhuriyeti mevzuatının hukukileşmesini ve hukuk devletinin oluşmasını sağlar.
g) Devlet gelir ve giderlerinin, Sayıştay ve dolayısıyla parlamentonun denetiminde olması gerekir. İktidarlar, genel bütçenin dışında fonlar tesis ederek bu denetimden kaçma yolunu bulmuşlardır. Bu durum hem ekonomik sorunlara ve hem de büyük yolsuzluklar nedeniyle siyasi sorunlara yol açıyor. Bu nedenle, bütün devlet gelir ve giderlerinin Sayıştayın denetiminde olacağı kuralı anayasada yer almalıdır.
h) Türkiye, parlamenter sistemi ve Yasamanın üstünlüğü kuralını kabul etmelidir. Cumhurbaşkanı sorumsuz ve yetkisiz olmalıdır.Başkanlık sistemi, Türkiye'de çok kısa bir zamanda bir "Başkan Baba", bir diktatör yaratır. Dünyadaki uygulamalara bakınca, başkanlık sisteminin sadece ABD'de başarılı olduğu görülür. Bunun nedenini, ABD'nin tarihsel gelişiminden kaynaklanan federal sisteminin özelliğinde aramak gerekir. Federal devletin kuruluşunda, eyaletler bir kısım yetkilerini federal iktidara bırakmışlardır. Asıl olan eyaletlerin yetkileridir. Federal devletin yetkileri tahdididir. Merkeziyetçi geleneğin bulunduğu ülkelerde, merkez bir kısım yetkilerini yerel birimlere devredebilir. Asıl olan merkezin yetkileridir. Denge her zaman merkezi iktidar lehine değişebilir. Geniş yetkilere sahip olan Başkan, böyle bir sistemde, yerele bırakılan yetkileri geri alıp merkezileşmeye gidebilir ve totaliter bir yönetimin başında diktatör olur. 70 yılı aşkın bir süredir katı merkeziyetçi ve bürokratik bir sistemle yönetilen Türkiye'de, ademi merkeziyetçiliğe gidilmesi durumunda bile, başkanlık sistemi totaliter bir iktidar yaratır. Bu nedenle, parlamenter sistemden vazgeçmemek ve başkanlık sistemini kabul etmemek gerekir.
ı) 1921 Anayasasındaki "tüzel kişiliği" olan "özerk" il ve nahiyeler anlayışından hareketle, yerel meclislerin, vali ve kaymakamların seçimle işbaşına geldiği bir ademi merkeziyetçi sistem kabul edilmelidir. Merkezi iktidarı dengeleyecek bir "yerel iktidar" olgusu yaratılmalıdır.
j) "Türk" kimliği bir alt kimlik olarak kabul edilmeli, bütün etnik ve kültürel farklılıklar birer alt kimlik olarak "Türkiye" üst kimliğinde birleştirilmelidir. "Türkiye" bütün etnik ve kültürel alt kimlikleri içinde barındıran bir üst kimlik olarak anayasada yer almalıdır.
Yeni anayasada milliyetçi ideoloji değil, demokrasi ve insan hakları değerleri belirleyici olmalı ve bir hukuk devletinin oluşması sağlanmalıdır.
Türkiye'nin girdiği çıkmazdan kurtulmasının tek yolu budur.



Anayasa Mahkemesi'ni sadece Çankaya seçmeyecek
Neşe Düzel - Radikal:
Erdoğan benden 'sivil anayasa' yapmamı istedi. Yeni bir yapı istiyor. Başkanlık sisteminde diretmiyor. AB'nin anayasası belli. Bizim yeni anayasa da o standartlarda olacak
· Anayasa Mahkemesi üyelerinin 1961 Anayasası'ndaki gibi seçilmesini öneririz. Üyeleri tek bir organ seçmiyordu. Ulusal egemenliğin temsilcisi Meclis de üye seçiyordu
· Yeni Anayasa'da MGK hiç olmayabilir. Adını, 1949'daki gibi 'Milli Savunma Yüksek Kurulu' olarak değiştirmek gerekiyor.
MGK sendika dahil her şeyle ilgilendi bugüne kadar

NEDEN? Zafer Üskül
CHP'nin eski üyelerinden ve sol dünyanın saygın isimlerinden anayasa hukukçusu Prof. Zafer Üskül'ün AKP'den milletvekili adayı olması çok insanı şaşırttı. Üskül'ün AKP'yi tercih etmesi kadar, AKP'nin böyle birine adaylık teklif etmesi de insanların ilgisini çekti. Aralarındaki ortak noktanın ne olduğu, AKP'nin Üskül'ü nasıl ikna ettiği merak edildi. Üskül'ün anayasa uzmanı olması, anayasa konusunun bu birliktelikte önemli bir işlevi olduğunu düşündürdü. TÜSİAD'ın son demokratikleşme raporunu yazan, geçmişte birkaç kez anayasa taslağı hazırlayan Üskül'e, bu siyasi birlikteliğin nedenlerini sorduğumuzda, AKP'nin yeni ve sivil bir anayasa hazırlamak istediğni söyledi. Belli ki seçimden sonra bu anayasa taslağını hazırlama görevi, toplumda bu konuda saygıdeğer ve güvenilir bir konumu olan Üskül'e verilecek. Üskül'le nasıl bir anayasa hazırlanacağını, AKP'nin taleplerini, diğer partilerden anayasayla ilgili nasıl tepkiler beklediğini konuştuk.

Doğrusu AKP'den aday olarak insanları epey şaşırttınız. Başka partilerden adaylık teklifi gelmiş miydi?
Hayır başka partilerden adaylık teklifi gelmedi.

Peki bu seçimlerde CHP'den size adaylık teklifi gelse, gene AKP'yi mi tercih ederdiniz?
AK Parti'yi tercih ederdim.

AKP ile aranızda hangi konularda tam bir fikir birliği var?
AK Parti ile aramda demokratikleşme konusunda fikir birliği var. Yeni, sivil bir anayasa hazırlama konusunda fikir birliği var. Kurumların iyi işlemesini sağlayacak değişiklikler yapma konusunda fikir birliği var. Mesela son dönemde gördük. Yargı organı hukuka çok da uygun olmayan kararlar verebildi. Bunların değiştirilmesi ve düzeltilmesi gerekiyor artık. Aslında benim AK Parti ile aramdaki fikir birliği, 12 Eylül Anayasası'nın rafa kaldırılması ve artık yama tutmayan bu Anayasa yerine 'demokratik, sivil bir uzlaşma anayasasının yapılması konusunda var.

AKP gereken çoğunluğa sahip olursa yeni anayasayı siz mi hazırlayacaksınız?
Hayır, çünkü hiçbir siyasi parti tek başına bir anayasa hazırlayamaz.

Peki AKP'nin yeni anayasa girişiminin başında siz mi olacaksınız? AKP'nin yeni anayasa taslağını siz mi hazırlayacaksınız? Muhtemelen öyle olacak. Bir taslak hazırlayacağız. Tayyip Erdoğan'ın bana adaylık teklif ederken benden istediği de bu oldu. Onun kullandığı kelimelerle söylersem, 'demokratik sivil bir uzlaşma anayasası'nın yapılmasını istedi benden. 'Benden ne bekliyorsunuz' diye sorduğumda, 'Böyle ağır bir yükü size bırakmak istiyoruz' dedi. Tabii ki anayasayı ben tek başıma hazırlamayacağım. Ama böyle bir sorumluluğu bana bırakmak istediğini belirtti. Bu kadar yıldır 12 Eylül Anayasası'nın kötülüğünü, yanlışlığını, eksikliğini anlatan biri için, bu tabii ki kışkırtıcı bir teklifti. Üstelik, bugüne dek birkaç anayasa taslağı hazırlamış ve hazırlanmasına katkıda bulunmuş biri için çok çekici bir teklifti. Açıkçası, 'Nihayet elime bir fırsat geçti' diye düşündüm.

Yeni bir anayasa konusunda Tayyip Erdoğan ne istiyor?
Tayyip Erdoğan yeni bir yapı, yeni bir anayasa istiyor. Bu konuda da son derece açık. İlle kurulacak yeni yapı şöyle olsun, böyle olsun demiyor. 'Tartışılsın, biz hepsine hazırız' diyor. 'Parlamenter sistem denirse hay hay. Yarı başkanlık denirse yine hay hay. Başkanlık sistemi istenirse, ona da hayır demeyiz. Yeter ki düzgün bir anayasa yapılsın' diyor. Erdoğan esas olarak darbe anayasasının değişmesini istiyor. 'Artık bu Anayasa yama tutmuyor, bunun yerine doğru dürüst bir anayasa yapılsın' diyor.

Sizin doğru dürüst dediğiniz anayasa nasıl bir anayasa peki?
Doğru dürüst anayasa şu. Bir kere Cumhuriyet'in temel ilkeleriyle ilgili hiçbir tartışma söz konusu değil. Devlet bir cumhuriyet olacak. Devlet, üniter devlet olacak. Devlet, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olacak. Bu konuda bir tartışma yok. Ama bu anayasa, insan onurunun öne çıkacağı bir anayasa olacak. İnsan hakları Avrupa standartlarında olacak. Sonuç olarak biz Avrupa Birliği'ne girmek isteyen bir ülkeyiz. Tayyip Erdoğan da AB'ye üyelik sürecini sürdürmeye kararlı. AK Parti böyle bir kararlılık içinde. Dolayısıyla Türkiye'nin yapacağı yeni anayasa, öyle Amerika'yı yeniden keşfeden bir anayasa olmayacak. Avrupa'nın anayasa anlayışı, standartları belli. Bizim yeni anayasamız da en kısa ifadeyle, o standartlarda bir anayasa olacak. AB üyesi bir ülkenin anayasası olacak bu.

Peki sizin aklınızda bir anayasa taslağı var mı?
Var tabii. Yeter ki öbür siyasi partiler de yeni bir anayasa yapma iradesini ortaya koysunlar ve çalışmalara katılsınlar. Sonuç olarak bu anayasa bir 'uzlaşma anayasası' olacağı için, tüm siyasi partiler ve Meclis'in dışındaki sivil toplum kuruluşları da bu sürece katılacak ve bütün bu tartışmaların sonucunda bir metin ortaya çıkacak. Ve bu metin, benim metnim olmayacak. Muhtemelen AK Parti'nin metni de olmayacak...

Diğer partiler yeni anayasa hazırlanmasını kabul eder mi? Göreceğiz. Biz bunu istiyoruz. Yeni bir anayasa yazmak gerekiyor. Mevcut Anayasa düzeltilemez. Bu Anayasa'nın ruhu ortadan kalkmıyor, kaldırılamıyor. Darbe ruhu bir yerlerde hep var. Şu anda herkes bir seçim stratejisi sürdürüyor ama, seçimlerden sonra göreceğiz. Deniz Baykal'ın geçmişte, 'Biz bu Anayasa'nın sahibiyiz. Onu koruyacağız' diye açıklamaları var ama seçimden sonra CHP fikir değiştirebilir. MHP'nin Anayasa'yı değiştirme niyeti olduğu söyleniyor. Değiştirmek için en azından girişimde bulunalım, biz uzlaşmaya çalışacağız. Yeni meclise farklı tavırla girileceğinden umutluyum ben.

Niye umutlusunuz?
Eğer eski çatışmalar sürdürülürse, bu defa gerçekten rejim krize girer. Bunun altında hepimiz kalırız. Siyasi parti olarak CHP de bunun altında kalır. Bunu isteyeceklerini zannetmiyorum. Bu bir. İkincisi de, yeni seçilmiş bir mecliste, milletvekilleri bir rejim krizine yol açacak davranışlarda bulunmayacaklardır. Çünkü milletvekili üç ay sonra tekrar seçime gitmek istemeyecektir. Dolayısıyla uzlaşma daha kolay sağlanacaktır.

Anayasa Mahkemesi'nin 367 kararından sonra, bugünkü yasalarla cumhurbaşkanı seçmek çok zorlaştı. Meclis, yeni bir cumhurbaşkanı seçebilecek mi?
Seçecek. Merak etmeyin, hiç sorun çıkmaz. Çünkü yaşananlardan herkes ders aldı. Cumhurbaşkanını seçemezsek, bir türlü cumhurbaşkanı seçemeyen bir meclisle karşı karşıya kalırız ki, bu bir rejim krizi demektir. Üstelik bu seçememenin arkasında bazı müdahaleler olduğu da biliniyor.

Son 367 kararı, Anayasa Mahkemesi'nin istediğinde, sistemi kilitleyecek bir gücü olduğunu ortaya koydu. Anayasa Mahkemesi'ni ise kontrol edecek bir güç yok. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Yeni anayasada Anayasa Mahkemesi'nin görevi nasıl tarif edilmeli?
Anayasa'nın maddelerini, tartışmaya imkân vermeyecek şekilde çok açık bir dille yazarak, Anayasa Mahkemesi'yle ilgili tartışmaları ancak bir ölçüde çözebilirsiniz. Çünkü Anayasa Mahkemesi'nin görevini nasıl tarif ederseniz edin, yargıç kültürünü anayasa hükmüyle belirleyemeyeceğiniz için, yargıç kültüründen, zihniyetinden kaynaklanan sorunlar kolay kolay bitmez. Bu arada, Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçimini de yeniden düşünmek gerekiyor. Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçimini 1961 Anayasası'nın öngördüğü şekilde yapmak herhalde daha doğru ve mümkün olacak .

Anayasa Mahkemesi'ni kim seçiyordu o zaman?
1961 Anayasası'nda üyeleri cumhurbaşkanı, Meclis, hükümet, yargı organı seçiyordu. Yani ulusal egemenliği temsil eden Meclis de üyelerin seçiminde söz sahibiydi. Böylece Anayasa Mahkemesi'yle ulusal egemenliğin sahibi olan millet arasında bir bağlantı kuruluyordu. Üye seçiminin 1961 Anayasası'ndaki gibi olmasını herhalde biz de öneririz. Biliyorsunuz, 1982 Anayasası'ndan beri, üyelerin tamamını tek bir organ, yani cumhurbaşkanı seçiyor.

Bildiğim kadarıyla siz Türkiye için parlamenter sistemi savunuyorsunuz. Erdoğan ise başkanlık sistemine geçmek istiyor. Başbakan'la aranızdaki bu temel farkı nasıl gidereceksiniz? Yoksa Erdoğan başkanlık sistemi isteğinden vaz mı geçti?
Başbakan'ın bu konuda katı bir düşüncesi yok. 'Tartışalım, en uygun sistem hangisiyse, üzerinde anlaşalım' diyor. 'Parlamenter sisteme karşıyım' demiyor. Ben iyi şeyler yapabileceğimiz konusunda umutluyum.

Yeni bir anayasa hazırlanırsa asker-siyaset ilişkisi ne olacak?
Bu ilişki Avrupa'da nasıl düzenlenmişse öyle düzenlenecek. Tabii asker-siyaset ilişkisinde, yazılı kuralların ötesinde geleneklerden gelen bazı davranış biçimleri var. Bunları ne yazarsanız yazın ortadan kaldıramazsınız. Bu, zihniyet değişimi gerektiren bir şeydir ama, bu böyledir diye kuralları koymamak da olamaz.

Kuralları koymak ve kurallara uymayana yaptırım getirmek, zihniyetin değişmesine yol açmaz mı? Kuralları koymadan zihniyet değişebilir mi?
Değişmez. Ama kurallar değişti diye ertesi gün de zihniyet değişmez. Mesela mevcut yasalar, siyasal sistemi ortadan kaldıran bir müdahaleyi suç sayıyor. Buna ceza öngörüyor. Ama Türkiye'nin talihsizliği başka bazı ülkelerde olduğu gibi darbe yapanları yargılayamamış olmasıdır. Buna cesaret edilemedi herhalde.


Devamını okumak için tıklayınız

Baş tarafını okumak için tıklayınız

 

Diğer Yazılar için tıklayınız



Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla