Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR

info@minidev.com

Demokratik bir anayasa nasıl olmalı? (1)
Doç. Dr. Mustafa Şentop - Zaman /
09. 08. 2007
Yargı reformu:
Hemen ve şimdi

Dr. Ümit Kardaş -Yeni Şafak /
09. 08. 2007
İlk anayasamızın
mantığı duruyor

Avni Özgürel-Radikal /
09. 08. 2007

 

 

 

 

 

 

Yargı reformu: Hemen ve şimdi (Devamı)

ASKER VESAYETİ KALKMALI

Yargının demokratikleşmesinde kurulacak anayasal çatı da önemlidir. Yeni Anayasa'da MGK gibi yarı askeri bir kurum, askeri mahkemeler, disiplin mahkemeleri, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi gibi askeri kurumlar yer almamalıdır. Böylece Anayasa, askerin yürütme erkine ortak olmasını ve kendisine ait cezai ve idari yargı alanları yaratmasını önlemiş, yargılama birliği ilkesinin ihlalini ortadan kaldırmış olacaktır. Öncelikle askerin siyaset kurumu üzerindeki vesayeti ve kendisine hukuk alanı yaratması sonucu oluşan hukukun zemin yitirmesi önlenmiş olacaktır. Bu Anayasa'da yasal hakim ilkesi değil, tabii hakim ilkesi açıkça düzenlenmelidir. Yeni anayasada cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemler, YAŞ ve HSYK gibi organların aldıkları tüm kararlar dahil hiçbir organın işlem ve eylemlerinin yargı denetimi dışında kalmayacağı öngörülmelidir. Böylece hukukla sınırlanmış bir siyaset ve bürokrasi çerçevesi çizilmiş olacaktır. Hukuk devletinin temelleri belirlenecektir.

Hak arama özgürlüğünün kullanılmasını zorlaştıran unsurlardan biri de memur güvencesidir. 1329 tarihli Kanunu Muvakkat kaldırılmış olmakla birlikte, yerine konan 4483 sayılı yasa sorunu gidermemiştir. İşkence ve eziyet suçlarından soruşturma yapılmasında yetkili idari merciden izin alınması zorunluluğunun kaldırılması olumlu olmakla birlikte, memurların işlediği iddia edilen diğer suçlara ilişkin sorunlar ortada durmaktadır. Bunun için Anayasa'nın 129. maddesinin son fıkrasının kaldırılması gerekmektedir.

Adil yargılanma hakkı, yargılama organi- zasyonunun tek çatı altında toplanmasıyla sağlanabilir. Tek bir yargıç statüsü, tek çatı olarak Yargıtay altında toplanmış, uzmanlık dalları olan yargı organizasyonu, tek bir ceza usul yöntemi hem yargılama birliğini hem de hukuk güvenliğini sağlayacaktır. Güvenceli savcılara bağlı, hukuk eğitiminden geçmiş, teknolojik bakımdan donanımlı adli kolluk örgütü kurulması, kaliteli hukuk eğitimi, iyi seçilmiş hakim, savcı, avukat ve adli personel kadrosunun sağlanması önemlidir. Hakim tarafsızlığı hem yukarıda belirtilen ilkelerle hem de hukukçuların bilgi ve vicdan sahibi olmalarıyla yakından ilgilidir. Türkiye'de askeri vesayet ve devlet ideolojisi hakim tarafsızlığını etkilemektedir. Bu durumda hakimin bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruması kolay değildir.

Almanya'da hukuk öğrenimi yedi dönemdir. Bu dönemin sonunda diploma verilmez. Kişi 1. yeterlik sınavına giriş hakkını kazanır. Bu sınavda iki hak tanınmış olduğundan kendisini hazır hissetmeyen öğrenci sınava girmez. Sınavı kazananlar ise devletin ücret verdiği, 2,5 yıl süren staja başlar. Stajın sonunda yapılan 2. yeterlik sınavını kazananlar tam hukukçu "Assessor" unvanını alır. Assessor, hakimlik mesleğini yapabilecek tarzda yetiştirildiğinden diğer meslek gruplarına (avukatlık, noterlik, savcılık, şirket avukatlığı) kolayca uyum gösterir.

HUKUKÇU OLMAYAN HAKİM OLAMAZ
Hukuk fakültesi mezunu olmayanların hakim olmaları önlenmelidir. Hukuk nosyonu olmayan, hukuk felsefesi, hukuk sosyolojisi altyapısı bulunmayan meslek sahiplerine hakimlik yaptırmak hukukun temel ilkelerine aykırıdır. Almanya örneğinde görüldüğü gibi bir hukukçuya bile tam hukukçu demek ne kadar zor olmaktadır. Türkiye'de ise idari yargıda hukukçu olmayan kişiler hakim olabilmektedir. Bu uygulamanın kaldırılması zorunludur. Yine Anayasa Mahkemesi'nde de hakimlik kariyeri olmayan üyeler bulunmaktadır. Bu mahkemenin yüce divan olarak ceza yargılaması yaptığı düşünüldüğünde böyle bir yapılanmanın sakıncaları ortaya çıkmaktadır. Anayasa Mahkemesi'ne hakimlik, avukatlık, akademisyenlik alanında belli bir düzeye gelmiş olanlar arasından üye seçimi yapılmalı, bu mahkemeye parlamento üye seçebilmeli, yurttaşlara bireysel başvuru hakkı tanınmalı, görev alanı insan hak ve özgürlüklerini güvenceye alacak şekilde yeniden belirlenmelidir. Ayrıca Adalet Bakanlığı'nın bütçeden aldığı payın artırılıp han ve apartmanlardan bozma yerlerde adalet dağıtılmasına son verilmesi zorunludur.

Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu'nda yapılan son değişiklikler özgürlüğü kısıtlayacak uygulamaların yolunu açacak niteliktedir. Böylece rejim askeri vesayete dayalı polis-devlet (çelikten devlet) olarak demokrasi ve hukuk dışılığa savrulmuştur. Yargının demokratikleşmesinin rejimin demokratikleşmesi açısından yaşamsal önemde olduğu ortadadır. Türkiye'nin geleceği yargının demokratikleştirilmesiyle yakından ilgilidir.

Dr. Ümit Kardaş
Emekli Askeri Hakim




İlk anayasamızın mantığı duruyor
Avni Özgürel / Radikal:

İlk anayasamızın ilanının üzerinden 131 sene geçti. Tarih sayfalarında kaldı artık Kanunu Esasi. Ama bugün yürürlükte olan 1982 Anayasası da dahil bütün anayasa metinlerine onun mantığı sindi...

27 Mayıs darbesinin ürünü 1961 Anayasası'nı nedense fazla seven aydınlarımız, 12 Mart muhtırası ve 12 Eylül ihtilali sonrası 'sivil anayasa' tabirine takıldı. Ancak anayasanın tümünü değiştirmek hem zahmetli ve siyasi açıdan riskli hem de geniş mutabakat gerektirdiği için ihtiyaç doğdukça tek tek maddeleri ölçeğinde ele alındı. Oysa şimdi, ilk kez Prof. Ergun Özbudun gibi hukukçu kimliğine kimsenin itiraz edemeyeceği bir bilim adamının yaklaşımıyla 1982 Anayasası'nın bütün halinde ele alınıp değiştirilmesine uygun ortam doğdu. Meseleye 'Atatürkçülük' çerçevesinden yaklaşan, dolayısıyla iyi niyetli girişimin akamete uğramasına davetiye çıkaran kışkırtıcılık engellemezse hedefe ulaşılması pekâlâ mümkün. Konu bu noktadayken Osmanlı'nın anayasal idare macerasını hatırlamamak elde değil.

Gülhane Hattı Hümayunu
Dileyen daha geriye gidip Fatih Kanunnamesi'nden yola çıkabilir. Ya da 1808'e gelip, Kabakçı Mustafa isyanıyla 3. Selim tahttan indirilip yerine 4. Mustafa geçirilince düzeni yeniden tesis etmek için Alemdar Mustafa Paşa'nın İstanbul'da idareyi ele almasıyla padişah olan 2. Mahmud'u güçlendirmek gayesiyle gerçekleştirilen Sened-i İttifak'a bakabilir.

Malum hadise; Alemdar Paşa Osmanlı'nın bozulan klasik düzeniyle ortaya çıkan yerel güç odaklarını temsil eden ayan üyelerini İstanbul'a çağırmış, kendi askerleriyle başkente gelen ve şehir dışında kamp kuran bu kişilerle devlet erkânı arasında Kâğıthane'de bir dizi toplantı yapılmıştı. Tartışmalar sonunda âyânın padişahın iktidarına kefil olduğu, padişahın da 'taşra hanedanları' diye anmak suretiyle yerel hâkimiyetlerini tasdik ettiği bir bildiri hazırlanıp imzalanmıştı. Sened-i İttifak bu belgenin adı. 2. Mahmud'un 'kul taifesi'nden saydığı kişilerin kefaletini gururuna yediremeyip bildirinin orjinalini bir öfke anında şömineye atıp yaktığını da söyleyeyim...

Demek istediğim, anayasa konusunda geçmişe dair çok şey söylenebilir; ama herhalde hukuk tekniği açıksından bakıldığında elimizde bulunan ilk belge Gülhane Hattı Hümayunu'dur. Yani 3 Kasım 1839 tarihli Tanzimat Fermanı. Aradan 20 yıla yakın zaman geçtikten sonra 18 Şubat 1856'da yayımlanan Islahat Fermanı'nı da bu çerçevede görmek lazım... Keza kuvvetler ayrılığı kavramının gündeme geldiği, laik düzenin terim olarak zikredilmemekle birlikte ima edildiği Sultan Aziz'in hem cülusunda hem de saltanatının onuncu yılında yayımladığı iki fermanı da. Ve nihayet 2. Abdülhamid'in tahta çıkmasıyla sadaret makamına gelen Mithat Paşa'ya gönderdiği 23 Aralık 1876 tarihli fermana bağlı Kanunu Esasi'yi.


Kanunu Esasi
'Temel kanun' manasındaki Kanunu Esasi 119 maddeden oluşuyordu. Gerçi uzun pazarlıklardan sonra Mithat Paşa padişahın hayli geniş olan yetkilerinin budanmasını kabul ettirememişti ama sonuçta Türkiye'nin anayasaya dayalı idareye geçişi sağlanmıştı. Bu ilk anayasada padişahın saltanat hakkı ve yetkileri girişte yedi maddede toplanmıştı. Yetkileri şöyle sıralanmıştı padişahın: Bakanların atanması, görevden azli, rütbelerinin belirlenmesi ve onlara verilecek nişanlara dair takdir hakkı padişahındı. Ayrıcalıklı eyaletlerin yönetimine gelecek valilerin tayini de padişahın yetkisindeydi. Ayrıca oralarda okunacak hutbelerde padişah adının zikredilmesi anayasa hükmü haline getiriliyordu. Yabancı devletle sulh anlaşmaları imzalanması, savaş ilanı da saltanat yetkisi olup padişah bundan dolayı silahlı kuvvetlerin başkumandanı mevkiindeydi. Askeriyeyle ilgili kanun ve yönetmeliklerin kaleme alınması, yayımlanması ve uygulanması, mebusların seçimi için gerekli ilan, toplanmalarına müsaade ve seçimlerin yenilenmesine karar vererek meclisin feshi hakkını elinde bulunduruyordu padişah.



Önceki sayfaya dönmek için tıklayınız

 

Devamını okumak için tıklayınız

 

Diğer Yazılar için tıklayınız



Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 



Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla